18px

UHUVVET VE İSLÂM KARDEŞLİĞİ


UHUVVET VE İSLÂM KARDEŞLİĞİ

KUR’ÂN VE RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDEN UHUVVET VE İSLÂM KARDEŞLİĞİ

Giriş: İman Bizi Kardeş Yapar

İslâm, insanı yalnızca Rabbiyle bağ kurmaya çağırmaz; aynı zamanda müminleri birbirine bağlayan güçlü bir kardeşlik hukuku tesis eder. Bu kardeşliğin adı uhuvvettir.

Uhuvvet; aynı anne ve babadan gelmenin ötesinde, aynı Allah’a iman etmek, aynı Peygamber’e ümmet olmak, aynı Kur’ân’a bağlanmak, aynı kıbleye yönelmek ve aynı ebedî hayatı arzulamak sebebiyle meydana gelen manevî kardeşliktir.

Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati son derece açık şekilde bildirir:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz.”
(Hucurât, 49/10)

Bu ayet, müminler arasındaki kardeşliği sadece güzel bir ahlâk tavsiyesi olarak değil, imanın meydana getirdiği bir bağ olarak ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman Said Nursî de özellikle Yirmi İkinci Mektup’taki Uhuvvet Risalesi ve Yirminci Lem’a’daki İhlâs Risalesi ile müminler arasındaki muhabbet, kardeşlik, birlik ve dayanışmanın önemini geniş biçimde ele alır.


1. UHUVVET NEDİR?

“Uhuvvet” kelimesi Arapça “uhuvve”, yani kardeşlik kökünden gelir.

İslâmî anlamda uhuvvet:

Müminlerin iman bağı sebebiyle birbirlerini kardeş bilmeleri, birbirlerinin hukukunu korumaları, kusurlarını araştırmak yerine faziletlerini görmeleri, birbirlerine dua etmeleri ve Allah rızası için birbirlerini sevmeleridir.

Dolayısıyla uhuvvet sadece:

“Ben bütün Müslümanları seviyorum.”

demekten ibaret değildir.

Uhuvvet;

  • kardeşinin iyiliğini istemek,

  • başarısından rahatsız olmamak,

  • kusurunu teşhir etmemek,

  • gıybetini yapmamak,

  • ihtiyaç anında yardım etmek,

  • dargınları barıştırmak,

  • farklı düşüncelere tahammül etmek,

  • kendi nefsini kardeşinden üstün görmemek,

  • haset ve rekabetten sakınmak,

  • kardeşinin faziletleriyle sevinmek

demektir.


2. KARDEŞLİĞİN TEMELİ İMANDIR

Kur’ân’ın:

“Müminler ancak kardeştirler.”
(Hucurât, 49/10)

buyurması çok derin bir hakikati ifade eder.

Müminler farklı:

  • milletlerden,

  • dillerden,

  • şehirlerden,

  • mesleklerden,

  • kültürlerden,

  • mizaçlardan,

  • meşreplerden

olabilirler.

Fakat bütün bu farklılıkların üzerinde çok daha büyük müşterekleri vardır.

Aynı Allah’a:

“Rabbimiz”

derler.

Aynı Peygamber’e:

“Peygamberimiz”

derler.

Aynı Kur’ân’a:

“Kitabımız”

derler.

Aynı Kâbe’ye yönelirler.

Aynı ezanı dinlerler.

Aynı ahirete inanırlar.

Aynı cenneti isterler.

Aynı Rabbin rahmetini ümit ederler.

İşte Risale-i Nur’un uhuvvet anlayışının temelinde bu büyük müşterekler vardır.


3. RİSALE-İ NUR’UN MUAZZAM UHUVVET ÖLÇÜSÜ

Bediüzzaman, Uhuvvet Risalesi’nde müminler arasındaki birlik sebeplerinin ayrılık sebeplerinden çok daha fazla olduğunu hatırlatır.

