18px

Mehdiyet


Mehdiyet

RİSALE-İ NUR’DA İŞARÎ YOLLA GELECEĞE DAİR HABERLER

Mehdiyet, Hz. İsa’nın Nüzulü, İslâmiyet’in Gelecekteki Hâkimiyeti ve Kıyamete Doğru İnsanlığın Seyri

Giriş

Risale-i Nur Külliyatı'nda geleceğe dair meseleler anlatılırken iki farklı anlatım tarzını birbirinden ayırmak gerekir:

Birincisi: Kur’ân ve sahih hadislerin açıkça haber verdiği âhirzaman hadiseleridir.

İkincisi: Bazı ayet, hadis ve ibarelerin ebced-cifir hesabı, remiz, işaret ve mâna-yı işarî yönleriyle gelecekteki bazı tarihlere bakmasıdır.

Bediüzzaman Said Nursî ikinci kısmı hiçbir zaman vahiy derecesinde kesin gayb bilgisi olarak takdim etmez. Bilakis sık sık:

“Lâ ya’lemü’l-gaybe illallah — Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.”

kaydını koyar.

Özellikle kıyametin zamanıyla ilgili işarî hesapları zikrettikten sonra şu çok önemli ölçüyü verir:

“Hem kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalar ile bir nevi kanaat, bir galip ihtimal gelebilir.”

Dolayısıyla aşağıdaki tarihler:

“Kesinlikle şu yıl olacaktır.”

şeklinde değil;

“Risale-i Nur’da bu tarihe işaret veya ima edildiği ifade edilmektedir.”

şeklinde anlaşılmalıdır.


1. RİSALE-İ NUR’UN ÂHİRZAMAN TASAVVURU

Risale-i Nur'a göre insanlık tarihi düz bir çizgide ilerlememektedir. Manevî bakımdan büyük imtihanların yaşandığı dönemlerden sonra yeniden iman ve Kur’ân hakikatlerinin kuvvetleneceği bir dönem gelecektir.

Bediüzzaman'ın meşhur ifadesi şöyledir:

“İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak; ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak.”

Bu ifade sadece Müslüman devletlerin siyasî bakımdan güçlenmesi anlamında değerlendirilmemelidir.

Buradaki asıl vurgu:

Kur’ân hakikatlerinin, iman esaslarının, tevhidin, adaletin, hak ve hakikatin insanlık üzerinde yeniden kuvvet kazanmasıdır.

Böylece Risale perspektifinden geleceğin genel seyri kabaca şöyle düşünülebilir:

Manevî tahribat → iman hizmeti → Mehdiyet → İslâm dünyasında ihya → İsevîliğin tasaffisi → İslâmiyet ile hakikî İsevîliğin ittifakı → dinsizlik cereyanlarının mağlubiyeti → din-i hakkın kuvvetlenmesi → daha sonraki bozulma → kıyamet.

Ancak bu sıralamadaki bütün aşamalar için kesin takvim verilmemiştir.


2. MEHDİYET NEDİR?

Risale-i Nur'da Mehdiyet yalnızca bir kişinin ortaya çıkması şeklinde ele alınmaz.

Bediüzzaman'ın yorumunda şahıs ile şahs-ı mânevî birlikte düşünülür.

Yani Hz. Mehdi bir şahıstır; fakat onun büyük vazifelerinin arkasında:

  • talebeleri,

  • âlimler,

  • ehl-i velâyet,

  • seyyidler,

  • İslâm dünyasının manevî kuvvetleri,

  • geniş bir cemaat,

  • İttihad-ı İslâm

bulunacaktır.

Bu sebeple milyonlarca insanı ilgilendiren bir medeniyet ve iman hareketini yalnızca tek bir kişinin şahsî faaliyetlerine indirgemek Risale'nin meseleye bakışını daraltır.

Bediüzzaman özellikle üç büyük vazifeden bahseder:

İMAN → HAYAT → ŞERİAT

Bu üçlü, Mehdiyet meselesini anlamanın anahtarlarından biridir.


3. BİRİNCİ DEVRE: İMAN

Mehdiyetin en büyük vazifesi imanı kurtarmaktır.

