- Salih Avcı
- 21.02.2023
Önemli not: Kur’ân bir astronomi veya fizik kitabı değildir; temel maksadı insanı Allah’a, kulluğa ve doğru hayata yöneltmektir. Bu sebeple âyetleri modern teorilerin formüllerine indirgemek doğru değildir. Bununla beraber kâinatın yaratılması, göklerin ve yerin düzeni gibi konulardaki âyetlerle modern kozmolojinin ortaya koyduğu bazı bulgular arasında dikkat çekici uygunluklar bulunabilir. Diyanet’in Kur’an Yolu Tefsiri de bilimsel teorileri doğrudan âyetlere yüklemenin sakıncasına dikkat çeker. (Diyanet Kuranı)
Büyük Patlama — Big Bang, modern kozmolojide evrenin geçmişte çok sıcak ve çok yoğun bir durumda bulunduğunu, uzayın genişlemesiyle birlikte evrenin soğuyarak bugünkü hâline geldiğini açıklayan bilimsel modeldir.
Günümüzde gözlenebilir evrenin yaşı yaklaşık:
13,8 milyar yıl
olarak hesaplanmaktadır. NASA da evrenin yaklaşık 13,8 milyar yıl önce son derece sıcak ve yoğun bir durumda bulunduğunu ve genişleyerek geliştiğini ifade etmektedir. (NASA Science)



Burada ilk düzeltilmesi gereken yanlış şudur:
Big Bang, boşluğun içinde meydana gelen dev bir bomba patlaması değildir.
Bir bombanın merkezinden parçaların boşluğa saçılması gibi düşünülmemelidir. Kozmolojide söz konusu olan şey uzayın kendisinin genişlemesidir. Bu nedenle standart kozmolojik tasvirde “patlamanın merkezi neresi?” sorusu yanıltıcıdır. NASA kaynakları da Big Bang adının bir havai fişek veya bomba patlaması izlenimi vermesi nedeniyle yanıltıcı olabileceğine dikkat çekmektedir. (NASA Science)
Burada bilim ile metafiziğin sınırını iyi ayırmak gerekir.
Big Bang teorisinin güçlü olduğu alan:
Evrenin çok erken dönemlerden itibaren nasıl genişlediğini ve geliştiğini açıklamaktır.
Fakat şu soruların tamamı Big Bang teorisinin kendisi tarafından cevaplanmış değildir:
Niçin herhangi bir şey var?
Evren niçin başladı?
Fizik kanunları neden var?
İlk fiziksel durumun sebebi nedir?
Kâinat neden düzenli kanunlara tâbidir?
Evren gerçekten mutlak yokluktan mı meydana geldi?
Başlangıcın arkasında bir yaratıcı var mı?
NASA'nın açıklamalarında da ilk hızlı genişlemeyi neyin başlattığının bilinmediği açıkça belirtilmektedir. (NASA Science)
Dolayısıyla:
“Big Bang Allah'ın var olmadığını kanıtladı.”
demek bilimsel bir sonuç değildir.
Aynı şekilde:
“Fizik Big Bang'in Allah tarafından gerçekleştirildiğini deneysel olarak kanıtladı.”
demek de bilimin yönteminin ötesine geçer.
İslâm açısından ise kâinatın nihai sebebi Allah'ın yaratmasıdır. Mümin, bilimin keşfettiği fiziksel süreçleri yaratılışın nasıl gerçekleştiğini araştıran sebepler ve kanunlar olarak okuyabilir.
Kur'ân'ın kozmoloji hakkındaki en temel mesajı Big Bang'in fizik ayrıntılarından daha temeldir:
Kâinat kendi kendisinin yaratıcısı değildir.
Allah göklerin ve yerin yaratıcısıdır.
Kur'ân insanı çok güçlü bir mantık sorusuyla karşı karşıya bırakır:
“Yoksa onlar hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar?”
Tûr, 52/35-36
Buradaki soru insanı varlığın nihai sebebini düşünmeye sevk eder.
Bir şey kendisini yaratmış olamaz; çünkü kendisini yaratabilmesi için yaratılmadan önce var olması gerekirdi.
İslâm inancının cevabı şudur:
Kâinat mahlûktur; Hâlık değildir.
Allah ise yaratılmış değildir; ezelî ve ebedîdir.
Kâinatın başlangıcı konuşulduğunda en fazla dikkat çeken âyetlerden biri Enbiyâ sûresinin 30. âyetidir:
“İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?”
