18px

Küll Cüz Kavramları

"Cüz"-"Küll", "Cüz'i"-"Küllî" ne demektir?


Küll Cüz Kavramları

Küll, Cüz, Küllî ve Cüz’î

Risale-i Nur Perspektifinden Varlığın Parça-Bütün ve Fert-Tür İlişkisi

Risale-i Nur’da sıkça karşılaştığımız küll, cüz, küllî ve cüz’î kavramları ilk bakışta birbirine çok yakın görünür. Fakat dikkatle incelendiğinde iki ayrı ilişkiyi ifade ettikleri anlaşılır:

  • Küll–cüz, bir bütün ile onun parçaları arasındaki ilişkiyi;

  • Küllî–cüz’î ise bir genel mâna ile onun fertleri arasındaki ilişkiyi anlatır.

Bu ayrım yalnızca mantık veya dil bilgisi açısından önemli değildir. Bediüzzaman Said Nursî bu kavramları özellikle tevhid, rububiyet, kudret, insanın kâinatla münasebeti ve insanın iman sayesinde kazandığı külliyet gibi büyük hakikatlerin anlaşılmasında kullanır.


1. Önce Dört Kavramı Birbirinden Ayıralım

Küll nedir?

Küll, parçaların birleşmesiyle meydana gelen bütün demektir.

Meselâ:

  • İnsan bedeni bir külldür.

  • El, göz, kalp ve beyin bu küllün cüzleridir.

  • Bir ağaç küll; kökü, gövdesi, dalları ve yaprakları cüzdür.

  • Dünya bir küll; dağlar, ovalar ve denizler onun cüzleridir.

  • Güneş sistemi bir küll; Güneş ve gezegenler onun cüzleridir.

Burada temel ilişki şudur:

Bütün → parça

Dolayısıyla küllün fertleri değil, parçaları vardır.


2. Cüz Nedir?

Cüz, bir bütünün parçasıdır.

Bir insan bedenini düşündüğümüzde:

İnsan bedeni → küll
El → cüz
Göz → cüz
Kalp → cüz

Buradaki önemli nokta şudur:

Cüz, küllün adını taşımaz.

Meselâ insanın koluna “insan” diyemeyiz. Ağacın yaprağına “ağaç” diyemeyiz. Çünkü yaprak ağacın bir ferdinden ziyade onun parçasıdır.

Bu nokta, küll–cüz ile küllî–cüz’î arasındaki farkın anlaşılmasında son derece önemlidir.


3. Küllî Nedir?

Mantık ilminde küllî, birden fazla ferde uygulanabilen genel kavramdır.

Seyyid Şerif Cürcânî'nin meşhur tarifinde küllî, tasavvuru itibarıyla birden fazla ferde uygulanmasına mâni bulunmayan mâna olarak açıklanır.

Meselâ:

İnsan

dediğimizde yalnızca Ahmet'i, Mehmet'i veya Hasan'ı kastetmeyiz. “İnsan” kavramı bütün insan fertlerini içine alabilecek genel bir mânadır.

Bu sebeple:

İnsan → küllî

Ahmet, Mehmet, Hasan, Ayşe ve Fatma ise bu küllînin ayrı ayrı fertleridir.

Başka örnekler de verebiliriz:

Ağaç → küllî
Çam ağacı → cüz’î
Elma ağacı → cüz’î

Kuş → küllî
Bir serçe → cüz’î
Bir güvercin → cüz’î

Burada ilişki:

Genel mâna → fert

şeklindedir.


4. Cüz’î Nedir?

Cüz’î, küllî bir kavramın belirli ve tek bir ferdidir.

Meselâ:

“İnsan” küllîdir; belirli bir insan cüz’îdir.

“Ağaç” küllîdir; bahçedeki belirli bir elma ağacı cüz’îdir.

“Yıldız” küllîdir; Güneş belirli bir yıldız olarak cüz’îdir.

Dolayısıyla cüz ile cüz’î aynı şey değildir.

