18px

Devenin Yaratılışındaki Hikmetler


Devenin Yaratılışındaki Hikmetler

DEVENİN YARATILIŞINDAKİ HİKMETLER

Kur’ân, Sünnet, Risale-i Nur ve Bilim Perspektifinden Bir Tefekkür

Kur’ân-ı Kerîm, insanı yalnızca göklere, yıldızlara ve büyük tabiat hadiselerine bakmaya çağırmaz. Bazen gözümüzün önündeki bir hayvanı gösterir ve onun yaratılışı üzerinde düşünmemizi ister.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri devedir.

أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

“Onlar deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış?”

(Gâşiye, 88/17)

Ayette sadece “deveyi görmüyorlar mı?” denilmemesi dikkat çekicidir. “Nasıl yaratılmış?” denilerek insan, devenin yaratılışındaki ölçü, düzen, uygunluk ve hikmet üzerinde düşünmeye davet edilmektedir.

Deveye bu nazarla baktığımızda karşımıza adeta çöl şartlarına göre hazırlanmış canlı bir sistem çıkar.


1. KUR’ÂN NEDEN ÖZELLİKLE DEVEYİ GÖSTERİYOR?

Gâşiye sûresindeki ayetlerin devamında insanın dikkati dört büyük yaratılış tablosuna çekilir:

أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ ۝ وَإِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ ۝ وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ ۝ وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış?
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?
Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmiş?
Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?”

(Gâşiye, 88/17-20)

Burada dikkat çekici bir sıralama vardır:

Deve → gökyüzü → dağlar → yeryüzü.

Yani insan, küçüğünden büyüğüne bütün varlıkları birer tefekkür vesilesi olarak okuyabilir.

Deve de özellikle çöl insanının yakından tanıdığı; yükünü taşıyan, sütünden faydalandığı, üzerinde yolculuk yaptığı ve zorlu şartlarda hayatını kolaylaştıran bir hayvandır.

Kur’ân, adeta şöyle düşündürür:

“Her gün gördüğünüz bu hayvanın nasıl meydana getirildiğini hiç düşündünüz mü?”


2. DEVE: ÇÖLE UYGUN BİR CANLI SİSTEM

Çöl sıradan bir yaşam alanı değildir.

Orada;

  • şiddetli sıcaklık,

  • yoğun güneş ışığı,

  • su kıtlığı,

  • kum fırtınaları,

  • seyrek bitki örtüsü,

  • yumuşak kum,

  • gündüz-gece arasındaki sıcaklık farkları

gibi birçok zorluk bulunur.

Buna rağmen deve bu şartlarda yaşayabilecek çok sayıda özelliğe sahiptir.

Bu özelliklerin her biri tek başına faydalıdır; fakat asıl dikkat çekici olan hepsinin aynı canlıda birlikte bulunmasıdır.


3. HÖRGÜÇ: SU DEPOSU DEĞİL, ENERJİ DEPOSU

Deve hakkındaki yaygın yanlış bilgilerden biri hörgücünde doğrudan su depoladığı düşüncesidir.

Aslında hörgüç büyük ölçüde yağ dokusundan oluşur.

Bu yağ, gerektiğinde metabolik enerji kaynağı olarak kullanılabilir.

Bunun önemli bir avantajı vardır.

Yağ bütün vücuda eşit şekilde dağılsaydı sıcak çöl ortamında ısı kaybını zorlaştırabilirdi. Yağın büyük kısmının belirli bölgede yoğunlaşması, devenin enerji rezervi taşımasına katkıda bulunurken vücudun geri kalanında aşırı yalıtımı sınırlar.

Dolayısıyla hörgüç yalnızca devenin görünüşünü belirleyen bir çıkıntı değildir.

Bir bakıma devenin:

“yanında taşıdığı enerji deposudur.”


4. SUSUZLUĞA DAYANABİLEN BİR BEDEN

Devenin en meşhur özelliklerinden biri su kıtlığına karşı dayanıklılığıdır.

