18px

Çamur Yaban Arısının Hikmetli Yaşamı


Çamur Yaban Arısının Hikmetli Yaşamı

ARI MI, MİMAR MI?

Çamurdan Yuva Yapan Yaban Arısının Hayret Verici Dünyası ve İlâhî Sevk

Çamur yuvası yapan yaban arısının inşa ve avlanma süreci

Küçücük bir yaban arısını düşünelim. Ne mimarlık eğitimi almıştır ne mühendislik hesabı yapabilir ne de elinde cetvel, pergel ve inşaat planı vardır. Buna rağmen uygun toprağı bulur, çamur hazırlar, onu küçük parçalar hâlinde taşır, yavrusuna uygun büyüklükte odacıklar meydana getirir, avını yakalar ve yavrusunun daha sonra beslenebilmesi için yuvaya yerleştirir.

Bütün bunları çoğu zaman hayatında ilk defa yapar.

İnsanın bakış açısından son derece dikkat çekici olan soru şudur:

Bu küçücük canlı; neyi, ne zaman, nerede ve nasıl yapacağını nereden biliyor?

Biyoloji bu davranışları büyük ölçüde içgüdüsel davranışlar, kalıtsal davranış programları, sinir sistemi ve doğal seçilim çerçevesinde inceler. İman nazarı ise bu sebepleri reddetmeden daha ileri bir soru sorar: Bu düzenli kabiliyetlerin ve canlıdaki ölçülü programın nihai kaynağı nedir?

Kur'ân'ın kullandığı dikkat çekici kavramlardan biri burada karşımıza çıkar:

İLHAM VE İLÂHÎ SEVK


1. BU ARI KİMDİR?

Görselde anlatılan canlı genel anlamıyla çamur kullanarak yuva yapan yalnız yaşayan yaban arıları grubuna benzemektedir. Halk arasında bunlara “çamur arısı”, “çömlekçi arı” gibi isimler verilebilir.

Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntı vardır: Çamurdan yuva yapan bütün yaban arıları aynı tür değildir. Farklı familya ve cinslerde benzer yuva yapma davranışları görülebilir. Dolayısıyla tek bir fotoğrafa dayanarak kesin tür tayini yapmak yerine davranışın genel özelliklerinden söz etmek daha doğrudur.

Bu arıların en şaşırtıcı özelliklerinden biri sosyal bal arıları gibi binlerce bireylik kolonilere ihtiyaç duymadan karmaşık bir üreme döngüsünü tek başlarına gerçekleştirebilmeleridir.

Dişi arı adeta aynı anda:

  • yer seçicidir,

  • malzeme toplayıcısıdır,

  • taşıyıcıdır,

  • yuva ustasıdır,

  • avcıdır,

  • yavrusunun besin hazırlayıcısıdır,

  • yuvanın koruyucusudur.

Fakat bütün bunları insan gibi düşünüp mühendislik hesabı yaparak gerçekleştirdiğini söylemek doğru değildir.

Asıl hayret verici taraf da budur.


2. İLK AŞAMA: UYGUN YERİN SEÇİLMESİ

Yuva yapacak dişi arının ilk işi gelişigüzel bir yere çamur bırakmak değildir.

Türüne göre korunaklı yüzeyler, kaya veya duvar boşlukları, ahşap yüzeyler, saçak altları veya uygun doğal oyuklar tercih edilebilir.

Burada birkaç ihtiyaç aynı anda karşılanmalıdır.

Yuva yavru için yeterince korunaklı olmalı, yapılan yapı tutunabilmeli ve dişi arının tekrar tekrar ulaşabileceği bir yerde bulunmalıdır.

Böylece daha ortada yavru görünmeden onun gelecekte ihtiyaç duyacağı ortam hazırlanır.

Bu durum insana çok düşündürücü gelir:

Yavru henüz doğmamıştır; fakat onun odası hazırlanmaya başlanmıştır.


3. İKİNCİ AŞAMA: ÇAMUR TOPLAMA

Dişi arı uygun nemde toprak veya çamur bulur.

Çeneleri ve ağız parçaları yardımıyla küçük miktarda malzeme alır. Gerektiğinde nemli toprağı işleyerek taşınabilecek kıvama getirir.