Cüz, bütünün parçasıdır.

Cüz’î ise genel bir kavramın ferdidir.


5. En Önemli Fark

Bu dört kavramı anlamanın en kolay yolu şu karşılaştırmadır:

Kavram Anlamı Karşılığı
Küll Bütün İnsan bedeni
Cüz Bütünün parçası El
Küllî Birçok ferde uygulanabilen genel mâna İnsan
Cüz’î Küllînin belirli ferdi Belirli bir insan

Buradan önemli bir ölçü çıkar:

Küllün cüzleri vardır; küllînin fertleri vardır.

Bir başka ifadeyle:

Cüz, küllün parçasıdır; cüz’î, küllînin ferdidir.


6. Aynı İsim Meselesi

Küllî ile cüz’î arasındaki ilişkiyi anlamanın güzel yollarından biri de isim meselesidir.

Küllînin adı ferdine verilebilir.

Meselâ genel kavram olarak:

“İnsan”

deriz.

Tek bir kişiyi gösterip yine:

“Bu bir insandır.”

deriz.

Demek ki hem küllîye hem onun ferdine “insan” denilebilir.

Fakat küll ile cüz arasında durum farklıdır.

İnsan bedenine “insan” dediğimiz hâlde onun yalnızca eline:

“Bu insandır.”

diyemeyiz.

Aynı şekilde ağacın dalına ağaç, evin penceresine ev diyemeyiz.

Bu sebeple:

Küllî ile cüz’î aynı kavram altında bulunabilir; küll ile cüz ise bütün-parça ilişkisi içindedir.


7. Risale-i Nur'da Bu Kavramlar Neden Önemlidir?

Bediüzzaman bu kavramları yalnızca mantık dersi vermek için kullanmaz. Bunların arkasından çok büyük bir tevhid delili çıkarır.

Mesnevî-i Nuriye'de ifade edilen temel ölçülerden biri şudur:

“Bir küll ne şeye muhtaç ise, cüz’ü de o şeye muhtaçtır.”

Bu ifade tevhid açısından son derece derindir.

Çünkü bir parçanın varlığı ve vazifesini devam ettirmesi çoğu zaman yalnızca kendisine değil, içinde bulunduğu bütün sisteme bağlıdır.


8. Bir Elin Çalışması İçin Neler Gerekir?

İnsan elini düşünelim.

Elimizin hareket etmesi için sadece el yeterli değildir.

Elin hareket edebilmesi için:

  • kasların,

  • kemiklerin,

  • sinirlerin,

  • beynin,

  • kan dolaşımının,

  • kalbin,

  • akciğerlerin

uyum içinde çalışması gerekir.

Fakat mesele bununla da bitmez.

İnsanın yaşayabilmesi için:

  • hava,

  • su,

  • gıda,

  • Güneş,

  • Dünya'nın uygun sıcaklığı,

  • atmosfer,

  • gece ve gündüz,

  • ekolojik sistem

gereklidir.

Demek ki bir parmağın hareketi bile dolaylı olarak bütün kâinat düzeniyle bağlantılıdır.

Buradan Risale-i Nur'un tevhid mantığı ortaya çıkar:

Bir parçayı gerçekten yaratabilmek için, onun bağlı bulunduğu bütüne de hükmedebilmek gerekir.


9. Yaprağın Arkasında Kâinat Vardır

Bir ağacın tek yaprağını düşünelim.

İlk bakışta son derece küçük bir varlıktır.

Fakat o yaprağın meydana gelmesi için:

  • toprak,

  • su,

  • hava,

  • güneş ışığı,

  • mevsimler,

  • Dünya'nın hareketleri,

  • atmosfer,

  • yağmur sistemi

gibi pek çok unsurun birlikte çalışması gerekir.

Öyleyse yaprağın gerçek yaratıcısı, yalnız yaprağa değil; Güneş'e, havaya, suya, toprağa ve bütün tabiat kanunlarına da hükmetmelidir.

