- Salih Avcı
- 18.01.2025
Velîd b. Muğîre, Mekke’nin en zengin, nüfuzlu ve tanınmış şahsiyetlerinden biriydi. Kureyş’in Mahzûmoğulları koluna mensuptu ve Hz. Hâlid b. Velîd’in babasıydı.
Onun hayatını dikkat çekici kılan hususlardan biri şudur:
Bir baba hakikate karşı çıkarken, onun oğullarından biri daha sonra İslâm tarihinin en büyük kumandanlarından biri olabilmiştir.
Bu durum bile başlı başına büyük bir derstir.
Kur’ân müfessirlerinin önemli bir bölümü Müddessir sûresinin bazı ayetlerini Velîd b. Muğîre ile ilişkilendirir:
“Beni, tek başına yarattığım kimseyle baş başa bırak. Ona bol servet verdim. Gözünün önünde duran oğullar verdim. Kendisine geniş imkânlar sağladım. Sonra da daha fazlasını vermemi istiyor.”
(Müddessir, 74/11-15 mealen)
Bu ayetlerde servet, aile, itibar ve nimetlerin insanı şükre götürmesi gerekirken, tersine kibir ve inkâra dönüşebilmesinin tehlikesi görülür.
Velîd b. Muğîre büyük servet sahibiydi.
Zenginlik yalnız nimet değil, aynı zamanda büyük bir imtihandır.
Soru sadece:
“Ne kadar malın var?”
değildir.
Asıl soru:
“Bu mal seni Allah’a yaklaştırdı mı?”
olmalıdır.
İnsan başarıya ulaştığında her şeyi kendisinden bilmeye başlayabilir.
Nimetin sahibini unutmak, nimeti perdeye dönüştürür.
Mal insanın elinde bulunmalıdır, kalbinde değil.
Servetin en güzel hali:
zekât,
sadaka,
yardım,
hayır,
aile sorumluluğu,
topluma hizmet
ile ortaya çıkar.
Kur’ân’ın insan tabiatına ilişkin dikkat çekici uyarılarından biri doyumsuzluktur.
Müddessir sûresinde:
“Sonra daha fazlasını vermemi istiyor.”
buyurulur.
İnsan sahip olduklarını değil, sürekli sahip olmadıklarını düşünürse şükür duygusunu kaybedebilir.
İnsan çok zengin olup yine de kendisini yoksul hissedebilir.
Gerçek zenginlik yalnız mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir.
Velîd’in çocukları toplumda tanınan kimselerdi.
Bunlardan biri daha sonra büyük sahâbî Hâlid b. Velîd olacaktı.
Evlat sahibi olmak bir üstünlük değil, sorumluluktur.
Velîd İslâm’a karşı çıktı.
Oğlu Hâlid ise daha sonra Müslüman oldu.
Her insan kendi iradesinden sorumludur.
Kur’ân buyurur:
“Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.”
(En‘âm, 6/164)
Anne-baba her konuda çocuğundan daha doğru olmak zorunda değildir.
Çocuğumuz hakikati bizden önce görürse onu küçümsememeliyiz.
Siyer ve tefsir rivayetlerinde Velîd’in Kur’ân’ın ifade gücünden etkilendiği anlatılır.
Fakat bu rivayetlerin ayrıntılarının aktarımında ihtiyat gerekir.
Bununla beraber Müddessir sûresindeki anlatım onun düşünüp değerlendirdiğine işaret eder:
“Çünkü o düşündü, ölçtü biçti.”
(Müddessir, 74/18)
Hakikati düşünmek güzel, fakat gördüğü hakikate teslim olmak daha önemlidir.
Bazen insan bir gerçeğin güçlü olduğunu fark eder; fakat toplumdaki makamını kaybetmek istemez.
Menfaat aklın değil, vicdanın da imtihanıdır.
Bir insan tek başına düşündüğünde doğruya yaklaşabilir.
Fakat çevresine döndüğünde:
“İnsanlar bana ne der?”
diye geri çekilebilir.
El âlem korkusu hakikat korkusunun önüne geçmemelidir.
İtibar güzel bir ahlâkın sonucu olabilir.
Ama itibarın kendisi hayatın amacı hâline geldiğinde tehlikeli olur.
İnsan itibarını korumak için vicdanını feda etmemelidir.
Kur’ân’a karşı çeşitli suçlamalarda bulunuldu.
Fakat isim değiştirmek hakikati değiştirmez.
Bir fikri:
“Saçma.”
“Gerici.”
“Cahilce.”
“Uydurma.”
diye etiketlemek onu çürütmez.
Delil gerekir.
İnsanlar bazen hakikate cevap vermek yerine algı üretir.
Algı yönetimi gerçeği değiştirmez.
Müddessir sûresindeki ifadeler dikkat çekicidir:
“Düşündü, ölçtü biçti.”
Fakat sonuç yanlış oldu.
Akıl, nefsin hizmetine girdiğinde yanlış sonuçları savunmak için de kullanılabilir.
Bir insan çok zeki olabilir.
Fakat hikmet sahibi olmayabilir.
Hikmet, doğruyu bilmek ve doğru yerde kullanmaktır.
Kibirli insan önce sonucu belirler, sonra o sonuca delil arar.
Hakikati arayan kişi, fikrini değiştirmeye hazır olmalıdır.
Toplumda yüksek konuma gelen insan bazen:
“Ben şimdi nasıl fikrimi değiştiririm?”
diye düşünür.
Yanlıştan dönmek makam kaybı değil, karakter kazancıdır.
Bazı insanlar fikrini değiştirmeyi küçük düşmek zanneder.