Bediüzzaman'a göre hakikat bakımından üç vazifenin:

en büyüğü, en kıymetlisi ve en önemlisi iman meselesidir.

Çünkü iman olmadan İslâmî hayatın kalıcı şekilde kurulması mümkün değildir.

İnsan önce:

Allah'a inanmalı,

sonra:

Allah'ın istediği şekilde yaşamak istemeli,

daha sonra:

toplum hayatını adalet ve vahyin prensipleri doğrultusunda düzenlemelidir.

Bu sebeple değişim dışarıdan içeriye değil;

kalpten topluma

doğru başlamaktadır.


4. İMAN SAFHASININ TEMEL HEDEFİ

Birinci vazifenin temelinde:

tahkikî iman

vardır.

Yani taklit yoluyla:

“Ben Müslümanım.”

demekten daha ileri giderek insanın:

Allah'ın varlığını ve birliğini, nübüvveti, Kur’ân'ın hak olduğunu, haşri, kaderi ve diğer iman esaslarını aklen ve kalben tahkik etmesi hedeflenmektedir.

Risale-i Nur'un özellikle bu vazifeye yoğunlaşmasının sebebi budur.

Bediüzzaman kendi zamanındaki büyük tehlikeyi yalnızca siyasî bir bozulma olarak görmez.

Daha derinde:

materyalizm, pozitivizm, tabiatçılık, ateizm ve inkâr-ı ulûhiyet

gibi cereyanların insanın imanını hedef aldığını düşünür.

Dolayısıyla ilk mücadele:

devlet ele geçirmek değil, kalpleri inkârdan kurtarmaktır.


5. NEDEN ÖNCE İMAN?

Çünkü iman köktür.

Şeriat ve İslâmî hayat ise o kökten çıkan gövde, dal ve meyveler gibidir.

Kök çürümüşse yalnızca dalları düzeltmek uzun vadede yeterli olmayacaktır.

Bu yüzden Risale-i Nur'un geleceğe ilişkin yaklaşımını şu temsil çok güzel anlatabilir:

Birinci kat: İMAN

Kalplerin ve fikirlerin yeniden inşası.

İkinci kat: HAYAT

İmanın ahlâka ve toplum hayatına dönüşmesi.

Üçüncü kat: ŞERİAT

İslâmî adalet ve hukuk prensiplerinin toplumsal ve kurumsal hayata yansıması.

Bu sebeple:

Mehdiyet ani bir siyasî devrimden ziyade çok geniş bir iman ve medeniyet ihyasıdır.


6. İKİNCİ DEVRE: HAYAT

İman kuvvetlendikten sonra ikinci büyük mesele ortaya çıkar:

Hayat

Buradaki “hayat”, sadece insanın biyolojik hayatı değildir.

Kastedilen:

hayat-ı içtimaiye, yani toplum hayatıdır.

İman kalpte kalmayacaktır.

İman:

  • aileye,

  • ticarete,

  • eğitime,

  • ahlâka,

  • kardeşliğe,

  • adalete,

  • yardımlaşmaya,

  • iktisada,

  • insan ilişkilerine

yansıyacaktır.


7. HAYAT SAFHASI NASIL OLACAK?

İnsanlar yalnızca:

“Allah vardır.”

demeyecek;

Allah'a imanlarının gereğini hayatlarında göstermeye başlayacaklardır.

Mesela:

Faizden kaçınmak,

kul hakkına dikkat etmek,

israftan sakınmak,

zinadan uzak durmak,

aileyi korumak,

doğruluğu esas almak,

rüşvetten kaçınmak,

zekât ve infakı yaygınlaştırmak,

adaleti savunmak,

Müslümanlar arasında kardeşliği güçlendirmek

gibi esaslar toplumda karşılık bulacaktır.

Böylece:

iman ferdî olmaktan çıkıp medeniyet kurucu bir güce dönüşecektir.


8. İTTİHAD-I İSLÂM

Bu safhanın en önemli unsurlarından biri İttihad-ı İslâmdır.

Bunun anlamını bütün Müslümanların tek bir devlet altında zorla toplanması şeklinde daraltmak doğru değildir.

Risale'nin genel prensipleri açısından İttihad-ı İslâm:

Müslüman milletlerin iman, kardeşlik, ilim, iktisat, ahlâk ve ortak maslahatlar üzerinde dayanışması

şeklinde daha geniş anlaşılabilir.