Bu sebeple küçük bir cüz, bizi büyük bir külle götürür.

Yaprağın Rabbi kim ise ağacın Rabbi de O'dur; ağacın Rabbi kim ise baharın Rabbi de O'dur; baharın Rabbi kim ise yeryüzünün Rabbi de O'dur.


10. “Bir Küll Ne Şeye Muhtaçsa Cüzü de O Şeye Muhtaçtır”

Bu prensibin anlamı şimdi daha açık hâle gelir.

Bir insan hayatının devamı için Güneş'e muhtaçsa, insanın gözü de dolaylı olarak Güneş'e muhtaçtır.

Ağaç yağmura muhtaçsa yaprak da yağmura muhtaçtır.

Dünya'nın yaşanabilir düzenine insan muhtaçsa insanın tek bir hücresi de bu düzenin devamına muhtaçtır.

Böylece Risale-i Nur, küçükten büyüğe doğru bir tevhid yolu açar:

Hücre → organ → beden → insan → yeryüzü → Güneş sistemi → kâinat

Bunların arasında karşılıklı bağlar vardır.

Neticede:

Cüzü yaratanın külle de hükmetmesi gerekir.


11. İlâhî Kudret Açısından Küll ile Cüz Arasında Zorluk Farkı Yoktur

Risale-i Nur'un üzerinde önemle durduğu başka bir hakikat ise Allah'ın kudreti karşısında büyük ile küçük arasında zorluk farkının bulunmamasıdır.

Bediüzzaman şöyle ifade eder:

“Şu kâinatta, şu görünen tasarrufat ve ef'âl ile hükmeden Sâni-i Kadîr'in kudretine nisbeten, en büyük küll en küçük cüz' kadar kolay gelir. Efratça kesretli bir küllînin icadı, bir tek cüz'înin icadı kadar sühuletlidir.”

Burada iki ayrı karşılaştırma yapılmaktadır:

Küll ↔ Cüz

ve

Küllî ↔ Cüz’î

Birincisinde:

Kâinatın yaratılması ile küçük bir varlığın yaratılması İlâhî kudret açısından mukayese edilmektedir.

İkincisinde ise:

Bir türün bütün fertlerinin yaratılmasıyla tek bir ferdinin yaratılması karşılaştırılmaktadır.


12. Kur'ân'ın Verdiği Büyük Ölçü

Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulur:

“Sizin yaratılmanız ve yeniden diriltilmeniz ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir.”
(Lokman, 31/28)

Bu âyet, küllî-cüz’î ilişkisinin kudret açısından çok güzel bir örneğidir.

Bütün insanlığın yaratılması bir tarafta, tek bir insanın yaratılması diğer tarafta düşünülebilir.

İnsan açısından milyarlarca insanı yaratmakla bir insanı yaratmak arasında muazzam fark vardır.

Fakat sonsuz İlâhî kudret açısından böyle bir güçlük farkı düşünülemez.

Bu hakikat:

  • bütün insanların yaratılmasıyla bir insanın,

  • bütün çiçeklerle bir çiçeğin,

  • bütün ağaçlarla bir ağacın,

  • bütün yıldızlarla bir yıldızın

yaratılmasını anlamamızda önemli bir ölçüdür.


13. Bir Tek Çiçek Neden Bütün Baharı Gösterir?

Bir çiçeğe dikkatle bakalım.

Çiçeğin meydana gelmesi için bütün bahar şartlarının hazırlanması gerekir.

Güneş aynı Güneş'tir.

Atmosfer aynı atmosferdir.

Toprak aynı büyük sistemin parçasıdır.

Su döngüsü bütün yeryüzünü ilgilendiren bir sistemdir.

Demek ki bir çiçeği yapan kudret, baharı meydana getiren kudretten ayrı düşünülemez.

Bu sebeple Risale-i Nur'un tevhid anlayışında:

Bir tek çiçek, bütün baharın yaratıcısını gösterir.