Enbiyâ, 21/30 (Diyanet Kuranı)
Buradaki iki kelime özellikle önemlidir:
Ratk (رتق): Bitişik, kapalı, birleşik olma.
Fatk (فتق): Açmak, ayırmak, yarıp birbirinden ayırmak.
Bu ifade modern okuyucuya Big Bang modelini hatırlatabilir.
Fakat ilmî açıdan dikkatli olmak gerekir.
Klasik müfessirler âyeti farklı şekillerde açıklamışlardır. Bazıları göklerle yerin başlangıçta birleşik olmasını, bazıları göğün yağmur vermemesi ve yerin bitki çıkarmaması gibi anlamları öne çıkarmıştır. Modern dönemde ise âyetin evrenin başlangıçtaki bütünlüğüyle ilişkilendirilebileceği yorumları yapılmıştır. Diyanet'in tefsiri de bu farklı yorumları kaydeder. (Diyanet Kuranı)
Bu nedenle en sağlıklı ifade:
Enbiyâ 30, Big Bang'in bilimsel formülünü vermemektedir; fakat göklerin ve yerin başlangıçta bir bütünlük hâlinde bulunup Allah tarafından ayrılması şeklindeki anlatım modern kozmolojideki başlangıç tasviriyle dikkat çekici biçimde birlikte düşünülebilir.
Bilim insanları zamanı geriye doğru götürdüklerinde evrenin:
daha küçük → daha yoğun → daha sıcak
olduğunu hesaplarlar.
Çok erken evrende bugün bildiğimiz yıldızlar, gezegenler ve galaksiler yoktu.
Maddenin bildiğimiz biçimleri henüz oluşmamıştı.
NASA'nın kozmolojik açıklamalarına göre erken evren son derece sıcak bir parçacık ve ışınım ortamıydı. Genişledikçe sıcaklık ve yoğunluk azaldı. (NASA Science)
Basitleştirilmiş süreç şöyle düşünülebilir:
Çok sıcak ve yoğun erken evren
↓
Hızlı genişleme
↓
Evrenin soğuması
↓
Temel parçacıklar
↓
Proton ve nötronlar
↓
Hidrojen ve helyum çekirdekleri
↓
Atomlar
↓
İlk yıldızlar
↓
Galaksiler
↓
Ağır elementler
↓
Gezegen sistemleri
↓
Dünya
↓
Hayat
Modern kozmolojide Big Bang'in çok erken dönemini açıklamak için kozmik enflasyon adı verilen bir hipotez geliştirilmiştir.
Buna göre evren çok erken bir anda olağanüstü hızlı biçimde genişlemiş olabilir.
Bu fikir;
evrenin büyük ölçekte neden bu kadar düzgün olduğunu,
geometrisinin neden düze çok yakın göründüğünü,
küçük başlangıç dalgalanmalarının nasıl galaksi oluşumunun tohumlarına dönüşebildiğini
açıklamaya yardımcı olur.
Ancak önemli bir ayrım vardır:
Enflasyon Big Bang'in bütün ayrıntıları kadar doğrudan gözlenmiş bir olay değildir; erken evreni açıklayan güçlü fakat fiziksel mekanizması hâlen araştırılan bir modeldir.
NASA da CMB'nin özelliklerinin enflasyonun bazı tahminleriyle uyumlu olduğunu, fakat enflasyona yol açan fiziksel sürecin bilinmediğini belirtmektedir. (NASA Science)
Evren genişledikçe sıcaklık hızla düştü.
İlk birkaç dakika içerisinde Big Bang nükleosentezi denilen süreç gerçekleşti.
Başlıca:
hidrojen,
helyum,
az miktarda döteryum,
çok küçük miktarda lityum
gibi hafif elementlerin çekirdekleri meydana geldi.
NASA'nın COBE açıklamalarında erken evrenin sıcak ve yoğun olmasıyla hidrojen ve helyum bollukları arasındaki bağlantının Big Bang modelinin önemli başarılarından olduğu belirtilmektedir. (NASA Science)
Fakat burada çok önemli bir ayrıntı vardır:
Karbon, oksijen, silikon, kalsiyum ve demir gibi hayat açısından son derece önemli ağır elementlerin büyük bölümü Big Bang sırasında oluşmadı.
Bunların önemli bir kısmı daha sonra yıldızların merkezlerinde ve yıldızların ölüm süreçlerinde üretildi.
