- Salih Avcı
- 20.02.2023
Bedîüzzaman Hazretleri, meleklerin varlık delillerini 29. Söz Risâlesi’nde on esâs üzerinden ispât eder.
1. "Hakikat", meleklerin varl???n? gerektirir.
Yeryüzü, göklere nispetle gayet küçük olmakla beraber, insan ve cin gibi şuûrlu canlılarla doldurulmu?tur. Zaman zaman bo?alt?l?p, sonra yeniden ?enlendirilen yeryüzünün bu hâli aç?kça i?âret ediyor ki, süslü saraylar gibi gözüken göklerde de hayat ve şuûr sâhibi varlıklar elbette vardır.
Bu varlıklara Kur’ân lisân?nda “melekler” ve “rûhânîler”denilir. Bunlar?n da t?pk? yeryüzünün sâkinleri olan insanlar ve cinler gibi, dört vazifeleri vardır.
Birincisi, âlem saray?n? hayretle seyretmek.
İkincisi, kâinat kitabın? dikkatle inceleyip okumak.
Üçüncüsü, Cenâb-? Hakk’?n rubûbiyet saltanat?n?n şuûrla ilânc?l???n? yapmak.
Dördüncüsü, umumî ve küllî ibâdetleriyle, kâinatın ve büyük varlıklar?n tesbihâtlar?n? bilerek temsîl etmek.
2. Kâinatın hâli ve içyüzü meleklerin varl???n? ispât eder
Her cemâl ve kemâl sâhibi, kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek ister.
Rabb’imiz de kâinatı, sayısız inceden inceye san’atl? ziynetlerle, anlaml? güzelliklerle ve hikmetli nak??larla süslü olarak yaratm??.
Elbette bu sayısız, ziynetler, güzellikler ve nak??lar, ona göre tefekkür eden, hayran olan â??klar?n varl???n? ve seyrini gerektirir. Nasıl ki güzellik bir â??k ister, yemek ise aç olana verilir. Aynen öyle de şu nihayetsiz güzel sanatlar da, g?das? ve r?zk?, san’at güzellişinin bizzat kendisi olan kalpleri ve rûhlar? ister. İşte o kalpler ve o rûhlar da melâikelerdir.
Nihâyetsiz ziynetler, san’atlar ve nak??lar, nihâyetsiz ibâdet ve tefekkür isterler. İnsanlar ve cinler ise, nefis sâhibi olmalar? ve gafletin de bir neticesi olarak, bu nihâyetsiz ibâdet ve tefekkür vazifelerinin milyonda birisini ancak yapabiliyorlar. Demek ki, şu nihâyetsiz ibâdet ve tefekkür vazifelerini yapabilecek, hadsiz melek türleri lâz?md?r.
3. "Hikmet", meleklerin varl???n? gerektirir.
Çünkü rûh ve hayattan çok uzak ve alâkalar? da pek az olan topraktan ve sudan, devaml? bir sûrette hayatı ve şuûrlu canlılar? yaratan Allah, elbette rûha ve hayata çok uygun ve lây?k olan nûr ve karanl?k denizlerinden, havadan ve elektrik gibi diğer latîf maddelerden de bir k?s?m şuûrlu varlıklar? çoklukta vardır.
Bu hakikat?, Bedîüzzaman Hazretleri ‘hayat’ ve ‘şuûr’un k?ymet ve lüzûmlar?ndan yola ç?karak bir misâl ile ?öyle nazara verir:
“Hayats?z bir cisim, büyük bir da? dahi olsa, gariptir, yalnızd?r. ?rtibât? yalnız oturduşu mekân ile ve kendisine karşıan şeylerle vardır.