Sonra küçücük bir çamur parçasını yuva yerine taşır.

Fakat tek sefer yetmez.

Arı tekrar gider.

Bir parça daha getirir.

Tekrar gider.

Bir parça daha getirir.

Bu yolculuklar defalarca tekrarlanır.

Bir insanın ev yapmak için tuğla taşıması gibi, arı da adeta:

“Bir parça çamur → yuvaya taşı → yerleştir → yeniden çamur getir”

döngüsünü sürdürür.


4. ÜÇÜNCÜ AŞAMA: ÇAMURA ŞEKİL VERİLMESİ

Asıl hayret verici safhalardan biri burada başlar.

Getirilen çamur gelişigüzel bırakılmaz.

Arı onu çeneleri ve vücudunun çeşitli hareketleriyle işler. Parçalar birbirine eklenir. Kenarlar yükseltilir ve sonunda yavrunun bulunabileceği küçük bir hücre meydana gelir.

Bazı türlerde ortaya çıkan yapı küçük bir testiyi veya çömleği andırır.

Bu nedenle bazılarına “çömlekçi arı” denmesi son derece anlamlıdır.

Ortaya çıkan yapı sadece bir çamur yığını değildir.

Bir:

YAVRU ODASIDIR.

İçinde yumurta ve yavrunun besin kaynakları bulunacaktır.


5. ARININ CETVELİ NEREDE?

Burada tefekkür açısından çok güzel bir soru ortaya çıkar.

Arının:

  • cetveli yoktur,

  • pergeli yoktur,

  • metre ölçüsü yoktur,

  • mimari çizimi yoktur,

  • mühendislik eğitimi yoktur.

Buna rağmen yapının büyüklüğü tamamen rastgele değildir.

Yavrunun gelişmesine uygun bir hacim meydana gelir.

Çok küçük olursa yavru ve besin için alan yetersiz kalabilir.

Gereğinden büyük olması ise daha fazla malzeme ve enerji gerektirir.

Canlı davranışlarında görülen bu tür ölçülü sonuçlar biyolojik adaptasyonların ürünüdür. Fakat iman nazarı burada ölçü ve takdir hakikatini de düşünür.

Kur'ân şöyle buyurur:

وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا

“Her şeyi yaratmış ve ona bir ölçü ve düzen vermiştir.”
(Furkân, 25/2)

Bir arının küçücük çamur hücresinde bile ölçü vardır.


6. DÖRDÜNCÜ AŞAMA: YUVA TAMAMLANIYOR

Arı çamuru katman katman ekleyerek hücreyi tamamlar.

Çamur zamanla suyunu kaybeder ve sertleşir.

Başlangıçta şekil verilebilecek kadar yumuşak olan malzeme, daha sonra yavruyu koruyan sert bir duvara dönüşür.

Burada tabiatta çok güzel bir malzeme kullanımı görülür:

Islakken şekillendirilebilir → kuruyunca sertleşir.

Arının hazır beton fabrikası yoktur.

Fakat çevresindeki toprak ve su, onun yuvası için yeterli malzemeyi oluşturur.


7. FAKAT YUVA YETMEZ: YAVRUYA YİYECEK GEREKİR

Hikâyenin daha şaşırtıcı kısmı bundan sonra başlar.

Arının yavrusu yumurtadan çıktığında kendi başına dışarı çıkıp avlanabilecek durumda değildir.

Öyleyse yavrunun yiyeceği önceden hazırlanmalıdır.

Dişi arı henüz yumurtadan çıkmamış yavrusunun gelecekteki ihtiyacı için av aramaya çıkar.

Bu davranış adeta geleceğe hazırlanmış bir erzak deposu gibidir.


8. AVCILIK BAŞLIYOR

Av türü yaban arısının türüne göre değişir.

Bazı yalnız yaban arıları:

  • örümcekleri,

  • tırtılları,

  • böcek larvalarını,

  • çeşitli küçük eklembacaklıları

avlayabilir.

Dişi arı uygun avı bulduğunda onu yakalar ve sokar.

Fakat burada çok önemli bir düzeltme yapmak gerekir:

Her çamur yuvası yapan arı avını aynı biçimde felç etmez ve her tür aynı avı kullanmaz.