Mehdiyetin sonraki büyük vazifelerinin gerçekleşebilmesi için geniş bir toplumsal kuvvet gerekecektir.

Bediüzzaman özellikle ikinci vazifenin yalnız manevî gayretle değil, büyük bir maddî kuvvet ve hâkimiyet gerektireceğini belirtir.


9. ÜÇÜNCÜ DEVRE: ŞERİAT

Üçüncü geniş daire:

Şeriat

meselesidir.

Burada çok önemli bir yanlış anlaşılmayı gidermek gerekir.

Risale perspektifinde şeriat yalnızca:

ceza hükümleri

demek değildir.

Şeriat;

ibadet,

aile,

ahlâk,

ticaret,

miras,

adalet,

kul hakkı,

sosyal yardımlaşma,

kamu hukuku,

yönetim ahlâkı

ve insanın Allah'a karşı vazifelerini kapsayan geniş bir sistemdir.

Bediüzzaman, zamanın inkılapları sebebiyle birçok Kur’ân hükmünün zedelendiğini ve Şeriat-ı Muhammediye'nin hükümlerinin bir derece tatil edildiğini ifade ederek, gelecek zatın bu büyük vazifede bütün ehl-i imanın manevî yardımı, İttihad-ı İslâm ve ulema, evliya ve Âl-i Beytin desteğiyle çalışacağını söyler.


10. NEDEN ÜÇ VAZİFE AYNI ANDA GERÇEKLEŞMİYOR?

Bediüzzaman'ın bu noktadaki açıklaması son derece önemlidir.

Bir insanın veya bir cemaatin:

imanı, toplum hayatını ve dünya çapındaki siyasî-hukukî düzeni

bir anda değiştirmesi âdetullaha uygun değildir.

Bu nedenle değişim tedricidir.

Önce:

İMAN

sonra imanın meydana getirdiği:

HAYAT

daha sonra uygun toplumsal zeminde:

ŞERİAT

öne çıkar.

Bediüzzaman “o zat şimdi olsa da” üç meseleyi birden bütün yeryüzünde değiştirmesinin âdetullaha uygun olmayacağını söyler.

Dolayısıyla Mehdiyeti:

bir gecede bütün dünyanın değişmesi

şeklinde düşünmek yerine;

nesillere, cemaatlere ve büyük toplumsal dönüşümlere yayılan bir ihya hareketi

olarak anlamak Risale'nin yaklaşımına daha uygundur.


11. “BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT” MESELESİ

Tarihçe-i Hayat'ta çok dikkat çekici bir ifade bulunmaktadır:

“Farazâ hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât dahi bu zamanda gelse...”

Buradan hareketle bazı okuyucular Hz. Mehdi'nin geliş zamanını hesaplamaya çalışmıştır.

Ancak burada çok dikkatli olmak gerekir.

Bu cümle:

“Şu Miladî yılda kesin olarak Mehdi çıkacaktır.”

şeklinde açık bir tarih vermemektedir.

Üstelik farklı neşir ve nüshalarda “bir asır sonra gelecek” ibaresinin bulunup bulunmaması üzerine de metin tarihi tartışmaları vardır. Bazı nüshalarda ifade mevcutken bazılarında daha kısa şekli görülmektedir.

Bu sebeple buradan kesin bir doğum, zuhur veya görev başlangıç yılı çıkarmak ilmî bakımdan ihtiyatlı değildir.


12. HZ. İSA ALEYHİSSELÂM GERİ GELECEK Mİ?

Risale-i Nur'un cevabı açıktır:

Evet.

Bediüzzaman Hz. İsa'nın farklı bir hayat tabakasında bulunduğunu kabul eder ve âhirzamanda geleceğini açıkça ifade eder.

Mektubat'ta Hz. İdris ve Hz. İsa'nın:

beşerî hayatın normal ihtiyaçlarından sıyrılmış, melek hayatına benzeyen nuranî bir hayat tabakasında

bulundukları anlatılır.

Bediüzzaman:

“Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye ile amel edecek...”

mealindeki hadisi esas alır.