Meşhur ifadelerinden biri şöyledir:

“Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir... bir bir, bine kadar bir bir.”

Devamında:

“Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir... bir bir, yüze kadar bir bir.”

Bu bakış açısı çok önemlidir.

İki Müslüman arasında yüzlerce ortak iman hakikati bulunduğu halde birkaç siyasî, sosyal, şahsî veya meşrebî farklılık sebebiyle birbirlerine düşman olmaları büyük bir ölçüsüzlüktür.

Mesela iki mümin düşünelim.

Biriyle diğerinin:

  • Rabbi aynı,

  • Peygamberi aynı,

  • Kur’ân’ı aynı,

  • kıblesi aynı,

  • dini aynı,

  • namazı aynı,

  • ahiret inancı aynı,

fakat bazı meselelerde düşünceleri farklıdır.

Uhuvvetin ölçüsü şudur:

Yüzlerce birlik bağını bırakıp birkaç ayrılığı büyütme.


4. BİR MÜMİNİN BİR KUSURU BÜTÜN İYİLİKLERİNİ YOK ETMEZ

Bediüzzaman’ın Uhuvvet Risalesi’ndeki en çarpıcı temsillerinden biri gemi temsilidir.

Bir insanın şahsiyetini büyük bir gemiye benzetebiliriz.

O gemide:

  • dokuz masum,

  • bir suçlu

bulunsa, o tek suçlu sebebiyle bütün geminin batırılması nasıl zulüm ise; bir Müslümanın bir kusuru sebebiyle bütün güzel sıfatlarını yok saymak da manen büyük bir haksızlıktır.

Bir kardeşimizin:

  • imanını,

  • namazını,

  • güzel ahlâkını,

  • hizmetini,

  • sadakatini,

  • merhametini,

  • iyiliklerini

unutup sadece bir kusuruna bakmak adalet değildir.

İnsan kusurludur.

Biz de kusurluyuz.

Kur’ân buyurur:

“Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.”
(En‘âm, 6/164)

Dolayısıyla bir insandaki kötü bir özellik sebebiyle onun bütün şahsiyetini mahkûm etmek doğru değildir.


5. UHUVVETİN EN BÜYÜK DÜŞMANLARINDAN BİRİ: HASSET

Haset, başkasındaki nimetin ortadan kalkmasını istemektir.

İnsan bazen:

“Niçin o başarılı oldu?”

“Niçin onu seviyorlar?”

“Niçin onun sözü dinleniyor?”

“Niçin onun hizmeti daha çok?”

diye düşünebilir.

Bu düşünceler nefsin uhuvveti zehirleyen telkinleridir.

Mümin ise şöyle düşünmelidir:

“Kardeşimin başarısı İslâm’ın, imanın ve hayrın başarısıysa bundan niçin rahatsız olayım?”

İhlâs Risalesi’ndeki çok önemli ölçülerden biri budur.

Bediüzzaman, kardeşinin faziletini kendi fazileti gibi görmeyi öğretir.

Çünkü amaç gerçekten Allah’ın rızası ise, hayırlı işin kimin eliyle gerçekleştiğinin ikinci derecede kalması gerekir.


6. “BEN YAPAYIM” YERİNE “HAYIR YAPILSIN”

İhlâsın büyük imtihanlarından biri budur.

Nefis şöyle diyebilir:

“Bu hizmeti ben yapmalıyım.”

İhlâs ise şöyle der:

“Bu hizmet yapılsın da kim yaparsa yapsın.”

Nefis:

“Ben konuşayım.”

der.

İhlâs:

“Hakikat anlatılsın.”

der.

Nefis:

“Benim sözüm kabul edilsin.”

der.

İhlâs:

“Doğru olan kabul edilsin.”

der.

Nefis:

“Ben önde olayım.”

der.

Uhuvvet:

“Kardeşim önde olsa da netice Allah’ın rızasına hizmet ediyorsa bundan memnun olurum.”

der.