Oysa:
“Yanılmışım.”
diyebilmek büyük ahlâktır.
İnat ile kararlılığı birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir toplum bugün insanı alkışlar, yarın unutur.
Hayatın yönü alkışa göre belirlenmemelidir.
Para, çocuk, makam, sağlık ve itibar nimetlerdir.
Ancak insan bunları veren Allah’ı unutursa nimetler hakikatin üzerini örtebilir.
Her nimet bizi şükre götürmelidir.
Mekke’nin güçlü isimlerinden olmak Velîd’i otomatik olarak haklı yapmadı.
Bir insanın zengin, meşhur veya güçlü olması onun söylediğini doğru yapmaz.
Peygamberliğin ilk yıllarında Müslümanlar azınlıktaydı.
Hakikat sayıyla ölçülmez.
İnsana akıl, sağlık, servet ve imkân verilmesi sorumluluğu artırır.
İmkân ne kadar büyükse hesap da o kadar ciddi olabilir.
İş dünyasında çok başarılı olabilirsiniz.
Toplumda herkes sizi tanıyabilir.
Ama bunlar ahlâkın yerine geçmez.
Kariyer başarısı ile insanlık başarısı aynı değildir.
Velîd’in oğlu Hz. Hâlid b. Velîd başlangıçta Müslümanlara karşı savaşmış, daha sonra iman etmiş ve İslâm’ın büyük kumandanlarından biri olmuştur.
İnsan geçmişinin esiri değildir.
Bugün yanlış yolda olan yarın hakikatin büyük bir hizmetkârı olabilir.
Hz. Hâlid’in dönüşümü şunu gösterir:
Bugün yanlış düşünen biri için yarın hidayet kapısı kapanmış değildir.
Bu sebeple tebliğde ümitsizlik doğru değildir.
Velîd başka bir tercih yaptı.
Hâlid başka bir tercih yaptı.
Aynı aileden çıkan insanlar farklı ahlâkî ve imanî tercihler yapabilirler.
İnsan kendi kararından sorumludur.
Velîd’i anlatmak kolaydır.
Asıl mesele kendimizi sorgulamaktır.
Kendimize soralım:
Paramla gururlanıyor muyum?
İtibarımı hakikatin önüne koyuyor muyum?
İnsanların tepkisinden korkuyor muyum?
Yanlış olduğumu görünce dönebiliyor muyum?
Sürekli daha fazlasını mı istiyorum?
Servet kaybedilebilir.
Makam kaybedilebilir.
İtibar kaybedilebilir.
Fakat insan hakikati kaybederse çok daha büyük bir kayıp yaşamış olur.
Hakikat maldan, makamdan, şöhretten ve insanların alkışından daha değerlidir.
Risale-i Nur’da insanın enâniyeti, kendisine verilen nimetleri kendinden bilmesi ve sahiplenmesi yönüyle önemli bir imtihan olarak ele alınır.
İnsan:
“Ben kazandım.”
“Ben yaptım.”
“Ben başardım.”
“Ben sahibim.”
demeye başladığında nimetin gerçek kaynağını unutabilir.
Oysa tevhid nazarı:
“Nimet varsa Mün‘im de vardır.”
hakikatini insana hatırlatır.
Mal, zekâ, evlat, sağlık ve makam insanın mutlak mülkü değildir.
Hepsi emanettir.
Velîd b. Muğîre’nin hayatı bu açıdan düşünüldüğünde bize şu dersi verir:
Nimet insanı Allah’a götürmüyorsa, insan o nimetin hakikatini tam okuyamamış olabilir.
Bir tarafta baba:
Servet, itibar ve Mekke’nin ileri gelenleri arasında güçlü konum.
Diğer tarafta oğul:
Başlangıçta İslâm’a karşı olmakla beraber daha sonra hakikati kabul eden ve hayatını yeni baştan kuran bir insan.
Bu karşılaştırma muazzamdır.
Bize şunu öğretir:
İnsanın şerefi soyundan değil, tercihinden gelir.
Bir insan yanlış bir aile ortamında doğabilir fakat doğruyu seçebilir.
Bir insan çok güçlü bir ailede doğabilir fakat yanlış bir yol seçebilir.
Allah katındaki değer ferdî sorumlulukla ilişkilidir.
Velîd b. Muğîre’nin hayatından çıkarılabilecek temel ders şudur:
Nimetin çokluğu hidayetin garantisi değildir.
İnsanın:
parası,
çocukları,
itibarı,
zekâsı,
toplumsal gücü
onun için birer nimet olabilir.
Ancak bunlar şükür, tevazu ve hakikate teslimiyetle birleşmediğinde büyük bir imtihana dönüşebilir.
Asıl zenginlik:
çok mala sahip olmak değil,
malın kölesi olmamaktır.
Asıl makam:
insanların önünde yükselmek değil,
Allah katında güzel bir kul olabilmektir.
Asıl zekâ:
yanlışını savunacak deliller üretmek değil,
hakikati görünce ona teslim olabilmektir.
Allah’ım!
Bize verdiğin nimetleri tanımayı ve Sana şükretmeyi nasip eyle.
Malı kalbimize değil elimize ver.
Makamı, serveti ve insanların takdirini hakikatin önüne geçirenlerden eyleme.
Yanlışımızı gördüğümüzde kibirlenmeden dönmeyi nasip et.
Evlatlarımızı hayırlı, hakikate bağlı ve güzel ahlâklı kullarından eyle.
Kalplerimizi dünyaya esir olmaktan koru.
Bize hakikati hakikat olarak görmeyi ve ona teslim olmayı nasip eyle.
Âmin.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.