Çünkü çiçek bahardan kopuk değildir.


14. İnsan Hem Cüz Hem Cüz’î Olabilir

Bediüzzaman insan hakkında şöyle der:

“Evet ey insan! Sen, nebatî cismaniyetin cihetiyle ve hayvanî nefsin itibarıyla; sağir bir cüz, hakir bir cüz’î, fakir bir mahlûk, zaîf bir hayvansın...”

Burada insan için hem cüz hem de cüz’î tabirinin kullanılması dikkat çekicidir.

Çünkü insan farklı açılardan değerlendirilmektedir.

İnsan cüzdür

Kâinat büyük bir bütün olarak düşünüldüğünde insan onun içinde küçücük bir parçadır.

Dünya içinde küçük, Güneş sistemi içinde daha küçük, kâinat ölçüsünde ise âdeta bir zerre gibidir.

Bu açıdan:

İnsan = cüz

İnsan cüz’îdir

İnsanlık bir küllî olarak düşünüldüğünde ise belirli bir insan onun ferdidir.

Bu açıdan:

İnsanlık = küllî
Tek insan = cüz’î

Dolayısıyla aynı insan farklı nispetlerle hem cüz hem cüz’î olarak değerlendirilebilir.


15. İnsan Nasıl Cüzlükten Külliyete Yükselir?

Mesnevî-i Nuriye'deki son derece önemli ifadelerden biri şöyledir:

“Cismin itibarıyla küçük, âciz, zayıf bir cüzsün. Lâkin Sâni-i Hakîm lütfuyla, lâtif san'atıyla seni cüzlükten küllîliğe çıkartmıştır.”

İnsan bedeni bakımından küçüktür.

Fakat Allah insana öyle cihazlar vermiştir ki insanın mânevî dünyası bütün kâinatı içine alabilecek bir genişlik kazanır.

Bu cihazların başında:

  • hayat,

  • ruh,

  • akıl,

  • kalp,

  • hayal,

  • hafıza,

  • vicdan,

  • iman,

  • marifetullah,

  • muhabbetullah

gelir.


16. Hayat İnsanı Küllîleştirir

Cansız bir taşın kâinatla irtibatı son derece sınırlıdır.

Fakat canlı bir insan:

  • Güneş'ten faydalanır,

  • havayı teneffüs eder,

  • suyu içer,

  • toprağın ürünlerini yer,

  • geceyi dinlenme zamanı olarak kullanır,

  • gündüzden istifade eder,

  • mevsimlerle hayatını düzenler.

Böylece hayat, insanın kâinatla münasebetini genişletir.

İnsan artık yalnızca bulunduğu yerde duran maddî bir cüz değildir.

Âlemin birçok unsuruyla ilişki kuran bir varlık hâline gelir.


17. İnsaniyet Daha Büyük Bir Külliyet Kazandırır

Hayvan da Güneş'ten, sudan ve havadan faydalanır.

Fakat insan bunlarla yetinmez.

İnsan:

“Güneş nedir?”

diye sorar.

“Yıldızlar nasıl yaratılmıştır?”

diye düşünür.

“Ben nereden geldim?”

diye araştırır.

“Hayatın gayesi nedir?”

diye sorgular.

Akıl sayesinde insanın zihni bütün kâinata açılır.

Bedeni küçücük bir yerde bulunduğu hâlde fikri milyarlarca ışık yılı uzaklıklara ulaşabilir.

İşte insanın külliyetinin önemli bir mertebesi budur.


18. İman Külliyeti Nuranîleştirir

Fakat Risale-i Nur açısından insanın yalnızca kâinatı tanıması yeterli değildir.

Asıl mesele kâinatın mânasını okumaktır.

İman insana:

“Bu nedir?”

sorusunun yanında:

“Bunu kim yaptı?”

“Niçin yaptı?”

“Hangi İlâhî isim burada tecelli ediyor?”

sorularını sordurur.