Yani insan bedenindeki:
karbon → yıldızlarda,
oksijen → yıldızlarda,
kalsiyum → yıldız süreçlerinde,
demir → büyük yıldızlarda ve patlayıcı yıldız olaylarında
oluşan kozmik elementlerin uzun tarihinin bir parçasıdır.
Big Bang'den hemen sonra evren ışığın serbestçe yol alabileceği kadar şeffaf değildi.
Serbest elektronlar fotonları sürekli saçıyordu.
Evren genişleyip soğudu.
Yaklaşık:
elektronlarla atom çekirdekleri birleşerek nötr atomlar meydana getirmeye başladı.
Işık artık çok daha serbest hareket edebiliyordu.
İşte o dönemden kalan ışığın bugünkü hâline:
denir. (NASA Science)


Bu görüntü bir ressamın çizimi değildir.
Planck gibi uzay görevlerinin yaptığı ölçümlerden oluşturulan erken evren haritasıdır.
ESA, CMB'yi evren yaklaşık 380.000 yaşındayken oluşmuş, gözleyebildiğimiz en eski kozmik ışığın bir görüntüsü olarak açıklar. Küçük sıcaklık farklılıkları daha sonra galaksilerin ve büyük ölçekli yapıların oluşacağı yoğunluk farklılıklarının izlerini taşır. (NASA Science)
COBE ölçümleri CMB'nin sıcaklığını yaklaşık:
olarak ölçmüş ve spektrumunun sıcak Big Bang modelinin öngördüğü kara cisim spektrumuna son derece iyi uyduğunu göstermiştir. (NASA Science)
Bu, Big Bang modelinin en güçlü gözlemsel delillerinden biridir.
Evren atomlarla dolmuştu fakat henüz bugünkü anlamda yıldızlarla dolu değildi.
Yerçekimi, başlangıçtaki çok küçük yoğunluk farklılıklarını zaman içinde büyüttü.
Gaz bazı bölgelerde yoğunlaşmaya başladı.
Yoğunluk arttı.
Sıcaklık arttı.
Sonunda yıldızların merkezinde nükleer füzyon başladı.
NASA'nın aktardığı modellere göre ilk yıldızların bazıları Güneş'ten onlarca hatta yüzlerce kat daha büyük olabiliyordu. (NASA Science)
İşte burada insanın maddî yaratılış tarihinin çok etkileyici bir aşamasına geliyoruz.
Bir yıldızın merkezinde:
Hidrojen → Helyum
dönüşümü gerçekleşir.
Daha büyük yıldızlarda süreç ilerledikçe:
Helyum → Karbon
Karbon → daha ağır elementler
şeklinde nükleer füzyon aşamaları gerçekleşebilir.
Büyük yıldızların hayatlarının sonundaki süreçler ve süpernova gibi olaylar, ağır elementlerin meydana gelmesi ve uzaya yayılmasında büyük rol oynar.
Sonraki yıldız ve gezegen nesilleri bu zenginleşmiş maddeden meydana gelir.
Dolayısıyla bugün bedenimizde bulunan atomların kozmik bir geçmişi vardır.
Bu, İslâm açısından insanın “yıldız tarafından yaratıldığı” anlamına gelmez.
Yıldızlar yaratıcı değil, yaratılış zincirindeki fiziksel sebeplerdir.
Mümin açısından nihai yaratıcı Allah'tır; yıldızlardaki nükleer reaksiyonlar ise Allah'ın kâinata koyduğu kanunlar çerçevesinde gerçekleşen süreçlerdir.
Milyonlar ve milyarlarca yıl boyunca yıldızlar, galaksiler ve galaksi kümeleri meydana geldi.
Bugün gözlenebilir evrende muazzam sayıda galaksi bulunmaktadır.
Hubble'ın derin alan gözlemleri, gökyüzünün küçücük görünen bölgelerinde dahi çok sayıda uzak galaksiyi ortaya çıkarmıştır.
Daha uzak bir galaksiye baktığımızda aynı zamanda geçmişe bakıyoruz.
Çünkü ışığın bize ulaşması zaman alır.
Dolayısıyla teleskop bir bakıma zaman makinesi gibi çalışır.
Big Bang yalnızca “evrenin başlangıcı olmuş olabilir” şeklinde ortaya atılmış bir fikir değildir. Birbirinden bağımsız birçok gözlem aynı genel tabloyu desteklemektedir.