İşte hakiki kardeşlik bu seviyeye ulaştığında şahıslar arasındaki rekabet azalır, hizmet kuvvetlenir.


7. UHUVVETİN SIRRI: KARDEŞİNİN FAZİLETİYLE İFTİHAR ETMEK

Risale-i Nur’un kardeşlik anlayışında çok yüksek bir ölçü vardır:

Kardeşinin meziyetlerini kendinde görmek ve onun şerefiyle şükrederek iftihar etmek.

Normalde nefis başkasının başarısını kendi başarısına rakip görür.

Uhuvvet ise bunun tersini öğretir:

“O benim kardeşimdir. Onun başarısı beni küçültmez; ortak davamızı kuvvetlendirir.”

Mesela bir insan Kur’ân’a güzel hizmet ediyorsa diğer mümin:

“Niçin o?”

dememelidir.

Aksine:

“Elhamdülillah, Rabbim bu kardeşimi böyle bir hayra vesile etmiş.”

diyebilmelidir.

Bu anlayış yerleştiğinde haset yerini gıptaya, rekabet yerini tesanüde, benlik yerini kardeşliğe bırakır.


8. MÜSPET HAREKET VE KARDEŞLİK

Risale-i Nur’un önemli prensiplerinden biri de müsbet harekettir.

Müsbet hareket:

  • yıkmak yerine yapmak,

  • nefret ettirmek yerine sevdirmek,

  • kavga etmek yerine hakikati anlatmak,

  • düşman çoğaltmak yerine dostluğu kuvvetlendirmek,

  • kusur araştırmak yerine ıslaha çalışmak

demektir.

Kur’ân buyurur:

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”
(Fussilet, 41/34)

Demek ki Kur’ân’ın metodu sadece kötülüğe karşı çıkmak değildir.

Asıl mesele:

Kötülüğü hangi ahlâkla karşılayacağımızdır.


9. GIYBET UHUVVETİ PARÇALAR

Kur’ân, kardeşliği korumak için gıybeti son derece çarpıcı bir temsil ile yasaklar:

“Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz!”
(Hucurât, 49/12)

Dikkat edilirse ayette gıybet anlatılırken yine “kardeş” kelimesi kullanılmaktadır.

Çünkü gıybet kardeşliğe karşı işlenen manevî bir saldırıdır.

Bir insan kardeşinin kusurunu arkasından konuştuğunda sadece bir söz söylemiş olmaz; aynı zamanda:

  • onun haysiyetini zedeler,

  • insanlar arasındaki güveni azaltır,

  • muhabbeti kırar,

  • şüphe meydana getirir,

  • cemaat ruhunu zedeler.

Bu sebeple uhuvvetin korunmasının önemli şartlarından biri dili korumaktır.


10. SUİZAN KARDEŞLİĞİ ZEHİRLER

Kur’ân şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”
(Hucurât, 49/12)

Bir kardeşimizin yaptığı bir davranışın farklı açıklamaları mümkünse hemen en kötü ihtimali seçmek doğru değildir.

“Bunu bana karşı yaptı.”

“Kesin kötü niyetli.”

“Beni küçümsüyor.”

“Bana zarar vermek istiyor.”

gibi delilsiz hükümler zamanla kalpte kin meydana getirebilir.

Uhuvvet ise mümkün olduğu ölçüde hüsnüzannı gerektirir.

Elbette hüsnüzan, açık bir kötülüğü görmezden gelmek değildir. Fakat delil olmadan insanların kalpleri hakkında hüküm vermemektir.


11. UHUVVET KUSURLARI GÖRMEMEK MİDİR?

Hayır.

İslâm kardeşliği:

“Kardeşinin bütün yanlışlarını doğru kabul et.”

demek değildir.

Yanlış yine yanlıştır.

Fakat yanlış düzeltilirken:

  • hakaret edilmez,

  • küçük düşürülmez,

  • teşhir edilmez,

  • intikam alınmaz,

  • nefsin öfkesi hak namına konuşturulmaz.

