- Salih Avcı
- 20.02.2023
İnsan yalnızca dış dünyadan gelen tehlikelerle değil, zihninde, kalbinde ve hayalinde beliren düşüncelerle de imtihan edilir. Bazen insanın aklına kendi isteği dışında kötü, çirkin, korkutucu, hatta imanına ve mukaddes değerlerine tamamen aykırı düşünceler gelebilir.
Böyle bir durumda kişi:
“Böyle bir düşünce nasıl aklıma geldi? Acaba imanım mı zayıfladı? Ben gerçekten böyle mi düşünüyorum? Bundan dolayı günaha girer miyim?”
diye endişeye kapılabilir.
Risale-i Nur, özellikle Yirmi Birinci Söz’ün İkinci Makamı’nda vesvese meselesini son derece ince ve teselli edici bir şekilde ele alır.
Bu bahsin temel ölçülerinden biri şudur:
Bir düşüncenin insanın zihnine gelmesi ile insanın o düşünceyi kalben kabul etmesi aynı şey değildir.
Bu önemli ayrım anlaşıldığında vesvesenin büyük bir kısmı tesirini kaybetmeye başlar.
Vesvese; insanın içine gizlice şüphe, korku, tereddüt ve kuruntu sokan düşüncelerdir. Çoğu zaman insanın iradesi dışında ortaya çıkar.
Kur’ân-ı Kerîm’de şeytanın bu özelliğine dikkat çekilir:
“O sinsi vesvesecinin şerrinden; ki insanların göğüslerine vesvese verir.”
(Nâs, 114/4-5)
İnsanın zihni sürekli faaliyet hâlindedir. Hafıza, hayal, geçmişte görülen şeyler, korkular, çevreden duyulan sözler ve şeytanî telkinler zihinde çeşitli düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep olabilir.
Burada unutulmaması gereken çok önemli bir ölçü vardır:
Bir düşüncenin zihinde belirmesi, insanın onu istediği, sevdiği veya kabul ettiği anlamına gelmez.
Bediüzzaman Said Nursî vesvese bahsinde şu önemli ölçüyü verir:
“Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir.”
Bu ifadeyi anlayabilmek için bazı kavramları ayırmak gerekir:
Tahayyül: Bir şeyin hayalde canlanmasıdır.
Tasavvur: Bir şeyin zihinde şekillenmesidir.
Tevehhüm: Bir ihtimalin veya şüphenin zihinde belirmesidir.
Tasdik: Bir düşüncenin doğru olduğunun kalben kabul edilmesidir.
İman ve küfür açısından asıl belirleyici olan, gelip geçen hayaller değil; kalbin tasdiki ve insanın iradeli kabulüdür.
Dolayısıyla insanın aklından istemeden:
“Acaba ahiret yok mudur?”
gibi bir düşüncenin geçmesi, o insanın ahireti inkâr ettiği anlamına gelmez.
Özellikle insan böyle bir düşünceden rahatsız oluyorsa, bu durum kalbinin onu benimsemediğini gösterir.
Risale-i Nur'daki en teselli edici ölçülerden biri şöyledir:
“Kalbin itirazı gösteriyor ki, o sözler kalbin sözleri değil.”
İnsanın zihnine Allah, Peygamber Efendimiz ﷺ, Kur’ân-ı Kerîm, namaz veya başka mukaddes değerler hakkında istemediği çirkin düşünceler gelebilir.
İnsan bundan dolayı üzülerek:
“Ben nasıl böyle bir şey düşünebilirim?”
diyebilir.
Fakat burada bakılması gereken şey, düşüncenin zihne gelmesi değil, kalbin ona karşı gösterdiği tavırdır.
Kalp:
“Hayır, ben böyle düşünmek istemiyorum. Bunu kabul etmiyorum.”
diyorsa, o düşünce insanın gerçek inancı değildir.
Bu sebeple vesveseden rahatsız olmak, bazı durumlarda kişinin mukaddes değerlere verdiği önemin bir göstergesidir.
Vesvese yalnızca günümüz insanının yaşadığı bir problem değildir.