Dolayısıyla Risale'nin yaklaşımı yalnızca sembolik bir “İsevîlik ruhunun doğması” değildir.

Hz. İsa'nın şahsının da geleceğini kabul eder.


13. HZ. İSA'NIN GELİŞİ NASIL OLACAK?

Bediüzzaman burada çok ince bir yorum yapar.

Hz. İsa'nın gelişi iki boyut taşımaktadır:

Şahsî boyut

Hz. İsa Aleyhisselâmın bizzat gelmesi.

Şahs-ı mânevî boyutu

Hakikî İsevîliğin hurafelerden temizlenerek Kur’ân hakikatlerine yaklaşması.

Bediüzzaman'a göre mevcut Hıristiyanlık içerisinde bir tasaffi, yani arınma gerçekleşecektir.

Hurafalar ve tahriflerden temizlenen hakikî İsevîlik:

hakaik-i İslâmiye ile birleşecektir.

Bediüzzaman bunu:

“Mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir.”

şeklinde ifade eder.


14. İSLÂMİYET İLE HAKİKÎ İSEVÎLİĞİN İTTİFAKI

Bu, Risale'nin geleceğe ilişkin en dikkat çekici öngörülerinden biridir.

İslâmiyet ile hurafelerden arınmış hakikî İsevîlik birbirleriyle mücadele etmek yerine:

ortak dinsizlik cereyanına karşı birleşecektir.

Bediüzzaman'a göre:

İslâmiyet metbû, yani esas ve tâbi olunan; tasaffi etmiş İsevîlik ise tâbi konumunda olacaktır.

Bu birleşme sonucunda:

“din-i hak” büyük bir kuvvet kazanacaktır.


15. DECCALİN MAĞLUBİYETİ

Risale'de Deccal meselesi de yalnızca tek bir şahsa indirgenmez.

Deccalın:

şahsı

olduğu gibi;

bir de onun meydana getirdiği:

şahs-ı mânevî

vardır.

Bu şahs-ı mânevî özellikle:

materyalizm, tabiatçılık, Allah'ı inkâr ve dinsizlik cereyanını

temsil eder.

Bediüzzaman Hz. İsa'nın Deccalı öldürmesini iki yönden açıklar.

Bir yönüyle Hz. İsa'nın şahsı Deccalın şahsını mağlup eder.

Daha geniş anlamıyla:

Hz. İsa'nın temsil ettiği vahiy ve iman cereyanı, Deccalın temsil ettiği inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürür.


16. HZ. İSA NE ZAMAN GELECEK?

Burada önemli bir sınır vardır:

Risale-i Nur Hz. İsa'nın nüzulü için açık ve kesin bir Miladî tarih vermemektedir.

Dolayısıyla:

“2030'da gelecek.”

“2040'ta inecek.”

“Şu tarihte Mehdi'den sonra gelecek.”

gibi kesin hükümleri doğrudan Risale'ye mal etmek doğru değildir.

Risale'nin verdiği şey daha çok olayların sıralaması ve manevî şartlarıdır.

Hz. İsa'nın nüzulü:

Deccalî dinsizlik cereyanının son derece kuvvetlendiği bir dönemde

gerçekleşecektir.

Bediüzzaman'ın ifadesiyle:

“İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda...”

hakikî İsevîlik ortaya çıkacaktır.

Demek ki Risale bize kesin yıldan ziyade:

nüzulün tarihî ve fikrî şartlarını

vermektedir.


17. İSLÂMİYET DÜNYAYA HÂKİM OLACAK MI?

Bediüzzaman bu konuda son derece ümitlidir:

“İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak.”

Ancak burada “dünyaya hâkimiyet” kavramının mutlaka bütün dünyanın tek bir siyasî İslâm devleti olması şeklinde anlaşılması gerekmez.

Bediüzzaman cümlenin devamında neyin hâkim olacağını açıklamaktadır:

“Hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak.”

Yani asıl hâkimiyet:

hakikatin hâkimiyetidir.


18. 1506 TARİHİ NEDİR?

Risale-i Nur'daki en dikkat çekici işarî tarihlerden biri 1506'dır.

Bediüzzaman âhirzamandan haber veren:

“Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar hak üzerinde galip olacaktır.”

mealindeki hadisin bazı bölümlerini cifir hesabıyla değerlendirir.

