- Salih Avcı
- 21.02.2023
Doğada küçücük canlıların sergilediği bazı davranışlar, insanı hayrete düşürecek derecede düzenli, ölçülü ve amaca yöneliktir. Bunlardan biri de halk arasında çamur arısı, çömlekçi arı veya çanakçı arı gibi isimlerle anılan bazı yaban arılarının yuva yapma davranışıdır.
Bu küçük canlı; ne mimarlık eğitimi almıştır ne yapı malzemesi bilgisine sahiptir ne de yavrusunun gelecekte neye ihtiyaç duyacağını insan gibi düşünüp planlayabilir. Buna rağmen uygun toprağı bulur, çamur hazırlar, onu taşır, belirli bir biçimde yuva yapar, yavrusuna besin olacak avları yakalar, yumurtasını bırakır ve hücreyi kapatır.
Bilim bu davranışları büyük ölçüde içgüdüsel davranışlar ve kalıtsal davranış programları çerçevesinde inceler. İman nazarıyla bakıldığında ise insanın önüne daha derin bir soru çıkar:
Bu küçücük canlıya, henüz dünyaya gelmemiş yavrusunun ihtiyaçlarına uygun hareket etmeyi kim öğretiyor?
İşte bu noktada hadise, ilâhî sevk, ilham ve hikmet açısından tefekkür edilebilir.
Bu yaban arılarının en dikkat çekici özelliklerinden biri, toprak ve suyu kullanarak yavrularına uygun yuvalar meydana getirmeleridir.
Arı önce uygun bir yerde nemli toprak veya çamur bulur. Küçük miktarlarda malzemeyi alır ve yuvasının bulunduğu yere taşır. Ardından çeneleri ve vücut hareketleriyle çamura şekil verir.
Bir seferde bütün yapıyı oluşturmaz.
Çamuru getirir → yerleştirir → şekillendirir → tekrar çamur getirir → duvarı yükseltir.
Bu işlemler tekrarlandığında küçük bir çanak, testi veya hücreyi andıran yapı meydana gelir.
Burada düşünmeye değer nokta şudur:
Arının elinde;
cetvel yoktur,
pergel yoktur,
proje yoktur,
kalıp yoktur,
mimarlık bilgisi yoktur.
Fakat ortaya yavrunun gelişmesine uygun bir yapı çıkar.
İmanî açıdan bakıldığında bu düzen, arının bağımsız bir akıl ve mühendisliğine verilmek yerine, yaratılışına konulmuş ilâhî sevkin bir tezahürü olarak okunabilir.
Arının karşısına çıkan her madde yuva yapmaya uygun değildir.
Yuvanın şekil verilebilir olması için malzemenin uygun kıvamda olması gerekir. Arı nemli topraktan küçük parçalar alarak bunları yuvasına taşır ve yapı malzemesi olarak kullanır.
Burada çok güzel bir sebep-netice düzeni görülür:
Toprak + su → çamur
Çamur + arının hareketleri → yuva
Yuva + hazırlanmış besin → larvanın korunacağı ortam
Arı toprağın kimyasını bilmez. Malzeme mühendisliği bilmez. Çamurun kuruyunca sertleşeceğine dair teorik bir bilgisi de yoktur.
Fakat davranışı bütün bunlardan yararlanacak biçimde düzenlenmiştir.
İşte ilâhî sevk denildiğinde kastedilen noktalardan biri budur:
Canlı, sahip olmadığı bir ilmin gerektirdiği sonucu meydana getirecek şekilde hareket ettirilir.
Bazı çömlekçi yaban arılarının yaptığı yuvalar gerçekten küçük bir çömlek veya testi görünümündedir.
Arı çamuru kenarlara ekleyerek duvarları yavaş yavaş yükseltir.
Ortada ise boş bir oda bırakır.
Bu boşluk sonradan son derece önemli olacaktır.
Çünkü orası yalnızca bir yuva değildir.
Yani yapı yalnız bugünkü ihtiyaca göre değil, gelecekte yumurtadan çıkacak larvanın ihtiyacına uygun biçimde kullanılacaktır.
Burada tefekkür açısından çok önemli bir durum ortaya çıkar:
Anne arı yuvayı kendisi için yapmamaktadır.
Henüz ortada larva bile yokken, gelecekte ortaya çıkacak yavrunun ihtiyacına göre hazırlık yapmaktadır.
Yuvanın hazırlanması yalnızca ilk aşamadır.
Çünkü yumurtadan çıkacak larvanın besine ihtiyacı olacaktır.
Fakat yavru henüz doğmamıştır.
Anne arının yavrusu dünyaya geldiğinde yanında bulunup ona yemek getirmesi de gerekmeyebilir. Bunun yerine besin önceden hazırlanır.