Dolayısıyla “bütün çamur arıları avının beynine şu noktadan iğne sokar” şeklindeki genelleme bilimsel olarak doğru olmaz.

Fakat birçok yalnız avcı yaban arısında gerçekten son derece hassas bir sokma ve felç etme davranışı görülür.


9. AV NEDEN HEMEN ÖLDÜRÜLMÜYOR?

İşte olayın en dikkat çekici yönlerinden biri budur.

Bazı avcı yaban arılarının zehri avın sinir sistemini etkileyerek hareket kabiliyetini büyük ölçüde ortadan kaldırabilir.

Av öldürülmek yerine hareketsizleştirildiğinde yavru için daha uzun süre uygun besin olarak kalabilir.

Bu, yavru açısından büyük avantajdır.

Çünkü yavrunun ihtiyacı konserve kutusu değildir.

Buzdolabı değildir.

Dondurucu değildir.

Onun ihtiyacı, gelişim süresi boyunca tüketebileceği besindir.

Arı ise yavrusu henüz ortada yokken bunu hazırlamaktadır.


10. ARI NÖROLOJİ Mİ BİLİYOR?

İnsanın hayret ettiği nokta tam burada ortaya çıkar.

Arının sinir sistemi hakkında ders aldığı düşünülemez.

Avının anatomisini incelemiş değildir.

Laboratuvarda toksikoloji çalışmamıştır.

Fakat davranışı belirli bir sonuca ulaşır.

Bilimsel dil bunu içgüdüsel ve evrimleşmiş davranış mekanizmalarıyla açıklar.

Risale-i Nur'un tefekkür dili açısından ise meseleye şöyle bakılabilir:

Canlının kendi ilminin çok üzerinde görünen düzenli işler, onun kendi başına bağımsız bir fail olmadığını, kendisine verilen kabiliyetlerle hareket ettiğini düşündürür.

Bediüzzaman'ın eserlerinde hayvanların hayatlarında görülen sevk ve yönlendirmeler, İlâhî rahmet ve rububiyet açısından değerlendirilir.

Burada “arı düşünüp plan çiziyor” demek yerine:

Arıya bu davranış kabiliyetinin verilmiş olması

üzerinde durmak daha isabetlidir.


11. AV YUVAYA TAŞINIYOR

Arı avını yakaladıktan sonra görev bitmez.

Şimdi onu yuvasına götürmesi gerekir.

Kendi vücuduna göre oldukça büyük avları taşıyan yalnız yaban arıları vardır.

Av yuvaya getirilir ve hazırlanan hücrenin içine yerleştirilir.

Bazen tek hücreye birden fazla av bırakılabilir.

Böylece küçücük çamur odası yavaş yavaş:

bir yavru odası + bir yiyecek deposu

hâline gelir.


12. YUMURTA BIRAKILIYOR

Yeterli besin hazırlandıktan sonra dişi arı hücreye yumurtasını bırakır.

Bu noktada zamanlama son derece önemlidir.

Önce uygun yuva hazırlanmıştır.

Sonra yiyecek temin edilmiştir.

Sonra yumurta bırakılmıştır.

Yani sıralama:

Yuva → Besin → Yumurta → Kapatma

şeklindedir.

Yumurta yanlış zamanda bırakılsa sistem aksayabilir.

Besin hazırlanmasa yavru aç kalır.

Yuva yapılmasa yavru korunamaz.

Hücre kapatılmasa dış tehditlere karşı savunma azalır.

Bütün aşamalar birbirine bağlıdır.


13. ANNE GİDİYOR, YAVRU KALIYOR

İşin belki de en düşündürücü yönlerinden biri budur.

Yavru dünyaya geldiğinde annesinin ona her gün yiyecek getirmesi gerekmeyebilir.

Anne yiyeceği önceden bırakmıştır.

Yumurta açılır.

Larva çıkar.

Yanında hazırlanmış besin vardır.

Larva beslenmeye başlar.

Büyür.

Gelişir.

Daha sonra pupa dönemine girer ve nihayet ergin bir yaban arısına dönüşür.


14. EN BÜYÜK SORULARDAN BİRİ: YENİ ARI BUNU NEREDEN BİLİYOR?

Yeni nesil yetişti.