Kur’ân’ın emri açıktır:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.”
(Nahl, 16/125)

Hakikat söylenirken bile hikmet ve güzel üslup korunmalıdır.


12. MÜMİNLERİN ARASINI DÜZELTMEK

Kur’ân sadece kavga etmemeyi emretmez; kavga edenleri barıştırmayı da emreder:

“Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”
(Hucurât, 49/10)

Bu çok önemli bir sorumluluktur.

İki kardeş tartıştığında üçüncü kişi:

“Kim haklı?”

sorusundan önce:

“Bu kardeşleri nasıl barıştırabilirim?”

diye düşünmelidir.

Ne yazık ki bazen insanlar kavga eden tarafları yatıştırmak yerine taraf tutarak anlaşmazlığı büyütebilir.

Kur’ân ise müminlere ıslah edici olmayı öğretir.


13. ŞEYTANIN EN BÜYÜK TAKTİKLERİNDEN BİRİ: MÜMİNLERİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEK

Kur’ân buyurur:

“Kullarıma söyle: Sözün en güzelini söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar.”
(İsrâ, 17/53)

Ayette çok ince bir nokta vardır.

Şeytan sadece açık düşmanlıklarla çalışmaz.

Bazen:

  • yanlış anlaşılmış bir cümle,

  • sert bir söz,

  • küçümseyici bir bakış,

  • sosyal medyada yazılmış bir yorum,

  • taşınmış bir söz,

  • gereksiz bir tartışma

büyük kardeşlik yaralarına dönüşebilir.

Bu sebeple mümin sadece:

“Söylediğim doğru mu?”

diye düşünmemelidir.

Aynı zamanda:

“Bunu söyleme biçimim kardeşliği zedeler mi?”

diye de düşünmelidir.


14. İHTİLAF HER ZAMAN DÜŞMANLIK DEĞİLDİR

İnsanların:

  • karakterleri,

  • anlayışları,

  • kabiliyetleri,

  • meslekleri,

  • meşrepleri

farklı olabilir.

Her farklılık kötü değildir.

Bediüzzaman’ın yaklaşımında problem ihtilafın varlığı değil, ihtilafın düşmanlığa dönüştürülmesidir.

Bir bahçede yalnızca tek çeşit çiçek bulunması gerekmez.

Farklı çiçekler aynı bahçeyi güzelleştirebilir.

Aynı şekilde ümmet içerisinde de farklı hizmet tarzları bulunabilir.

Problem:

“Benim yolum güzeldir.”

demek değildir.

Problem:

“Yalnız benim yolum güzeldir.”

anlayışına düşmektir.

İnsan kendi meşrebini sevebilir. Fakat başkasının meşru hizmetini küçümsememelidir.


15. “MESLEĞİM HAKTIR” İLE “HAK YALNIZ BENİMDİR” ARASINDAKİ FARK

Risale-i Nur’un önemli ölçülerinden biri budur.

Bir insan:

“Benim takip ettiğim hizmet yolu güzeldir.”

diyebilir.

Fakat:

“Hakikat sadece bizdedir; diğerlerinde hiçbir hayır yoktur.”

anlayışı uhuvvete zarar verebilir.

Çünkü İslâm ümmeti geniştir.

Allah farklı kullarını farklı hayırlara vesile edebilir.

Kimisi ilimle,

kimisi eğitimle,

kimisi fakirlere yardım ederek,

kimisi Kur’ân öğreterek,

kimisi güzel ahlâkıyla,

kimisi tebliğ ve irşadla

hizmet edebilir.

Hepsinin hayırlı yönlerine sevinmek gerekir.


16. UHUVVETİN SOSYAL BOYUTU: TEÂVÜN

Kur’ân buyurur:

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.”
(Mâide, 5/2)

İslâm kardeşliği yalnızca duygusal değildir.

Kardeşlik aynı zamanda yardımlaşmayı gerektirir.