Bazı sahâbîler, Resûlullah’a ﷺ gelerek içlerinden geçen ve söylemekten dahi çekindikleri düşüncelerden şikâyet etmişlerdi.
Sahih Müslim’deki rivayette sahâbîler:
“İçimizden öyle şeyler geçiriyoruz ki, onu söylemeyi bile çok büyük görüyoruz.”
dediklerinde Peygamber Efendimiz ﷺ onların bundan rahatsız olmalarını iman hassasiyeti açısından değerlendirmiştir.
Buradaki incelik şudur:
Kötü düşüncenin kendisi iman değildir.
Fakat kişinin o düşünceden rahatsız olması, onu çirkin görmesi ve reddetmesi iman hassasiyetinin göstergesi olabilir.
Vesveseye maruz kalan insanın yaptığı en önemli hatalardan biri şudur:
“Bu düşünce benim zihnime geldiyse demek ki ben böyle düşünüyorum.”
Oysa bu doğru değildir.
Bir pencerenin önünden yüzlerce insan geçebilir. Pencereden onları görmeniz, onların evin sahibi olduğu anlamına gelmez.
Zihin de böyledir.
Gün içerisinde binlerce düşünce zihnimizden geçebilir.
Bunların tamamı bizim inancımız, karakterimiz veya tercihimiz değildir.
Asıl önemli olan:
hangi düşünceyi kabul ettiğimiz,
hangisini reddettiğimiz,
hangisinin peşinden irademizle gittiğimiz,
hangisini kalben benimsediğimizdir.
Risale-i Nur'da vesvesenin mahiyetini anlatan son derece güzel bir temsil vardır:
“Nasıl aynadaki yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yakmaz ve murdarın aksi telvis etmez.”
Bir aynada ateş görürseniz eliniz yanmaz.
Aynada yılan görürseniz sizi ısırmaz.
Aynada pislik görünmesi de aynayı fiziksel olarak kirletmez.
Aynı şekilde insanın hayalinde çirkin bir şeyin görüntüsünün ortaya çıkması, kalbinin de çirkin olduğu anlamına gelmez.
Hayaldeki küfür, gerçek küfür değildir.
Hayalde görülen günah, işlenmiş günah değildir.
Zihinden geçen kötü düşünce, kalbin tasdiki değildir.
Vesvesenin insanı en fazla korkutan şekillerinden biri budur.
Kişi namaz kılarken, Kur’ân okurken veya Allah’ı düşünürken birden uygunsuz bir görüntü zihninde belirebilir.
Sonra:
“Ben nasıl böyle bir şeyi düşünebildim?”
diye kendisini suçlayabilir.
Hâlbuki insan zihni çağrışımlarla çalışır.
Bir kelime başka bir kelimeyi, bir görüntü başka bir görüntüyü hatırlatabilir.
Mesela insan Kâbe’yi düşünürken geçmişte gördüğü tamamen ilgisiz bir görüntü birden zihninde canlanabilir.
Bu durum insanın Kâbe’ye karşı saygısız olduğu anlamına gelmez.
Risale-i Nur’un dikkat çektiği ince noktalardan biri de budur.
İki düşüncenin zihinde yan yana bulunması, birbirini kirlettikleri anlamına gelmez.
Gökyüzüne bakarken görüş alanınızda kirli bir nesne de bulunabilir.
Fakat o kirli nesne gökyüzünü kirletmez.
Bunun gibi zihinde:
mukaddes bir düşünce + çirkin bir hayal
aynı anda bulunabilir.
Bundan dolayı mukaddes olan şey kirlenmediği gibi insanın imanı da bozulmuş olmaz.
Vesvesenin önemli özelliklerinden biri şudur:
Örneğin kişi:
“Bunu düşünmeyeceğim.”
der.
Bir süre sonra aynı düşünce tekrar gelir.
Bu defa:
“Niçin tekrar geldi?”
diye düşünür.
Sonra kalbini ve zihnini kontrol etmeye başlar.
Böylece şu döngü oluşabilir:
Düşünce → korku → kontrol → düşünceyi yeniden hatırlama → daha fazla korku → daha fazla kontrol
Bediüzzaman'ın şu ölçüsü bu noktada önemlidir:
“Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır.”