Fakat buradaki harika yalnızca “susuz kalabilmesi” değildir.

Asıl dikkat çekici olan, devenin vücudunda su kaybını azaltmaya ve suyu verimli kullanmaya yardımcı olan birden fazla mekanizmanın beraber çalışmasıdır.

Böbrekler suyun korunmasına yardımcı olur.

Bağırsaklardan suyun geri emilimi oldukça etkilidir.

Bu nedenle şartlara bağlı olarak devenin idrarı yoğun, dışkısı ise oldukça kuru olabilir.

Böylece vücut mümkün olduğu kadar az su kaybetmeye çalışır.

Bu durum, Risale-i Nur'da sıkça vurgulanan iktisat hakikatini hatırlatan güzel bir tefekkür örneğidir:

İhtiyaç kadar kullanmak, israf etmemek ve mevcut nimetten en yüksek faydayı sağlamak.


5. SICAKLIĞA KARŞI BEDENİN HİKMETLİ YÖNETİMİ

İnsan vücudu sıcaklık değişikliklerine karşı oldukça dar sınırlar içerisinde çalışır.

Develerde ise çöl şartlarına uygun daha geniş bir fizyolojik tolerans bulunur.

Vücut sıcaklığının gün içinde belli ölçüde değişebilmesi, her sıcaklık yükselişinde hemen yoğun terleme ihtiyacını azaltabilir.

Bunun sonucu:

Daha az terleme → daha az su kaybı.

Burada tek bir özellik değil, birbirini tamamlayan bir sistem görülür:

sıcaklık düzenlemesi + su tasarrufu + metabolizma + dolaşım + davranış.


6. DEVENİN KANI DA ÇÖL HAYATINA UYGUNDUR

Devenin dikkat çekici özelliklerinden biri de alyuvarlarının yapısıdır.

İnsan alyuvarları genel olarak yuvarlak disk biçimindeyken, deve alyuvarları daha oval yapıdadır.

Bu özellik, ciddi su kayıpları ve ardından hızlı su alımı sırasında dolaşım sisteminin çalışmasına katkıda bulunan adaptasyonlardan biridir.

Dolayısıyla devenin çöle uygunluğu yalnızca dış görünüşünde değildir.

Gözünden ayağına, kanından böbreğine kadar birçok seviyede aynı çevre şartlarına uygun özellikler görülür.

Bu nokta tefekkür açısından son derece önemlidir.

Çünkü devenin sadece ayağının çöle uygun olması yeterli olmazdı.

Gözü kumdan korunmasaydı?

Burnu yoğun tozdan korunamasaydı?

Su kaybını azaltamasaydı?

Enerji rezervi bulunmasaydı?

Herhangi bir kritik sistem ciddi biçimde yetersiz olsaydı diğer avantajların değeri de azalabilirdi.


7. KUM FIRTINASINA KARŞI GÖZLER

Çölün en büyük problemlerinden biri kum ve tozdur.

İncecik kum parçacıkları güçlü rüzgârlarla havaya kalkarak göze zarar verebilir.

Devenin göz çevresindeki uzun kirpikler ve kaş yapıları, gözü kum ve toza karşı korumaya yardımcı olur.

Üstelik develerde nictitating membrane adı verilen üçüncü göz kapağı da bulunmaktadır. Bu yapı göz yüzeyinin korunmasına ve yabancı parçacıkların uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Natural History Museum da geniş ayaklar, uzun kirpikler ve üçüncü göz kapağı gibi özellikleri devenin çöl şartlarına uyumunda açıklamaktadır.

Bir an için düşünelim:

Deve çölde yaşayacak fakat gözlerinde koruyucu mekanizmalar bulunmayacaktı.

Kum fırtınası çıktığında görme kabiliyeti ciddi biçimde zarar görebilirdi.

Demek ki çölde yaşayan hayvana sadece yürüyebilecek ayak verilmemiş;

aynı zamanda çölü görebilecek göz sistemi de verilmiştir.


8. KUM VE TOZA KARŞI BURUN

Devenin burun yapısı da çöl ortamına uygundur.

