18px

İNSANDAKİ MANEVİ CİHAZLAR


İNSANDAKİ MANEVİ CİHAZLAR

İnsana Verilen Bin Altınlık Sermaye

Risale-i Nur Perspektifinden İnsanın Yaratılış Gayesi ve Manevî Cihazları

Risale-i Nur’da insanın mahiyeti anlatılırken çok önemli bir hakikate dikkat çekilir: İnsan, yalnızca yiyip içmek, rahat etmek, dünyadan zevk almak ve sonunda ölmek için yaratılmış bir varlık değildir.

Çünkü insana verilen kabiliyetler, duygular ve manevî cihazlar, yalnız dünya hayatının ihtiyaçlarını karşılamak için gereğinden çok daha geniştir.

Bediüzzaman bu hakikati çarpıcı bir ifadeyle anlatır:

“Ahsen-i takvimde yaratılan insan, hayat-ı dünyeviyeye hasr-ı fikr etse, yüz derece sermayece hayvandan yüksek olduğu halde, yüz derece serçe kuşu gibi bir hayvandan aşağı düşer.”

Buradaki temel soru şudur:

Allah insana neden bu kadar büyük bir manevî sermaye vermiştir?

Eğer insanın bütün vazifesi yemek, içmek, barınmak, çoğalmak ve dünyada rahat yaşamak olsaydı; bu kadar güçlü bir akla, sonsuzluğu isteyen bir kalbe, geçmiş ve geleceği düşünen bir zihne, ebediyet arzusuna ve sınırsız güzellikleri arayan bir ruha neden ihtiyaç vardı?

İşte Risale-i Nur’daki “on altın ve bin altın verilen iki hizmetkâr” temsili bu sırrı açıklamaktadır.


1. İki Hizmetkâr Temsili

Bir efendi iki hizmetkârını pazara gönderir.

Birinci hizmetkârına on altın verir ve:

“Git, kendine güzel bir kumaştan bir kat elbise al.” der.

Hizmetkâr pazara gider. Parasını maksadına uygun kullanır ve kendisine güzel bir elbise alır.

İkinci hizmetkârına ise efendisi bin altın verir. Üstelik cebine, bu büyük sermayeyi nerelerde ve nasıl kullanacağını açıklayan bir talimat pusulası koyar.

Fakat ikinci hizmetkâr cebindeki pusulayı okumaz.

Birinci hizmetkâra bakar:

“Demek ki bize verilen para elbise almak içindir.” diye düşünür.

Oysa birincisine sadece on altın, kendisine ise bin altın verilmiştir.

İkinci hizmetkâr düşünmeden bütün parasını bir dükkâncıya verir:

“Bana da bir elbise ver.” der.

Dükkâncı da onun gafletinden faydalanarak en kötü kumaştan basit bir elbise verir.

Hizmetkâr efendisinin huzuruna döndüğünde büyük bir cezayla karşılaşır.

Çünkü kendisine verilen bin altın yalnızca elbise almak için değildir.

O büyük sermaye, çok daha büyük ve önemli bir ticaret için verilmiştir.


2. Temsildeki Efendi Kimdir?

Temsildeki efendi, hakikatin anlaşılması için kullanılan bir misaldir.

Hakikat âleminde ise insanın Rabbi ve sahibi Allah’tır.

İnsanı yaratan, ona bedenini veren, gözlerini açan, kulağını işittiren, aklını düşündüren, kalbini sevdiren ve ruhuna ebediyet arzusu koyan Allah’tır.

Kur’ân şöyle bildirir:

وَاللّٰهُ أَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Allah sizi annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmez halde çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve gönüller verdi.”

(Nahl, 16/78)

Demek ki insana verilen göz, kulak, akıl ve kalp başıboş değildir.

Bunların arkasında bir yaratılış gayesi bulunmaktadır.


3. On Altın Neyi Temsil Eder?

Temsildeki on altın, hayvanlara verilen sınırlı kabiliyetlere benzetilebilir.

Bir serçe düşünelim.

Serçenin neye ihtiyacı vardır?

Yiyecek bulur, su içer, yuvasını yapar, tehlikeden kaçar, yavrularını besler ve hayatını devam ettirir.

