- Salih Avcı
- 20.02.2023
Kur’an-ı Kerim, hadisler ve Risale-i Nur perspektifinden detaylı bir inceleme
İnsan, yaratılışı itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe yönelebilecek kabiliyetlerle donatılmıştır. Bir tarafta akıl, vicdan, kalp, iman ve güzel ahlaka yönelme isteği; diğer tarafta nefis, aşırı arzular, öfke, kibir, kıskançlık ve şeytanın vesveseleri bulunmaktadır.
İnsan bazen iyilik yapmak isterken içinde bir direnç hisseder. Namaz kılmak ister fakat erteler. Sadaka vermek ister fakat malından ayrılmak zor gelir. Birisine kızar, onu affetmesi gerektiğini bilir ama gururu buna engel olur.
Bazen de hiç düşünmediği kötü bir fikir aniden zihnine gelir. Böyle durumlarda şu sorular ortaya çıkar:
Bu istek benim nefsimden mi kaynaklanıyor?
Şeytan mı bana böyle düşündürüyor?
Nefis ile şeytan aynı şey midir?
Gelen bir düşüncenin kaynağını nasıl anlayabilirim?
Nefis terbiye edilebilir mi?
Şeytanın insan üzerindeki gücü ne kadardır?
Bu soruların cevapları, insanın kendisini tanıması ve manevi hayatını bilinçli bir şekilde düzenlemesi açısından önemlidir.
Burada temel bir hakikati baştan ifade edelim:
Nefis insanın kendi varlığının bir parçasıdır. Şeytan ise insandan ayrı, onu kötülüğe yönlendirmeye çalışan bir varlıktır.
Ancak her kötü düşünce mutlaka şeytandan gelmez; her bedensel arzu da kötü değildir. İnsanın yaratılışında bulunan istekler, doğru kullanıldığında hayra ve ibadete vesile olabilir.


Nefis, Arapça kökenli bir kelimedir. Kur’an-ı Kerim'de bağlama göre insanın kendisi, canı, kişiliği ve iç dünyası gibi anlamlarda kullanılır.
İslam ahlakı ve tasavvufunda ise nefis çoğunlukla insanın benlik duygusu, dünyevi arzuları, hazza yönelişi ve terbiye edilmesi gereken eğilimleri açısından ele alınır.
Nefis, insanın içinde bulunan ve şu tür istekleri ortaya çıkarabilen yönüdür:
Rahat etmek ve zahmetten kaçınmak.
Yemek, içmek, uyumak ve bedensel hazlardan yararlanmak.
Mal, makam, güç ve itibar sahibi olmak.
Başkaları tarafından beğenilmek ve övülmek.
Kendi görüşünü üstün tutmak.
Kızdığında karşılık vermek.
Sahip olduklarını kaybetmekten korkmak.
Bunların tamamı kendi başına günah değildir. Mesela yemek yemek, dinlenmek, evlenmek, para kazanmak ve başarılı olmak istemek insanın tabii ihtiyaçlarıdır.
Nefsin tehlikesi, meşru ihtiyaçların ölçüsüz isteklere dönüşmesi ve insanın aklını, vicdanını ve imanını geri plana itmesidir.
Hz. Yusuf'un kıssasında şöyle buyrulur:
“Çünkü nefis, rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, daima kötülüğü emreder.”
Yusuf suresi, 12:53 — ayetin ilgili bölümünün anlamı.
Bu ayet, nefsin terbiye edilmediğinde insanı kötülüğe sürükleyebileceğini gösterir.
Ancak Kur’an nefsi yalnızca kötülükle özdeşleştirmez. Kendisini kınayan nefisten ve huzura kavuşmuş nefisten de söz eder.
Bu, insanın manevi bakımdan değişebileceğini ve olgunlaşabileceğini gösterir.
İslam tasavvufunda nefsin terbiyesi genellikle yedi mertebe üzerinden anlatılır. Bunların bazıları Kur’an'da açıkça isimlendirilir; yedi basamaklı sistem ise tasavvuf geleneğinde geliştirilmiş bir açıklama biçimidir.