Şimdi çok önemli bir noktaya geldik.

Bu arıya annesi mimarlık dersi vermedi.

“Çamuru şöyle toplayacaksın.”

“Duvarı şöyle yükselteceksin.”

“Avını şöyle bulacaksın.”

“Yumurtanı buraya bırakacaksın.”

diye bir eğitim verilmedi.

Buna rağmen yetişkin hâle geldiğinde türüne özgü davranışları gerçekleştirebilir.

Bilim buna kalıtsal ve içgüdüsel davranış repertuvarı açısından yaklaşır.

Fakat bu açıklama başka bir tefekkür sorusunu ortadan kaldırmaz:

Bu kabiliyet canlıya nasıl verilmiştir?

İşte Kur'ân'ın “vahiy/ilham” kavramı burada iman açısından son derece dikkat çekicidir.


15. KUR'ÂN'DA ARIYA VAHİY

Kur'ân-ı Kerîm bal arısından bahsederken son derece çarpıcı bir ifade kullanır:

وَأَوْحَىٰ رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

ثُمَّ كُلِي مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا

“Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin. Sonra her türlü üründen ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü.”
(Nahl, 16/68-69)

Buradaki vahiy, peygamberlere gelen vahiy ile aynı anlam ve mertebede değildir.

Tefsirlerde bu ifade genellikle Allah'ın arıya verdiği ilham, içgüdüsel yönlendirme ve yaratılıştan gelen sevk olarak açıklanır.

Bu ayet, canlıların davranışlarını tefekkür ederken çok önemli bir pencere açar.


16. “İLÂHÎ SEVK” NE DEMEKTİR?

İlâhî sevk, hayvanın bir robot olduğu anlamına gelmez.

Hayvanın:

  • sinir sistemi vardır,

  • duyu organları vardır,

  • çevresel uyaranları algılar,

  • davranış mekanizmaları vardır,

  • kalıtsal özellikleri vardır.

Bunların tamamı biyolojik sebeplerdir.

İman nazarında ise bütün bu mekanizmalar Allah'ın yaratmasının vasıtalarıdır.

Yani:

“İçgüdü var.”

demek,

“Allah'ın yaratmasına gerek yok.”

anlamına gelmez.

Aksine tefekkür şöyle sorar:

İçgüdüyü kim yaratmıştır?

Sinir sistemini kim kurmuştur?

Genetik programı kim vermiştir?

Arıyla çamurun özelliklerini kim birbirine uygun yaratmıştır?

Yavrunun ihtiyacı ile annenin davranışını kim birbirine denk getirmiştir?


17. RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİ: HAYVANLAR BİRER İLÂHÎ MEMUR GİBİDİR

Risale-i Nur'da kâinata sık sık mana-yı harfî ile bakılması öğretilir.

Yani bir varlığa yalnız kendisi hesabına bakılmaz.

Bir harfin kendisinden başka bir manayı göstermesi gibi, varlıkların sanatlarının da Sanatkârlarını gösterdiği ifade edilir.

Bu bakışla arıya baktığımızda:

Arı küçüktür.

Fakat üzerindeki sanat küçücük değildir.

Arının ilmi sınırlıdır.

Fakat yaptığı işte dikkat çekici bir düzen vardır.

Arının gücü azdır.

Fakat ortaya çıkan sistem kendi hayatından sonraki neslin devamına hizmet eder.

Buradan şu tefekkür doğar:

Fiil muntazamsa, o fiilin arkasındaki ilim ve hikmet araştırılır.

Arının kendisine bağımsız bir ilim ve kudret isnat etmek yerine, onda görülen kabiliyetleri ona verilmiş birer nimet ve vazife olarak okumak Risale-i Nur'un genel tefekkür metoduyla uyumludur.


18. BİR HÜCREDE KAÇ İLİM BİRLEŞİYOR?

Bir çamur hücresine sadece “kurumuş toprak” diye bakarsak çok şey kaçırırız.

Çünkü o hücrenin meydana gelmesi için:

Malzeme bilgisi gibi görünen bir uygunluk vardır:
Toprak doğru nem oranında işlenmelidir.

Yer seçimi vardır:
Yuva uygun yüzeye kurulmalıdır.