Uzak galaksilerin ışıklarında görülen kırmızıya kayma, kozmik ölçekte evrenin genişlediğini gösterir.
Evren bugün genişliyorsa zamanı geriye doğru götürdüğümüzde daha küçük, daha yoğun ve daha sıcak bir evrene ulaşırız.
NASA da galaksilerin birbirlerinden uzaklaşmasını Big Bang modelinin temel gözlemsel dayanaklarından biri olarak göstermektedir. (NASA Science)
Big Bang teorisi sıcak erken evrenden geriye bir ışınım kalması gerektiğini öngörüyordu.
Bu ışınım daha sonra gözlendi.
COBE, WMAP ve Planck gibi görevler CMB'yi son derece hassas biçimde haritalandırdı. (NASA Science)
Bu nedenle CMB bazen:
“Evrenin bebeklik fotoğrafı”
olarak adlandırılır.
Big Bang modeli erken evrende ne kadar:
hidrojen,
helyum,
döteryum,
lityum
oluşması gerektiğine ilişkin hesaplamalar yapar.
Gözlemlerle hesapların genel uyumu sıcak Big Bang modelinin önemli desteklerinden biridir. (NASA Science)
CMB'deki küçücük yoğunluk farklılıkları zamanla yerçekimi etkisiyle büyüyerek:
yıldızlara → galaksilere → galaksi kümelerine
uzanan kozmik yapının tohumlarını oluşturmuştur.
Planck haritasındaki küçücük sıcaklık farklılıklarının bugünkü yıldız ve galaksilerin oluşacağı yoğunluk farklılıklarıyla bağlantılı olduğu belirtilmektedir. (NASA Science)
Bunu anlamanın en kolay yolu bir benzetmedir.
Üzerinde noktalar bulunan bir balon düşünelim.
Balon şiştikçe noktalar birbirinden uzaklaşır.
Noktaların kendilerinin balon üzerinde koşması gerekmez; aralarındaki yüzey genişlemektedir.
Evren için de kaba bir benzetmeyle galaksiler arasındaki büyük ölçekli uzayın genişlediğini söyleyebiliriz.
Ancak balon benzetmesinin sınırı vardır: Evrenin mutlaka balon gibi daha yüksek boyutlu bir boşluğun içine doğru genişlemesi gerekmez.
Bu konuda sıkça zikredilen bir başka âyet Zâriyât 47'dir:
Bu âyet çeşitli meallerde Allah'ın göğü kudretle bina etmesi ve geniş kudrete sahip olması/genişletmesi anlamlarıyla tercüme edilmiştir.
Modern dönemde “lemûsiûn” kelimesi evrenin genişlemesiyle ilişkilendirilmiştir.
Burada da ilmî ihtiyat gerekir:
Âyeti doğrudan “Hubble kanunu Kur'ân'da yazıyor” şeklinde sunmak doğru olmaz.
Fakat modern kozmolojinin ortaya koyduğu dinamik ve genişleyen evren tasavvuru ile âyetin ifade alanı arasında ilişki kuran çağdaş yorumcular bulunmaktadır.
Kur'ân'da göğün yaratılış safhalarıyla ilgili dikkat çekici başka bir ifade de vardır:
“Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi...”
Fussilet, 41/11
Buradaki “duhân”, duman anlamına gelir.
Bu ifade modern okuyucuya erken evrendeki gaz/plazma hâllerini veya daha sonraki kozmik gaz bulutlarını hatırlatabilir.
Fakat yine aynı prensibi uygulamak gerekir:
Kur'ân'ın “duhân” kelimesini belirli bir modern fizik terimiyle birebir eşitlemek ilmî açıdan zorunlu değildir.
Âyet yaratılışın safhalı ve Allah'ın iradesi altında olduğunu anlatır.
Bilim:
“Erken evrende hangi fiziksel süreçler gerçekleşti?”
sorusunu araştırır.
Vahiy ise daha temel bir soruya cevap verir:
“Bütün bunları var eden kimdir?”
Kur'ân'ın cevabı nettir:
Kur'ân:
“Allah her şeyin yaratıcısıdır.”
buyurur.
Dolayısıyla İslâm açısından:
Big Bang varsa,
onu meydana getiren kanunlar varsa,
madde varsa,
enerji varsa,
uzay-zaman varsa,
kuantum alanları varsa,
yerçekimi varsa,
bunların hiçbiri Allah'ın alternatifi değildir.