Hadiste geçen:

“Zâhirîne ale'l-hakk”

yani:

“Hak üzerinde zahir/galip olanlar”

ifadesinin makam-ı cifrîsinin:

1506

ettiğini söyler.

Ve bunu:

“Bu tarihe kadar zahir ve âşikârâne, belki galibane...”

şeklinde yorumlar.

Bu, Risale-i Nur'un gelecek tasavvurundaki en önemli işarî tarihlerden biridir.


19. 1506 NE ANLAMA GELİYOR?

Bediüzzaman'ın metnindeki doğrudan anlam:

hak üzere bulunan taifenin hizmetinin 1506'ya kadar zahir, açık ve belki galibane devam etmesi

şeklindedir.

Dolayısıyla:

1506 = doğrudan “Mehdi şu yıl çıkar” tarihi değildir.

Aynı şekilde:

1506 = kesin olarak bütün dünya İslâm devleti olacaktır

anlamına da gelmez.

Fakat Risale'nin genelindeki:

“İstikbal İslâmiyetindir”

müjdesiyle birlikte okunduğunda bazı yorumcular bunu İslâmî hakikatlerin gelecekte kuvvet kazanacağı geniş dönemin işaretlerinden biri olarak değerlendirmektedir.

Bu ikinci yorum ile Bediüzzaman'ın doğrudan söylediği şeyi birbirinden ayırmak gerekir.


20. 1542 TARİHİ

Aynı hadisin:

“Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî”

“Ümmetimden bir taife devam edecektir.”

kısmının cifrî makamını Bediüzzaman:

1542

olarak hesaplar.

Ve bunu söz konusu hak taifesinin nihayet-i devamına bir ima olarak değerlendirir.

1506'dan sonra 1542'ye kadar:

“gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine”

işaret bulunduğunu ifade eder.

Böylece metindeki tablo şöyledir:

1506'ya kadar

Zahir, açık, belki galibane hizmet.

1506–1542 arasında

Daha gizli ve mağlubiyet içerisinde tenvir vazifesinin devamı.

1542

Bu uzun hizmet devresinin nihayetine işaret.


21. 1545 VE KIYAMET

En dikkat çekici tarih:

1545

tarihidir.

Hadisin:

“Hattâ ye'tiyallahu bi-emrihî”

yani:

“Allah'ın emri gelinceye kadar”

bölümünün cifrî makamını Bediüzzaman:

1545

olarak verir.

Ardından:

“Kâfirin başında kıyamet kopmasına ima eder.”

der.

Fakat hemen arkasından çok önemli kayıt gelir:

“Lâ ya’lemü’l-gaybe illallah.”

Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez.

Ve ayrıca:

“Kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez.”

der.

Dolayısıyla:

1545 kesin kıyamet tarihi değildir.

Bediüzzaman'ın kendi ifadesiyle:

bir ima, remiz ve galip ihtimaldir.


22. HİCRÎ/RÛMΖMİLADÎ TARİH MESELESİ

Bu konuda internette ciddi bir karışıklık bulunmaktadır.

Bazı yorumlarda:

1506 → 2090

1542 → 2126

1545 → 2129

şeklinde dönüşümler yapılmaktadır.

Başka bazı çalışmalarda ise aynı rakamlar Hicrî kabul edilerek yaklaşık:

1506 → 2082

1542 → 2117

1545 → 2120

şeklinde verilmektedir.

Dolayısıyla Risale metnindeki 1506, 1542 ve 1545 rakamlarını Miladî takvime çevirirken hangi takvimin kastedildiğini ayrıca tahkik etmek gerekir.

Bu yüzden:

“Risale kesin olarak 2129'da kıyamet kopacak diyor.”

demek ilmî bakımdan doğru değildir.

Doğru ifade:

“Bediüzzaman bir hadisin cifrî hesabında 1545 tarihinin kıyamete ima ettiğini belirtmiş; fakat bunun kesin olmadığını özellikle söylemiştir.”

olmalıdır.


23. KIYAMET NEDEN MÜMİNLERİN BAŞINA KOPMAYACAK?

Risale'deki önemli noktalardan biri de budur.