Nefs-i Emmâre — Kötülüğü emreden nefis
Kendi arzularını ön plana çıkarır. Günahı cazip, ibadeti zor gösterebilir. Yusuf 12:53 ile ilişkilendirilir.
Nefs-i Levvâme — Kendini kınayan nefis
Hata yaptığında pişman olur, vicdan muhasebesi yapar. Kıyamet 75:2'de anılır.
Nefs-i Mülhime — İyiliğe yönelmeye başlayan nefis
İnsan, iyilik ve kötülük arasındaki farkı daha bilinçli kavrar. Şems 91:8 ile ilişkilendirilir.
Nefs-i Mutmainne — Huzura kavuşmuş nefis
Allah'a güven ve kulluk bilinciyle sükûnete yaklaşır. Fecr 89:27'de anılır.
Nefs-i Râdıye — Allah'ın takdirine razı olan nefis
Zorluklar karşısında isyan yerine sabır ve teslimiyeti benimser.
Nefs-i Mardıyye — Allah'ın rızasına yönelmiş nefis
İnsanın ahlakı ve davranışları kulluk bilinciyle olgunlaşır.
Nefs-i Kâmile — Olgunlaşmış nefis
Tasavvuf geleneğinde yüksek manevi olgunluğu ifade eder.
Bu mertebeler insanın kesin olarak sınıflandırılacağı teşhis kategorileri değil, manevi terbiyeyi anlatan kavramlardır.
Buradan çıkaracağımız önemli ders şudur:
Nefis tamamen yok edilmesi gereken bir düşman değildir. Asıl mesele onu eğitmek, ölçülü hale getirmek ve Allah'ın razı olduğu işlerde kullanmaktır.
Örneğin insanın güçlü olma isteği kibir için kullanılırsa zararlı, mazlumları korumak için kullanılırsa faydalı olabilir.



Şeytan, İslam inancına göre insanı Allah'a isyandan, günahlardan ve manevi gafletten uzak tutmak yerine bunlara yönlendirmeye çalışan bir varlıktır.
Kur’an'da İblis'in cinlerden olduğu bildirilir (Kehf 18:50). Hz. Âdem'e secde emrine karşı çıkması, kibir ve itaatsizliğinin önemli bir örneğidir.
İblis, Hz. Âdem'in yaratılışına karşı üstünlük iddiasında bulunmuş ve kendi yaratılış maddesini üstünlük gerekçesi saymıştır.
Bu olay bize şeytanın en önemli özelliklerinden birini öğretir:
Şeytan yalnızca kötülüğe çağırmaz; kibri, yanlış düşünceyi ve itaatsizliği haklı göstermeye de çalışır.
Kur’an'da şeytanın insanı doğru yoldan saptırmaya çalışacağı anlatılır.
A'râf suresi 16–17. ayetlerde İblis'in insanlara farklı yönlerden yaklaşacağını söylemesi, saptırma çabasının genişliğini gösterir.
Şeytanın temel hedefleri şunlardır:
İnsanı Allah'a karşı isyana yönlendirmek.
Günahları cazip ve önemsiz göstermek.
İbadetleri geciktirmek veya terk ettirmek.
İnsanlar arasında düşmanlık oluşturmak.
Kibir, haset, gösteriş ve gururu körüklemek.
İnsanı Allah'ın rahmetinden ümitsiz bırakmak.
Hak ile batılı birbirine karıştırmak.
İnsanı tövbeden ve manevi gelişimden uzaklaştırmak.
Kur’an'ın cevabı açıktır: Şeytanın insan üzerinde mutlak bir zorlama gücü yoktur.
İbrahim suresi 22. ayette, şeytanın ahirette insanlara kendisinin yalnızca çağrıda bulunduğunu, onların da bu çağrıya uyduğunu söyleyeceği bildirilir.
Bu nedenle şeytanın temel yöntemi vesvese, telkin, aldatma ve kötülüğü süslü göstermedir.
İnsan ise iradesinden ve bilinçli tercihlerinden sorumludur.
