- Salih Avcı
- 21.02.2023
Önemli metodolojik not:
Kur’an’ın kıyamet haberleri vahye dayanan imanî hakikatlerdir. Entropi ve evrenin uzak geleceğine ilişkin modeller ise fizik ve kozmolojinin bilimsel açıklamalarıdır. Bunları birebir aynı şey saymak doğru değildir. Fakat bilimde evrenin mevcut düzeninin ebedî olmadığına dair sonuçlarla, vahyin kâinatın mevcut düzeninin sona ereceğini bildirmesi arasında dikkat çekici bir tefekkür ve benzerlik alanı kurulabilir.
Kâinata baktığımızda yıldızların yandığını, Güneş'in enerji yaydığını, canlıların doğup öldüğünü, sıcak cisimlerin soğuduğunu ve kullanılabilir enerjinin sürekli dönüştüğünü görürüz.
Fiziğin bu süreçlerin yönünü açıklayan temel ilkelerinden biri Termodinamiğin İkinci Yasasıdır.
Basitleştirerek söylersek:
Doğal ve geri döndürülemez süreçlerde toplam entropi artma eğilimindedir.
NASA'nın termodinamik açıklamasında da tersinmez fiziksel süreçlerde sistem ile çevresinin toplam entropisinin arttığı ifade edilir. (NASA GRC)
Entropiyi sadece “düzensizlik” diye tarif etmek eksiktir.
Daha doğru ifadeyle entropi;
enerjinin dağılımıyla,
enerjinin işe dönüştürülebilirliğiyle,
sistemlerin erişebileceği mikroskobik durumlarla,
fiziksel süreçlerin hangi yönde gerçekleşeceğiyle
ilgili termodinamik bir büyüklüktür.
Mesela iki cisim düşünelim:
100°C sıcak cisim + 20°C soğuk cisim
Birbirine temas ettirildiğinde sıcak olandan soğuk olana doğru enerji aktarılır ve zamanla sıcaklık farkı azalır.
Fakat bunun tersi kendiliğinden gerçekleşmez.
Yani soğuk cisim kendi kendine daha da soğuyarak sıcak cismi daha sıcak hâle getirmez.
Bu, zamanın fiziksel süreçlerdeki yönünü anlamamız açısından önemlidir.
Entropinin önemli sonuçlarından biri şudur:
Bir yıldızın yakıtı sonsuz değildir.
Güneş de sonsuza kadar bugünkü hâliyle ışık vermeyecektir.
Yıldızlar doğar, gelişir ve sonunda değişime uğrar.
Enerji yok olmaz; fakat enerjinin kullanılabilirliği ve dağılımı değişir.
Bu yüzden:
“Enerji korunuyor, öyleyse kâinat sonsuza kadar bugünkü faaliyetini sürdürebilir.”
sonucu fiziksel olarak çıkmaz.
Birinci termodinamik yasa enerji korunumu ile ilgilenirken, ikinci yasa fiziksel süreçlerin hangi yönde gerçekleşebileceğini ve tersinmezliği açıklar. (NASA GRC)
Bir bardak sıcak çayı masaya bırakalım.
Başlangıç:
Çay: 80°C
Oda: 20°C
Bir süre sonra çay soğur.
Sonunda:
Çay ≈ oda sıcaklığı
Enerji ortadan kaybolmamıştır.
Fakat başlangıçtaki sıcaklık farkından yararlanma imkânı azalmıştır.
Bu küçük örnek, kozmolojik ölçekte tartışılan bazı entropi meselelerini anlamaya yardımcı olabilir.
Kozmolojide çok uzak gelecek için tartışılan senaryolardan biri “heat death – ısı ölümü” senaryosudur.
Buradaki “ölüm”, kâinatın bir canlı gibi biyolojik ölümü anlamına gelmez.
Kastedilen kabaca şudur:
Kâinat çok uzun süre genişlemeye devam eder ve kullanılabilir enerji farkları giderek azalırsa, fiziksel sistemlerin iş yapabilmesini sağlayan serbest enerji kaynakları giderek tükenebilir.