Bediüzzaman:

“kâfirin başında kıyamet kopmasına”

ifadesini kullanır.

Bunun arka planında hadislerde bildirilen:

yeryüzünde Allah diyen kimseler bulunduğu müddetçe kıyametin kopmayacağı

manası vardır.

Buna göre büyük âhirzaman hadiselerinden sonra bir dönem din-i hak kuvvet kazanacaktır.

Fakat daha sonra insanlık tekrar bozulacaktır.

İman ehlinin azalması,

ahlâkın çökmesi,

dinsizliğin tekrar yayılması

ve Allah'ı zikredenlerin ortadan kalkmasıyla dünyanın yaratılış gayesinin insanlık açısından son safhasına yaklaşılacaktır.

Sonunda kıyamet:

imanın hâkim olduğu nesillerin değil, küfrün ağır bastığı son nesillerin üzerine gelecektir.


24. ÂHİRZAMANIN MUHTEMEL GENEL KRONOLOJİSİ

Risale-i Nur'daki farklı parçalar birlikte okunduğunda kesin tarihler iddiası olmaksızın şöyle bir genel şema kurulabilir:

1. Büyük iman buhranı

2. Materyalizm, tabiatçılık ve dinsizliğin kuvvetlenmesi

3. Kur’ânî iman hizmetinin yayılması

4. Tahkikî iman hareketinin güçlenmesi

5. Mehdiyetin birinci vazifesi: İMAN

6. İmanlı nesillerin yetişmesi

7. Mehdiyetin ikinci geniş dairesi: HAYAT

8. İslâm toplumlarının ahlâkî ve sosyal ihyası

9. İttihad-ı İslâmın kuvvetlenmesi

10. Mehdiyetin üçüncü geniş vazifesi: ŞERİAT

11. Kur’ânî adalet prensiplerinin sosyal hayatta kuvvetlenmesi

12. Hakikî İsevîliğin tasaffisi

13. Hz. İsa Aleyhisselâmın nüzulü

14. Hakikî İsevîlik ile İslâmiyetin ittifakı

15. Deccalî inkâr cereyanının mağlubiyeti

16. Din-i hakkın büyük kuvvet kazanması

17. Kur’ân ve iman hakikatlerinin geniş hâkimiyet devresi

18. Çok sonraki dönemde insanlığın yeniden bozulması

19. Hak üzere bulunan taifenin son dönemleri

20. İmanın yeryüzünden çekilmesine doğru gidiş

21. Kıyametin küfür ehlinin üzerine kopması

Bu kronolojinin bazı halkaları açık hadis rivayetlerine, bazıları Risale'nin yorumlarına, bazı sıralamalar ise farklı metinlerin birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır. Bu nedenle hepsini aynı kesinlik derecesinde görmek doğru değildir.


25. MEHDİ İLE HZ. İSA'NIN VAZİFELERİ ARASINDAKİ FARK

Risale'nin açıklamalarından hareketle çok sade biçimde:

Hz. Mehdi'nin cephesi

Daha çok:

İslâm âlemi içerisindeki iman tahribatı, bid'alar, nifak ve Süfyanî cereyan

ile ilgilidir.

Hz. İsa'nın cephesi

Daha çok:

bütün insanlığı etkileyen materyalist, ateist ve Deccalî inkâr-ı ulûhiyet cereyanı

ile ilgilidir.

Böylece iki büyük hareket birbirini tamamlar.

Bir tarafta:

Muhammedî iman hizmeti

diğer tarafta:

tasaffi etmiş İsevîlik

bulunur.

Sonunda ikisinin ittifakı:

Deccalî dinsizliğin büyük fikrî kuvvetini kırar.

Risale'nin Hz. İsa yorumunun merkezinde tam olarak bu vardır.


26. MEHDİYETİN ÜÇ SAFHASINI BİR AĞAÇLA ANLAMAK

Meseleyi en kolay şu temsille anlayabiliriz:

KÖK = İMAN

Allah'a, ahirete, peygamberlere ve Kur’ân'a tahkikî iman.

Kök sağlamlaşmadan diğerleri yaşayamaz.

GÖVDE = HAYAT

İmanın insanın günlük hayatına yansıması.