Bunun için çok geniş bir felsefe bilgisine ihtiyacı yoktur.

“Ben nereden geldim?”

“Ölümden sonra ne olacak?”

“Kâinat neden yaratıldı?”

“Allah beni niçin yarattı?”

“Ebediyet var mı?”

gibi sorular serçenin gündeminde değildir.

Ona dünya hayatında gerekli olan kabiliyetler verilmiş ve vazifesini yerine getirmesi kolaylaştırılmıştır.

Bu bakımdan hayvanın sermayesi, temsilî ifadeyle on altın gibidir.


4. İnsana Neden Bin Altın Verilmiştir?

İnsan ise tamamen farklıdır.

İnsanın sadece midesi yoktur.

Aynı zamanda:

  • gözü,

  • kulağı,

  • dili,

  • hayali,

  • hafızası,

  • merakı,

  • aklı,

  • vicdanı,

  • kalbi,

  • ruhu,

  • sevme kabiliyeti,

  • güzellik duygusu,

  • ebediyet arzusu

vardır.

Üstelik bunların her biri son derece geniştir.

İşte bunlar insana verilmiş “bin altınlık sermaye” hükmündedir.

Bu kadar büyük bir sermayenin yalnızca dünya hayatının küçük ihtiyaçlarına harcanması, bin altını bir elbiseye vermeye benzer.


5. İnsan Gözü Sadece Dünyaya Bakmak İçin Değildir

Hayvan da görür, insan da görür.

Fakat insanın görmesi yalnız biyolojik bir görme değildir.

İnsan bir çiçeğe baktığında:

“Ne kadar güzel!”

diyebilir.

Gökyüzünü seyreder.

Yıldızlardan etkilenir.

Denizin güzelliğini hisseder.

Bir kelebeğin kanadındaki sanat karşısında hayran kalır.

Bir bebeğin yüzündeki masumiyetten etkilenir.

İşte Risale-i Nur insanın bu kabiliyetini daha yüksek bir maksada yönlendirir:

Eserdeki güzellikten sanatkârın güzelliğine geçmek.

Çiçek güzelse:

“Bu güzelliği kim verdi?”

Gökyüzü muhteşemse:

“Bu muhteşem düzen kimin sanatıdır?”

İnsan yüzü güzelse:

“Bu güzelliğin kaynağı nedir?”

diye düşünmek gerekir.

Böylece göz yalnızca eşyaya bakmaz; eşya üzerinden Allah'ın isimlerini okumaya başlar.

Güzel şeylerde Cemîl ismini,

hikmetli yapılarda Hakîm ismini,

canlıların rızıklandırılmasında Rezzâk ismini,

şefkatte Rahmân ve Rahîm isimlerini,

sanatta Sâni' ismini görmeye çalışır.

İşte gözün yüksek vazifelerinden biri budur.


6. Dil ve Tat Alma Duygusu Sadece Lezzet İçin Verilmemiştir

Hayvanın da tat alma duyusu vardır.

Fakat insan binlerce farklı lezzeti birbirinden ayırabilir.

Balın tadını, üzümün tadını, elmanın tadını, sütün tadını, incirin tadını birbirinden ayırır.

Risale-i Nur perspektifinde burada önemli bir soru ortaya çıkar:

İnsana neden bu kadar hassas bir tat alma cihazı verilmiştir?

Sadece daha fazla yemek için mi?

Hayır.

Her nimet aynı zamanda insanın önüne konulmuş bir rahmet mektubu gibidir.

Bir elmayı yerken insan:

“Bu elmayı benim için kim hazırladı?”

diye düşünmelidir.

Elmanın ağacı şuursuzdur.

Toprak şuursuzdur.

Su şuursuzdur.

Güneş insanı tanımaz.

Fakat bunların beraber çalışması sonucunda insanın ihtiyacına uygun, güzel kokulu, tatlı ve besleyici bir meyve meydana gelir.

İnsan böyle baktığında elma yalnızca bir meyve olmaktan çıkar.

Rezzâk olan Allah'ın ikramı haline gelir.

Böylece yemek bile ibadet ve tefekkür boyutu kazanabilir.