Bu durumda kâinat;
çok seyrek, çok soğuk ve termodinamik bakımdan yüksek entropili bir duruma
doğru ilerleyebilir.
Bu yüzden popüler bilim dilinde buna:
“Evrenin ısı ölümü”
denilmektedir.
Ancak bu noktada çok önemli bir ayrım vardır:
Bilimin ısı ölümü modeli = Kur’an'ın kıyameti
demek doğru değildir.
Çünkü kıyamet yalnızca termodinamik bir süreç olarak tarif edilmez.
Kur’an'daki kıyamet:
Allah'ın emriyle mevcut kozmik düzenin sona erdirilmesidir.
Burada ölçülü konuşmak gerekir.
Hayır; entropi yasası tek başına Kur’an'daki kıyameti bilimsel olarak ispatlamaz.
Fakat önemli bir şeyi gösterir:
Dolayısıyla:
“Kâinatın mevcut düzeninin bir gün sona ermesi bilim dışıdır.”
şeklindeki bir iddia da doğru değildir.
Bilim zaten yıldızların, gezegen sistemlerinin ve kozmik yapıların zaman içinde değiştiğini ortaya koymaktadır.
Vahiy ise çok daha ileri bir hakikati haber verir:
Bir gün bütün mevcut kozmik nizam Allah'ın emriyle sona erecektir.
Kur’an kıyameti yalnızca insanların ölümü olarak anlatmaz.
Kıyamet aynı zamanda kozmik düzenin büyük çaplı dönüşümüdür.
İnfitâr sûresinde şöyle bildirilir:
اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ
وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْۙ
“Gökyüzü yarıldığında; yıldızlar dağılıp saçıldığında…”
(İnfitâr 82/1-2)
Diyanet tefsiri bu ayetleri mevcut kozmik düzenin bozulması bağlamında açıklar. (Diyanet Kuran )
Dikkat edilirse burada yalnız insan toplumu değil;
gökler + yıldızlar + denizler + yeryüzü
birlikte büyük bir dönüşümün içine girmektedir.
Tekvîr sûresi çok çarpıcı bir ifadeyle başlar.
اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْۙ
“Güneş dürülüp karardığında…”
(Tekvîr 81/1)
Devamında yıldızlardan söz edilir.
Diyanet'in Kur’an Yolu tefsirinde bunun Güneş'in ışığının sönmesi yahut mevcut form ve işlevini kaybetmesi şeklinde anlaşılabileceği; yıldızların da mevcut kozmik sistemin bozulmasıyla düzen ve işlevlerini kaybedeceği belirtilir. (Diyanet Kuran )
Burada yine dikkatli olmak gerekir.
Kur’an:
“Güneş termodinamik sebeple şu tarihte sönecektir.”
dememektedir.
Fakat çok açık biçimde:
Bugün gördüğümüz Güneş düzeninin ebedî olmadığını
bildirmektedir.
Kur’an'ın kıyamet tasvirlerinde yıldızlar özellikle zikredilir.
İnfitâr:
وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْۙ
“Yıldızlar dağılıp saçıldığında…”
(İnfitâr 82/2)
Tekvîr sûresinde de yıldızların mevcut durumlarını kaybetmelerinden söz edilir.
Bugün gece gökyüzüne baktığımızda muazzam bir düzen görürüz.
Fakat vahyin verdiği mesaj şudur:
Onu kuran Allah olduğu gibi, dilediğinde mevcut düzeni değiştirmeye de kadirdir.
Kıyametin en muazzam tasvirlerinden biri Enbiyâ sûresindedir:
يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ
“Gökleri yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi düreriz.”
(Enbiyâ 21/104)
Ardından son derece önemli bir ifade gelir:
كَمَا بَدَأْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُعٖيدُهُ
“İlk yaratmaya nasıl başladıysak onu yine gerçekleştiririz.”
Diyanet tefsirinde ayet, mevcut evren düzeninin sona erdirilmesi ve ardından ahiret şartlarına uygun yeni bir âlemin meydana getirilmesi bağlamında açıklanmaktadır. (Diyanet Kuran )
Dolayısıyla İslam'da kıyamet:
mutlak bir hiçlik hikâyesi değildir.