Böylece insan:

çiçekte Cemîl isminin güzelliğini,

rızıklarda Rezzâk isminin ihsanını,

şifada Şâfî isminin rahmetini,

canlıların korunmasında Hafîz isminin tecellisini,

hikmetli yaratılışta Hakîm isminin cilvesini

okumaya başlar.

Böylece kâinat yalnızca maddî varlıkların toplamı olmaktan çıkar; İlâhî isimlerin tecellilerini gösteren büyük bir kitap hâline gelir.


19. Marifetullah İnsanın Külliyetini Kemâle Erdirmeye Yöneltir

İman insanı Allah'a bağlar; marifetullah ise bu bağı şuur ve bilgi bakımından derinleştirir.

İnsan artık:

“Güneş bana ışık veriyor.”

demekle kalmaz;

“Allah Güneş'i benim ve diğer canlıların hizmetinde çalıştırıyor.”

diye düşünür.

“Yağmur yağıyor.” demekle yetinmez;

yağmurda İlâhî rahmeti görür.

“Toprak ürün veriyor.” demekle kalmaz;

toprağın eliyle kendisine rızık gönderen Rezzâk-ı Kerîm'i tanımaya çalışır.

Böylece insanın kâinatla ilişkisi Allah hesabına olmaya başlar.


20. Muhabbetullah ile Külliyetin En Yüksek Boyutu

Marifet arttıkça muhabbet de inkişaf eder.

Çünkü insan güzelliği sever.

Nimeti sever.

Merhameti sever.

İhsanı sever.

İman ve marifet sayesinde bunların hakikî kaynağının Allah olduğunu anlayınca muhabbetini sebeplerden Müsebbibü'l-Esbâb'a yöneltir.

Böylece:

Hayat → kâinatla irtibat

İnsaniyet → kâinatı anlama

İman → kâinatın Rabbini tanıma

Marifet → İlâhî isimleri şuurla okuma

Muhabbet → o isimlerin sahibine sevgiyle yönelme

mertebeleri ortaya çıkar.


21. “Bilkuvve Küll” ve “Bilkuvve Küllî” Olmak

Mesnevî-i Nuriye'de insan hakkında şu dikkat çekici ifadeler yer alır:

“İnsaniyet itâsıyla bilkuvve ‘küll’ hükmündesin.”

ve:

“İman ve İslâmiyet ihsanıyla bilkuvve ‘küllî’ olmuşsun.”

Burada insanın maddî büyüklüğünden değil, mahiyetinin ve istidatlarının genişliğinden söz edilmektedir.

İnsan küçük bir bedene sahip olduğu hâlde:

  • aklıyla kâinatı düşünebilir,

  • hayaliyle geçmiş ve geleceğe uzanabilir,

  • kalbiyle sayısız varlığı sevebilir,

  • vicdanıyla sonsuzluğu arzulayabilir,

  • imanıyla bütün âlemleri Allah'ın mülkü olarak okuyabilir.

Bu bakımdan insan âdeta küçük bir âlem hâline gelir.

Tasavvuf ve İslâm düşüncesinde kullanılan ifadeyle insan bir bakıma:

“Âlem-i asgar” — küçük âlem

hükmünü kazanır.

Kâinat da geniş ölçekte bir insan gibi düşünülerek:

“İnsan-ı ekber”

şeklinde tasvir edilebilir.


22. İnsan Neden Tekrar Cüz’îleşebilir?

Bediüzzaman'ın çok önemli ikazlarından biri de şudur:

“Dünyaya ve cismanî lezâize meyledersen, âciz, zelil bir ‘cüz’î’ olursun.”

İnsan kendisine verilen:

  • aklı,

  • kalbi,

  • hayali,

  • sevgiyi,

  • merakı,

  • iradeyi

yalnızca geçici dünya menfaatlerine sarf ederse bu geniş kabiliyetleri daraltmış olur.