Kendisi d???nda kâinatta ne varsa, o da?a nisbetle âdetâ yoktur. Çünkü hayatı ve şuûru olmadığından, hayat ve canlılarla bir alâka ve irtibât? yoktur. Şimdi de küçük ama canlı bir cisme bakal?m, meselâ bir bal ar?s?na... Hayat, o bal ar?s?na girdişi anda bütün kâinatla öyle bir münâsebet ve alâka kazanır, özellikle de yeryüzündeki çiçek ve bitkilerle öyle bir ‘ticâret sözle?mesi’ imzalar ki, “şu yeryüzü benim bahçemdir. Ticârethânemdir.”diyebilir.
Bal ar?s?, bütün canlılarda olan duyu organlar?na ilâveten, çok da me?hûr olmayan ‘sâika’ (sevkedici) ve ‘?âika’ (?evk verici) denilen duyular? ile, yeryüzünün çoşu varlıklar?yla bir al??-veri?, dostluk ve alâka kurar, ve onlar üstünde âdetâ bir kullan?m hakkına sâhip olur.
Bu misâlden de anla??l?yor ki, hayat, en küçük bir canlıda bile böyle büyük bir tesir gösteriyor. Özellikle hayat, en yüksek hayat mertebesi olan, insan hayatı mertebesine ç?kt?kça, muazzam bir genişlik ve aç?l?m gösterir. İnsan, âdetâ hayatın ????? hükmünde olan şuûr ve akıl ile, kendi evinin odalar?nda gezdişi gibi, yüksek, rûhî ve cismânî âlemlere de manevi olarak misâfir gider ve gezer. O âlemler dahi, insanın ‘rûh aynas?’na misâfir olarak gelebilirler.”
Özetle söylenebilir ki, hayat olmazsa, varlık, varlık değildir. Yokluktan âdeta fark? olmaz.
Hayat ve şuûrun önemini bu şekilde ifâde eden Bedîüzzaman Hazretleri, buradan yola ç?karak, hikmeten melâikenin olması gerektişini ?öyle anlatır:
“Mademki, hayat ve şuûr bu kadar önemlidir. Ve madem, şu âlemde bizzat görüyoruz ki, mükemmel bir intizâm, kusursuz, sağlam bir yap? görünüyor. Ve yine madem, şu üstünde ya?adı??m?z dâima ba?? dönen peri?an ve küçücük yerküremiz, bu kadar sayısız hayat, rûh ve idrak sâhibi varlıklarla dolmuştur. Bütün bu izâhlardan sonra, akıl ve kalbe şu hakikat, gayet süratle intikâl eder ve ?üphesiz bir itikad ile yerleşir ki: şu ???l ???l saraylar ve azametli burçlar gibi gözüken gökler dahi, hayats?z, ruhsuz, bombo? değil; kendilerine uygun canlı ve şuûrlu sâkinleriyle elbette doludur."
"Bal?k, suda ya?adı?? gibi, güneşin ateşinde dahi o nûrânî sâkinler bulunurlar. Uzakl?k sebebiyle veya gözümüzün kabiliyetsizlişi sebebiyle veya gizlenmelerinden dolay? onların gözükmemeleri, hiç bir vakit olmamalar?na delil olamaz. Çünkü görünmemek, olmama?a delil olamaz. Mademki ezelî kudret-i ?lâhiye, gözümüzle görüyoruz ki, en âdi, basit, hayat ve rûhtan en uzak ve hiç de ?effaf ve latîf olmayan toprak ve su gibi maddelerden, hesaps?z canlı ve rûhlu mahlûklar?n? çoklukla yarat?yor. Ve gâyet ehemmiyetle koyu ve mat olan maddeleri (toprak ve su gibi), hayat vas?tas?yla, latîf ve ?effâf maddelere çeviriyor. Ve hayat nûrunu herşeyde çoklukla serpiyor. Ve şuûr ?????yla çoşu şeyleri yald?zl?yor."
"Elbette ki nihayetsiz hikmet ve kudret sâhibi olan Allah, o kusursuz kudretiyle, oksans?z hikmetiyle nûr gibi esîr maddesi gibi, rûha yakın ve münâsip olan diğer ak??kan ?effâf ve latîf maddeleri, ihmâl edip hayats?z b?rakmaz. Cans?z b?rakmaz. şuûrsuz b?rakmaz. Elbette nûrdan, karanl?ktan, esîr maddesinden, havadan, hattâ mânâlardan, attâ kelimelerden canlı ve şuûrlu mahlûklar? çoklukla yarat?r."