Burun delikleri gerektiğinde daraltılabilir. Bu özellik kum ve tozun solunum yollarına girişini azaltmaya yardımcı olur.

Ayrıca burun yolları solunum sırasında nemin korunmasına katkıda bulunabilecek özelliklere sahiptir.

Burada çok güzel bir bütünlük ortaya çıkar:

Göz → kuma karşı korunuyor.
Burun → kuma karşı korunuyor.
Ayak → kuma göre yapılmış.
Vücut → susuzluğa göre düzenlenmiş.
Enerji sistemi → yiyecek kıtlığına dayanabilecek şekilde çalışıyor.

Adeta hayvanın bütün bedeni aynı çevrenin şartlarını biliyormuş gibi hareket eder.

Risale-i Nur perspektifinden bakıldığında bu durum, farklı organların tek bir hikmet altında birlikte çalışması şeklinde okunabilir.


9. ÇÖL KUMUNA UYGUN GENİŞ AYAKLAR

İnsan ince topuklu bir ayakkabıyla yumuşak kumda yürümeye çalışırsa ayağı kuma gömülür.

Çünkü ağırlık küçük bir yüzeye yüklenmiştir.

Devenin ayakları ise geniştir.

İki parmaklı ayağın altında geniş ve esnek bir taban yapısı bulunur. Ayağın yere basarken genişlemesi ağırlığın daha büyük bir yüzeye dağılmasına yardımcı olur.

Sonuç:

Basınç azalır ve devenin kuma gömülmesi zorlaşır.

Natural History Museum da devenin geniş, yuvarlak ayaklarının ağırlığı dağıtarak yumuşak kumda batmayı azalttığını belirtmektedir.

Bu ayak yapısı adeta doğal bir “çöl kar ayakkabısı” gibi çalışır.

Bir mühendis çöl üzerinde ağır yük taşıyacak bir araç tasarlasa lastiklerinin temas yüzeyini genişletmeye çalışacaktır.

Devede ise benzer fizik prensibine uygun bir yapı doğuştan bulunmaktadır.


10. UZUN BACAKLARIN HİKMETİ

Devenin uzun bacakları yalnızca hızlı veya uzun mesafeli yürüyüş için değildir.

Uzun bacaklar gövdenin sıcak kum yüzeyinden daha yukarıda bulunmasına katkı sağlar.

Ayrıca devenin büyük bedeni ile uzun bacakları, yük taşımaya ve uzun mesafeler kat etmeye uygun bir yapı meydana getirir.

Bu nedenle deve tarih boyunca çöl toplumlarının en önemli ulaşım ve taşıma araçlarından biri olmuştur.

Bu yüzden ona:

“Çöl gemisi”

denilmesi oldukça anlamlıdır.


11. DİZLERDE VE GÖĞÜSTE KORUYUCU YAPILAR

Deve dinlenirken sıcak ve sert zemine çöker.

Böyle bir hayvanın diz, dirsek ve göğüs bölgelerinin sürekli sıcak ve sert zemine temas etmesi ciddi sorunlar doğurabilirdi.

Develerde bu temas bölgelerinde kalınlaşmış deri ve nasırımsı yastıkçıklar bulunur.

Böylece hayvan yere çökerken vücudunun hassas bölgeleri korunur.

Yani devenin yaratılışında yalnız yürümek değil, dinlenmek de hesaba katılmış gibidir.


12. ÇÖL BİTKİLERİNİ YİYEBİLEN AĞIZ

Çöl bitkilerinin önemli bir kısmı sert, kuru ve dikenlidir.

Devenin dudak ve ağız yapısı bu tür bitkilerle beslenmeye oldukça elverişlidir.

Kalın ve hareketli dudakları sayesinde bitkileri seçebilir ve birçok sert bitkiyi tüketebilir.

Burada başka bir uyum ortaya çıkar:

Çölde bol miktarda yumuşak ot yoktur.

Öyleyse orada yaşayacak hayvanın beslenme sistemi de mevcut bitkilere uygun olmalıdır.

