- Salih Avcı
- 20.02.2023
Tevekkül, Allah’?n taksimat?na ve kazas?na razı olup teslim olmakt?r. Lakin bu halinde çekirdekten a?aca kadar çok mertebe ve makamlar? vardır. şartları yerine getirdikten sonra neticesine razı olmak ve takdiri Allah’tan bilmek tevekkülün asgari ve çekirdek bir tan?m?d?r. Bundan sonras? kişilerin marifet ve imanına göre tecelli eder.
Tevekkül, imanın bir meyvesi ve neticesi olduğu için, iman ne kadar sağlam ve kuvvetli olursa, tevekkül de o nispette kuvvetli ve sağlam olur. İman? tahkiki olan birisinin tevekkülü de tahkiki olaca?? için, hayat kalitesi de ona göre yüksek olur, olaylar ona azap değil, sadece ibret verir. Bu sebepledir ki, mümin birisi ruhi rahatsızl?klar? daha rahat atlat?r. Zira bir çok manevi hastalıklar?n temelinde iman ve tevekkül zafiyeti vardır.
Tevekkül ile tembellik görünü?te bir birine yakın durur. Tevekkül,sebeplere müracaat ettikten sonra neticeyi Allah’tan beklemektir. Tembellik ise sebeplere müracaat etmeden neticeyi beklemek demektir.
Allah, kainattaki sebeplere de bir görev ve değer vermiştir. ?? ve icraatlar?n? da sebepler vas?tas? ile icra ediyor. Bu yüzden insanları da sebeplere riayet etmeye davet ediyor. Bu sebeplere riayet etmek, Allah’?n rububiyet ve uluhiyetine z?t bir şey değildir. Zira sebepler sadece bir ?art ve perdedir, yoksa hakiki icraatç? değildirler. Yani sebeplere ba?vurmak tevekküle z?t bir şey değil, bilakis Allah’?n emrine uymak olduğu için tevekkülü teyit ve takviye nitelişindedir.
"Meselâ, tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir. Terettüb-ü neticede tevekküldür. Semere-i sa'yine, k?smetine r?za kanaattir; meyl-i sa'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa, dûnhimmetliktir."(1)
Tevekkülün çerçevesi ve s?n?rlar? şu şekildedir: "Tertibi mukaddematta tefviz, tembelliktir." hükmünün manas?, bir şeye ula?makta vas?ta olan sebeplerin terk edilip Allah’a havale edilmesine denilir ki, bu da tembellikten başka bir şey değildir. Mesela bu?day? elde etmek için Allah sebepleri tertip ile s?raya koymu?. Önce tarlay? süreceksin, sonra tohumlayacaks?n, sonra sulayacaks?n, sonra ilaçlayacaks?n vs… Bu tertiplerden birini atlasan ya da sana bakan bu i?lerden birini Allah’a havale edip, "Ben tevekkül ehliyim." desen, bu?day? alamadı??n gibi, tembellik damgas?n? da yersin.
Zira Allah sana me?gale olsun diye sebeplerin haz?rlanmas?n? ve uyulmas?n? mecbur k?lm??. Sen sebepler noktas?nda tevekkül edip, sebeplerin haz?rlanmas?n? Allah’a havale etsen, hem neticeyi alamazs?n, hem de tembel olursun denilmi?tir.
Terettüb-ü neticede tevekkülünmanas? ise, insan kendine dü?en kısmın? tamam?yla yapt?ktan sonra, yani yukar?da denildişi gibi, bu?day? almak için gerekli tüm sebepleri yerine getirdikten sonra, art?k neticeyi Allah’tan beklemek gerekir. İşte buna tevekkül denir. Neticeyi Allah’a havale etmek gerekir. Zira insanın bu hususta yapacak bir şeyi kalm?yor. Bulutlar? toplamak, yağmuru vermek, bu?day?n k?zar?p olgula?mas?n? sağlamak için güneşi istihdam etmek… Bunlar insanın elinin ula?aca?? şeyler olmadığı için tevekkül gerekiyor. Onun için sebeplerde değil, neticede tevekkül etmek gerekiyor. Sebeplere müracaat çal??kanl?k, neticeyi Allah’a havale etmek ise tevekkül oluyor. ?kisi de güzel ahlaktan sayılm??lard?r.
Yirmi Üçüncü Söz'de Tevekkül bahsi güzel bir örnek ile ?öyle izah edilmektedir:
"Tevekkül, esbab? bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbab?, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba te?ebbüs ise, bir nevi dua-y? fiilî telâkki ederek, müsebbebat? yalnız Cenâb-? Hakk'tan istemek ve neticeleri Ondan bilmek ve Ona minnettar olmaktan ibarettir."
"Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer: Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlar?na ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye birer bilet al?p girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye b?rak?p, üstünde oturup nezaret eder. Di?eri, hem ahmak, hem ma?rur olduğundan, yükünü yere b?rakm?yor. Ona denildi:"
“A??r yükünü gemiye b?rak?p rahat et.”
"O dedi: “Yok, ben b?rakmayaca??m. Belki zayi olur. Ben kuvvetliyim; mal?m? belimde ve ba??mda muhafaza edeceşim.”
"Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kald?ran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki ba??n döner, yükünle beraber denize dü?ersin. Hem gittikçe kuvvetten dü?ersin. şu bükülmü? belin, şu akıls?z ba??n, gittikçe ağırla?an şu yüklere takat getiremeyecek. Kaptan dahi, e?er seni bu halde görse, ya divanedir diye seni tard edecek; ya “Haindir, gemimizi itham ediyor, bizimle istihzâ ediyor. Hapsedilsin.” diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazar?nda zaaf? gösteren tekebbürünle, aczi gösteren gururunla, riyay? ve zilleti gösteren tasannuunla kendini halka müdhike yapt?n. Herkes sana gülüyor” denildikten sonra o biçarenin akl? başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. “Oh, Allah senden razı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaral?ktan kurtuldum.” dedi."
"İşte, ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi akl?n? başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilencilişinden ve her hadisenin karşısında titremekten ve hodfuru?luktan ve maskaral?ktan ve ?ekavet-i uhreviyeden ve tazyikat-? dünyeviye hapsinden kurtulas?n."
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.