"Onlar?n bir kısmı melâike, bir kısmı rûhânî, bir kısmı da cin nev’leridir.”
4. Madde ile mânâ arasındaki ili?ki, melâike ve rûhânîlerin varl???na i?âret eder.
Bedîüzzaman Hazretleri, melâikenin varl???n? ispât ederken madde ile mânây? birbiriyle k?yaslar. ?öyle ki:
“Madde, kendi başına ayakta durmaz. Bir mânâ ile ayakta kalır. O mânâ hayatt?r, rûhtur. Madde, kendisine hizmet edilen değil, hizmetkârd?r. Bir hakikatin olgunla?mas?na hizmet eder. O hakikat da, hayatt?r. Hayatın esâs? da, rûhtur. Aç?kça anla??l?yor ki, madde, hâkim olmadığından, ‘mürâcâtlar’ ona yap?lmaz. Mükemmellikler ondan istenilmez. Tam aksine madde, mahkûmdur. Bir esâs?n hükmüne bakar. O esâs?n gösterdişi yollar ile hareket eder. İşte o esâs, hayatt?r, rûhtur, şuûrdur. Gerçek o ki madde, yar?lmaya, erimeye, y?rt?lmaya, bozulmaya, da??lmaya her an haz?r bir ‘kabuk’, bir ‘köpük’, bir ‘sûret’tir.”
Bu hakikati ?öyle bir misâlle anlatır Bedîüzzaman:
“Gözle görülmeyen mikroskobik bir hayvan?n çok keskin duygular? var. Öyle keskin ve hassâs duygular ki, arkada??n?n?n sesini işitir, r?zk?n? görür. şu hayvan?n bu hâli gösterir ki, maddenin küçülüp incelmesi nisbetinde hayatın belirtileri, alâmetleri ve eserleri art?yor. Rûhun nûru ?iddetleniyor. Sanki, madde inceldikçe, bizim maddi âlemimizden uzakla?t?kça, rûh âlemine, hayat âlemine, şuûr âlemine yakla??yor gibi rûhun harâreti, hayatın nûru daha da ?iddetli kendini gösteriyor.”
Hiç mümkün müdür ki, madde perdesinde bu kadar hayat ve rûh ve şuûrun belirtisi ve s?z?nt?s? bulunsun da madde perdesinin altında olan bât?n âlemi, melekût âlemi, ruhlar âlemi, rûh ve şuûr sâhibi varlıklarla, yani melâike ve rûhânîlerle dolu olmasın?
5. Bütün felsefî ak?mlar?n ve dinlerin meleklerin mânâs?nda ittifâk etmeleri, meleklerin varl???n? ispat eden çok kuvvetli bir delildir.
Melâikenin varl???nda, ehl-i akıl denilen bütün felsefi ekoller ve ehl-i nakil denilen bütün dinler fikir birlişi ile ismini farklı koysalar da, ittifâk etmişler denilebilir.
Meselâ, maddede çok ileri giden, sadece akıl ile hakikate ula??labileceşini savunan ve vahyi kabul etmeyen Me??âiyyûn ekolünün felsefecileri, melâikenin mânâs?n? inkâr etmeyerek, “Her bir varlık türünün, içinde cismânî yap?s?ndan farklı rûhânî bir hakikat vardır.” demi?lerdir. Melâikeyi bu şekilde ta’bir etmişler. Yine eski ??râkiyyûn ekolünün felsefecileri de, melâikenin mânâs?n? kabûle mecbûr kalarak, yanlış olarak, kâinatın yaratılış?nda ve idâresinde etkili olduğu ve birbirinden türedişi iddia edilen ‘on akıl’ ve ‘türlerin terbiye edicileri, idârecileri’ anlamında ‘melek’ karşıl??? olarak kulland?klar? kavramlarla isim vermi?ler.
