- Salih Avcı
- 20.02.2023
Hastalık, insanın karşılaşabileceği en ağır imtihanlardan biridir. Çünkü hastalık yalnız bedeni değil; insanın düşüncelerini, duygularını, aile hayatını, çalışma düzenini ve geleceğe bakışını da etkileyebilir.
Bediüzzaman Said Nursî, Yirmi Beşinci Lem'a olan Hastalar Risalesi'nde hastalığa yalnız tıbbî ve bedensel yönden değil, iman ve âhiret açısından da bakar.
Risale-i Nur'un yaklaşımı, “Hastalık önemli değildir, acıyı önemseme.” demek değildir. Aksine hastalığın acısını kabul eder; fakat mümine şu önemli soruyu sordurur:
“Bu hastalık devam ettiği müddetçe onu âhiretim hesabına nasıl değerlendirebilirim?”
Çünkü insan yalnız bedenden ibaret değildir. Bedenin sıhhati önemli olduğu gibi kalbin, ruhun ve ebedî hayatın sıhhati de önemlidir.
Hastalar Risalesi bu bakımdan hastalığı “manevî bir eczane” gibi değerlendirir. Acı değişmeyebilir; fakat insanın acıya yüklediği anlam değiştiğinde hastalığın insan üzerindeki manevî neticesi değişebilir.
İnsanın en değerli sermayesi ömrüdür. Kaybedilen mal yeniden kazanılabilir; fakat geçen bir dakika geri getirilemez.
Kur’ân-ı Kerîm'de:
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur.”
(Mülk, 67/2)
buyrulur.
Demek ki hayat başıboş değildir; imtihan için verilmiş kıymetli bir sermayedir.
Bediüzzaman'ın dikkat çektiği önemli hakikatlerden biri şudur: Sağlıklı geçirilen her dakika mutlaka kazanç olmadığı gibi, hastalıkla geçirilen her dakika da mutlaka kayıp değildir.
Sağlıklı bir insan saatlerini gaflet içerisinde tüketebilir. Hasta bir insan ise yatağında:
sabredebilir,
dua edebilir,
tövbe edebilir,
Allah'ı zikredebilir,
ölüm ve âhireti düşünebilir,
geçmiş hayatını muhasebe edebilir.
Böylece görünüşte hastalıkla geçen bir ömür, mânen bereketlenebilir.
Manevî ders:
“Ömrüm boşa gidiyor.” demek yerine:
“Bu dakikayı Rabbimin rızasına nasıl çevirebilirim?”
diye düşün.
Kur’ân:
“Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.”
(Zümer, 39/10)
buyurur.
Resûlullah (s.a.v.) da mümine ulaşan hastalık, yorgunluk, üzüntü ve eziyetlerin, hatta bir diken batmasının dahi günahlara kefaret olabileceğini haber vermiştir.
Hastalığın bedene verdiği acı gerçektir. Fakat iman ve sabır sayesinde aynı acı âhiret hesabına kazanca dönüşebilir.
Bu sebeple mümin:
“Boşuna acı çekiyorum.”
diye düşünmemelidir.
Allah yolunda sabredilen hiçbir an kaybolmaz. Kaynak metinde de hastalığın sabır vasıtasıyla sevaba dönüşebileceği özellikle vurgulanmaktadır.
Dua:
“Allah'ım, bedenimin acısını ruhumun kazancına, hastalığımı günahlarıma kefarete vesile eyle.”
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
(Âl-i İmrân, 3/185)
Sağlık bazen insana dünyada uzun süre kalacakmış hissi verebilir. Hastalık ise bedenin diliyle:
“Sen burada ebedî değilsin.”
dersini verir.
Risale-i Nur'da dünya sürekli kalınacak bir vatan değil, ebedî hayata hazırlanılan geçici bir misafirhane olarak değerlendirilir.
Bu nedenle hastalık ölüm düşüncesini uyandırıyorsa, bu düşünce yalnız korkuya dönüşmemelidir.
Şu soruya dönüşmelidir:
“Ebedî hayata ne hazırladım?”
