- Salih Avcı
- 11.04.2025
Loading
ÖLÜMÜ HATIRLAMAK
Ey İlâhî sırları öğrenmek isteyeni Bir kimse:
1 — İşlerin sonu: Ölüm,
2 — Son durağı: Kabir,
3 — Kendisine gelecekler: Münker, Nekir,
4 — Vâdesi: Kıyâmet,
5 — Ebedî kalacağı yer: Cennet veya Cehennem olduğunu bilirse, o kişiye ölüm düşüncesinden daha önemli bir düşünce gelmez. O kişi, akıllı ise ona ölüm tedbirinden üstün tedbir olmaz.] Nitekim Resûl (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
— Akıllı olan şu kişidir ki, nefsini zelîl kılarak emre uydurur ve ölümünden sonra kalacak işlerde (hazırlıklarda) bulunur. Bir kişi ölümünü çok anarsa çaresiz onun hazırlığını görmeğe başlar. Kabrini Cennet bahçelerinden bir bahçe bulur. Bir kişi, ölümü unutursa onun çalışması dünya için olur. Âhiretin azığından gaflet içine düşer. Kabrini de Cehennem mağaralarından bir mağara olarak bulur. Bundan ötürü ölümü anmak büyük bir fazîlettirjResûl (S.A.V.) de:
— Ey dünya lezzetlerine kendilerini kaptıranlar! diyerek şöyle buyurmuştur:
— Siz bütün lezzetlerin yok edildiği (yağma edildiği) zamanı anın!
— O zaman ne zamandır? diye sordular.
Peygamber Efendimiz:
— Ölüm zamanıdır, diye cevap verdiler. Yine Resûl (S.A.V.) şöyle buyurdu:
— Eğer hayvanlar ölüm haberini sizin bildiğiniz gibi bilselerdi, hiç bir kimse semiz et bulup yiyemezdi! Hazret-i Âişe (Allah o kadından razı olsun) şöyle buyurdu:
— Ben Resûl (S.A.V.) Hazretlerine: “Ey Allah’ın Resûlü! dedim. Hiç bir kimse şehitler mertebesinde olur mu? Resûl (S.A.V.) :
— Evet! Günde yirmi kere ölümü anan kişi şehitlerle birlikte haşrolunur. Resûl (S.A.V.) bir gün bir insan topluluğunun yanına varmıştı. Onların kahkaları uzaklara kadar yayılıyordu. Onlara: Bu meclisinizi bütün lezzetleri bozan şeyle karıştırınız! diye buyurdu. Onlar da: O şey nedir, yâ Resûlâllah? diye sordular. Allah’ın Resûlü: Ölümdür! cevabını verdi. Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Resûl (S.A.V.) bana dedi ki: “Ölümü çok an ki, o seni dünyadan yüz çevirtir ve günahlardan korur.”Resû! (S.A.V.) yine şöyle buyurdu: “Ölüm, insanlara öğütçü olarak yeter.” Bir gün Resûlullah Efendimiz’in huzurunda bir kişiyi övüp duruyorlardı. Resûlullah: Onun kalbinde ölüm haberi nicedir? diye sordu. Onlar da: Ondan, ölümü andığı hakkında bir şey işitmedik! dediler. O zaman Resûl (S.A.V.):
— O kişi, sizin düşündüğünüz değer halkasında değildir! diye buyurdu.
Ebû Süleyman-ı Dârânî dedi ki: Ümmü Harûn’a: Ölmeği ister misin? diye sordum. O da: İstemem! dedi. Niçin dilemezsin? dedim. O şu cevabı verdi: Eğer bir inşana âsi olsam, bir kusurda bulunsam onun yüzünü görmekten kaçınırım. Bu kadar günahla Hak Teâlâ’nın dîdârını ben nasıl dileyeyim?
ÖLÜMÜ ANMAK ÜÇ TÜRLÜDÜR Ölümü yâd eylemek, anmak üç türlü olur:
Birincisi: Şu gâfil kişinin anmasıdır ki, dünya işleriyle uğraştığından ötürü ölümü düşünürde onu çirkin görür:
— Dünya şehvetinden, dileklerinden geri kalırım! diyerek korkar. Ölümü kötüler, onun zemminde bulunmağa başlar ve:
— Bu ölüm, ne fena, ne yararsız şeydir ki, önümüzde belirmektedir! der. O istediği kadar şikâyet etsin. Dünya bu güzellikleriyle terkedilecektir. Ölümü bu yolda anmak onu Hak Teâlâ ile meşgul etmiş olur.İEğer bütün dünya ona bulanık ve sıkıntılı gelirse, o da dünyadan nefret duyar, tiksinirse, bu da faydadan uzak kalmaz.
İkincisi: Tevbe ehlinin ölümü anmasıdır ki, bu kişiler ölümü kendilerini mağlûp etsin, yensin diye anarlar. Cennet azığını tedarikte ve şükürdedirler. Bu hâlin, bu türlü ölümü anışın sevabı çok büyüktür. Tevbe ehli olan kişi ölümü çirkin ve kötü görmez. Yalnız ölüm hazırlığını görmeden giderse diye, ancak bu korku ile ölümü fena görür. Ölümü bu yolda istememek, onun gecikmesini dilemek ziyan vermez."]
üçüncüsü: Ölümü ârif kişilerin anmasıdır. Ariflerin ölümü anışı şundan ötürüdür ki, Allahü Teâlâ’nın dîdârına ölümden sonra kavuşmak umududur. Seven kişi sevdiğine kavuşmanın vâdesini unutmaz. Belki daima o vâdeyi bekler. Daima Yüce Allah’ın dîdârına kavuşmanın arzusunda olur. J Huzeyfe (Allah ondan razı olsun), can çekişirken şöyle dedi:
— Dost geldi, tam vaktinde geldi! Ve yine şöyle dedi:
— Ey Allah’ım! Fakirliği zenginlikten, hastalığı sağlıktan, ölümü de dirilikten daha çok sevdiğimi bilirsin. Ölümü bana kolaylaştır. Tâ ki, senin dîdârınla rahat olayım. r “• { Bu dereceye varmanın ötesinde bundan daha büyük bir derece de vardır ki, o da ölümü ne kerîh görür, ne de talep eder, ne acele gelmesini ister, ne de ölümün gecikmesi dileğinde bulunur. Yalnız HakTeâlâ ne hükmeylerse onu diler. Kendi tasarrufunu (kendi dileğindekileri yapmayı) bırakır. Böylece teslim ve rıza makamına erişmiş olur. Bu ölüm onun yâdına gelince ölümün hallerinden korku çekmediği, hatta ölüme hiç aldırmadığı zaman olur. Çünkü o, dünyada daima müşahede âleminde olur ve Hak Teâlâ’nın zikri ona galip gelir. Artık ölüm de, dirim de onun için birdir. İkisi de eşittir. Bütün hallerde Hak Teâlâ’nın zikrine ve muhabbetine dalmış olur.
HÜCCETÜ’L-İSLAM İMAM-I GAZALİ
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.