Nefis ve şeytan insanı benzer yanlışlara yönlendirebilir. Ancak mahiyetleri, çalışma biçimleri ve insanla ilişkileri farklıdır.
|
Karşılaştırma |
Nefis |
Şeytan |
|---|---|---|
|
Varlığı |
İnsanın kendi benliğinin bir yönü |
İnsandan ayrı bir varlık |
|
Temel eğilimi |
Haz, rahatlık, menfaat ve benlik |
İnsanı hak yoldan saptırmak |
|
Etki biçimi |
Arzu, alışkanlık, duygu ve dürtü |
Vesvese, telkin ve aldatma |
|
Israrı |
Aynı isteğe tekrar dönebilir |
Farklı kötülük yollarını telkin edebilir |
|
Terbiyesi |
Eğitilebilir ve arındırılabilir |
Telkinlerine karşı koyulur |
|
İnsanla ilişkisi |
İnsanın hayatı boyunca kendisiyle birliktedir |
İnsanı etkilemeye çalışan dışsal manevi düşmandır |
Bu tablo, İslam ahlakında yapılan genel ayrımı gösterir. Her düşüncenin kaynağını kesin olarak belirleyen bir yöntem değildir.
Sabah namazı için alarm çaldığını düşünelim.
İçinden şöyle bir istek geçiyor:
“Yatağım çok sıcak, biraz daha uyumak istiyorum.”
Bu istek, nefsin rahatlığa ve uykuya düşkünlüğüyle açıklanabilir.
Ardından şöyle bir düşünce geliyor:
“Bugün kılmasan da olur. Zaten çok yorgunsun. Yarın düzenli başlarsın.”
Bu düşünce, dinî yorum açısından şeytanî telkine örnek olarak değerlendirilebilir.
İlkinde bedensel rahatlık arzusu ön plandadır. İkincisinde ise dinî bir sorumluluğu ertelemeyi haklı gösteren düşünce vardır.
Ancak ikinci düşünce de insanın kendi alışkanlıklarından veya erteleme eğiliminden kaynaklanabilir.
Önemli olan düşüncenin görünmeyen kaynağını kesin olarak bulmak değil, doğru olan davranışı seçmektir.
Nefsin en belirgin eğilimlerini on başlıkta inceleyebiliriz.
Nefis çoğu zaman zahmetli işleri ertelemeye meyleder.
İbadet, çalışma, ilim öğrenme ve sorumluluk gerektiren işlerde kolay olanı seçmek ister.
Fakat dinlenmek kötü değildir. Yanlış olan, dinlenme arzusunun insanı sürekli sorumluluklarından uzaklaştırmasıdır.
İnsan güzel bir ev, araba, kıyafet veya maddi imkân sahibi olmak isteyebilir.
Bu istek meşru sınırlar içerisinde kalırsa normaldir.
Ancak insan malı hayatının tek gayesi haline getirirse, kazanmak için harama yönelirse veya sahip olduklarını paylaşmaktan kaçınırsa nefis terbiyeye muhtaç hale gelir.
İnsan takdir edilmekten hoşlanır.
Fakat nefsin aşırı övgü arzusu, gösterişe ve riyaya dönüşebilir.
Mesela bir insan sadaka verirken yalnızca Allah'ın rızasını değil, başkalarının kendisini cömert görmesini de amaçlayabilir.
Burada yapılması gereken, iyiliği terk etmek değil niyeti düzeltmektir.
Nefis bazen kendisini başkalarından daha bilgili, zengin, başarılı veya değerli görmek ister.
Kibir, insanın kendi kusurlarını görmesini zorlaştırır.
Tevazu ise kişinin sahip olduğu nimetleri inkâr etmesi değil, bunların kendisine verilmiş imkânlar olduğunu bilmesidir.
İnsan haksızlığa uğradığında öfkelenebilir. Bu doğal bir duygudur.
Ancak öfke ölçüsüzleşirse hakarete, zulme ve haksız karşılık vermeye dönüşebilir.
Nefis çoğu zaman affetmeyi zayıflık, intikamı ise güç olarak gösterebilir.