7. İnsan Aklının Sermayesi Çok Büyüktür

İnsanın en önemli cihazlarından biri akıldır.

İnsan yalnızca önündeki birkaç dakikayı düşünmez.

Geçmişi düşünür.

Çocukluğunu hatırlar.

Tarihi araştırır.

Binlerce yıl önce yaşamış insanları merak eder.

Geleceği düşünür.

Yarınını planlar.

Yaşlılığını düşünür.

Ölümü düşünür.

Hatta kâinatın başlangıcını ve sonunu araştırır.

İşte burada çok önemli bir delil ortaya çıkar:

Bu kadar geniş bir akıl yalnızca daha iyi bir ev, daha güzel bir araba veya daha fazla para kazanmak için verilmiş olamaz.

Bunlar hayatın meşru ihtiyaçlarıdır; fakat insanın yaratılış gayesinin tamamı değildir.

Akıl daha büyük soruların cevabını aramak için verilmiştir:

Ben kimim?

Nereden geldim?

Beni kim yarattı?

Bu kâinat neden yaratıldı?

Ölüm nedir?

Ölümden sonra ne olacak?

Allah benden ne istiyor?

İşte aklın yüksek vazifesi bu sorular üzerinde düşünerek insanı marifetullaha, yani Allah'ı tanımaya götürmesidir.


8. Kalbin İstekleri Dünyaya Sığmaz

İnsanın belki de en dikkat çekici özelliği kalbidir.

İnsan sever.

Annesini sever.

Babasını sever.

Eşini sever.

Çocuklarını sever.

Dostlarını sever.

Hayatı sever.

Dünyayı sever.

Güzellikleri sever.

Fakat burada büyük bir problem vardır:

İnsan kalbinin sevdiği şeylerin çoğu fanidir.

Gençlik gider.

Güzellik solar.

Sevdiklerimiz yaşlanır.

Mallar elimizden çıkar.

İnsanlar ayrılır.

Nihayet insanın kendisi de dünyadan ayrılır.

Fakat insan kalbi:

“Hiç ayrılmayalım.”

ister.

Bu çok dikkat çekicidir.

İnsan fanilik dünyasında yaşadığı halde ebediyet ister.

Bediüzzaman'ın yaklaşımıyla insanın kalbine yerleştirilen bu ebediyet arzusu, onun yalnız fani dünya için yaratılmadığının önemli işaretlerinden biridir.

Kur’ân insanın önüne daha büyük bir hedef koyar:

وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ

“Âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”

(A‘lâ, 87/17)


9. Cebe Konulan Pusula Nedir?

Temsilde efendi ikinci hizmetkârın cebine bir pusula koymuştu.

O pusulada, bin altının nerede ve nasıl kullanılacağı yazıyordu.

İnsan açısından düşünüldüğünde bu temsil bize vahyi ve ilahî rehberliği hatırlatır.

Allah insanı yaratmış fakat onu başıboş bırakmamıştır.

Kur’ân gönderilmiş, peygamberler gönderilmiş ve insanın yaratılış gayesi bildirilmiştir.

Kur’ân şöyle buyurur:

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

“Sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”

(Mü’minûn, 23/115)

Bir başka ayette:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

(Zâriyât, 51/56)

Demek ki insanın cebindeki pusula okunmalıdır.

Yani insan:

“Beni yaratan Rabbim benden ne istiyor?”

sorusunu sormalıdır.


10. Bin Altını Bir Elbiseye Vermek Ne Demektir?

Temsilin en çarpıcı noktası burasıdır.

İnsan kendisine verilen:

aklı,

kalbi,

hayali,

merakı,

sevgiyi,

iradeyi,

gözü,

kulağı,

dili,

hafızayı,

ömrü

sadece dünya için kullanırsa, büyük bir sermayeyi küçük bir hedef uğruna harcamış olur.

Mesela aklını yalnız:

“Nasıl daha çok para kazanırım?”

diye kullanması;

gözünü yalnız güzellikleri tüketmek için kullanması;

dilini yalnız lezzet için kullanması;

kalbini yalnız dünya sevgileriyle doldurması;

hayalini yalnız dünyevî arzularla meşgul etmesi;

ömrünü yalnız eğlence ve rahat peşinde geçirmesi,

temsilî ifadeyle bin altını bir elbiseye vermektir.