İnşa düzeni vardır:
Çamur parçaları birbirine eklenmelidir.

Av davranışı vardır:
Uygun canlı bulunmalıdır.

Sinir sistemiyle ilişkili hassas davranışlar vardır:
Av etkisiz hâle getirilmelidir.

Beslenme dengesi vardır:
Yavruya gelişimi boyunca yetecek kaynak hazırlanmalıdır.

Üreme sistemi vardır:
Yumurta doğru ortama bırakılmalıdır.

Zamanlama vardır:
Bütün aşamalar uygun sırayla gerçekleştirilmelidir.

Küçücük bir çamur hücresi böylece büyük bir biyolojik sistemin son noktası hâline gelir.


19. “TESADÜF” KELİMESİ MESELEYİ TEK BAŞINA AÇIKLAMAZ

Bilimsel olarak canlılardaki karmaşık adaptasyonların açıklanmasında mutasyon, kalıtım, varyasyon ve doğal seçilim gibi süreçler incelenir. Bunları sadece “kör tesadüf” kelimesiyle özetlemek modern biyolojiyi doğru yansıtmaz.

İmanî tefekkür ise başka bir seviyede soru sorar:

Bu kanunların kendisi neden vardır?

Madde neden bu kanunlara tabidir?

Canlıların kalıtım sistemi neden bilgi taşıyabilecek bir yapıya sahiptir?

Çevre ile canlı arasındaki bu uygunlukların nihai açıklaması nedir?

Dolayısıyla bilimsel açıklama ile metafizik tefekkürü birbirinin alternatifi yapmak zorunlu değildir.

Bilim:

“Nasıl gerçekleşiyor?”

sorusunu araştırırken;

iman:

“Bütün bu düzenin nihai sahibi ve yaratıcısı kimdir?”

sorusunu sorar.


20. ARI İLE YAVRUSU ARASINDAKİ RAHMET BAĞI

Burada rahmet açısından da çok güzel bir tablo vardır.

Henüz yavru dünyaya gelmemiştir.

Fakat onun rızkı hazırlanmıştır.

Yavru annesine:

“Bana yiyecek bırak.”

diyemez.

Hatta yumurta hâlindeyken ihtiyacının farkında bile değildir.

Fakat ihtiyacı kendisinden önce düşünülmüş gibidir.

Risale-i Nur'da rızık ve canlıların ihtiyaçlarının karşılanması sık sık Rahmân ve Rezzâk isimlerinin tecellileri açısından değerlendirilir.

Anne arının yavrusuna hizmet etmesini sağlayan şefkat ve içgüdü de bu açıdan okunabilir.

Yavru bilmiyor.

Fakat rızkı geliyor.

Yavru istemiyor.

Fakat ihtiyacı hazırlanıyor.

Yavru kendisini koruyamıyor.

Fakat onun için bir oda yapılıyor.

İman nazarı burada rahmetin eserini görür.


21. ARININ KENDİSİ DE BİR SANAT ESERİDİR

Sadece yaptığı yuvaya bakmak yeterli değildir.

Bir de arının kendisine yakından bakalım.

Küçücük bedeninde:

  • gözler,

  • antenler,

  • kanatlar,

  • güçlü çeneler,

  • eklemli bacaklar,

  • sinir sistemi,

  • sindirim sistemi,

  • üreme sistemi,

  • zehir ve sokma mekanizması,

  • yön bulma kabiliyeti

birlikte çalışır.

Bir organ tek başına yeterli değildir.

Kanadı olup yön bulamasa yuvasına dönemeyecektir.

Avı bulup yakalayamasa yavru beslenemeyecektir.

Çamuru bulup şekillendiremese yuva oluşmayacaktır.

Yumurta üretip uygun yere bırakamasa nesil devam etmeyecektir.

Sistem bütündür.


22. ESMÂ-İ HÜSNÂ PENCERESİNDEN ARI

Bu küçük canlıya imanî tefekkürle bakıldığında Allah'ın güzel isimlerinin tecellilerine dair birçok pencere görülebilir.

El-Hakîm — Her işi hikmetli olan

Yuva, avlanma, yumurtlama ve gelişim arasında dikkat çekici bir uyum vardır.