Ahlâk, aile, ticaret, kardeşlik, adalet ve toplum düzeni.

MEYVE = ŞERİAT

İman etmiş ve İslâm ahlâkıyla yaşamaya başlamış toplumun hukuk ve kurumlarının da Kur’ân'ın adalet prensiplerine yaklaşması.

Dolayısıyla:

Şeriat ağacın kökü değil meyvesidir; kök ise imandır.

Bu yüzden Bediüzzaman hakikat bakımından:

“en mühim ve en âzam mesele iman meselesidir”

der.


27. İSLÂM'IN GELECEKTEKİ HÂKİMİYETİ NASIL ANLAŞILMALI?

Bu hâkimiyet üç seviyede düşünülebilir:

1. Fikrî hâkimiyet

Kur’ân'ın Allah, insan, kâinat ve ahiret hakkındaki açıklamalarının kuvvet kazanması.

2. Ahlâkî ve sosyal hâkimiyet

Adalet, aile, kardeşlik, yardımlaşma, doğruluk ve insan onurunun yeniden öne çıkması.

3. İçtimaî ve siyasî tesir

İslâm dünyasının ittifakının kuvvetlenmesi ve Kur’ân'ın adalet esaslarının toplum düzeninde daha fazla karşılık bulması.

Ancak Risale'nin nihai hedefini yalnızca siyasî iktidar olarak okumak eksik olur.

Çünkü Bediüzzaman'ın asıl vurgusu:

“Hâkim hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak.”

ifadesidir.


28. KIYAMET TARİHİ HAKKINDA SON DERECE ÖNEMLİ UYARI

Kur’ân'ın açık öğretisine göre kıyametin kesin bilgisi Allah'a aittir.

Dolayısıyla cifir ve ebced:

vahiy değildir.

Bediüzzaman da bunu kesin gayb bilgisi olarak sunmamıştır.

Bizzat:

“Bu îmalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil...”

demektedir.

Ardından:

“Kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez.”

kaydını koymaktadır.

Bu iki cümle konunun anahtarıdır.

Dolayısıyla bir Müslümanın:

“Kıyamet kesin 1545'te kopacak.”

demesi yerine:

“Risale'de 1545 tarihine yönelik bir cifrî ima vardır; doğrusunu Allah bilir.”

demesi gerekir.


29. BÜTÜN TABLOYU TEK CÜMLEDE ÖZETLERSEK

Risale-i Nur'un âhirzaman tasavvurunda insanlık büyük bir iman ve ahlâk krizinden geçer; buna karşı önce tahkikî iman hizmeti yükselir, ardından Mehdiyetin iman-hayat-şeriat daireleri genişler; İslâm dünyasının manevî ve içtimaî ihyası kuvvetlenir; hakikî İsevîlik hurafelerden temizlenerek İslâm hakikatleriyle birleşir; Hz. İsa Aleyhisselâm nüzul ederek bu hareketin başına geçer; Deccalî dinsizlik cereyanı mağlup edilir; Kur’ân ve iman hakikatleri büyük bir kuvvet kazanır; fakat dünya ebedî olmadığı için çok sonraki safhada insanlık yeniden bozulur ve nihayet iman ehlinin çekilmesinden sonra kıyamet küfür ehlinin başında kopar.


30. SONUÇ: RİSALE'NİN GELECEK TASAVVURUNUN MERKEZİNDE NE VAR?

Bütün bu bahislerden çıkarılması gereken en önemli netice, yalnızca:

“Mehdi ne zaman gelecek?”

veya:

“Kıyamet hangi yıl kopacak?”

soruları değildir.

Risale'nin asıl dikkatimizi çektiği mesele:

“Sen hangi taraftasın?”

sorusudur.

Çünkü Mehdiyetin en büyük vazifesi:

İMAN

meselesidir.

Bediüzzaman'ın geleceğe ilişkin çizdiği tabloda asıl mücadele:

iman ile inkâr,

tevhid ile materyalizm,

ahlâk ile sefahat,

adalet ile zulüm,

kardeşlik ile düşmanlık,

vahiy ile inkâr-ı ulûhiyet

arasındaki mücadeledir.

Bu yüzden Risale-i Nur açısından Müslümanın vazifesi tarih hesapları yapıp pasif biçimde Mehdi'yi beklemek değildir.