İşte sistemin hayranlık uyandıran başka bir tarafı burada ortaya çıkar.
Bazı türler yavruları için:
tırtıl, örümcek veya başka küçük eklembacaklıları
avlar.
Ancak amaç çoğu zaman avı hemen yiyip tüketmek değildir.
Amaç:
Bu yüzden av yakalanır ve bazı türlerde sokularak hareketsizleştirilir.
Burada çok ince bir biyolojik düzen vardır.
Yuvaya konulan avın hareketli olması larva için tehlikeli veya kullanışsız olabilir. Bu nedenle av, arının sokmasıyla etkisiz hâle getirilebilir.
Böylece av kaçamaz ve hücrenin içerisinde kalır.
Daha sonra anne arı avını hazırladığı çamur hücresine taşır.
Bir düşünelim:
Anne arının gerçekleştirdiği davranışların sonucu, henüz yumurtadan bile çıkmamış bir yavrunun gelecekteki beslenmesine hizmet etmektedir.
Arının yavrusu:
“Anne, birkaç gün sonra doğacağım, bana yiyecek bırak.”
diyemez.
Anne arı da insan gibi geleceği hesaplayarak:
“Yavrum çıktığında acıkacak, şimdiden ona yiyecek hazırlayayım.”
şeklinde kavramsal plan kurmaz.
Fakat ortaya çıkan netice tam da gelecekteki bu ihtiyaca cevap verir.
İmanî tefekkür açısından burada rahmet ve hikmet özellikle dikkat çeker.
Avların hazırlanmasının ardından anne arı yumurtasını uygun yere bırakır.
Böylece küçük hücrenin içerisinde adeta iki şey bir araya getirilmiş olur:
Yavru + yavrunun rızkı.
Yumurta açıldığında larva hazır besinle karşılaşır.
Anne arının artık sürekli yavrunun başında durması gerekmez.
Çünkü yavrunun ihtiyacı önceden hazırlanmıştır.
Bu tablo iman nazarıyla düşünüldüğünde Rezzâk ismini, yani canlıların rızıklarının yaratılması ve onlara ulaştırılmasını hatırlatan güzel örneklerden biri olarak görülebilir.
Çünkü rızık, yavru henüz onu arayabilecek durumda değilken hazırlanmıştır.
Arının işi bununla da tamamlanmaz.
Yumurta ve besin yerleştirildikten sonra hücre kapatılır.
Böylece yavru için küçük bir gelişim ortamı hazırlanmış olur.
Dışarıdan bakıldığında yalnızca birkaç santimetrelik bir çamur parçası görürüz.
Fakat içine baktığımızda:
barınak vardır,
koruma vardır,
yumurta vardır,
besin vardır,
gelişim için hazırlanmış bir ortam vardır.
Yani küçücük yapının içerisinde birbirini tamamlayan birçok unsur bulunmaktadır.
Hadisenin tefekkür bakımından en önemli taraflarından biri burasıdır.
Arının yaptığı işi insan diliyle tarif ettiğimizde sanki şöyle bir plan uygulanıyormuş gibi görünür:
“Önce uygun yapı malzemesini bulacağım. Çamuru taşıyacağım. Yavrumun sığacağı büyüklükte bir hücre yapacağım. Sonra yavrumun ileride yiyebileceği canlıları bulacağım. Onları etkisiz hâle getirip hücreye yerleştireceğim. Yumurtamı uygun yere bırakacağım. Sonra giriş kısmını kapatacağım.”
Fakat arının zihninde insanınki gibi böyle bir mühendislik projesi bulunduğunu söyleyemeyiz.
İşte imanî yorum burada başlar:
Arı sebep durumundadır.
Fakat ortaya çıkan düzen ve netice, iman nazarında Allah'ın canlıya verdiği yaratılış özellikleri ve sevk-i İlâhî ile açıklanır.
Burada bilim ile imanî tefekkürü birbirine karıştırmamak önemlidir.
Biyoloji bize:
“Bu davranış içgüdüseldir; kalıtsal davranış mekanizmaları ve doğal seçilim süreçleriyle ilişkilidir.”
diyebilir.
Bu, davranışın nasıl gerçekleştiğini inceleyen bilimsel açıklamadır.
İmanî tefekkür ise farklı seviyede bir soru sorar:
“Bu canlıyı, bu kabiliyetleri, bu sinir sistemini ve bütün bu sebepleri yaratan kimdir?”
Dolayısıyla iman açısından:
İçgüdü → davranışın biyolojik tarifidir.
İlâhî sevk → bu kabiliyet ve düzenin nihai kaynağına ilişkin imanî okumadır.