Hastalık böylece namaza, tövbeye, helalleşmeye ve âhiret hazırlığına vesile olabilir.
“Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız.”
(Fâtır, 35/15)
İnsan sağlıklı olduğu zaman bedeninin ne kadar hassas olduğunu unutabilir.
Küçük bir mikrop, küçük bir damar problemi veya küçücük bir organın vazifesini aksatması insanın bütün düzenini değiştirebilir.
Risale-i Nur'da acz ve fakr, insanı Allah'a ulaştıran önemli kulluk yollarındandır.
İnsan:
Aczini anlayınca Allah'ın kudretine,
fakrını anlayınca Allah'ın rahmetine
yönelir.
Hastalık:
“Sen zayıfsın.”
dediğinde iman:
“Evet, ben zayıfım; fakat Rabbimin kudreti sonsuzdur.”
diye cevap verir.
Müminin başına gelen sıkıntıların günahlarına kefaret olabileceği hadislerde bildirilmiştir.
Bu, hastaya çok büyük bir tesellidir.
Çünkü böylece ağrı yalnız bedensel bir acı olarak kalmaz; sabır ve imanla karşılandığında âhiret hesabına bir temizlenme vesilesi olabilir.
Her ağrı geldiğinde:
“Allah'ım, bunu günahlarıma kefaret, derecelerimin yükselmesine ve Sana yakınlaşmama vesile eyle.”
diye dua edilebilir.
“Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.”
(Bakara, 2/186)
İnsan rahat zamanlarında bazen duasında gaflete düşebilir.
Fakat çaresizlik anında söylenen:
“Yâ Rabbi!”
sözü, kalbin en derin yerinden çıkabilir.
Aczini hisseden insanın duası daha samimi hâle gelebilir. Hastalık bu yönüyle insanın kulluğunu ve Rabbine ihtiyacını fark ettiği bir dua mektebine dönüşebilir.
Doktora derdini anlattığın gibi Rabbine de anlat:
“Yâ Rabbi! Canım acıyor, korkuyorum, zorlanıyorum. Şifayı verecek Sensin. Bana yardım et.”
Rahat nefes almak…
Yürüyebilmek…
Uyuyabilmek…
Yemek yiyebilmek…
Ağrısız oturabilmek…
İnsan sağlıklıyken bunları sıradan görebilir.
Kur’ân:
“Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız onları sayamazsınız.”
(Nahl, 16/18)
buyurur.
Hastalık bazen kaybedilen tek bir nimetin kıymetini insana öğretirken, sahip olduğu yüzlerce nimeti de fark ettirir.
İnsan:
“Altı aydır bu hastalığı çekiyorum.”
dediğinde geçmiş altı ayın acısını zihninde bugünkü acısına ekleyebilir.
Oysa geçmişte yaşanan fiziksel ağrıların çoğu geçmiştir.
Geride ise sabrın sevabı, dua, tecrübe ve Allah'a yöneliş kalmış olabilir.
Risale perspektifinde geçmiş musibetin elem tarafını değil, sevap ve ibret tarafını bugüne taşımak gerekir.
Geçmişin acısını bugünün omuzlarına tekrar yükleme.
“Ya hastalığım ilerlerse?”
“Ya ameliyat olursam?”
“Ya iyileşemezsem?”
Bu düşünceler insanı henüz meydana gelmemiş hadiselerin acısını yaşamaya sürükleyebilir.
Bediüzzaman'ın sabır anlayışında önemli ölçülerden biri, sabır kuvvetini geçmiş ve geleceğe dağıtmamaktır.
Bugünün yüküne bugünün sabrı yeter.
Yarın gerçekten bir sıkıntı gelirse, Allah'ın izniyle onun sabrı da o zaman verilecektir.
İnsan yalnız kaybettiklerine bakarsa bütün hayatını karanlık görebilir.
Fakat kendisinden daha ağır imtihan yaşayan insanları düşündüğünde:
“Rabbimin bende bıraktığı ne kadar çok nimet var.”
diyebilir.
Buradaki maksat başkasının acısını küçümsemek değildir.