Asıl vazife:

imanını tahkikî hale getirmek,

Sünnet-i Seniyyeye sarılmak,

ihlâsı korumak,

günahlardan sakınmak,

Kur’ân ahlâkını yaşamak,

ehl-i imanla kardeşliği kuvvetlendirmek

ve iman hakikatlerinin neşrine hizmet etmektir.

Çünkü Mehdiyetin büyük binasının ilk taşı siyasî hâkimiyet değil:

TAHKİKÎ İMANDIR.

Ve bütün gelecek tasavvurunu toparlayan en kuvvetli Risale cümlelerinden biri şudur:

“İSTİKBAL YALNIZ VE YALNIZ İSLÂMİYETİN OLACAK; VE HÂKİM, HAKAİK-I KUR’ÂNİYE VE İMANİYE OLACAK.”

Fakat kıyametin kesin saati ve bütün bu hadiselerin kesin yılları hususunda son söz yine:

وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ

لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلَّا اللّٰهُ

“İlim Allah katındadır. Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez.”

olmalıdır.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

ALLAH’A İMAN
  • Salih Avcı
  • 20.02.2023
ALLAH’A İMAN
24 Altın
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
24 Altın
Allah Marifeti
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
Allah Marifeti
Deprem hutbesi
  • Salih Avcı
  • 22.02.2023
Deprem hutbesi
Büyük Günahlardan Kaçınma
  • Salih Avcı
  • 22.02.2023
Büyük Günahlardan Kaçınma
Küll Cüz Kavramları
  • Salih Avcı
  • 15.12.2024
Küll Cüz Kavramları
ENE ÜZERİNE
  • Salih Avcı
  • 15.12.2024
ENE ÜZERİNE
Meleklere İman
  • Salih Avcı
  • 16.12.2024
Meleklere İman
Hakikatli Bir Hatıra
  • Salih Avcı
  • 22.02.2025
Hakikatli Bir Hatıra
KADERE BİR DE BÖYLE BAK
  • Salih Avcı
  • 16.05.2025
KADERE BİR DE BÖYLE BAK
KADERE İMAN İZAHI
  • Salih Avcı
  • 09.08.2025
KADERE İMAN İZAHI
TEVEKKÜL
  • Salih Avcı
  • 10.08.2025
TEVEKKÜL
Hırs ve Azim
  • Salih Avcı
  • 10.08.2025
Hırs ve Azim
Hastalar için Manevi Reçete
  • Salih Avcı
  • 30.11.2025
Hastalar için Manevi Reçete
Kamil Mürşid
  • Salih Avcı
  • 20.01.2026
Kamil Mürşid
Çocuğu Vefat Edenen Teselli
  • Salih Avcı
  • 22.05.2026
Çocuğu Vefat Edenen Teselli
Aklın Mertebeleri
  • Salih Avcı
  • 04.08.2026
Aklın Mertebeleri
Dinin Direği Namaz
  • Salih Avcı
  • 10.08.2026
Dinin Direği Namaz
Tevhid Ehadiyet Vahdaniyet
  • Salih Avcı
  • 11.08.2026
Tevhid Ehadiyet Vahdaniyet
İnsan Kimdir?
  • Salih Avcı
  • 11.08.2026
İnsan Kimdir?
Vesvese Takıntı
  • Salih Avcı
  • 12.08.2026
Vesvese Takıntı
Besmelenin Büyük Sırrı
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Besmelenin Büyük Sırrı
Gerçek Mutluluğun Sırrı
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Gerçek Mutluluğun Sırrı
Nefis Terbiyesi
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Nefis Terbiyesi
Gıybet
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Gıybet
Riba Nedir?
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Riba Nedir?
Zekat ve İnfak
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Zekat ve İnfak
İhlas
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
İhlas
Mehdiyet
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Mehdiyet
Kainat Ağacı ve İnsan
  • Salih Avcı
  • 16.08.2026
Kainat Ağacı ve İnsan
Anne Baba Hakkı
  • Salih Avcı
  • 17.08.2026
Anne Baba Hakkı
Gençlik Rehberi
  • Salih Avcı
  • 17.08.2026
Gençlik Rehberi