Yine, bütün dinler, ‘da?lara vekil k?l?nm?? melek’, denizlere vekil k?l?nm?? melek’, ‘yağmurlara vekil k?l?nm?? melek’ gibi, herbir varlık türüne vekil bir meleşin bulunduğunu, vahyin ilhâm? ve ir?âd?yla kabul ederek, o şekilde isimlendirmi?ler. Hattâ, akıllar? gözlerine inmi? materyalistler ve tabiatç?lar dahi, melâikenin mânâs?n? inkâr edemeyerek, ‘engel tan?mayan yayılan kuvvetler’ diyerek, bir mânâda melek hakikatini kabûle mecbûr kalm??lar.
6. Kâinatta hükmeden kanunlar, meleklerin varl???n? gösterir.
Kâinatta hükmeden ve pozitif ilimlerin de ifâde ettiği kanunlar, hayatın ortaya ç?kmas? için kâfi değildirler. Çünkü cereyân eden bu kanunlar?n vücûdu yoktur, ilmî vücudlar? vardır. Bundan dolay? âdetâ ‘yok’ sayıl?rlar. O kanunlar? temsîl edecek, gösterecek, dizginlerini ellerinde tutacak melâike denilen Allah’?n kullar? olmazsa, o kanunlar meydana ç?kamaz, belirgin olamaz. Sâbit bir ‘hakikat’ olamazlar. Hâlbuki hayat bir sâbit hakikattir. Vehmî bir düstur (kanun), sâbit bir hakikati üstlenemez.
Meselâ, kâinattaki kanunlar?, bir devletin yasalar?na benzetirsek, melekler de o yasalar?n uygulay?c?s? olan hükûmeti gibi olur.
Hükûmet olmazsa, yasalar kendi başına bir devleti idâre edemezler. Çünkü yasan?n vücudu yoktur. ?lmî bir kâidedir. Ancak, bir güç, bir otorite yani bir hükûmet ile o yasalar anla??l?r, tatbik edilir, ortaya ç?kar.
Nasıl ki, beşer bir ümmettir. Cenâb-? Hakk’?n kelâm s?fat?ndan gelen ?erîat-i ?lâhiye’nin ta??y?c?s? ve temsilcisidir. Aynen öyle de, melâike dahi, muazzam bir ümmettir ki, onların amele kısmı, irade s?fat?ndan gelen ve yanlış olarak ‘tabîat’ ismi verilen kanûnlar?n ta??y?c?s? ve mümessilidirler.
Hakiki tesîr sâhibi olan kudret ve irade-i ?lâhiye’nin emirlerine tâbi’ bir nevi ibâdullaht?rlar ki, semadaki yıldızlar ve büyük gök cisimlerinin her biri, onların birer mescidi, birer ma’bedi hükmündedirler.
7. İnsanl?k târihinde meleklerden tek bir ferdin bile görülmesi, onların um ûmen varl???n? ispât eder bir delildir.
Melâikeden bir ferdin varl???n?n ispât edilmesiyle, bütün meleklerin varl??? ispât edilmi? olur. Bir tek ferdin görünmesiyle, bütün meleklerin varlıklar? da bilinmi? olur. Çünkü melâikeyi inkâr edenler, tamâmen inkâr eder. Bir tekini kabûl eden, bütün hepsini de kabûl etmeye mecbûrdur.
Hakikat böyle ise, şu söylenebilir ki: Bütün zamanlarda, bütün din mensûplar?, Âdem Aleyhisselâm’dan Şimdiye kadar, melâikelerin varl???nda ittifâk etmişler. İnsan s?n?flar?n?n birbirlerinden bahsi, nakli, birbirleriyle konu?malar?, görü?meleri gibi meleklerle konuşulmas?nda ve onların görünmesinde ve onlardan rivâyet edilmesinde ittifâk etmişler. Acaba, meleklerden hiç bir fert aç?kça görünmeseydi, varlıklar? kesin olarak hissedilmeseydi, hiç mümkün müdür ki bu konudaki ittifâk devâm etsin.