Başkalarının sahip olduğu nimetlerin yok olmasını istemek hasettir.
Bir başkasının başarısını görüp kendisinin de başarılı olmak istemesi ise tek başına haset değildir.
Nefis terbiyesinde önemli olan, başkasının nimetini düşmanlık sebebi yapmamaktır.
Cinsel arzu insanın yaratılışında bulunan doğal bir özelliktir.
İslam, bu arzunun yok edilmesini değil, meşru ve ahlaki sınırlar içerisinde yaşanmasını öğütler.
Nefis bazen malının azalmasından korkarak paylaşmak istemez.
Oysa ihtiyaçları gözeterek dengeli harcama yapmak başka, gerekli yardımlardan sürekli kaçınmak başkadır.
Nefsin en zor fark edilen özelliklerinden biri, insanın kendisini daima haklı görmesidir.
Bir hata yaptığında özür dilemek yerine bahaneler üretebilir.
Nefis terbiyesinin önemli göstergelerinden biri, insanın kendi hatasını kabul edebilmesidir.
İnsanın dünyada çalışması, kazanması ve mutlu olması yanlış değildir.
Ancak bütün hayatı yalnızca maddi kazanç, makam ve geçici zevklerden ibaret görmek manevi açıdan tehlikeli kabul edilir.
Şeytanın telkinleri İslam kaynaklarında farklı biçimlerde anlatılır.

İbadeti erteletmek
“Şimdi değil, daha sonra yaparsın.”
İyilik ve ibadeti sürekli geleceğe bırakma düşüncesini besler.

Günahı küçük göstermek
“Bir defadan bir şey olmaz.”
Yanlış davranışın sonuçlarını önemsiz göstermeye çalışır.

Ümitsizliğe sürüklemek
“Senin artık affedilmen mümkün değil.”
İnsanı tövbeden ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmayı hedefler.

İnsanların arasını bozmak
“Sana bunu yaptı, sen de karşılığını ver.”
Öfke, kin ve düşmanlığı artıran düşünceleri besler.
Şeytanın bir başka aldatma yöntemi de iyi görünen bir davranışı kötü niyetle yaptırmaya çalışmak şeklinde yorumlanır.
Örneğin insan çok ibadet edebilir fakat zamanla kendisini başkalarından üstün görmeye başlayabilir.
Bu durumda ibadetin kendisi iyi olmakla birlikte kibir, manevi kazancı zedeleyen bir tehlikeye dönüşür.
Bu, konunun en önemli bölümüdür.
Öncelikle şunu bilmeliyiz: İnsanın zihninden geçen bir düşüncenin nefisten mi, şeytandan mı, yoksa başka psikolojik ve bedensel sebeplerden mi kaynaklandığını kesin olarak belirleyemeyiz.
Kur’an'da hem nefsin hem de şeytanın vesvesesinden söz edilir.
TDV İslâm Ansiklopedisi
+1
Bununla birlikte bazı işaretler, düşüncenin mahiyetini değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Örneğin:
“Bu tatlıdan daha fazla yemek istiyorum.”
“Bugün hiç çalışmak istemiyorum.”
“Biraz daha uyumak istiyorum.”
Bunlar çoğunlukla doğal bedensel istekler ve nefsin rahatlık eğilimleriyle açıklanabilir.
Ancak aşırılığa dönüşmedikçe günah sayılmazlar.
Örneğin:
“Biraz yalan söylemekten zarar gelmez.”
“Herkes yapıyor, sen de yapabilirsin.”
“Bu kişiye haksızlık etsen bile hak ediyor.”
Bu tür düşünceler şeytanî telkin örnekleri olarak değerlendirilebilir. Fakat insanın kendi çıkarcı düşünme biçimi de aynı gerekçeleri üretebilir.
Örneğin:
“Ben çok günahkârım, artık tövbe etmenin anlamı yok.”
Bu düşünce İslam'ın rahmet ve tövbe anlayışıyla bağdaşmaz.
Zümer suresi 53. ayette Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemesi öğütlenir.