Kâinatı okuyabilecek akıl yalnız menfaat hesabı yaparsa;

ebediyeti sevebilecek kalp yalnız geçici zevklere bağlanırsa;

Allah'ı tanımaya vesile olabilecek merak yalnız dünya işlerine sarf edilirse;

insan mânen küçülür.

Bedeni zaten küçüktür; mânevî dünyasını da küçültmüş olur.


23. İslâmiyet Hesabına Kullanılan Cihazlar İnsanı Küllîleştirir

Bediüzzaman devamında insanın cihazlarını “insaniyet-i kübrâ denilen İslâmiyet hesabına” kullanması hâlinde küllîleşeceğini ifade eder.

Yani göz yalnızca görmek için değil, İlâhî sanatı okumak için;

kulak yalnızca sesleri duymak için değil, hakikati dinlemek için;

akıl yalnızca dünya menfaatini hesaplamak için değil, Allah'ı tanımak için;

kalp yalnızca fanileri sevmek için değil, Allah'a muhabbet etmek için kullanılmalıdır.

Böyle olduğunda insanın küçük varlığı büyük bir mâna kazanır.


24. Cüzden Külle Giden Tevhid Delili

Risale-i Nur'un bu kavramlardan çıkardığı en büyük sonuçlardan biri şudur:

Parçanın yaratıcısı bütünden ayrı olamaz.

Bir hücreyi yaratanın bedene hükmetmesi gerekir.

Bedeni yaratanın havaya, suya ve gıdaya hükmetmesi gerekir.

Bunlara hükmedenin Dünya'ya hükmetmesi gerekir.

Dünya'nın hayat şartlarını hazırlayanın Güneş sistemine hükmetmesi gerekir.

Böylece:

Hücre → beden → dünya → Güneş → kâinat

zinciri bizi tek bir rububiyete götürür.

Sonuç:

Cüz kimin ise küll de O'nundur.


25. Cüz’îden Küllîye Giden Tevhid Delili

Aynı hakikat türler ve fertler için de geçerlidir.

Bir arıyı kim yaratmışsa arı nevini de O yaratmıştır.

Bir insanı kim yaratmışsa insanlığı da O yaratmıştır.

Bir elma ağacını kim yaratmışsa bütün elma ağaçlarını yaratan da O'dur.

Çünkü fertte bulunan yaratılış programı, ait olduğu türün genel kanunuyla uyumludur.

Böylece:

Fert kimin mahlûku ise nev de O'nun mahlûkudur.

Bu da cüz’îden küllîye yükselen bir tevhid yoludur.


26. Dört Kavramın Tevhid Açısından Özeti

Bütün meseleyi dört kısa cümleyle özetleyebiliriz:

Cüz, külle bağlıdır.

Cüz’î, küllînin ferdidir.

Cüzü yaratan, onun bağlı olduğu bütüne hükmetmelidir.

Cüz’îyi yaratan, onun mensup olduğu nev'in yaratılış kanununa da hükmetmelidir.

Bu sebeple kâinattaki hiçbir varlık tamamen bağımsız değildir.

Her şey başka şeylerle bağlantılıdır.

Bu bağlantılar ise Risale-i Nur'un tevhid nazarında bizi Vâhid ve Ehad olan Allah'a götürür.


27. Çok Önemli Bir İncelik: Küll ile Küllîyi Karıştırmamak

Bu noktada yaygın bir hatayı düzeltmek gerekir.

Küllî kelimesini sadece “bütün” diye tercüme etmek teknik olarak yeterli değildir.

Çünkü mantık terminolojisinde:

Küll = bütün

iken,

Küllî = birçok ferde uygulanabilen genel kavram

demektir.

Aynı şekilde:

Cüz = parça

iken,

Cüz’î = belirli fert

anlamındadır.

Dolayısıyla:

“İnsan bedeni küllîdir.”

demek yerine:

“İnsan bedeni bir külldür.”

demek daha doğrudur.