Hiç mümkün müdür ki, hakikatsiz bir vehim, bütün beşer ink?lâplar? içinde, bütün fikir ink?lâplar? arasında hiç bozulmadan devâm etsin de bekâ bulsun.
8. Bütün enbiyâ ve evliyân?n, melekler husûsunda ittifâk etmeleri bu mes ’eleyi ispât eder.
İnsanl?k semas?n?n güzel ahlâk, doğruluk, fazilet ve hakikat güne?leri, aylar?, yıldızlar? gibi olan enbiya ve evliyalan?n, farklı zaman ve mekânlarda gelip, manen ittifâk etmeleriyle, söz ve fikir birlişi ile haber verdikleri ve ?ehâdet ettikleri meleklerin varl??? ve onları görmeleri hiç ?üphe kabul etmez bir hakikattir. Çünkü onlar, bu meselede “ehl-i ihtisas”, yani bu işin “uzman”? ve “bilirkişi”sidirler. Bir meselede uzman olan iki kişinin söyledişi sözler, uzman olmayan binlerce kişilerin, aynı konudaki sözlerinden çok daha k?ymetli ve üstündür.
Enbiya ve evliya, melâike meselesinde ‘ispatlayan’ konumundadırlar. Bir ispat edici, binlerce inkâr edicilerin inkârlar?n? hiçe indirir. Özellikle de, Kur’ân-? Kerîm ve onun tebli?cisi ve tercümân? olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’?n ?ehâdetleri ve mü?âhedeleri hiç mümkün müdür ki bir ?üphe kabul etsin.
9. Her bir varl???n, hâl diliyle yaptığı tesbihât?n?, şuûrla ve söz diliyle temsîl etmek hikmeti, melâikeyi gösterir ve ispât eder.
?srâ Sûresi 44. Âyette Rabb’imiz mealen ?öyle buyuruyor:
“Ve O’na hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur.”
Evet, bir çiçek kendi üzerindeki san’atl? nak??lar?n diliyle Yarat?c?’s?n?n tesbîhât?n? yaptığı gibi, koca yeryüzü bahçesi de bir büyük çiçek gibi, muntazam ve küllî tesbîh vazifesini yerine getiriyor. Bir ağacın yaprak, meyve ve çiçeklerinin kelimeleri ile bir tesbîhât? olduğu gibi, koca semâvât denizi de, kelimeleri hükmünde olan güne?leri, yıldızlar? ve aylar? ile, Rabb’ine tesbîhât yapar ve hamd eder. Bu misaller gibi, bütün cans?z varlıklar?n her biri, sûreten cans?z ve şuûrsuzken, gâyet şuurlu ve canlı gibi vazîfeleri ve tesbîhâtlar? var. Melâikeler, bunların âlem-i melekûtte (melekler âleminde)temsilcisidirler, tesbîhâtlar?n? ifâde ediyorlar. Aynen öyle de bunlar da, meleklerin, şu cismânî ?ehâdet âleminde timsâlleri, hâneleri ve mescidleri hükmündedirler. İşte, bütün varlıklar?n hâl dilleriyle ifâde ve ilân ettikleri ?lâhî isimleri ve kudsî mânâlar?, bilen, bilerek söz diliyle ifâde eden, kâinata ilân eden, ?lâhî dergâha takdîm eden, onlara uygun âdetâ ruhlar? hükmünde bir müekkel (vekil) melekleri vardır. Yani hikmet-i ?lâhîye, her bir varl???n lisân-? hâliyle zaten yaptığı ibâdet ve tesbîhât vazifesinin, şuûrla ve lisân-? kâl ile de olmasın? gerektirmi?tir.
Bu hikmet de meleklerin varl???n? ve küllî vazifelerini gerekli k?lm??t?r.