Rızık ile rızıklanan canlının bedeni arasında bir münasebet vardır.

Risale-i Nur'un tefekkür diliyle bakıldığında rızkın hazırlanması ile onu yiyecek ağız, diş, mide ve sindirim sisteminin uyumu ayrı ayrı değil, aynı rahmet düzeninin parçaları olarak okunur.


13. DEVE SÜTÜ: ÇÖLDE İNSANA SUNULAN BİR NİMET

Deve yalnız kendi hayatını sürdürmez.

İnsanlara da pek çok yönden fayda sağlamıştır:

Süt verir.
Yük taşır.
İnsan taşır.
Yünü ve kılları değerlendirilir.
Tarih boyunca ticaret yollarında kullanılmıştır.

Dolayısıyla devenin yaratılışındaki özellikler yalnız hayvanın kendi hayatına değil, insan hayatına da hizmet eden sonuçlar doğurmuştur.

Kur’ân genel olarak hayvanların bu yönüne de dikkat çeker:

وَالْأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

“Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısınma ve başka faydalar vardır; onlardan yersiniz.”

(Nahl, 16/5)

Ardından şöyle buyrulur:

وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَىٰ بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ الْأَنْفُسِ

“Onlar, ancak büyük güçlüklerle ulaşabileceğiniz beldelere yüklerinizi taşırlar.”

(Nahl, 16/7)

Bu ayetler özellikle ulaşım ve yük taşıma açısından devenin tarihî rolünü düşündürmektedir.


14. HADİSLERDE DEVE: BÜYÜK BİR DÜNYEVÎ SERVETİN SEMBOLÜ

Hz. Peygamber ﷺ döneminde deve çok kıymetli bir maldı.

Bu sebeple Resûlullah ﷺ Kur’ân öğrenmenin değerini anlatırken devenin ekonomik kıymetini insanların anlayabileceği bir ölçü olarak kullanmıştır.

Ebû Hüreyre'den rivayet edilen sahih hadiste Resûlullah ﷺ, namazda okunan üç ayetin üç büyük ve değerli deveden daha hayırlı olduğunu bildirmiştir.

Bir başka sahih rivayette de iki ayet öğrenmenin veya okumanın iki değerli deveden, üç ayetin üç deveden daha hayırlı olduğu ifade edilir.

Buradaki mesaj son derece güzeldir:

Deve dünyada büyük bir servettir; fakat Allah'ın kelâmından öğrenilen hakikat bundan daha değerlidir.


15. PEYGAMBERİMİZ ﷺ VE BİNEK DEVELER

Deve aynı zamanda Hz. Peygamber ﷺ döneminin önemli ulaşım vasıtalarından biriydi.

Sahih Müslim'deki rivayete göre Resûlullah ﷺ yolculuk sırasında bineği üzerinde nafile namaz kılardı.

Câbir b. Abdullah'ın devesiyle ilgili sahih rivayetlerde de devenin su taşıma ve yolculuk hayatındaki önemi açık biçimde görülür. Câbir'in yorulan devesinin Resûlullah'ın ﷺ duasından sonra yeniden hareketlendiği aktarılır.

Böylece deve sadece Kur’ân'da yaratılışı üzerinde düşünülmesi istenen bir hayvan değil; İslam tarihinin günlük hayatında da insanlara hizmet eden önemli bir nimet olarak karşımıza çıkar.


16. RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDEN DEVEYE BAKMAK

Risale-i Nur'un temel tefekkür yöntemlerinden biri mahlûkata “mânâ-yı harfî” ile bakmaktır.

Yani bir varlığa sadece:

“Bu nedir?”

diye değil;

“Bu neyi gösteriyor?”

diye bakmaktır.

Bu bakışla deve sadece:

“Çölde yaşayan memeli bir hayvan”

olmaktan çıkar.

Onun gözü, ayağı, hörgücü, kanı, böbreği, burnu, kirpiği, dudakları ve davranışları birer tefekkür konusu hâline gelir.