Nefis, alıştığı bir hazza tekrar tekrar yönelebilir.
Şeytanın vesvesesi de tekrar eden düşünceler şeklinde tasvir edilir.
Fakat düşüncenin tekrar etmesi tek başına manevi kaynağını göstermez. Kaygı, stres ve istemsiz düşünceler de tekrar edebilir.
Bu ayrım çok önemlidir.
İnsanın aklına istemeden kötü, çirkin veya inancına aykırı bir düşünce gelebilir.
Böyle bir düşüncenin gelmesi, kişinin onu benimsediği anlamına gelmez.
Düşünceyi bilinçli olarak kabul etmek, ona göre karar vermek ve davranışa dönüştürmek farklı aşamalardır.
Aşağıdaki tablo, nefis ve şeytan ayrımını daha anlaşılır hale getirir.
|
Gelen düşünce veya istek |
Muhtemel açıklama |
|---|---|
|
“Biraz daha uyumak istiyorum.” |
Bedensel ihtiyaç, nefis |
|
“Namazı sürekli erteleyebilirim.” |
Nefsin tembelliği ve şeytanî telkin |
|
“Bu güzel kıyafeti almak istiyorum.” |
Meşru beğenme ve sahip olma arzusu |
|
“Herkesten daha üstün görünmeliyim.” |
Kibir ve benlik arzusu |
|
“Bir defa haram işlesem ne olur?” |
Yanlışı küçümseyen telkin |
|
“Artık Allah beni affetmez.” |
Ümitsizliğe sürükleyen düşünce |
|
“Bana hakaret etti, intikam almalıyım.” |
Öfke, nefis ve kötü telkin |
|
“Sadaka verirsem param azalır.” |
Kaybetme korkusu, cimrilik |
|
“İnsanlar ibadetimi görsün.” |
Gösteriş ve beğenilme arzusu |
|
“Ben zaten herkesten daha dindarım.” |
Kibir ve manevi üstünlük hissi |
|
“İstemediğim kötü bir düşünce geldi.” |
İstemsiz düşünce veya vesvese |
|
“Hata yaptım, tövbe edip düzelmeliyim.” |
Vicdan, muhasebe ve hayra yöneliş |
Bu örneklerdeki açıklamalar kesin teşhis değildir. Özellikle istemsiz düşünceleri şeytanın varlığının doğrudan kanıtı gibi değerlendirmek doğru olmaz.
Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur'da nefis, enaniyet, şeytan ve vesvese üzerinde önemle durur.
Özellikle Sözler adlı eserin Yirmi Birinci Söz'ü, bu konuda önemli açıklamalar içerir.
Risale-i Nur'daki enaniyet ve ubudiyet bahislerinden hareketle nefis terbiyesinin temel esaslarından biri, insanın sahip olduğu nimetlerin gerçek kaynağını bilmesidir.
İnsan bazen şöyle düşünür:
“Ben kazandım.”
“Ben başardım.”
“Ben herkesten daha iyiyim.”
Elbette insan çalışır, gayret eder ve başarı elde eder.
Ancak bu başarıda kendisine verilen aklın, sağlığın, imkânların ve kabiliyetlerin payını unutması, onu kibir ve nankörlüğe sürükleyebilir.
Risale-i Nur'un yaklaşımında insanın vazifesi, kendi aczini ve fakrını tanıyarak Allah'ın kudret ve rahmetine yönelmektir.
Yirmi Birinci Söz'ün İkinci Makamı'nda Bediüzzaman vesvesenin üzerine aşırı derecede gidildikçe büyüyebileceğini açıklar.
Burada dikkat çekici bir ifade vardır:
“Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner.”
Risale-i Nur Külliyatı
+1
Bu açıklamanın günümüz açısından önemli bir karşılığı vardır.
Bir insanın aklına istemediği bir düşünce gelebilir.
Kişi bu düşünceden korkup sürekli olarak “Acaba neden düşündüm?” diye sorgulamaya başlarsa düşünce daha fazla dikkatini çekebilir.
Oysa istemsiz düşünceyi kişinin gerçek niyetiyle aynı kabul etmemek gerekir.