10. Hikmet-i ?lâhiye, kâinat saray?nda bilerek ve ücret beklentisinde olmadan çal??acak hizmetkârlar? gerektiriyor.
Cenâb-? Hakk’?n, kâinat saray?nda çal??t?rd??? dört k?s?m hizmetkâr? vardır. Bitkiler ve cans?z varlıklar, bilmeyerek, fakat bir bilenin emrinde gâyet mühim vazîfelerde ücretsiz hizmet ediyorlar. Hayvanlar, cüzî bir ücret karşıl???nda, bilmeyerek, gâyet küllî geniş maksatlara hizmet ediyorlar. İnsanlar ve cinler ise, birisi peşin diğeri sonra verilecek olan iki ücret karşıl???nda, ?lâhî maksatlara, bilerek uygun hareket etmek ve her şeyde kendi efslerine de bir hisse ç?karmak ve diğer hademelere reislik ve gözlemcilik yapmak gibi vazifelerle hizmet ediyorlar.
Hikmeten buradan anla??l?r ki, dördüncü bir k?s?m hizmetkârlar da bulunacakt?r. Bu hizmetkârlar hem, bir cihette insana benzer ki, Cenâb-? Hakk’?n küllî maksatlar?n? bilir bir ubûdiyetle uygun hareket etsinler. Hem, insanın z?tt?na olarak nefsânî hazlardan ve peşin cüzî ücretlerden tecerrüd etmiş olsunlar.
Yalnızca Cenâb-? Hakk’?n nazar? ile, emri ile, teveccühüyle, hesâb?yla, nam?yla, yakınl???yla ve Allah’a olan bağlıl?klar?yla ortaya ç?kan lezzeti, saadeti, kemâli, zevki kâfi görüp hâlisen çal???yorlar. Onlar?n ücretleri, itâat ve hizmetlerinin bizzat içindedir.
NET?CE OLARAK
"Hakikat", meleklerin varl???n? gerektirir.
Kâinatın hâli ve içyüzü meleklerin varl???n? ispât eder. "Hikmet",meleklerin varl???n? gerektirir. Madde ile mânâ arasındaki ili?ki, melâike ve rûhânîlerin varl???na i?âret eder.
Bütün felsefî ak?mlar?n ve dinlerin meleklerin mânâs?nda ittifâk etmeleri, meleklerin varl???n? ispat eden çok kuvvetli bir delildir.
Kâinatta hükmeden kanunlar, meleklerin varl???n? gösterir. İnsanl?k târihinde meleklerden tek bir ferdin bile görülmesi, onların umûmen varl???n? ispât eder bir delildir.
Bütün enbiyâ ve evliyân?n, melekler husûsunda ittifâk etmeleri bu mes’eleyi ispat eder. Her bir varl???n, hâl diliyle yaptığı tesbihat?n?, şuûrla ve söz diliyle temsîl etmek hikmeti, melâikeyi gösterir ve ispât eder.
Hikmet-i ?lâhiye, kâinat saray?nda, bilerek ve ücret beklentisinde olmadan çal??acak hizmetkârlar? gerektiriyor.
Asr?n imâm?, gerek aklî gerekse naklî delillerle, meleklerin varl???na dâir delilleri bu şekilde on esâs üzerinden izah ve ispat etmektedir.
Cenâb-? Hakk’tan niyaz?m?z odur ki, bizlere, imân esâslar?n? asr?n insanına iki kere iki dört eder kat’iyyetinde izah ve ispat eden Risâle-i Nûr’u okuyup anlamay?, önce kendi imanın? kuvvetlendirip sonra, başkalar?n?n da imân?na kuvvet verecek şekilde çal???p, hizmet etmeyi nasib eylesin.
Âmin! Vesselâmü aleyküm ve rahmetüllâhi ve berekâtühü.
(Bu yaz? "?rfan Mektebi" dergisinin web sayfas?ndan al?nm??t?r. Erişim: 15.12. 2010)
Makale Kategorisi:
Yazar:
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.