Burada dünya hayatını tamamen terk etmek kastedilmez.

Risale-i Nur'un ölçüsü dünyayı Allah hesabına sevmektir.

İnsan çalışabilir.

Para kazanabilir.

Ev sahibi olabilir.

Ailesini sevebilir.

Güzel yemeklerden faydalanabilir.

Gezebilir.

Ticaret yapabilir.

Fakat bütün bunları hayatının nihai gayesi haline getirmemelidir.


11. Dünya Amaç Değil, Araçtır

Risale-i Nur perspektifinde dünyanın bütünü kötü değildir.

Problem, dünyayı yanlış okumaktır.

Dünya Allah'ın isimlerinin tecelli ettiği büyük bir sanat galerisi gibi okunursa kıymetlidir.

Dünya âhiretin tarlası olarak değerlendirilirse kıymetlidir.

Dünya Allah'ı tanımaya vesile olursa kıymetlidir.

Fakat insan:

“Hayat sadece buradan ibarettir.”

derse kendi mahiyetini küçültmüş olur.

Kur’ân şöyle ikaz eder:

وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

“Dünya hayatı, aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.”

(Âl-i İmrân, 3/185)

Burada dünyanın yok sayılması değil, ebedî hayata kıyasla gerçek değerinin bilinmesi öğretilmektedir.


12. İnsan Neden Serçeden Aşağı Düşebilir?

Başlangıçtaki ifade şimdi daha iyi anlaşılır:

İnsan sermaye bakımından hayvandan çok üstündür.

Fakat o sermayeyi yanlış kullanırsa hayvandan aşağı bir duruma düşebilir.

Çünkü serçe yaratılış gayesine uygun hareket etmektedir.

Karnını doyurur.

Yuvasını yapar.

Yavrusunu büyütür.

Kendisine verilen kabiliyetleri yaratılışına uygun kullanır.

İnsan ise kendisine verilen muazzam kabiliyetleri sadece geçici dünya zevklerine harcarsa büyük sermayesini israf etmiş olur.

Kur’ân'da bu hakikati hatırlatan çok çarpıcı bir ifade vardır:

أُولَٰئِكَ كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ

“Onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar.”

(A‘râf, 7/179)

Bu ifade insanın biyolojik değerini değil, kendisine verilen akıl, kalp ve idrak nimetlerini yaratılış maksadına uygun kullanmamasını anlatır.


13. İnsanın Manevî Cihazlarının Gerçek Vazifeleri

Risale-i Nur'un bakışıyla insanın cihazlarını şöyle okuyabiliriz:

İnsana verilen cihaz Sadece dünyevî kullanım Yüksek ve asıl kullanım
Göz Güzel şeylere bakmak Sanattan Sâni'i tanımak
Kulak Sesleri işitmek Hakikati ve ilahî mesajı dinlemek
Dil Yemek ve konuşmak Şükür, zikir ve güzel söz
Akıl Dünya menfaatini hesaplamak Hakikati araştırmak ve Allah'ı tanımak
Kalp Fani varlıklara bağlanmak Allah'a iman ve muhabbet
Vicdan Dünyevî huzur aramak Hakkı, adaleti ve kulluk sorumluluğunu hissetmek
Hafıza Hatıraları saklamak Nimetleri ve ibretleri hatırlamak
Hayal Dünyevî arzular kurmak Güzel ve ulvî hedefleri düşünmek
İrade Nefsin her istediğini yapmak Hayrı tercih etmek ve kötülükten kaçınmak
Merak Faydasız şeylerle uğraşmak Yaratılışın sırlarını ve hakikati araştırmak
Muhabbet Fani güzelliklere saplanmak Güzelliklerden Cemîl-i Mutlak'a ulaşmak
Ömür Sadece dünya kazanmak Ebedî hayatı kazanacak bir sermayeye dönüştürmek

Böylece insanın bedeni ve ruhu adeta büyük bir emanetler hazinesi haline gelir.