El-Alîm — Her şeyi bilen

Yavrunun gelecekteki ihtiyacına uygun biyolojik düzen kurulmuştur.

El-Kadîr — Her şeye gücü yeten

Küçücük bir canlıya kendisinden beklenmeyecek derecede karmaşık kabiliyetler verilmiştir.

Er-Rezzâk — Rızık veren

Yavrunun rızkı daha yumurtadan çıkmadan hazırlanır.

Er-Rahmân — Rahmeti bütün mahlûkatı kuşatan

Savunmasız yavru için anne aracılığıyla koruyucu bir sistem oluşturulur.

El-Musavvir — Şekil veren

Hem arının vücudunda hem yavrunun gelişiminde ölçülü biçimler görülür.

El-Hafîz — Koruyan

Çamur hücre yavrunun gelişme döneminde dış çevreye karşı koruyucu bir barınak hâline gelir.


23. BİR ÇAMUR PARÇASINDAN TEVHİDE

İşte Risale-i Nur'un tefekkür yöntemi burada çok güzel anlaşılır.

Sıradan bir insan çamura bakar:

“Toprak.”

der.

Bir biyolog:

“Yuva malzemesi.”

der.

Bir mühendis:

“Kuruduğunda mekanik dayanıklılığı artan doğal malzeme.”

diye düşünebilir.

Bir mümin ise bunların hepsini kabul ettikten sonra bir soru daha sorar:

“Bu malzemeyi kullanan canlıyla malzemenin özelliklerini birbirine uygun yaratan kim?”

Böylece küçücük bir çamur parçası bile insanı tevhid tefekkürüne götürebilir.


24. ARI BİZE NE ÖĞRETİYOR?

Bu küçücük canlıdan insan için çok büyük dersler çıkarılabilir.

1. Vazifeni küçümseme

Arının yaptığı iş küçüktür; fakat neslin devamına hizmet eder.

İnsan da:

“Benim yaptığımın ne önemi var?”

dememelidir.

Allah rızası için yapılan küçük bir iyilik büyük neticelere vesile olabilir.

2. Sebepleri kullan

Arı yuvasını hazır bulmaz.

Çamur toplar.

Taşır.

Çalışır.

Tekrar gider.

Tekrar getirir.

Tevekkül, sebepleri terk etmek değildir.

3. Geleceği düşün

Arı yavrusu ortaya çıkmadan onun rızkını hazırlar.

İnsan da yalnız bugünü değil, ahiretini düşünmelidir.

4. Ölçülü hareket et

Tabiatta israfın maliyeti yüksektir.

İnsan da hayatını gereksiz tüketimden korumalıdır.

5. Sana verilen kabiliyetleri kendinden bilme

İnsan arıdan çok daha büyük nimetlere sahiptir:

  • akıl,

  • irade,

  • vicdan,

  • hafıza,

  • konuşma,

  • öğrenme,

  • iman etme,

  • dua etme.

Arının kabiliyeti insana hayret veriyorsa, insan kendi yaratılışındaki nimetlere daha fazla hayret etmelidir.


25. ASIL MUCİZE SADECE YUVA DEĞİLDİR

İlk bakışta:

“Ne güzel yuva yapıyor!”

deriz.

Fakat biraz daha düşündüğümüzde asıl hayret verici olanın sadece çamurdan yapılmış yuva olmadığı anlaşılır.

Asıl hayret verici bütün sistemdir:

Arı + çamur + su + kanat + çene + sinir sistemi + av + zehir + yumurta + larva + besin + zamanlama + kalıtsal davranış + çevre.

Bunların hepsi birlikte çalışır.

Bir tanesinin eksikliği bütün üreme zincirini etkileyebilir.

İşte iman nazarında kâinatın tevhid delillerinden biri de budur:

Birbirinden ayrı görünen şeylerin tek bir neticeye hizmet etmesi.


26. “ARI MI, MİMAR MI?” SORUSUNUN CEVABI

Arı elbette insan anlamında bir mimar değildir.

Plan çizmez.

Geometri kitabı okumaz.

Avının nörolojisini öğrenmez.

Geleceği insan gibi zihninde hesaplamaz.

Fakat ona verilen yaratılış özellikleri sayesinde son derece düzenli işler gerçekleştirir.