Maksat şükür penceresini açmaktır.
“Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.”
(Zümer, 39/53)
Uzun süren hastalık insanı ümitsizliğe düşürebilir.
Fakat müminin vazifesi sebeplere müracaat etmek, şifayı istemek ve sonucu Allah'a bırakmaktır.
Şifa gecikebilir; fakat Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez.
Hz. İbrahim (a.s.) şöyle demiştir:
“Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.”
(Şuarâ, 26/80)
Doktor tedavi eder.
İlaç kullanılır.
Ameliyat yapılır.
Fakat iman nazarında doktor ve ilaç sebep, şifayı yaratan ise Allah'tır.
Bu sebeple doğru anlayış:
şeklindedir.
Tedaviyi terk etmek tevekkül değildir. Sebeplere müracaat edilir; fakat sebeplerin arkasında Allah'ın kudreti görülür.
Hz. Eyyûb (a.s.) ağır imtihan karşısında:
“Bana dert dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
(Enbiyâ, 21/83)
diye dua etmiştir.
Kur’ân ardından:
“Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisindeki sıkıntıyı giderdik.”
(Enbiyâ, 21/84)
buyurur.
Hz. Eyyûb'un duasında isyan değil, aczini Rabbine arz etme ve teslimiyet vardır.
Hasta insan:
“Eskisi kadar ibadet edemiyorum.”
diye üzülebilir.
Fakat İslâm hastaya kolaylık sağlamıştır.
“Allah hiçbir kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü kılmaz.”
(Bakara, 2/286)
Ayakta namaz kılamayan kişi dinin bildirdiği ruhsatlar çerçevesinde oturarak veya durumunun gerektirdiği şekilde ibadetini yerine getirebilir.
Dolayısıyla hastalık sebebiyle verilen kolaylık, ibadetin değersizleşmesi anlamına gelmez.
Acı çeken insan başkasının acısını daha iyi anlayabilir.
Hasta;
yaşlıyı,
engelliyi,
fakiri,
yalnız yaşayanı,
başka hastaları
daha iyi anlamaya başlayabilir.
Böylece kendi acısı insanın kalbini başkalarının acılarına açabilir.
Kendi acını başkalarının acısını anlamaya vesile yap.
Hastalık insana her şeyi kontrol edemediğini gösterir.
İşte bu noktada kulluk şu hakikati öğretir:
Ben tedbirimi alırım; fakat neticeyi yaratamam.
Kur’ân:
“Kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter.”
(Talâk, 65/3)
buyurur.
Tevekkül hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Tedbir kuldan, netice Allah'tandır.
Hastalık insanın hayatını yavaşlatabilir.
Bu dönem şu sorular için bir muhasebe fırsatı olabilir:
Ben nereden geldim?
Nereye gidiyorum?
Ömrümü nasıl geçirdim?
Rabbimle münasebetim nasıl?
Âhiretim için ne hazırladım?
Böylece hastalık yalnız bekleme zamanı olmaktan çıkar, tefekkür ve hayat muhasebesi zamanına dönüşebilir.
“Allah'a samimi bir tövbe ile dönün.”
(Tahrîm, 66/8)
Hastalık bazen yıllardır ertelenen bir tövbeye vesile olabilir.
Kırılan gönüller tamir edilebilir.
Kul hakkı varsa helalleşilebilir.
Terk edilmiş ibadetlere yeniden başlanabilir.
Böylece insan yalnız:
“Ne zaman iyileşeceğim?”
diye değil:
“Rabbime nasıl daha güzel dönebilirim?”
diye de sorar.
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
(Enbiyâ, 21/35)
Hastalık ölüm korkusunu artırabilir.
Fakat ölüm yalnız hastalara mahsus değildir. Sağlıklı insan da ölümlüdür.
Risale-i Nur perspektifinde ölüm, mümin için mutlak yokluk değildir. Dünya hayatının sona ermesi ve âhiret âlemine geçiştir.
Bu nedenle asıl soru:
“Ölecek miyim?”
değil;
“Rabbimin huzuruna nasıl hazırlanmalıyım?”
olmalıdır.