Yani vesvesenin en büyük zararlarından biri, insanın onu olduğundan çok daha tehlikeli zannetmesidir.
Risale-i Nur'un vesveseye karşı önemli reçetelerinden biri:
Bu, kötü düşünceyi kabul etmek demek değildir.
Aksine insan:
“Bu benim gerçek kanaatim değil. İradem dışında zihnime gelen bir düşüncedir.”
deyip hayatına devam eder.
Çünkü insan her vesveseyi incelemeye başladığında:
“Acaba imanım gitti mi?”
“Acaba günaha girdim mi?”
“Acaba niyetim bozuk muydu?”
“Acaba namazım kabul edildi mi?”
gibi yeni sorular ortaya çıkabilir.
Bir soruya cevap bulunur, ardından vesvese yeni bir soru üretir.
Küçük bir yara sürekli kaşınırsa iyileşmesi gecikir.
Vesvese de buna benzetilebilir.
Bir düşünce geldiğinde sürekli:
“Bu neden geldi?”
“Gerçekten buna inanıyor olabilir miyim?”
“Kalbimi bir daha kontrol edeyim.”
“Acaba içimde böyle bir düşünce mi var?”
diye düşünmek, vesveseyi yeniden gündeme getirir.
Bu nedenle önemli ölçülerden biri:
Şeytan insanı yalnızca açıkça günaha çağırmaz.
Bazen kişinin ibadet hassasiyetini kullanarak onu yormaya çalışabilir.
Namazda:
“Abdestin olmadı.”
“Niyetin doğru değildi.”
“Fâtiha’yı yanlış okudun.”
“Namazı tekrar kıl.”
İman konusunda:
“Gerçekten inanıyor musun?”
“Böyle bir düşünce aklından geçtiğine göre imanında problem var.”
Tövbe konusunda:
“Acaba tövben gerçekten kabul edildi mi?”
gibi düşüncelerle insan sürekli kontrol etmeye yönlendirilebilir.
Böylece ibadetin huzuru yerine korku, endişe ve tekrarlar ortaya çıkabilir.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
İnsan gerçekten bir konuyu bilmiyordur ve öğrenmek ister:
“Allah’ın varlığının aklî delilleri nelerdir?”
Böyle bir soru araştırılır, deliller öğrenilir ve mesele açıklığa kavuşturulur.
Vesvese ise çoğu zaman cevabı kabul etmek yerine aynı soruyu tekrar tekrar gündeme getirir.
İnsan cevabı öğrenir.
Bir süre rahatlar.
Sonra:
“Peki ya öyle değilse?”
diye yeniden başlar.
Bu nedenle:
Gerçek ilmî soruya delil ve bilgi gerekir; vesveseye ise çoğu zaman gereğinden fazla itibar etmemek gerekir.
Her zaman değil.
Bazen insan en çok değer verdiği konuda vesvese yaşayabilir.
Namaza çok önem veren kişi namaz konusunda;
imanına hassasiyet gösteren kişi iman konusunda;
helal ve harama dikkat eden kişi günah konusunda;
temizliğe çok dikkat eden kişi taharet konusunda vesveseye düşebilir.
Çünkü insan, değer verdiği şeyi kaybetmekten korkar.
Vesvese de bu hassas noktaları kullanabilir.
Vesvese yalnızca düşüncelerde ortaya çıkmaz. İbadetlerde de görülebilir.
Kişi sürekli:
“Abdest aldım mı?”
“Elimi üç kere mi yıkadım?”
“Abdestim bozulmuş olabilir mi?”
“Namazda üç rekât mı, dört rekât mı kıldım?”
diye şüpheye düşebilir.
İslâm hukukundaki önemli kaidelerden biri şöyledir:
Yani kesin olarak bilinen bir durum, yalnızca şüpheyle ortadan kalkmaz.
Mesela abdestli olduğunuzu kesin biliyor fakat abdestinizin bozulup bozulmadığından yalnızca şüphe ediyorsanız, sırf bu şüphe sebebiyle abdestsiz sayılmazsınız.
Bu ölçü vesvesenin önünü kesen önemli bir kolaylıktır.