Risale-i Nur'da çok önemli bir ayrım yapılır:
Bir kötülüğün insanın hayalinden geçmesi, o kötülüğü kabul etmesi anlamına gelmez.
Mesela bir insan namaz kılarken zihninden inancına aykırı, çirkin bir düşünce geçtiğini fark edebilir.
Bundan rahatsız olması, o düşünceyi benimsediğini değil, aksine onu istemediğini gösterebilir.
Bediüzzaman, hayalde beliren bir düşünceyle kalbin tasdikini birbirinden ayırır.
eRisale
+1
Bu nedenle istemsiz düşünceler yüzünden insanın kendisini sürekli suçlaması doğru değildir.
Risale-i Nur'un nefis terbiyesine dair açıklamalarından şu temel dersler çıkarılabilir:
İnsan nefsini tamamen masum görmemeli, fakat kendisinden de ümit kesmemelidir.
Kusurlarını kabul etmeli, tövbe etmeli, ibadette istikrar sağlamalı ve güzel ahlakı geliştirmelidir.
Nefsi terbiye etmek, insanın bütün duygularını yok etmesi değildir.
Öfke adalete, sevgi merhamete, mal arzusu helal kazanca, güç isteği ise hayırlı hizmetlere yönlendirilebilir.
Bu ilişkiyi bir örnek üzerinden düşünelim.
Bir insan başka birinin çok güzel bir araba aldığını görüyor.
İlk aşamada kendi içinde bir arzu beliriyor:
“Benim de böyle bir arabam olsun.”
Bu, tek başına kötü bir istek değildir.
İkinci aşamada kıyaslama başlıyor:
“Neden onun var da benim yok?”
Üçüncü aşamada haset ortaya çıkabilir:
“Keşke onun arabası olmasaydı.”
Dördüncü aşamada bu düşünce yanlış davranışlara dönüşebilir:
“Onun hakkında kötü konuşayım, insanlar da onu sevmesin.”
Bu örnekte doğal bir sahip olma arzusu, kontrol edilmediğinde kıskançlığa ve haksızlığa dönüşmektedir.
İslam ahlakına göre şeytan, insanın bu tür zayıf yönlerini kullanarak kötülüğü teşvik edebilir.
Fakat insanın iradesi ve ahlaki sorumluluğu ortadan kalkmaz.

Nefis terbiyesi bir günlük mücadele değildir. Hayat boyunca devam eden bir eğitim sürecidir.
İnsan önce hangi konularda zorlandığını belirlemelidir.
Kimisi öfkesine, kimisi gururuna, kimisi cimriliğine, kimisi tembelliğine yenilebilir.
Kendi zaaflarını tanımak, onları düzeltmenin ilk adımıdır.
Günün sonunda şu sorular üzerinde düşünmek faydalıdır:
Bugün kime haksızlık ettim?
Hangi davranışımda nefsimin arzusunu öne çıkardım?
Hangi iyiliği erteledim?
Nerede sabırlı ve ölçülü davrandım?
Yarın hangi davranışımı düzeltebilirim?
Muhasebe, insanı sürekli suçlamak değil, kendisini geliştirmektir.
Namaz, oruç, dua ve Kur’an okumak, İslam geleneğinde nefis terbiyesinin temel yollarındandır.
Özellikle oruç, insanın her arzusuna hemen uymak zorunda olmadığını öğrenmesine yardımcı olabilir.
Nefis terbiyesi, meşru nimetlerden tamamen uzaklaşmak değildir.
Önemli olan ölçüyü korumak ve yanlış davranışlardan sakınmaktır.
Her istek hemen karşılanmak zorunda değildir.
Örneğin öfkelendiğinde cevap vermeden önce beklemek, gereksiz harcamayı ertelemek ve sorumlulukları zamanında yerine getirmek iradeyi güçlendirebilir.
İnsan sahip olduğu nimetleri fark ettikçe kıskançlık ve doyumsuzlukla daha sağlıklı mücadele edebilir.