Risale-i Nur'un genel yaklaşımıyla mahlûkat bir kitap, canlılar da o kitabın mânidar kelimeleri gibidir.

Deve de bu büyük kâinat kitabının dikkat çekici kelimelerinden biridir.


17. SANAT ESERİ SANATKÂRI GÖSTERİR

Risale-i Nur'un çok sık kullandığı muhakemelerden biri şudur:

Bir sanat eseri kendi kendisini yapamaz.

Bir saray mimarı;

bir kitap yazarını;

bir resim ressamını;

bir ilaç terkibi kimyagerini

gösterdiği gibi, canlılardaki ölçülü ve hikmetli sistemler de yaratılış üzerinde düşünmeye vesile olur.

Devenin ayağına baktığımızda:

Çöl zeminiyle uyum.

Gözüne baktığımızda:

Kum fırtınasına karşı koruma.

Burnuna baktığımızda:

Toza karşı tedbir.

Hörgücüne baktığımızda:

Enerji rezervi.

Böbreğine baktığımızda:

Su tasarrufu.

Ağzına baktığımızda:

Çöl bitkilerine uygunluk.

Bütün bunlar tek bir hayvanda birleşmektedir.

Risale-i Nur perspektifinden önemli olan sadece her parçanın faydalı olması değil, parçaların birbirini tamamlamasıdır.


18. BİR ORGAN DİĞER ORGANLARI BİLMEK ZORUNDADIR

Tefekkür açısından şöyle bir soru sorabiliriz:

Devenin ayağı kendi başına karar verip:

“Ben çölde yaşayacağım, geniş olayım.”

diyebilir mi?

Kirpik:

“Kum fırtınası gelecek, uzun olayım.”

diyebilir mi?

Böbrek:

“Çölde su az olacak, suyu tasarruflu kullanayım.”

diye plan yapabilir mi?

Hörgüç:

“Yiyecek kıtlığı yaşanabilir, enerji depolayayım.”

diyebilir mi?

Elbette organların böyle bilinçli planlama yaptığını söylemiyoruz.

Fakat ortaya çıkan sonuçta organlar arasında son derece güçlü bir uyum vardır.

Risale-i Nur'un tevhid düşüncesinde bu uyum önemlidir:

Bir organı yapan, bütün bedeni bilmelidir.
Bedeni yapan, hayvanın yaşayacağı çevreyi de bilmelidir.
Çevreyi düzenleyen ise oradaki ihtiyaçları da bilmelidir.

Böylece tefekkür organlardan bedene, bedenden çevreye, çevreden bütün kâinata doğru genişler.


19. RAHMET PENCERESİNDEN DEVE

Deveye yalnız kudret açısından değil, rahmet açısından da bakılabilir.

Çünkü hayvana ihtiyaç duyacağı şeyler hazır verilmiştir.

Deve dünyaya geldiğinde:

çöl fiziğini bilmez,

termoregülasyon öğrenmez,

böbrek fizyolojisi hesaplamaz,

kum basıncını ölçmez,

enerji metabolizmasını planlamaz.

Fakat bütün bu sistemlerle birlikte dünyaya gelir.

Risale-i Nur'un rahmet merkezli bakışıyla bu durum:

İhtiyacı bilinen bir mahlûka, ihtiyacına uygun cihazların verilmesi

şeklinde tefekkür edilir.


20. “AFELÂ YENZURÛN” — NEDEN BAKMIYORLAR?

Gâşiye sûresindeki ifade tekrar düşünülmelidir:

أَفَلَا يَنْظُرُونَ

“Bakmıyorlar mı?”

Buradaki bakış yalnız gözle görmek değildir.

İnsan her gün binlerce şeyi görür fakat üzerinde düşünmez.

Kur’ân'ın istediği nazar:

görmek → düşünmek → anlamlandırmak → ibret almak

şeklinde ilerleyen bir bakıştır.

Deveye bakarsın.

Sonra sorarsın:

Bu ayak neden böyle?

Araştırırsın.