Aç kardeşini doyurmak,

borçluya yardımcı olmak,

hastayı ziyaret etmek,

mazluma destek olmak,

yetimi korumak,

ilim öğrenene yardım etmek,

işsiz kardeşine iş bulmaya çalışmak,

darda kalanın sıkıntısını gidermek

uhuvvetin fiilî şekilleridir.

Kardeşlik sadece dilde kalırsa eksik kalır.


17. TESANÜD: MANEVÎ BİR KUVVET

Risale-i Nur’da sık kullanılan kavramlardan biri tesanüddür.

Tesanüd, birbirine dayanmak ve destek olmaktır.

Tek bir insanın kuvveti sınırlıdır.

Fakat insanlar samimiyetle birleştiğinde kuvvetleri artar.

Bunu bir bina gibi düşünebiliriz.

Tek bir taş kolayca yerinden oynatılabilir.

Fakat taşlar birbirlerine dayanarak sağlam bir duvar meydana getirirse büyük yükleri taşıyabilirler.

Müminler de böyledir.

Kur’ân şöyle buyurur:

“Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin.”
(Âl-i İmrân, 3/103)


18. İHTİLAF KUVVETİ NASIL YOK EDER?

Kur’ân başka bir ayette şöyle buyurur:

“Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve kuvvetiniz gider.”
(Enfâl, 8/46)

Bu ayet ümmet hayatı için büyük bir ölçüdür.

Enerjimizi sürekli birbirimizle mücadele ederek tüketirsek ortak hayırlara ayıracak kuvvetimiz azalır.

Ailede böyledir.

Cemiyette böyledir.

Hizmet topluluklarında böyledir.

Ümmet çapında da böyledir.

İç çekişme arttıkça ortak kuvvet azalır.


19. UHUVVETİN DERİN SIRRI: FENÂ Fİ’L-İHVÂN

Risale-i Nur’da kardeşliğin ileri bir mertebesi olarak “fenâ fi’l-ihvân” anlayışı zikredilir.

Bu, insanın kendi şahsî üstünlüğünü öne çıkarmak yerine kardeşlerinin meziyetleriyle sevinmesidir.

Bir bakıma:

“Ben” yerine “biz” diyebilmektir.

Kardeşinin:

  • ilmini,

  • güzel ahlâkını,

  • hizmetini,

  • başarısını,

  • kabiliyetini

kendi ortak manevî sermayesi gibi görmektir.

Bu noktaya gelindiğinde rekabet azalır.

Çünkü insan kendi eliyle kendi gözü arasında rekabet ettirmez.

Göz görür.

El tutar.

Ayak yürür.

Akıl düşünür.

Her biri farklı görev yapar fakat hepsi aynı bedene hizmet eder.

Müminler arasındaki hakiki uhuvvet de buna benzer.


20. UHUVVET VE İHLÂS ARASINDAKİ BAĞ

Uhuvvetin korunması için ihlâs gerekir.

Çünkü insan Allah için çalışıyorsa:

“Beni takdir etsinler.”

“Ben öne çıkayım.”

“Benim ismim duyulsun.”

“Benim sözüm geçsin.”

gibi beklentiler azalır.

İhlâs arttıkça kardeşlik kuvvetlenir.

Enaniyet arttıkça kardeşlik zayıflar.

Bu sebeple Risale-i Nur’daki Uhuvvet Risalesi ile İhlâs Risalesi birbirini tamamlayan iki büyük ahlâk dersi gibidir.

Uhuvvet:

“Kardeşini sev.”

der.

İhlâs ise:

“Onu Allah için sev.”

der.


21. “BEN”DEN “BİZ”E GEÇMEK

Uhuvvetin önündeki en büyük engellerden biri enaniyettir.

Nefis:

“Ben haklıyım.”

“Ben daha iyi biliyorum.”

“Benim fikrim üstün.”

“Benim grubum üstün.”

“Benim hizmetim daha önemli.”

demeyi sever.