Bu nedenle imanî açıdan en güzel ifade belki şudur:

Arı mimar değildir; fakat üzerinde ve davranışlarında büyük bir sanat görünür.

Arı mühendis değildir; fakat ölçülü işler yapabilecek kabiliyetlerle yaratılmıştır.

Arı yavrusunun bütün biyolojisini bilmez; fakat yavrunun ihtiyacına uygun davranışlarla sevk edilir.

Sanat sanatkârı;

ölçü ilmi;

hikmet iradeyi;

rahmet ise merhameti düşündürür.


27. NAHL SÛRESİNİN BÜYÜK DERSİ

Kur'ân'ın küçücük bir arıyı insanın önüne tefekkür konusu olarak koyması son derece anlamlıdır:

وَأَوْحَىٰ رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ

“Rabbin arıya vahyetti...”

(Nahl, 16/68)

İnsan bazen Allah'ın kudretini görmek için gökyüzündeki milyarlarca galaksiye bakması gerektiğini zanneder.

Oysa bazen küçücük bir arı yeterlidir.

Bir damla çamur...

Bir yumurta...

Bir larva...

Bir av...

Bir iğne...

Bir çift kanat...

Ve bütün bunların arkasında işleyen muazzam bir hayat programı...


SONUÇ: KÜÇÜK BİR ARI, BÜYÜK BİR TEFEKKÜR DERSİ

Çamurdan yuva yapan yaban arısının hayatına dikkatle baktığımızda sıradan görünen bir böceğin ardında olağanüstü derecede düzenli bir biyolojik sistem bulunduğunu görürüz.

Arı uygun malzemeyi bulur.

Çamuru taşır.

Hücre yapar.

Avını bulur.

Türüne göre onu etkisiz hâle getirir.

Yuvaya taşır.

Yumurtasını bırakır.

Hücreyi kapatır.

Sonra yavru vakti geldiğinde gelişimini sürdürür.

Bilim bize bu süreçlerin mekanizmalarını araştırma imkânı verir.

Kur'ân ve imanî tefekkür ise mekanizmanın arkasındaki yaratılış, hikmet, rahmet, ölçü ve sevk üzerinde düşünmeye çağırır.

Bu iki bakışı birbirine düşman etmek gerekmez.

Birincisi bize:

“Nasıl?”

sorusunun ayrıntılarını gösterir.

İkincisi:

“Niçin ve kimin sanatı?”

sorusunu düşündürür.

Ve küçücük bir arı insanın önünde sessiz bir tefekkür dersi hâline gelir:

Ben kendi kendime bu kabiliyetleri vermedim.
Çamuru ben yaratmadım.
Kanadımı ben takmadım.
Yavrumun yaratılış kanunlarını ben koymadım.
Fakat bana verilen kabiliyetlerle vazifemi yapıyorum.

İnsan da bu manzaraya bakarak kendi hayatını sorgular:

Bunca akıl, irade, vicdan ve nimet bana niçin verildi?

Kur'ân'ın ifadesiyle:

رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ

“Rabbimiz! Sen bunları boş yere yaratmadın. Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz.”
(Âl-i İmrân, 3/191)

Kısacası

Küçücük arının yaptığı çamur yuvasına yalnızca “bir böcek yuvası” olarak bakıldığında biraz çamur görülür.

Fakat tefekkürle bakıldığında;

ilim, ölçü, rızık, şefkat, korunma, hayat, üreme, sevk ve hikmetle örülmüş muazzam bir yaratılış sistemi görülür.

Arı küçük olabilir; fakat gösterdiği hakikat küçücük değildir.

Yuvası birkaç santimetre olabilir; fakat insana açtığı tefekkür penceresi kâinat kadar geniştir.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Bal Mühendisi Arılar
  • Salih Avcı
  • 21.02.2023
Bal Mühendisi Arılar
SOMON BALIKLARININ YOLCULUĞU
  • Salih Avcı
  • 06.01.2025
SOMON BALIKLARININ YOLCULUĞU
Big Bang Teorisi
  • Salih Avcı
  • 16.08.2026
Big Bang Teorisi
Entropi Yasası Ve Kıyamet
  • Salih Avcı
  • 16.08.2026
Entropi Yasası Ve Kıyamet