14. “Ahsen-i Takvim” Sırrı

Kur’ân şöyle buyurur:

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

“Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.”

(Tîn, 95/4)

Fakat hemen ardından şöyle buyrulur:

ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ

“Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.”

(Tîn, 95/5)

Ardından iman ve salih amel sahipleri istisna edilir.

Bu ayetler insanın önündeki büyük yükseliş ve düşüş imkânını gösterir.

Çünkü insan sabit bir makamda değildir.

Kabiliyetlerini doğru kullanırsa manen yükselir.

Yanlış kullanırsa düşebilir.

İşte Risale-i Nur'daki bin altınlık sermaye temsili bu hakikati anlamayı kolaylaştırır.


15. Asıl Ticaret Nedir?

Temsilde ikinci hizmetkâra verilen bin altının “mühim bir ticaret” için olduğu söylenir.

İnsanın büyük ticareti ise fani ömrünü ebedî bir saadete çevirebilmektir.

Kur’ân bunu ticaret diliyle de anlatır:

هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

“Sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?”

(Saff, 61/10)

Ardından Allah'a ve Resûlüne iman etmek ve Allah yolunda gayret göstermek zikredilir.

Demek ki insanın dünyadaki en büyük kazancı yalnız mal biriktirmek değildir.

Asıl kazanç, ömür sermayesini ebedî saadete dönüştürmektir.


16. İnsan Kâinatı Okuyabilecek Bir Varlık Olarak Yaratılmıştır

Risale-i Nur'un önemli kavramlarından biri **“kâinat kitabı”**dır.

Kâinat bir kitap gibidir.

Güneş bir kelime,

yıldızlar birer harf,

ağaçlar birer sayfa,

çiçekler birer sanat eseri,

hayvanlar birer mucize,

insanın kendi bedeni ise başlı başına büyük bir kitaptır.

İnsana verilen akıl bu kitabı okumak içindir.

Göz harflerini görür.

Akıl manalarını düşünür.

Kalp sanatkârını sever.

Vicdan nimet karşısında şükreder.

Dil ise:

“Elhamdülillah.”

der.

İşte insanın cihazları beraber çalıştığında yaratılış gayesine yönelir.


17. İnsan Kendisine Baksa Bile Allah'ı Tanımaya Yol Bulabilir

İnsan sadece gökyüzüne bakmak zorunda değildir.

Kendi bedenine bakması bile yeterlidir.

Kalbi çalışıyor.

Kanı dolaşıyor.

Akciğerleri nefes alıyor.

Midesi sindiriyor.

Karaciğeri yüzlerce vazife görüyor.

Beyni milyarlarca hücreyle faaliyet gösteriyor.

Fakat insan bunların çoğunu kendi iradesiyle yönetmiyor.

Uyurken bile kalbi çalışmaya devam ediyor.

Demek insan kendi vücudunun dahi mutlak sahibi değildir.

Bu bakış insanı acz ve fakrını anlamaya götürür.

İnsan:

“Ben kendimi bile idare edemiyorum; beni idare eden, yaşatan ve rızıklandıran bir Rabbim var.”

demeye başlar.

Risale-i Nur'un kulluk yolunda önem verdiği acz, fakr, şefkat ve tefekkür burada anlam kazanır.


18. Dünyayı Terk Etmek Değil, Dünyanın Manasını Değiştirmek

Bu ders yanlış anlaşılmamalıdır.

İslam insana:

“Çalışma, kazanma, evlenme, ev alma, dünyadan hiçbir şey isteme.”

demez.

Kur’ân'ın duası çok dengelidir:

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً

“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver.”

(Bakara, 2/201)

Mesele dünyaya sahip olmak değil, dünyanın insanın kalbine sahip olmasıdır.

Mal elde bulunabilir; fakat kalbin efendisi olmamalıdır.

İnsan dünyayı kullanmalı fakat dünyanın esiri olmamalıdır.

Nimetlerden faydalanmalı fakat Mün'im'i, yani nimeti vereni unutmamalıdır.

Güzelliği sevmeli fakat güzelliğin kaynağını unutacak derecede ona bağlanmamalıdır.