Hastalık bazen aile fertlerini birbirine yaklaştırır.
Anne çocuğuna, çocuk anne-babasına, eşler birbirlerine hizmet ederler.
Normal zamanlarda görünmeyen sevgi ve fedakârlık hastalık zamanında ortaya çıkabilir.
Hastanın da kendisine hizmet edenlerin kıymetini bilmesi ve teşekkür etmesi güzel bir kulluk ahlâkıdır.
Uzun hastalık dönemlerinde insan:
“Kimse beni anlamıyor.”
diyebilir.
Kur’ân ise:
“Biz ona şah damarından daha yakınız.”
(Kâf, 50/16)
buyurur.
İnsanlar acının tamamını anlayamayabilir.
Fakat Allah bilir.
İnsanlar gece dökülen gözyaşını görmeyebilir.
Allah görür.
Söze dökemediğin derdini dahi Rabbine arz edebilirsin.
Şükür:
“Ben hasta değilim.”
demek değildir.
Şükür, hastalığın yanında devam eden nimetleri de görebilmektir.
Belki ağrın vardır fakat görebiliyorsundur.
Belki yürüyemiyorsundur fakat konuşabiliyorsundur.
Belki hastasındır fakat yanında seni seven insanlar vardır.
Belki tedavin uzun sürmektedir fakat ilaca ve doktora ulaşabiliyorsundur.
Kaynak metinde bu ölçü, “Hastalığın yanında hâlâ bulunan nimetleri görebilmek” şeklinde özetlenmiştir.
İnsanın değeri yalnız fiziksel üretkenliğiyle ölçülmez.
Yatağından kalkamayan bir insan bile:
dua edebilir,
güzel söz söyleyebilir,
teşekkür edebilir,
tebessüm edebilir,
ailesine sabır örneği olabilir.
İnsan yalnız bedeniyle faydalı olmaz.
Kur’ân:
“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır.”
(Bakara, 2/216)
buyurur.
Bu ayeti “Her hastalığın sebebini biliyoruz.” şeklinde anlamak doğru değildir.
Bilakis insanın bilgisi sınırlıdır.
Biz hadisenin yalnız bugünkü yüzünü görebiliriz. Allah ise bütün neticelerini bilir.
Bu sebeple:
“Bu hastalık kesinlikle benim için bütünüyle kötüdür.”
diye kesin hüküm vermek yerine:
“Ben bütün hikmetlerini bilmiyorum; Rabbim biliyor.”
demek teslimiyete daha uygundur.
Hastalar Risalesi'nin derslerini beş büyük kavram etrafında toplayabiliriz:
Allah'ın seni bildiğine, gördüğüne ve hiçbir hâlinin O'nun ilminden gizli olmadığına inan.
Bugünün yükünü bugünün sabrıyla taşı.
Aczini Allah'a arz et.
Kaybettiklerinin yanında devam eden nimetlerini de gör.
Tedavini yaptır, sebeplere müracaat et ve neticeyi Allah'a bırak.
Kaynak metnin 25. devasının özü de bu beş kavramla ifade edilmektedir.
Risale-i Nur perspektifinden hastalığın insandaki manevî seyri şöyle ifade edilebilir:
HASTALIK
↓
ACZ — İnsan güçsüzlüğünü fark eder.
↓
FAKR — Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu anlar.
↓
DUA — Kalbi Rabbine yönelir.
↓
SABIR — Acısını isyana değil kulluğa çevirmeye çalışır.
↓
TÖVBE — Geçmişini muhasebe eder.
↓
ŞÜKÜR — Kalan nimetleri fark eder.
↓
TEVEKKÜL — Geleceğini Allah'a bırakır.
↓
İMANIN KUVVETLENMESİ
Bu manevî dönüşüm kaynak metinde de aynı silsileyle özetlenmektedir.