Şema şöyledir:
Dünya hayatı
↓
Kıyamet
↓
Mevcut kozmik düzenin değişmesi
↓
Ba‘s / yeniden diriliş
↓
Haşir
↓
Hesap
↓
Ebedî âhiret hayatı
Burada “kâinatın ölümü” ifadesini mecazî anlamda kullanabiliriz.
İnsan:
doğar → büyür → yaşlanır → ölür.
Yıldız:
oluşur → enerji üretir → değişir → mevcut yıldızlık hâlini kaybeder.
Dünya:
oluşmuştur → belirli bir düzen içinde yaşamaktadır → mevcut hâli ebedî değildir.
Kâinatın bugünkü düzeni de vahye göre:
başlamıştır → devam etmektedir → Allah'ın belirlediği vakitte sona erecektir.
Bu bakımdan kıyamet için mecazen:
denilebilir.
Fakat İslam açısından bu ölümün arkasından yeni bir yaratılış gelecektir.
Bediüzzaman Said Nursî, kıyamet ve haşir meselelerini ele alırken kâinatı başıboş, sahipsiz ve ebedî bir makine şeklinde değerlendirmez.
Kâinat:
yaratılmıştır, idare edilmektedir ve ilâhî iradeye tabidir.
Risale-i Nur'un genel yaklaşımında tabiat kanunları bağımsız yaratıcı güçler değildir.
Onlar Allah'ın kâinattaki düzenli icraatının isimleri ve tarifleridir.
Bu yüzden:
çekim kanunu, termodinamik kanunları, yıldızların hareketleri veya biyolojik kanunlar
Allah'tan bağımsız varlıklar gibi görülmez.
Kanun vardır;
fakat kanunun kendisi yaratıcı değildir.
Risale-i Nur'da kâinat sık sık;
saray,
kitap,
şehir,
misafirhane,
ağaç
temsilleriyle anlatılır.
Bu temsillerin ortak noktası şudur:
Bir saray varsa mimarı;
bir kitap varsa kâtibi;
bir sanat varsa sanatkârı vardır.
Aynı şekilde kâinattaki düzen de kendi başına açıklanabilecek bağımsız bir ilah değildir.
Bu bakımdan fizik kanunları:
Kâinatın sahibi değil, kâinattaki düzenin tarifidir.
Risale-i Nur perspektifinin dikkat çekici taraflarından biri, büyük hakikatlerin küçük örneklerini dünyada göstermesidir.
Mesela:
Gündüzün küçük ölçekli ölümü gibidir.
Bitkisel hayatın geniş çaplı bir ölümü gibidir.
Milyarlarca yaprağın ölümüdür.
İnsan için küçük bir ölüm numunesidir.
Haşrin küçük bir misali gibi okunabilir.
Kışın ölmüş gibi görünen yeryüzü baharda yeniden canlandırılır.
Kur’an da yeryüzünün ölümünden sonra diriltilmesini tekrar tekrar ahiretteki dirilişe delil gösterir.
İnsan uyuduğunda şuurunun dünya ile bağlantısının önemli kısmı kesilir.
Sabah yeniden uyanır.
Bu yüzden uyku ve uyanış:
ölüm ve dirilişi hatırlatan günlük bir ders
olarak okunabilir.
Aynı şekilde:
Akşam → küçük ölüm
Sabah → küçük diriliş
Kış → küçük ölüm
Bahar → küçük haşir
şeklinde tefekkür edilebilir.
Burada güzel fakat dikkatli bir tefekkür yapılabilir.
Termodinamik bize fiziksel süreçlerin yönlü ve çoğu gerçek süreçte tersinmez olduğunu gösterir.
NASA'nın açıklamasıyla, tersinmez süreçlerde sistem ve çevrenin toplam entropisi artar. (NASA GRC)
Böylece tabiat bize:
“Mevcut fiziksel durumların sonsuza kadar değişmeden kalması zorunlu değildir.”
dersini verir.