Bunların tamamı yaratılmış varlık düzeninin parçalarıdır.
Bu soru ilk bakışta anlamlı görünse de içerisinde önemli bir problem taşır.
“Önce” kelimesi zamana bağlıdır.
Fizikte zamanın kendisi de evrenin yapısının bir parçasıdır.
İslâm inancında ise Allah zamanın içinde yaşayan bir varlık değildir.
Allah:
ezelîdir,
yaratılmış değildir,
zamana muhtaç değildir.
Dolayısıyla Allah'ı:
“13,8 milyar yıl önce bekliyordu, sonra evreni yarattı”
şeklinde düşünmek İslâm'ın Allah tasavvuruna uygun değildir.
Zaman yaratılmıştır; Allah ise yaratandır.
Bilim açısından bu soru henüz kesin cevaplanmış değildir.
Bazı fizik modellerinde:
kuantum kozmolojisi,
döngüsel evrenler,
sıçrayan evren modelleri,
farklı enflasyon modelleri
araştırılmaktadır.
Ancak bunların hiçbiri bugün için “evrenin mutlak başlangıcından önce kesinlikle şu vardı” şeklinde kanıtlanmış bir cevap değildir.
Bu nedenle bilim adına:
“Big Bang'den önce kesinlikle hiçbir şey yoktu.”
demek de,
“Kesinlikle başka bir evren vardı.”
demek de mevcut kanıtların ötesine geçebilir.
İslâm'ın metafizik cevabı ise başkadır:
Allah vardı; varlığı başka hiçbir varlığa bağlı değildir.
Bu iki kavramı birbirinden ayırmak gerekir.
Evrenin çok sıcak ve yoğun erken durumdan itibaren genişleyip gelişmesini anlatan fiziksel-kozmolojik modeldir.
Varlığın nihai olarak kendi kendine veya ezelî maddeye dayanmayıp Allah tarafından var edilmesi şeklindeki metafizik ve teolojik öğretidir.
Bu nedenle:
Big Bang = yoktan yaratılışın fiziksel ispatı
şeklinde basit bir eşitlik kurmak doğru değildir.
Fakat Big Bang, geçmişte yaygın olan değişmeyen, statik ve ezelden beri aynı durumda bulunan evren anlayışının yerine başlangıç şartları bulunan dinamik bir evren tablosu getirmiştir.
Bu durum yaratılış fikriyle çelişmek zorunda değildir.
Bilimsel açıklamada:
“Şu olay şu fizik kanunları altında gerçekleşti.”
denilebilir.
Fakat:
“Dolayısıyla hiçbir yaratıcıya ihtiyaç yoktur.”
sonucu fizik deneyinden doğrudan çıkmaz.
Çünkü ardından başka sorular gelir:
Bu kanunlar neden var?
Niçin bu kanunlar?
Neden matematiksel olarak anlaşılabilir bir evren var?
Niçin varlık var da mutlak yokluk yok?
Bunlar artık yalnızca astrofiziğin değil;
metafiziğin,
felsefenin,
kelâmın
da alanına girer.
İslâm düşüncesi açısından önemli noktalardan biri budur.
Bir çiftçi:
tohumu toprağa koyar.
Yağmur yağar.
Su tohumu besler.
Güneş enerji sağlar.
Fotosentez gerçekleşir.
Bitki büyür.
Bilim bütün bu mekanizmaları açıklayabilir.
Fakat dinî bakışta bunları açıklamak:
“Demek ki Allah yaratmadı.”
sonucunu doğurmaz.
Aksine bunlar yaratmanın nasıl bir düzen ve kanun içerisinde gerçekleştiğini gösterir.
Aynı yaklaşım kozmolojiye uygulanabilir:
Allah → yaratıcı
Fizik kanunları → yaratılmış düzen
Big Bang → kozmolojik süreç
Yerçekimi → süreçte çalışan kanun
Yıldızlar → elementlerin oluşmasında fiziksel sebep
şeklinde düşünülebilir.
Şimdi bütün süreci tek bir zaman çizgisinde görelim.
Evren olağanüstü sıcak ve yoğundur.
↓
Uzayın olağanüstü hızlı genişlemiş olduğu düşünülür.
↓
Temel parçacıkların hâkim olduğu sıcak evren.
↓
Hafif atom çekirdeklerinin oluşumu.