Çok zorlandığın zaman uzun açıklamalar düşünemiyorsan şu beş hakikati hatırla:
1. Rabbim benim hâlimi biliyor.
2. Bu an sonsuza kadar devam etmeyecek.
3. Sabırla çektiğim sıkıntı Allah katında kaybolmayacak.
4. Tedbirimi alacağım ve neticeyi Allah'a bırakacağım.
5. Allah'ın rahmetinden ümidimi kesmeyeceğim.
Uyandığında:
“Elhamdülillâh.”
de ve:
“Allah'ım, bugün bana yetecek sabrı, kuvveti ve huzuru ihsan eyle.”
diye dua et.
Hz. Eyyûb'un duasını okuyabilirsin:
اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ
“Ennî messeniyed-durru ve ente erhamü'r-râhimîn.”
“Bana dert dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
Gücün nispetinde:
Sübhanallah
Elhamdülillah
Allahü Ekber
Lâ ilâhe illallah
Estağfirullah
zikredilebilir.
“Allah'ım, bu acımı günahlarıma kefaret, derecelerimin yükselmesine ve Sana yakınlaşmama vesile eyle.”
O gün devam eden üç nimeti düşün ve:
“Elhamdülillâhi alâ külli hâl.”
de.
Kaynak metinde de hastalar için sabah, gün içi, ağrı anı ve geceyi kapsayan benzer bir manevî program önerilmektedir.
Ey hastalıkla imtihan edilen kardeşim!
Hastalığın acısını küçümsemek doğru değildir.
Fakat acının yanında Rabbimizin rahmetini de unutma.
Doktoruna git.
Tedavini yaptır.
İlacını kullan.
Tedbirini al.
Fakat kalbini yalnız sebeplere bağlama.
Şifayı Allah'tan iste.
Hastalık uzarsa sabır iste.
Acı artarsa kuvvet iste.
Korku gelirse emniyet iste.
Ümitsizlik gelirse Allah'ın rahmetini hatırla.
Günahlarını hatırlarsan tövbe et.
Ölümü hatırlarsan âhirete hazırlan.
Sağlığına kavuşursan şükret.
Hastalığın devam ederse sabret.
Çünkü:
Hastalık bedenini zayıflatabilir; fakat imanını zayıflatmak zorunda değildir.
Hastalık hareketlerini kısıtlayabilir; fakat duanı kısıtlayamaz.
Hastalık bazı dünya nimetlerini azaltabilir; fakat sabırla karşılandığında âhiret kazancına vesile olabilir.
Hastalık seni bazı insanlardan uzaklaştırabilir; fakat Rabbine yakınlaşmana vesile olabilir.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yâ Şâfî, Yâ Kâfî, Yâ Rahmân, Yâ Rahîm!
Hastanelerde, evlerinde ve yataklarında şifa bekleyen bütün kullarına rahmet eyle.
Dertlilere deva, hastalara şifa, ağrısı olanlara rahatlık, korkanlara emniyet, ümitsizlere ümit ve yalnızlara manevi huzur ihsan eyle.
Allah'ım!
Hastalıklarımızı günahlarımıza kefaret eyle.
Acılarımızı sevaba çevir.
Aczimizi duaya,
duamızı Sana yakınlığa,
sabrımızı rızana,
hastalığımızı mağfiretimize vesile eyle.
Bizlere Hz. Eyyûb'un sabrından hisse ver.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) öğrettiği sabır ve tevekkül ahlâkından nasip eyle.
Doktorlarımızın teşhislerini isabetli eyle.
Tedavilerimizi şifaya vesile kıl.
İlaçlarımızda tesir yarat.
Hakkımızda hayırlı olan tedavi yollarını kolaylaştır.
Bedenimize afiyet,
kalbimize iman,
ruhumuza huzur,
ömrümüze bereket ihsan eyle.
Geçmişimizin pişmanlığını tövbeye,
geleceğimizin korkusunu tevekküle,
bugünkü acımızı sabra dönüştür.
Bizi rahmetinden ümitsiz bırakma.
Son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eyle.
Dünyadaki geçici sıkıntılarımızı ebedî saadetimize vesile eyle.
Sen merhametlilerin en merhametlisisin.
Âmin.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.