Risale perspektifinden bakıldığında ise bu durum:
fanilik
hakikatini düşündürür.
Çünkü dünya:
دار الفناء – dârü'l-fenâ, yani fanilik yurdudur.
Ahiret ise:
دار البقاء – dârü'l-bekā, yani kalıcılık yurdudur.
Tam olarak değil.
Bu ayrım önemlidir.
Entropi fiziksel bir kavramdır.
Fenâ/fanilik ise daha geniş metafizik ve dinî bir kavramdır.
Bir insanın ölmesi yalnızca “entropisi arttığı için” diye açıklanamaz.
Aynı şekilde kıyameti yalnızca termodinamik bir sonuç gibi göstermek de İslamî açıdan eksik olur.
Fakat entropi bize kâinatın fiziksel süreçlerinin:
değişim, dönüşüm ve tersinmezlik
özellikleri taşıdığını gösterdiği için fanilik üzerine güçlü bir tefekkür vesilesi olabilir.
Bir saat düşünelim.
Saat çalışıyor.
Çarklar dönüyor.
Akrep ilerliyor.
Yelkovan ilerliyor.
Saniye kolu ilerliyor.
Saatin düzenli çalışması:
“Bu saat sonsuzdur.”
anlamına gelmez.
Tam tersine hareket bize zamanın geçtiğini gösterir.
Kâinata baktığımızda da:
yıldızlar yakıt tüketiyor,
galaksiler değişiyor,
canlılar doğuyor ve ölüyor,
enerji dönüşüyor,
fiziksel süreçler ilerliyor.
Dolayısıyla:
Bir şeyi yapan, onu değiştirmeye de kadirdir.
Bir ağacı yaratan;
onu kurutmaya da kadirdir.
Baharı yaratan;
kışı getirmeye de kadirdir.
Bir insanı yoktan yaratan;
onu öldürüp yeniden diriltmeye de kadirdir.
Aynı mantık kâinat için de geçerlidir.
Kâinatı ilk defa yaratmak mümkün olmuşsa, mevcut şeklini değiştirmek aklen imkânsız değildir.
Kur’an bunu özellikle vurgular:
“İlk yaratmaya nasıl başladıysak onu yine gerçekleştiririz.”
(Enbiyâ 21/104) (Diyanet Kuran )
İnsan alışkanlık sebebiyle şöyle düşünebilir:
“Güneş yarın mutlaka doğacak.”
Fakat imanî bakış şöyle düzeltir:
Allah'ın koyduğu düzen devam ettiği müddetçe Güneş doğacaktır.
Çünkü sebep ve kanunlar bağımsız değildir.
Kıyamet ise alıştığımız kozmik düzenin sona ermesidir.
Bugün:
Güneş → ışık verir.
Dünya → belirli bir yörüngede hareket eder.
Dağlar → sabit görünür.
Denizler → belirli sınırlar içinde bulunur.
Yıldızlar → kozmik düzen içindedir.
Kıyamette ise Kur’an'ın tasvirinde bu düzen büyük ölçekte değişecektir.
“Kıyametin kopyası” ifadesini temsili anlamda kullanmak daha doğrudur.
Çünkü gerçek kıyametin birebir kopyası yoktur.
Fakat onun küçük numuneleri ve hatırlatıcıları vardır.
Küçük bir fanilik dersidir.
Onun şahsî dünyasının kıyametidir.
Kozmik faniliğin büyük bir numunesidir.
Dünyevî hayatın devamlı değiştiğini gösterir.
Yeryüzünün geniş çaplı ölüm manzarasıdır.
Yeniden dirilişin muazzam bir temsilidir.
Böylece kâinatın içinde sürekli:
doğum → hayat → değişim → ölüm → yeniden yaratılış
tabloları görülmektedir.
İslam'ın cevabı burada materyalist bir evren tasavvurundan tamamen ayrılır.
Kâinatın mevcut düzeninin sonu:
varlığın anlamsız biçimde hiçliğe gitmesi değildir.
Kur’an'a göre:
Kıyamet → yeniden yaratılış → haşir → hesap → ebediyet
vardır.