Hidrojen ve helyum çekirdekleri
↓
Elektronlarla çekirdekler birleşir.
Atomlar oluşur.
Evren ışığa karşı şeffaflaşır.
CMB serbest kalır.
↓
İlk yıldızlar meydana gelir.
↓
Nükleer füzyonla ağır elementler üretilmeye başlanır.
↓
Dev yıldız sistemleri oluşur.
↓
Güneş Sistemi oluşur.
↓
Dünya'nın erken oluşum süreci.
↓
Çok uzun biyolojik süreçler.
↓
Kâinatı gözlemleyen, düşünen, anlam arayan ve kendi varlığının kaynağını soran şuurlu varlık.
Bu zincir son derece düşündürücüdür:
Erken evren
↓
Hidrojen ve helyum
↓
İlk yıldızlar
↓
Yıldızların merkezinde füzyon
↓
Karbon ve oksijen gibi elementler
↓
Büyük yıldızların ölümü
↓
Elementlerin uzaya saçılması
↓
Yeni yıldız sistemleri
↓
Güneş Sistemi
↓
Dünya
↓
Toprak, su ve canlılık
↓
İnsan bedenindeki elementlere baktığımızda:
Hidrojenimizin kozmik geçmişi erken evrene,
karbonumuzun ve oksijenimizin geçmişi yıldızlara,
birçok ağır elementimizin geçmişi yıldızların ölüm süreçlerine
kadar uzanır.
Bu bilimsel tablo mümin açısından şöyle okunabilir:
Allah insanı yaratırken yalnızca insan bedenini değil, insan bedeninin oluşmasına hizmet edecek bütün kozmik sistemi de yaratmıştır.
Kur'ân'ın yaklaşımı yalnızca:
“İnan.”
değildir.
İnsan tekrar tekrar:
bakmaya,
düşünmeye,
akletmeye,
ibret almaya
davet edilir.
Âl-i İmrân sûresinde göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünen insanlar övülür:
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.”
Âl-i İmrân, 3/190
Ardından onların:
“Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın.”
dedikleri bildirilir.
İşte bilim ile tefekkürün buluşabileceği noktalardan biri burasıdır.
Astronom fiziksel mekanizmayı inceler.
Mümin ise aynı mekanizmayı inceleyip ayrıca:
“Bu varlık bana ne anlatıyor?”
diye sorar.
Burada hassas bir ifade kullanmak gerekir.
Big Bang:
“Allah'ın varlığını laboratuvar deneyinde doğrudan gösteren bir deney” değildir.
Fakat evrenin:
değişebilir,
genişleyen,
fizik kanunlarına bağlı,
geçmişi bulunan,
belirli başlangıç şartlarına sahip
bir sistem olduğunun anlaşılması, kozmolojik yaratılış ve ilk sebep tartışmalarına önemli malzeme sağlamıştır.
İslâm kelâmı açısından soru şudur:
Değişen, mümkün ve bağımlı varlıkların nihai açıklaması nedir?
Kur'ân'ın cevabı:
İslâm inancı açısından Allah'ın yaratmasının mutlaka bizim hayal ettiğimiz şekilde anlık ve sebepsiz görünmesi gerekmez.
Allah dilerse bir şeyi doğrudan;
dilerse uzun süreçler, sebepler ve kanunlar içerisinde yaratabilir.
Bir ağacın yaratılması buna güzel örnektir:
Tohum
↓
Çimlenme
↓
Fidan
↓
Ağaç
↓
Çiçek
↓
Meyve
Bu sürecin uzun olması Allah'ın yaratmasını ortadan kaldırmaz.
Benzer şekilde mümin açısından:
Big Bang
↓
kozmik genişleme
↓
atomlar
↓
yıldızlar
↓
elementler
↓
gezegenler
↓
Dünya
şeklindeki milyarlarca yıllık süreç de Allah'ın yaratmasıyla çelişmek zorunda değildir.
Bilim sürecin nasıl işlediğini araştırır.
Vahiy ise nihai olarak kimin yaratmasıyla var olduğunu ve insan için ne anlam taşıdığını bildirir.
Enbiyâ 30'u değerlendirirken iki aşırılıktan kaçınmalıyız.
“Kur'ân'da Big Bang'in bütün bilimsel ayrıntıları açıkça yazmaktadır.”
Bu iddia gereğinden fazladır.