Kuma batmayı azaltmaya yardımcı olduğunu öğrenirsin.

Sonra:

Bu kirpik neden böyle?

dersin.

Kumdan korunmaya yardımcı olduğunu görürsün.

Bu hörgüç neden var?

dersin.

Enerji rezervi olduğunu öğrenirsin.

Böylece sıradan bakış tefekküre dönüşür.


21. BİLİM “NASIL?” SORUSUNU, TEFEKKÜR “NİÇİN?” SORUSUNU DERİNLEŞTİRİR

Bilimsel inceleme bize devenin sistemlerinin nasıl çalıştığını anlatabilir.

Örneğin:

Ayak nasıl kuma batmayı azaltıyor?
Böbrek suyu nasıl koruyor?
Vücut sıcaklığı nasıl düzenleniyor?
Kirpik gözü nasıl koruyor?
Hörgüçteki yağ nasıl metabolize ediliyor?

Tefekkür ise bunun ardından başka sorular sorar:

Bu kadar farklı sistem neden aynı hedefe hizmet ediyor?
Hayvan ile çevresi arasındaki uyum bize ne düşündürüyor?
Canlıdaki ölçü, düzen ve fayda nasıl okunmalıdır?

Dolayısıyla sahih bilimsel bilgi ile dinî tefekkürü birbirinin rakibi yapmak gerekmez.

Bilim mekanizmayı ayrıntılı biçimde inceledikçe tefekkür edecek alan daha da genişleyebilir.


22. DEVEDE GÖRÜLEN İLÂHÎ İSİMLERE TEFEKKÜRLE BAKIŞ

Risale-i Nur'un Esmâ-i Hüsnâ merkezli yaklaşımından hareketle devenin yaratılışında bazı İlâhî isimlerin tecellileri üzerinde düşünülebilir.

El-Hakîm — Hikmetle iş yapan

Her organın belirli bir vazifeye uygun olması hikmeti düşündürür.

Er-Rahmân ve Er-Rahîm — Rahmeti sonsuz

Canlının ihtiyacı olan sistemlerin verilmesi rahmeti düşündürür.

El-Alîm — Her şeyi bilen

Canlının bedeni ile yaşayacağı çevre arasındaki kapsamlı uyum ilmi düşündürür.

El-Kadîr — Her şeye gücü yeten

Canlı bedenindeki son derece karmaşık sistemlerin yaratılması kudreti düşündürür.

Er-Rezzâk — Rızık veren

Devenin çölün sınırlı bitki kaynaklarından faydalanabilmesi ve insanlara süt gibi nimetler sunması rızık hakikatini düşündürür.

El-Hafîz — Koruyan

Kirpiklerden burun yapısına, su koruma mekanizmalarından dayanıklı beden yapısına kadar birçok sistem muhafaza hakikatini hatırlatır.


23. TEK BİR DEVEDE KÂİNATLA BAĞLANTI

Risale-i Nur'un tevhid anlayışında canlı bağımsız bir ada değildir.

Bir devenin yaşayabilmesi için:

Güneş gerekir.

Atmosfer gerekir.

Su gerekir.

Bitkiler gerekir.

Toprak gerekir.

Mineraller gerekir.

Sindirim sistemi gerekir.

Mikroorganizmalar gerekir.

Dolaşım gerekir.

Solunum gerekir.

Dünya'nın belirli fizik şartları gerekir.

Yani bir devenin hayatı aslında bütün çevresiyle bağlantılıdır.

Bu açıdan bir canlıyı tam anlamıyla yaratmak, onun ilişkili olduğu hayat ağını da kuşatan bir düzeni gerektirir.


24. DEVE İNSANA NE SÖYLÜYOR?

Devenin dili yoktur; fakat yaratılışı adeta hâl diliyle konuşur:

“Bana bak.”

“Ayağımdaki ölçüyü gör.”

“Gözümdeki korumayı gör.”

“Bedenimdeki su ekonomisini gör.”

“Çölle bedenim arasındaki uyumu gör.”