19. Temsilin Bütün Unsurlarını Bir Araya Getirelim

Temsili şöyle okuyabiliriz:

Efendi: İnsanın Rabbi olan Allah'ı hatırlatır.

Birinci hizmetkâr: Dünya hayatına uygun sınırlı kabiliyetlerle yaratılmış hayvanları temsil eder.

On altın: Hayvanların hayatlarını sürdürmeleri için verilen sınırlı kabiliyetlerdir.

İkinci hizmetkâr: İnsandır.

Bin altın: İnsanın aklı, kalbi, ruhu, vicdanı, hayali, hafızası, iradesi, sevgisi ve diğer geniş kabiliyetleridir.

Pazar: Dünya hayatıdır.

Elbise: Dünyanın geçici ihtiyaçları ve lezzetleridir.

Pusula: Vahyin ve peygamberlerin rehberliğini hatırlatır.

Büyük ticaret: İman, marifetullah, ibadet, salih amel ve âhiret saadetidir.

Efendinin huzuruna dönüş: Ölümden sonra Allah'ın huzuruna çıkmayı ve hesabı hatırlatır.


20. Sonuç: Senin Sermayen Bir Elbiseden Çok Daha Değerlidir

İnsan kendisine bakıp şu soruyu sormalıdır:

“Bana neden bu kadar çok şey verilmiş?”

Neden geçmişi hatırlıyorum?

Neden geleceği düşünüyorum?

Neden ölmek istemiyorum?

Neden sonsuz mutluluk istiyorum?

Neden güzelliğe hayran oluyorum?

Neden hakikati merak ediyorum?

Neden “Ben kimim?” diye soruyorum?

Neden kâinatın başlangıcını merak ediyorum?

Neden ölümden sonrasını düşünüyorum?

Bütün bunların cevabı Risale-i Nur perspektifinde insanın yaratılış gayesine açılan kapılardır.

Çünkü insana bin altın verilmiştir.

O bin altın yalnızca dünya pazarından geçici bir elbise satın almak için değildir.

Akıl yalnız para kazanmak için değildir.

Göz yalnız dünyaya bakmak için değildir.

Dil yalnız yemek için değildir.

Kalp yalnız fani insanları sevmek için değildir.

Merak yalnız dünyanın geçici hadiselerini öğrenmek için değildir.

Ve en önemlisi:

Ömür yalnız dünya için değildir.

İnsan dünyaya gönderilmiş bir misafirdir. Dünya onun ebedî vatanı değil; imtihan, eğitim, kulluk ve ticaret meydanıdır.

Bu sebeple insan kendisine verilen büyük sermayeyi doğru kullandığında, fani bir ömrün içinden ebedî bir hayat kazanabilir.

Risale-i Nur'un bu temsille verdiği temel ders şu cümlede özetlenebilir:

İnsanın kıymeti, kendisine verilen cihazların büyüklüğünden ziyade, onları hangi maksat uğrunda kullandığıyla ortaya çıkar.

Göz sanat eserinden Sanatkâr'a ulaşırsa gerçek vazifesini görür.

Dil nimetten Mün'im'e geçip şükrederse gerçek vazifesini görür.

Akıl eserden Müessir'e, mahlûktan Hâlık'a ulaşırsa gerçek vazifesini görür.

Kalp fani sevgilerin arkasındaki ebedî güzelliği ararsa gerçek istikametini bulur.

Ömür iman, ibadet, marifetullah, şükür ve güzel amellerle değerlendirilirse bin altınlık sermaye gerçek ticaretinde kullanılmış olur.

Kısacası:

Dünya elbisedir; insanın sermayesi ise bin altındır.

Bin altını yalnız elbiseye harcamak israftır.

Dünyayı âhiretin tarlası, nimetleri Allah'ın ikramı, kâinatı Allah'ın isimlerini gösteren bir kitap, ömrü ise ebedî saadetin sermayesi olarak görmek; insanın kendisine verilen “bin altının” kıymetini anlamasıdır.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

İNSANDAKİ MANEVİ CİHAZLAR
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
İNSANDAKİ MANEVİ CİHAZLAR
Neden Dua Etmeliyiz?
  • Salih Avcı
  • 17.08.2026
Neden Dua Etmeliyiz?