Bu sebeple “içgüdü” demek, mümin açısından meseleyi bitiren bir açıklama olmak zorunda değildir.
Aksine soru derinleşir:
Risale-i Nur'da hayvanların dünyaya geldikten kısa süre sonra hayatları için gerekli davranışları sergilemeleri, sevk-i İlâhî ve ilham-ı İlâhî açısından tefekkür edilir.
Çünkü insan birçok şeyi öğrenerek gerçekleştirir.
Bir mimarın bina yapabilmesi için yıllarca eğitim görmesi gerekir.
Bir insanın çömlek yapması için bile malzemeyi tanıması, el becerisi kazanması ve tecrübe edinmesi gerekir.
Fakat küçücük bir yaban arısı:
çamuru bulur,
taşır,
şekillendirir,
yuvasını oluşturur,
avını bulur,
yavrusunun besinini hazırlar,
yumurtasını bırakır
ve
hücreyi kapatır.
Bunların büyük kısmını bir okuldan veya ustadan öğrenmeden gerçekleştirir.
İşte iman nazarı bu manzaraya baktığında şöyle der:
Arının kendisine ait olmayan bir ilmin neticeleri, onun yaratılışına yerleştirilmiş kabiliyetler vasıtasıyla ortaya çıkmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm'de bal arısı hakkında son derece dikkat çekici bir ifade bulunmaktadır:
“Rabbin bal arısına vahyetti…”
(Nahl, 16/68)
Buradaki vahiy, peygamberlere gelen vahiy ile aynı anlam ve derecede değildir; klasik tefsirlerde arıya verilen ilham, yönlendirme ve yaratılıştan gelen sevk anlamlarıyla açıklanır.
Ayetin devamında arının yuvalar edinmesi ve Rabbinin kendisine kolaylaştırdığı yolları takip etmesi anlatılır.
Çamurdan yuva yapan bu yaban arısı Nahl 68'de doğrudan anlatılan bal arısıyla aynı canlı değildir. Dolayısıyla ayeti doğrudan bu türe aitmiş gibi sunmak doğru olmaz.
Fakat ayette ortaya konulan hayvanların yaratılıştan yönlendirilmesi fikri açısından bakıldığında, bu tür davranışlar da tefekküre güçlü bir pencere açar.
Bu hadiseye imanî perspektiften baktığımızda özellikle dört mana görülebilir:
İlim: Yuva ve yavrunun ihtiyaçları arasında olağanüstü bir uygunluk vardır.
Hikmet: Yapılan her iş belirli bir neticeye hizmet eder; çamur barınağa, av besine, kapatılan hücre korumaya dönüşür.
Rahmet: Henüz kendi rızkını bulamayacak yavrunun besini önceden hazırlanır.
Kudret: Küçücük bir canlı, kendisine verilen organ ve kabiliyetlerle kendisinden beklenmeyecek derecede karmaşık işleri gerçekleştirir.
Bir çamur yuvasına yalnızca maddî sebepler açısından baktığımızda:
toprak, su, çamur, böcek ve içgüdü
görürüz.
Tefekkür nazarıyla baktığımızda ise bunların arkasındaki uyumu da düşünürüz:
Çamur tam ihtiyaca uygun kullanılıyor.
Yuva yavruya göre hazırlanıyor.
Besin yavru doğmadan toplanıyor.
Av uygun biçimde hücreye yerleştiriliyor.
Yumurta doğru yere bırakılıyor.
Hücre doğru zamanda kapatılıyor.
Bütün bunları gerçekleştiren ise küçücük bir yaban arısıdır.
Bu nedenle imanî açıdan mesele yalnızca “Arı ne kadar maharetli!” demekten ibaret değildir. Asıl tefekkür şudur:
Arının bilmediği hâlde doğru işi yapması, görmediği gelecekteki yavrusuna hazırlık yapması ve sahip olmadığı mühendislik bilgisinin neticelerini ortaya koyması; yaratılışına yerleştirilen içgüdünün ötesinde, mümin nazarında bir sevk-i İlâhîyi gösterir.
Arı mimar değildir; fakat mimarlık harikası denilebilecek bir düzenin vesilesidir.
Arı eczacı değildir; fakat avını etkisiz hâle getiren mekanizmalardan yararlanır.
Arı gelecek hesabı yapan bir insan değildir; fakat henüz doğmamış yavrusunun geleceğini hazırlayan davranışlar sergiler.
İşte küçücük bir çamur yuvası bu gözle okunduğunda yalnızca bir böcek yuvası olmaktan çıkar; ilim, hikmet, rahmet ve kudreti düşündüren küçük bir tefekkür levhasına dönüşür.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.