“Beni yalnızca bir hayvan olarak seyretme; yaratılışım üzerinde düşün.”

Kur’ân'ın:

“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış?”

hitabı tam burada derinleşmektedir.


25. DEVENİN YARATILIŞINDAKİ HİKMETLERİN ÖZETİ

Devenin yaratılışına bütüncül baktığımızda şu dikkat çekici tablo ortaya çıkar:

Hörgüç → enerji rezervine katkı

Geniş ayak → kumda daha rahat hareket

Uzun kirpikler → gözlerin kum ve tozdan korunmasına yardım

Üçüncü göz kapağı → göz yüzeyinin ek korunması

Daralabilen burun delikleri → kum ve toza karşı koruma

Su koruyan fizyoloji → kuraklığa dayanıklılık

Vücut sıcaklığındaki kontrollü değişimler → su kaybının azaltılmasına katkı

Kalın temas bölgeleri → sıcak ve sert zeminde korunma

Uzun bacaklar → sıcak zeminden gövdenin uzaklaşmasına katkı

Dayanıklı ağız ve dudak yapısı → sert çöl bitkilerinden faydalanma

Güçlü beden → insan ve yük taşıma

Süt üretimi → insan için gıda kaynağı

Bunların tamamı birleşince ortaya sıradan bir hayvan değil, kurak ve zorlu çevre şartlarında yaşamaya son derece elverişli bütünleşik bir canlı sistemi çıkar.


SONUÇ: BİR DEVE, BİR TEFEKKÜR DERSİ

Kur’ân'ın yaklaşık on dört asır önce insanın dikkatini:

“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış?”

sorusuyla deveye çevirmesi son derece düşündürücüdür.

Bugün fizyoloji, anatomi ve zooloji geliştikçe devenin bedenindeki ayrıntıları çok daha yakından inceleyebiliyoruz.

Fakat bu bilgiler Kur’ân'ın çağrısını geçersiz kılmak yerine, o çağrının üzerinde düşünülebilecek yeni ayrıntılar ortaya koymaktadır.

Çünkü artık devenin yalnız dış görünüşüne değil;

kan hücresine,

böbreğine,

ısı düzenlemesine,

su ekonomisine,

ayağının basınç dağılımına,

göz koruma sistemine,

solunum yollarına,

enerji metabolizmasına

kadar bakabiliyoruz.

Ve her yeni ayrıntıda aynı soru tekrar karşımıza çıkıyor:

أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

“Onlar deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış?”

(Gâşiye, 88/17)

Risale-i Nur'un tefekkür anlayışıyla ifade edersek kâinat büyük bir kitap, canlılar o kitabın kelimeleri gibidir.

Bu bakışla deve de çölde yürüyen büyük bir tefekkür levhasıdır.

Ayağı hikmeti,
gözü muhafazayı,
bedenindeki su ekonomisi iktisadı,
rızkıyla münasebeti rahmeti,
bütün organlarının birlikte çalışması tevhidi,
insana sunduğu hizmetler ise nimeti düşündürür.

İnsan böyle baktığında çölde yürüyen bir deve artık yalnızca bir hayvan değildir.

Allah'ın kudretini, ilmini, hikmetini ve rahmetini tefekkür etmeye vesile olan canlı bir ayet hâline gelir.

“Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış?”

İşte Kur’ân'ın insandan istediği şeylerden biri budur:

Bakmak değil, ibretle bakmak.
Görmek değil, tefekkür ederek görmek.
Nimetten faydalanmakla kalmayıp Mün‘im'i hatırlamak.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Bal Mühendisi Arılar
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
Bal Mühendisi Arılar
SOMON BALIKLARININ YOLCULUĞU
  • Salih Avcı
  • 06.01.2025
SOMON BALIKLARININ YOLCULUĞU
Big Bang Teorisi
  • Salih Avcı
  • 16.08.2026
Big Bang Teorisi
Entropi Yasası Ve Kıyamet
  • Salih Avcı
  • 16.08.2026
Entropi Yasası Ve Kıyamet