Dolayısıyla kıyamet:
Risale-i Nur perspektifinden dünya bir:
imtihan meydanıdır.
İmtihan salonu sonsuza kadar açık kalmaz.
Dünya aynı zamanda:
misafirhanedir.
Misafirhane kalıcı ikametgâh değildir.
Dünya:
ticaretgâhtır.
İnsan burada ahiret için kazanır veya kaybeder.
Dünya:
tarladır.
Hasat başka yerde yapılacaktır.
Bu nedenle fanilik dünyanın kusuru değil, vazifesinin bir parçasıdır.
Entropinin kendisi dinî bir öğreti değildir.
Fakat mümin, bilimsel gerçekleri tefekkür vesilesi yapabilir.
Şöyle düşünebilir:
Güneş kalıcı değilse benim dünyadaki makamım nasıl kalıcı olabilir?
Yıldızlar değişiyorsa servetim nasıl ebedî olabilir?
Bedenim her gün değişiyorsa gençliğimi nasıl sonsuz zannedebilirim?
İçinde yaşadığım kâinatın bugünkü düzeni bile ebedî değilse kalbimi tamamen dünyaya bağlamak ne kadar doğru olabilir?
İşte bilim burada doğrudan “ahireti ispatlayan bir ayet” hâline getirilmez; fakat tefekküre açılan bir pencere olur.
Sadece dünya açısından bakıldığında kıyamet korkunç bir yıkımdır.
Fakat ahiret açısından bakıldığında:
imtihanın bitişidir.
Bir tiyatro sahnesindeki dekor kaldırıldığında oyun bitmiştir.
Dekorun kaldırılması:
binanın sahipsiz olduğunu değil, gösterinin sona erdiğini
gösterir.
Risale perspektifinden dünya sahnesinin kaldırılması da böyledir.
Dünya vazifesini tamamladıktan sonra mevcut düzen değiştirilecektir.
Kâinatı büyük bir ağaca benzetelim.
İlâhî kudret ve hikmetle kurulmuş yaratılış düzeni.
Galaksiler ve büyük kozmik yapılar.
Yıldız sistemleri.
Gezegenler ve dünyalar.
Canlılık.
Şuur sahibi insan.
Fakat ağaç meyvesini verdikten sonra yapraklarını dökebilir.
Dünya da insanın iman, marifet, ibadet ve ahiret için hazırlanmasına hizmet eden bir imtihan meydanı olarak düşünüldüğünde, vazifesi tamamlandıktan sonra bugünkü biçimiyle ebediyen kalması gerekmez.
Burada üç yanlış yaklaşım vardır.
“Entropi kıyameti kesin bilimsel olarak kanıtladı.”
Bu fazla iddialıdır.
“Bilim kâinatın sonsuza kadar bugünkü hâliyle kalacağını gösteriyor.”
Bu da doğru değildir.
“Kur’an modern termodinamik kitabıdır.”
Kur’an fizik ders kitabı değildir.
Kur’an'ın temel maksadı insana:
Kim tarafından yaratıldığını, niçin yaratıldığını, nasıl yaşaması gerektiğini ve nereye gittiğini
bildirmektir.
Dolayısıyla daha dengeli ifade şudur:
Entropi ve modern kozmoloji, mevcut fiziksel evrenin değişmez ve ebedî bir düzen olmadığını düşünmemize imkân verir. Kur’an ise vahye dayanarak bu düzenin Allah'ın emriyle kıyamette sona ereceğini ve ardından yeni yaratılış ile ahiret hayatının başlayacağını haber verir.