Aynı şekilde:

“İnsan kavramı küllîdir; belirli bir insan cüz’îdir.”

denilmelidir.


28. Akılda Kalıcı Bir Örnek

Bir elma ağacını ele alalım.

Küll–cüz açısından

Elma ağacının tamamı:

Küll

Bir dalı:

Cüz

Bir yaprağı:

Cüz

Bir kökü:

Cüz

Küllî–cüz’î açısından

Genel olarak:

“Elma ağacı” → küllî

Bahçedeki belirli bir elma ağacı:

Cüz’î

Yanındaki başka bir elma ağacı:

Başka bir cüz’î

Böylece fark açıkça ortaya çıkar:

Yaprak, ağacın cüzüdür; tek bir elma ağacı ise “elma ağacı” küllîsinin cüz’î ferdidir.


29. İnsan Üzerinden Son Bir Örnek

Aynı sistemi insana uygulayalım:

Küll–cüz

İnsan bedeni → küll

Kalp → cüz

Göz → cüz

El → cüz

Küllî–cüz’î

İnsan → küllî

Belirli bir insan → cüz’î

Buradan çok önemli bir sonuç çıkar:

Bir insan aynı anda, farklı yönlerden hem küll, hem cüz, hem de cüz’î olarak değerlendirilebilir.

Bedeni organlarına nispetle külldür.

Kâinata nispetle cüzdür.

İnsan nevine nispetle cüz’îdir.

İman, marifet ve şuur bakımından ise mânevî bir külliyet kazanabilir.


Sonuç: Zerreden Kâinata Açılan Tevhid Penceresi

Küll, cüz, küllî ve cüz’î kavramları Risale-i Nur'da yalnızca felsefî ve mantıkî terimler değildir. Bunlar, kâinattaki birlik hakikatini okumaya yarayan anahtar kavramlardır.

Küll–cüz ilişkisi bize şunu öğretir:

Parça bütünden bağımsız değildir.

Küllî–cüz’î ilişkisi ise:

Fert, mensup olduğu türün genel yaratılış kanunlarından bağımsız değildir.

Bir yaprak bütün baharla;

bir hücre bütün bedenle;

bir insan bütün yeryüzüyle;

yeryüzü Güneş'le;

Güneş galaksiyle;

bütün bunlar kâinatın umumî nizamıyla bağlantılıdır.

Bu sebeple bir tek varlığın gerçek anlamda yaratılması, onun bağlı bulunduğu bütün sistemi idare eden bir kudreti gerektirir.

İşte tevhid burada bütün ihtişamıyla görünür:

Bir zerre kimin ise Güneş de O'nundur.

Bir hücre kimin ise insan da O'nundur.

Bir insan kimin mahlûku ise bütün insanlık da O'nun mahlûkudur.

Bir çiçeği kim yaratıyorsa baharı da O yaratmaktadır.

İnsan ise başlangıçta kâinat içerisinde küçücük bir cüz ve insanlık içerisinde tek bir cüz’î iken; hayat, insaniyet, iman, marifet ve muhabbet nimetleri sayesinde mânen genişleyerek bütün kâinatla ilgilenen bir mahiyet kazanır.

Bu yükselişin en güzel özeti şudur:

Cüz → hayatla genişler → insaniyetle kâinatı düşünür → imanla kâinatı mânalandırır → marifetle Rabbini tanır → muhabbetle Rabbine yönelir → kullukla gerçek külliyetini kazanır.

Böylece insan, maddeten küçücük olduğu hâlde mânen kâinat kadar geniş bir kulluk ve marifet ufkuna namzet hâle gelir.

Kısa Formül

Küll = Bütün
Cüz = Bütünün parçası

Küllî = Genel mâna / tür veya kavram
Cüz’î = O genel mânanın belirli ferdi

Ve Risale-i Nur'un tevhid dersi açısından:

“Bir küll ne şeye muhtaç ise, cüz’ü de o şeye muhtaçtır.”