Bazı insanlar geçmişte yaptıkları bir hata sebebiyle samimiyetle tövbe ettikten sonra bile:
“Acaba Allah beni affetti mi?”
diye sürekli düşünür.
Ardından yeniden tövbe eder.
Bir süre sonra:
“Acaba tövbem samimi değil miydi?”
diye yeniden başlar.
Tövbe elbette büyük bir ibadettir. Fakat tövbeden sonra sürekli aynı meseleyi kurcalamak insanı Allah’ın rahmetinden ümit kesme noktasına götürmemelidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de:
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”
(Zümer, 39/53)
buyrulur.
Kulun vazifesi samimiyetle tövbe etmek, mümkünse yaptığı hatayı düzeltmek ve ardından Allah’ın rahmetine güvenerek hayatına devam etmektir.
Vesveseli insan bazen sürekli yüzde yüz duygusal kesinlik ister:
“İmanımın sağlam olduğundan tamamen emin olmalıyım.”
“Abdestimin bozulmadığından yüzde yüz emin olmalıyım.”
“Niyetimin tamamen ihlâslı olduğundan emin olmalıyım.”
Fakat insanın duyguları sürekli aynı seviyede değildir.
İman yalnızca sürekli güçlü duygular hissetmek değildir.
Duygular değişebilir.
Hayaller değişebilir.
Zihinden farklı düşünceler geçebilir.
Fakat insanın kalbindeki temel iman ve iradeli yöneliş devam edebilir.
Kaynak metinde aktarılan hadiste Peygamber Efendimizin ﷺ şöyle buyurduğu belirtilmektedir:
“Allah, ümmetimin içlerinden geçirdikleri şeyleri, söylemedikleri veya yapmadıkları müddetçe bağışlamıştır.”
(Buhârî ve Müslim)
Bu hadis vesvese yaşayan insan için büyük bir teselli kaynağıdır.
İnsanın iradesi dışında zihnine gelen düşünce ile onu isteyerek benimsemesi ve fiile dönüştürmesi birbirinden ayrılmalıdır.
Kendine:
“Aklıma geldi; fakat kalbim kabul etmedi.”
de.
Bir düşüncenin zihinde bulunması ≠ o düşünceye inanmak
Sürekli:
“Niçin geldi?”
diye inceleme.
Vesvesenin en güçlü silahlarından biri insanın korkusudur.
Zihninden geçen her düşünceye cevap vermek zorunda değilsin.
Vesvese yüzünden namazı, Kur’ân okumayı veya duayı terk etme.
Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
“Eğer şeytandan sana bir vesvese gelirse Allah’a sığın.”
(A‘râf, 7/200)
Vesvese geldiğinde şu kısa yöntem uygulanabilir:
“Bu bir vesvesedir.”
“Bu düşüncenin zihnime gelmesi, benim buna inandığım anlamına gelmez.”
Vesveseyle uzun uzun münazara etme.
Her defasında yeni deliller bulmaya çalışma.
Namazdaysan namazına;
işteysen işine;
kitap okuyorsan okumaya;
sohbetteysen sohbetine devam et.
Böylece vesveseye verilen zihinsel önem azalır.
En temel sığınma duası:
أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
Eûzü billâhi mine’ş-şeytânirracîm.
“Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.”
Özellikle Felak ve Nâs sûreleri okunabilir.
Nâs sûresi insanı vesveseye karşı Rabbine sığınmaya çağırır.
Mü’minûn sûresinde ise şöyle dua edilir:
رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ
“Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım. Rabbim! Onların yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım.”
(Mü’minûn, 23/97-98)
Vesvesenin oluşturduğu döngüyü şöyle özetleyebiliriz:
İstenmeyen düşünce gelir
↓
İnsan düşünceden rahatsız olur
↓
Şeytan veya vesvese:
“Böyle düşündüğüne göre imanında problem var.”
telkininde bulunur.
↓
İnsan korkar
↓
Kalbini ve düşüncelerini kontrol etmeye başlar
↓
Aynı düşünce daha fazla hatırlanır
↓
Korku artar
↓
Vesvese güçlenir
Risale-i Nur'un gösterdiği istikamet ise bunun tersidir:
Düşünce geldi
↓
“Bu benim kalbimin tasdiki değildir.”