“Âyetin modern kozmolojiyle hiçbir şekilde ilişkilendirilmesi mümkün değildir.”
Bu da zorunlu değildir.
Diyanet tefsiri, klasik yorumları aktardıktan sonra modern dönemde âyetin evrenin başlangıçta bütün hâlde bulunması ve daha sonra ayrılmasıyla ilişkilendirildiğini belirtmektedir. Aynı tefsir bilimsel teorilerin her âyete zorla uygulanmaması gerektiği konusunda da uyarır. (Diyanet Kuranı)
Dolayısıyla en dengeli yaklaşım:
Kur'ân fizik kitabı değildir; fakat Enbiyâ 30'daki başlangıçta bütünlük ve ardından ayrılma tasviri, modern kozmolojinin ortaya koyduğu dinamik evren tablosuyla birlikte düşünüldüğünde dikkat çekicidir.
Modern kozmoloji muazzam ilerleme kaydetmesine rağmen hâlâ çok büyük sorular vardır:
Big Bang'in en ilk fiziksel safhası tam olarak nasıldı?
Enflasyon gerçekten gerçekleştiyse onu hangi alan meydana getirdi?
Karanlık madde tam olarak nedir?
Karanlık enerji nedir?
Evrenin genişlemesi neden hızlanmaktadır?
Kuantum mekaniği ile genel görelilik nasıl birleştirilecektir?
Uzay-zamanın en temel yapısı nedir?
Fizik kanunları neden bu şekildedir?
Hatta evrenin günümüzdeki genişleme hızını farklı yöntemlerle ölçerken ortaya çıkan “Hubble gerilimi” bile hâlen modern kozmolojinin önemli problemlerindendir. (NASA Science)
Bilim ilerledikçe Big Bang modelinin ayrıntıları da sınanmaya ve geliştirilmeye devam etmektedir.
En sağlıklı yaklaşım şudur:
Evren nasıl gelişti?
Hangi fiziksel süreçler gerçekleşti?
Hangi kanunlar işledi?
sorularında son derece güçlü bilgiler verir.
Varlığın nihai sahibi kimdir?
İnsan niçin yaratılmıştır?
Bu kâinatın insan açısından anlamı nedir?
İnsan nasıl yaşamalıdır?
Ölümden sonra ne olacaktır?
gibi başka bir düzeydeki sorulara cevap verir.
Bu iki alan birbirine karıştırılmamalı; fakat birbirinden tamamen koparılmaları da gerekmez.
Büyük Patlama'yı yalnızca:
şeklinde düşünmek yanlıştır.
Bilimin anlattığı tablo çok daha büyüktür:
Çok sıcak ve yoğun erken evren
↓
Uzayın genişlemesi
↓
Evrenin soğuması
↓
Temel parçacıklar
↓
Atom çekirdekleri
↓
Atomlar
↓
Kozmik mikrodalga arka plan
↓
İlk yıldızlar
↓
Galaksiler
↓
Yıldızların içinde elementler
↓
Gezegenler
↓
Dünya
↓
Hayat
↓
Yaklaşık 13,8 milyar yıllık kozmik tarih içerisinde bugün insan, kendisini meydana getiren elementlerin geçmişini araştırabilecek bir şuurla gökyüzüne bakmaktadır.
Bilim bu uzun tarihin fiziksel safhalarını gittikçe daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkarıyor.
Kur'ân ise insanı kâinatın kendisinde durdurmayıp onun ötesindeki soruya yöneltiyor:
“Yoksa onlar hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?”
Ve İslâm'ın cevabı:
Big Bang, İslâm açısından Allah'ın rakibi olan bir açıklama değildir. Çünkü Big Bang yaratıcı değil, yaratılmış evrenin fiziksel tarihini açıklamak için kullanılan bilimsel bir modeldir.
Mümin açısından yıldızların doğması, atomların oluşması, galaksilerin meydana gelmesi ve tabiat kanunlarının işlemesi; Allah'ın kudretinden bağımsız ikinci yaratıcılar değil, O'nun yarattığı kâinatta gerçekleşen sebepler ve süreçlerdir.
Bu nedenle gökyüzüne bakmak yalnızca astronomi yapmak değil, Kur'ân'ın davet ettiği anlamıyla tefekkürün de kapısını açabilir:
Kâinatı incelemek eseri incelemektir; iman ise eserden Müessir'e, sanattan Sâni'e, mahlûktan Hâlık'a intikal etmektir.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.