Termodinamiğin İkinci Yasası
↓
Tersinmez süreçlerde toplam entropinin artışı
↓
Enerjinin dağılımının değişmesi
↓
Kullanılabilir enerji farklarının azalabilmesi
↓
Yıldızların ve fiziksel sistemlerin ebedî olmaması
↓
Çok uzak gelecek için kozmik son senaryoları
↓
Evrenin bugünkü fiziksel durumunun ebedî olmadığı fikri
Allah kâinatı yarattı
↓
Kâinat belirlenmiş bir nizam içinde çalışıyor
↓
Dünya imtihan meydanı
↓
İnsan ölümlü
↓
Kozmik düzen de ebedî değil
↓
Sûra üfürülmesi
↓
Kıyamet
↓
Mevcut düzenin sona ermesi
↓
Yeniden yaratılış
↓
Haşir
↓
Hesap
↓
Ebedî âhiret
Her gün gördüğümüz:
Akşam
bize faniliği;
uyku
ölümü;
sabah
dirilişi;
sonbahar
ölümü;
kış
kabri;
bahar
haşri;
insanın ölümü
dünya hayatının geçiciliğini;
yıldızların ölümü
kozmik düzenin faniliğini;
hatırlatabilir.
Bunların hepsi aynı fiziksel mekanizmanın ürünü değildir. Fakat tefekkür açısından ortak mesajları faniliktir.
İnsan dünyadaki hiçbir şeyle tam olarak tatmin olmaz.
Daha uzun hayat ister.
Daha kalıcı mutluluk ister.
Sevdiklerinden ebediyen ayrılmak istemez.
Fakat dünya:
“Burada hiçbir şey kalıcı değil.”
der.
İnsanın kalbi ise:
“Ben kalıcı mutluluk istiyorum.”
der.
Risale-i Nur'un ahiret yaklaşımında insanın bu güçlü beka arzusu, dünyanın faniliğiyle birlikte düşünüldüğünde dikkatleri ahiret yurduna çevirir.
Dünya insanın bütün ebediyet arzusunu karşılamak için değil;
ebedî hayatı kazanmak için hazırlanmış bir imtihan meydanıdır.
Entropi yasasının bize verdiği fiziksel derslerden biri şudur:
Enerji dönüşür.
Yıldızlar değişir.
Sistemler eskir.
Fiziksel süreçlerin bir yönü vardır.
Kozmik yapılar da ebedî ve değişmez değildir.
NASA'nın termodinamik açıklamalarında tersinmez doğal süreçlerde toplam entropinin artması ikinci yasanın temel sonucu olarak açıklanmaktadır. (NASA GRC)
Kur’an ise bundan daha ileri ve farklı bir düzlemde haber verir:
اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْۙ
“Güneş dürülüp karardığında…”
وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْۙ
“Yıldızlar dağılıp saçıldığında…”
ve nihayet:
يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ
“Gökleri yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi düreriz.”
Kur’an'ın tasvir ettiği şey yalnızca bir yıldızın ölümü değildir.
Bir kozmik çağın kapanmasıdır.
Fakat İslam'a göre hikâye orada bitmez.
Çünkü aynı ayet devam eder:
كَمَا بَدَأْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُعٖيدُهُ
(Enbiyâ 21/104) (Diyanet Kuran )
Dolayısıyla mümin açısından büyük tablo:
Yaratılış → hayat → imtihan → fanilik → ölüm → kıyamet → yeniden yaratılış → haşir → ebediyet
şeklindedir.
Entropi bize fiziksel süreçlerin yönünü anlatır.
Kozmoloji bize kâinatın tarihini ve muhtemel fiziksel geleceğini araştırır.
Kur’an bize kâinatın niçin yaratıldığını ve nihai akıbetinin Allah'ın iradesinde olduğunu bildirir.
Risale-i Nur ise bütün bunlara tefekkür penceresinden bakarak insana şu büyük dersi verir:
Güneş batarken faniliği;
bahar gelirken haşri;
ölüm gelirken ahireti;
kâinatın değişimini görürken kıyameti düşünmek mümkündür.
Bu sebeple entropiyi “kıyametin kendisi” olarak değil;
olarak değerlendirmek daha sahih ve ilmî bir yaklaşımdır.
Ve Kur’an'ın verdiği nihai mesaj şudur:
Kâinatın bugünkü düzeni son bulacaktır; fakat insanın yolculuğu orada sona ermeyecektir.
Dünya fanidir.
Kâinatın mevcut düzeni fanidir.
İmtihan fanidir.
Fakat ahiret ebedîdir.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.