Bu ölçü, insanı bir yapraktan ağaca, bir hücreden bedene, bir zerreden kâinata ve nihayet bütün bunların Hâlıkı, Mâliki ve Rabbi olan Cenâb-ı Hakk'ın vahdet ve ehadiyetine götüren geniş bir tefekkür kapısı açar.

Başlıca Kaynaklar

  • Kur'ân-ı Kerîm: Lokman Sûresi, 31/28.

  • Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye: özellikle insanın cüzlükten küllîliğe yükselişini açıklayan bahisler.

  • Bediüzzaman Said Nursî, Sözler: Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas.

  • Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat: Yirminci Mektup ve tevhid bahisleri.

  • Seyyid Şerif Cürcânî, et-Ta‘rîfât: küllî ve cüz’î kavramlarının mantıkî tarifleri.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

ALLAH’A İMAN
  • Salih Avcı
  • 20.02.2023
ALLAH’A İMAN
24 Altın
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
24 Altın
Allah Marifeti
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
Allah Marifeti
Deprem hutbesi
  • Salih Avcı
  • 22.02.2023
Deprem hutbesi
Büyük Günahlardan Kaçınma
  • Salih Avcı
  • 22.02.2023
Büyük Günahlardan Kaçınma
Küll Cüz Kavramları
  • Salih Avcı
  • 15.12.2024
Küll Cüz Kavramları
ENE ÜZERİNE
  • Salih Avcı
  • 15.12.2024
ENE ÜZERİNE
Meleklere İman
  • Salih Avcı
  • 16.12.2024
Meleklere İman
Hakikatli Bir Hatıra
  • Salih Avcı
  • 22.02.2025
Hakikatli Bir Hatıra
KADERE BİR DE BÖYLE BAK
  • Salih Avcı
  • 16.05.2025
KADERE BİR DE BÖYLE BAK
KADERE İMAN İZAHI
  • Salih Avcı
  • 09.08.2025
KADERE İMAN İZAHI
TEVEKKÜL
  • Salih Avcı
  • 10.08.2025
TEVEKKÜL
Hırs ve Azim
  • Salih Avcı
  • 10.08.2025
Hırs ve Azim
Hastalar için Manevi Reçete
  • Salih Avcı
  • 30.11.2025
Hastalar için Manevi Reçete
Kamil Mürşid
  • Salih Avcı
  • 20.01.2026
Kamil Mürşid
Çocuğu Vefat Edenen Teselli
  • Salih Avcı
  • 22.05.2026
Çocuğu Vefat Edenen Teselli
Aklın Mertebeleri
  • Salih Avcı
  • 04.08.2026
Aklın Mertebeleri
Dinin Direği Namaz
  • Salih Avcı
  • 10.08.2026
Dinin Direği Namaz
Tevhid Ehadiyet Vahdaniyet
  • Salih Avcı
  • 11.08.2026
Tevhid Ehadiyet Vahdaniyet
İnsan Kimdir?
  • Salih Avcı
  • 11.08.2026
İnsan Kimdir?
Vesvese Takıntı
  • Salih Avcı
  • 12.08.2026
Vesvese Takıntı
Besmelenin Büyük Sırrı
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Besmelenin Büyük Sırrı
Gerçek Mutluluğun Sırrı
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Gerçek Mutluluğun Sırrı
Nefis Terbiyesi
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Nefis Terbiyesi
Gıybet
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Gıybet
Riba Nedir?
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Riba Nedir?
Zekat ve İnfak
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Zekat ve İnfak
İhlas
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
İhlas
Mehdiyet
  • Salih Avcı
  • 15.08.2026
Mehdiyet
Kainat Ağacı ve İnsan
  • Salih Avcı
  • 16.08.2026
Kainat Ağacı ve İnsan
Anne Baba Hakkı
  • Salih Avcı
  • 17.08.2026
Anne Baba Hakkı
Gençlik Rehberi
  • Salih Avcı
  • 17.08.2026
Gençlik Rehberi