Uhuvvet ise insana şöyle düşündürür:

“Ben tek başıma değilim. Mümin kardeşlerimle beraber Allah’ın kuluyum.”

Bu anlayış insanın şahsiyetini yok etmez.

Aksine şahsiyetini daha büyük bir manevî bütünün parçası hâline getirir.


22. UHUVVETİN AİLE HAYATINDAKİ YANSIMASI

Kardeşlik ahlâkı önce evimizden başlamalıdır.

Eşler arasında,

anne-baba ile çocuklar arasında,

kardeşler arasında

sürekli kusur araştırmak ailedeki muhabbeti azaltır.

Bazen bir insan dışarıdaki insanlara son derece nazik davranırken kendi ailesine sert davranabilir.

Oysa güzel ahlâkın ilk uygulama alanlarından biri aile hayatıdır.

Affetmek,

özür dilemek,

teşekkür etmek,

kusurları büyütmemek,

iyilikleri hatırlamak

ailedeki uhuvvet ruhunu kuvvetlendirir.


23. SOSYAL MEDYADA UHUVVET İMTİHANI

Günümüzde Uhuvvet Risalesi’nin ölçülerine en fazla ihtiyaç duyulan alanlardan biri sosyal medyadır.

Bir insan yüz yüze söylemeyeceği kadar ağır sözleri ekran arkasından kolaylıkla söyleyebilmektedir.

Özellikle dinî, siyasî ve sosyal tartışmalarda:

  • hakaret,

  • alay,

  • aşağılama,

  • suizan,

  • gıybet,

  • iftira,

  • tekfir,

  • niyet okuma

çok tehlikeli hâle gelebilir.

Mümin sosyal medyada da Kur’ân ahlâkına bağlıdır.

Ekranın arkasında olmak, kişinin amel defterini kapatmaz.

Bu sebeple bir yorum yazmadan önce şu soru sorulabilir:

“Bu cümleyi mahşer günü önümde görmeye razı mıyım?”

Bu soru birçok gereksiz tartışmayı önleyebilir.


24. UHUVVET ADALETSİZLİĞE SUSMAK DEĞİLDİR

Burada önemli bir denge vardır.

Kardeşlik adına:

  • zulme,

  • haksızlığa,

  • yalana,

  • harama

sessiz kalmak doğru değildir.

Kur’ân adaleti emreder:

“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik ederek adaleti titizlikle ayakta tutun.”
(Nisâ, 4/135)

Dolayısıyla uhuvvet:

“Kardeşim ne yaparsa yapsın onu savunurum.”

anlamına gelmez.

Hakiki kardeşlik bazen kardeşini yanlıştan vazgeçirmektir.

Fakat bunu yaparken de:

adalet + merhamet + hikmet

birlikte korunmalıdır.


25. UHUVVETİN ALTIN ÖLÇÜSÜ: NEFSİN İÇİN DEĞİL HAK İÇİN KIZMAK

İnsan bazen:

“Ben hak için kızıyorum.”

zanneder.

Fakat biraz dikkat ettiğinde asıl sebebin kendi nefsinin incinmesi olduğunu görebilir.

Biri bizim düşüncemize karşı çıktığında,

bizi eleştirdiğinde,

sözümüzü kabul etmediğinde,

beklediğimiz saygıyı göstermediğinde

öfkemiz artıyorsa burada nefis payı bulunabilir.

Uhuvvet insana önce kendi nefsini sorgulatır:

“Ben gerçekten Allah için mi tepki gösteriyorum, yoksa gururum incindiği için mi?”


26. KÖTÜLÜĞE KARŞI MUHABBET Mİ?

Risale-i Nur’daki uhuvvet anlayışını doğru anlamak gerekir.

Kötülük sevilmez.

Günah güzel görülmez.

Zulüm tasvip edilmez.

Fakat insanın içindeki kötülükle insanın bütün şahsiyeti birbirinden ayrılmalıdır.

Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla:

Fenalığa düşmanlık başka, insanın bütün varlığına düşmanlık başka şeydir.

Müminde bulunan iman ve İslâmiyet gibi mukaddes bağlar muhabbete layıktır.

Onun kusuru ise ıslah edilmeye çalışılır.


27. HZ. PEYGAMBER’İN KARDEŞLİK MODELİ

Resûlullah ﷺ Medine’ye hicret ettiğinde muhacirlerle ensar arasında muâhât, yani kardeşlik tesis etti.

Bu kardeşlik teorik değildi.

Ensar:

  • evlerini,

  • mallarını,

  • imkânlarını

muhacir kardeşleriyle paylaşmaya hazırdı.

Kur’ân onları şöyle över:

“Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”
(Haşr, 59/9)

Bu, uhuvvetin yüksek mertebesi olan îsârdır.

Îsâr:

Kendi ihtiyacı varken kardeşini kendine tercih edebilmektir.


28. UHUVVETİN MERTEBELERİ

Kardeşliği birkaç basamakta düşünebiliriz:

Birinci mertebe: Kardeşine zarar vermemek.

İkinci mertebe: Kusurlarını araştırmamak.

Üçüncü mertebe: Gıybetini yapmamak.

Dördüncü mertebe: İyiliğini istemek.

Beşinci mertebe: İhtiyaç anında yardım etmek.

Altıncı mertebe: Başarısıyla sevinmek.

Yedinci mertebe: Kardeşini bazı hususlarda nefsine tercih etmek.

Böylece uhuvvet:

zarar vermemekten îsâra kadar yükselen büyük bir ahlâk yolculuğudur.


29. UHUVVETİ KORUMAK İÇİN 10 PRATİK DÜSTUR

Günlük hayatımızda şu ölçüleri uygulayabiliriz:

  1. Bir kardeşinin kusurunu gördüğünde kendi kusurlarını hatırla.

  2. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın meselelerde suizandan kaçın.

  3. Kardeşinin gıybeti yapıldığında mümkünse onu savun veya konuyu değiştir.

  4. Kardeşinin başarısına sevinmeyi öğren.

  5. Haklı olsan bile her tartışmayı sürdürme.

  6. Özür dilemeyi küçüklük sayma.

  7. Kırıldığında hemen düşmanlık üretme.

  8. Farklı meşrep ve hizmet yollarındaki hayırlı çalışmaları takdir et.

  9. Kardeşlerin arasını açan değil, birleştiren kişi ol.

  10. Kardeşlerin için gıyaben dua et.


30. BİR MUHASEBE: KARDEŞİMİZİ NASIL GÖRÜYORUZ?

Kendimize şu soruları sorabiliriz:

Bir kardeşimin kusurunu mu, faziletini mi daha çok hatırlıyorum?

Onun başarısı beni sevindiriyor mu?

Beni eleştirdiğinde hemen düşmanlaşıyor muyum?

Farklı düşündüğü için onu küçümsüyor muyum?

Gıybeti yapılınca susuyor muyum?

Kardeşimin iyiliği için dua ediyor muyum?

Haklı çıkmayı mı, hakikatin ortaya çıkmasını mı daha çok istiyorum?

Benim hizmetimin büyümesini mi, İslâm’a hizmetin büyümesini mi istiyorum?

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar uhuvvetimizin derecesini gösterebilir.


31. UHUVVETİN FORMÜLÜ

Risale-i Nur perspektifinden uhuvvetin özünü şöyle ifade edebiliriz:

İman + ihlâs + muhabbet + hüsnüzan + tevazu + tesanüd + teâvün = kuvvetli uhuvvet

Buna karşılık:

Enaniyet + haset + gıybet + suizan + tarafgirlik + rekabet + kin = kardeşliğin zayıflaması

Bu sebeple uhuvvet sadece başkasını düzeltme meselesi değildir.

Öncelikle kendi nefsimizi terbiye etme meselesidir.