↓
Ehemmiyet verme
↓
Allah’a sığın
↓
İbadetine ve hayatına devam et
↓
İnsan vesvesenin ne olduğunu bilmezse ondan korkabilir.
Fakat mahiyetini öğrendiğinde:
“Demek ki aklıma gelmesi, onu kabul ettiğim anlamına gelmiyormuş.”
diyebilir.
Risale-i Nur'un vesvese karşısındaki önemli yöntemlerinden biri budur.
Sadece:
“Bunu düşünme.”
demekle yetinmez.
Öncelikle vesvesenin mantığını bozar.
İnsan vesvesenin nasıl çalıştığını anlayınca korkusu azalır.
Korkusu azalınca vesveseye verdiği önem de azalabilir.
Şu prensibin zihinde sağlamlaştırılması faydalıdır:
“Kalbimin istemediği, irademin kabul etmediği ve beni rahatsız eden istemsiz düşünceler benim imanımı tarif etmez.”
İnsan kendisini zihninden geçen her düşünceye göre yargılamamalıdır.
İnsanın gerçek yönelişini daha çok:
neyi sevdiği,
neyi kabul ettiği,
neyi iradesiyle tercih ettiği
ve
hangi istikamette yaşamaya çalıştığı
gösterir.
Vesvese yaşayan kişi bazen:
“Ben kötü bir müminim.”
diye düşünebilir.
Fakat Allah’a veya mukaddes değerlere karşı uygunsuz bir düşünce zihnine geldiğinde bundan büyük rahatsızlık duyması, kalbinin o düşünceyi benimsemediğinin göstergesi olabilir.
Dolayısıyla vesvesenin:
“Bu düşünce aklına geldiğine göre imanında problem var.”
iddiasına karşı Risale-i Nur'un ölçüsüyle:
“Kalbimin bundan rahatsız olması, onu kabul etmediğimi gösteriyor.”
denilebilir.
Risale-i Nur'un vesvese konusundaki yaklaşımını birkaç temel cümlede özetlemek mümkündür:
Aklına gelen her düşünce sen değilsin.
Hayal etmek, inanmak değildir.
Bir şeyi zihinde tasavvur etmek, onu kalben tasdik etmek değildir.
İstemeden gelen kötü düşünceden rahatsız olmak, onu benimsediğin anlamına gelmez; aksine reddettiğini gösterebilir.
Vesveseyi sürekli incelemek ve kontrol etmek onu büyütebilir.
Vesvesenin en önemli silahlarından biri, insana kendisinin çok tehlikeli olduğunu düşündürmesidir.
Bu sebeple Risale-i Nur'un verdiği ölçü şöyle özetlenebilir:
Vesveseyi tanı; fakat ona ehemmiyet verme.
Vesvese:
“Aklından böyle bir şey geçti. Demek ki imanında problem var.”
dediğinde insan:
“Bu benim kalbimin tasdiki değildir. Kalbim bunu istemiyor ve kabul etmiyor.”
diyerek Allah’a sığınmalı ve hayatına devam etmelidir.
Çünkü iman, zihinden hiçbir kötü düşüncenin geçmemesi değildir.
Bu açıdan bakıldığında vesvese, insanın imanını otomatik olarak bozan bir durum olarak görülmemelidir. Doğru anlaşıldığında insan, düşünce ile tasdiki; hayal ile imanı; istemsiz çağrışım ile iradeli tercihi birbirinden ayırmayı öğrenir. Kaynak metnin sonuç bölümünde de bu temel ayrım özellikle vurgulanmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm: Nâs 114/1-6; A‘râf 7/200; Mü’minûn 23/97-98; Zümer 39/53.
Sahih Müslim: İman bölümündeki vesvese rivayetleri.
Sahih Buhârî ve Sahih Müslim: İnsanın içinden geçen fakat söylemediği ve fiile dönüştürmediği düşünceler hakkındaki rivayetler.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler: Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam – Vesvese Bahsi.
Risale-i Nur’da yer alan tahayyül, tasavvur, tevehhüm, tasdik, kalbin itirazı ve vesveseye ehemmiyet vermeme ölçüleri.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.