32. NEDEN UHUVVETE BU KADAR MUHTACIZ?

Çünkü ferdî kuvvetler sınırlıdır.

Fakat iman kardeşliği insanları birbirine bağladığında büyük bir manevî kuvvet meydana gelir.

Birlikte dua eden,

birbirlerinin kusurunu örten,

birbirlerine destek olan,

başarılarıyla sevinen,

aynı iman hakikatlerine hizmet eden

insanların meydana getirdiği birlik kolay kolay parçalanmaz.

Kur’ân’ın şu ikazı burada yeniden hatırlanmalıdır:

“Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve kuvvetiniz gider.”
(Enfâl, 8/46)

Demek ki ihtilaf yalnızca kalpleri değil, kuvveti de dağıtır.


33. UHUVVETİN EN YÜKSEK HEDEFİ: ALLAH RIZASI

Bütün kardeşlik düsturlarının merkezinde Allah rızası bulunmalıdır.

Bir insan kardeşini yalnızca kendisine iyi davrandığı için seviyorsa bu sevginin ömrü menfaat kadar olabilir.

Fakat:

“Bu insan Allah’a iman ediyor; Resûlullah’a ﷺ ümmettir; benim iman kardeşimdir.”

diye severse kardeşlik çok daha sağlam bir temele oturur.

Bu durumda insan:

kırıldığı halde affedebilir,

kızdığı halde adaletli olabilir,

kusur gördüğü halde bütün iyilikleri unutmaz,

kendisi öne çıkmasa da hayrın gerçekleşmesine sevinebilir.

İşte bu, Allah için kardeşliktir.


SONUÇ: AYRILIK SEBEPLERİNİ DEĞİL, KARDEŞLİK BAĞLARINI BÜYÜTMEK

Kur’ân ve Risale-i Nur’un uhuvvet anlayışı bize büyük bir ölçü öğretmektedir:

Müminler arasındaki birlik sebepleri, ayrılık sebeplerinden çok daha büyüktür.

Rabbimiz bir.

Peygamberimiz bir.

Kitabımız bir.

Kıblemiz bir.

Dinimiz bir.

Ahiretimiz bir.

Gayemiz Allah’ın rızasıdır.

Bütün bunlara karşılık dünyaya ait birkaç farklı düşünce, karakter, meşrep veya tercih nasıl olur da bu kadar büyük kardeşlik bağlarını koparabilir?

Bediüzzaman’ın uhuvvet anlayışından çıkarılabilecek en önemli derslerden biri şudur:

Kardeşinin kusurunu büyütme; imanını gör.

Meşrep farklılığını büyütme; kıble birliğini gör.

Rekabeti büyütme; hizmeti gör.

“Ben”i büyütme; “biz”i gör.

Kusuru yayma; ıslaha çalış.

Başarıyı kıskanma; şükret.

İhtilafı körükleme; kardeşliği kuvvetlendir.

Çünkü müminin asıl vazifesi kardeşini yenmek değil, kardeşiyle beraber nefsini ve kötülüğü yenmektir.

Kur’ân’ın emri son derece açıktır:

“Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin.”
(Âl-i İmrân, 3/103)

Ve:

“Müminler ancak kardeştirler.”
(Hucurât, 49/10)

Öyleyse hakiki uhuvvet; aynı düşüncelere sahip olmak değil, farklılıklarımızın üzerinde bizi birleştiren iman hakikatlerinin büyüklüğünü fark etmektir.

Allah kalplerimizi kin, haset, kibir, suizan ve düşmanlıktan muhafaza etsin. Mümin kardeşlerimizin faziletleriyle sevinmeyi, kusurlarına karşı merhametli ve ıslah edici olmayı, hayırda yardımlaşmayı ve Allah rızası için birbirimizi sevmeyi nasip etsin.

Âmin. 

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hurûf-ı Mukattaa
  • Salih Avcı
  • 23.08.2026
Hurûf-ı Mukattaa