Nefis terbiyesinde hatasız olmak değil, hatayı fark edip doğruya dönmek esastır.
Tövbe, insanın geçmiş hatalarından ders çıkararak yeni bir başlangıç yapabilmesine imkân verir.
Kur’an'da şeytanın telkinlerinden Allah'a sığınmak öğütlenir.
Özellikle Nâs ve Felak sureleri, manevi korunma ve Allah'a sığınma bakımından önemlidir.
Mü'minûn suresi 97–98. ayetlerde şeytanların kışkırtmalarından Allah'a sığınma duası yer alır.
Bunun yanında şu ilkeler önemlidir:
Birincisi: Kötü düşünceyi hemen kendi niyetin sayma.
İkincisi: Düşünceyi sürekli analiz ederek büyütme.
Üçüncüsü: Allah'ın rahmetinden ümit kesme.
Dördüncüsü: İbadetlerini korku ve takıntı üzerine değil, bilinç ve samimiyet üzerine kur.
Beşincisi: Hata yaptığında tövbe et ve düzeltici bir adım at.
Altıncısı: Düşüncenin nereden geldiğini sürekli araştırmak yerine davranışının doğruluğuna odaklan.
Önemli bir ayrıntı da şudur: Sürekli tekrar eden, istenmediği halde zihne gelen ve kişiyi rahatsız eden düşünceler bazen psikolojik süreçlerle veya obsesif kompulsif bozuklukla ilişkili olabilir. Böyle durumları otomatik olarak şeytanî etkiye bağlamak doğru değildir. Günlük hayatı zorlaştırıyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almak faydalıdır.
Aşağıdaki kısa değerlendirme, düşüncenin kaynağını kesin belirlemek için değil, nasıl davranacağını seçmek için hazırlanmıştır.
1. Bu düşünce beni açıkça bir haksızlığa veya günaha yönlendiriyor mu?
Evet
Hayır
2. Bu düşünce doğal bir ihtiyaç veya meşru arzu mu?
Evet
Hayır
3. Düşünce istemediğim halde aklıma gelip beni rahatsız mı ediyor?
Evet
Hayır
Yeniden değerlendirBu sorular manevi veya psikolojik teşhis değildir; günlük muhasebe için yardımcı bir çerçevedir.
Bu soruya tek kelimeyle cevap vermek doğru olmaz.
Şeytan, İslam inancında insanın açık düşmanı olarak tanıtılır. Nefis ise insanın kendi içinde terbiye etmesi gereken eğilimleri barındırır.
Şeytanın telkinlerine karşı koymak mümkündür. Nefsin arzuları ise insanın bedeni, alışkanlıkları ve kişiliğiyle yakından ilişkili olduğu için sürekli bir terbiye gerektirir.
Bu sebeple İslam ahlakında nefisle mücadeleye büyük önem verilmiştir.
Ancak insan her kötülüğünü şeytana yükleyemez. Çünkü iradesiyle verdiği kararlardan kendisi sorumludur.
Aynı şekilde her arzusunu da düşman kabul etmemelidir. Allah'ın insana verdiği sevgi, merhamet, çalışma, kazanma ve yaşama arzusu hayırlı işlere yönlendirilebilir.
İnsan, hayatı boyunca nefsinin arzularıyla ve İslam inancında şeytana nispet edilen saptırıcı telkinlerle karşılaşabilir.
Fakat insanın yaratılışında yalnızca kötülüğe eğilim bulunmaz. Akıl, vicdan, irade, merhamet, adalet duygusu ve iyiliği tercih etme kabiliyeti de vardır.
Kur’an'da Şems suresi 9–10. ayetlerde nefsini arındıranın kurtuluşa ereceği, onu kötülüğe gömenin ise ziyana uğrayacağı bildirilir.
Bu ayetler bize insanın manevi sorumluluğunu hatırlatır.
Nefis terbiyesinin hedefi, insanın kendisinden nefret etmesi değildir. Hedef; arzularını tanıması, onları ölçülü kullanması, hatalarını düzeltmesi ve güzel ahlakla olgunlaşmasıdır.
Şeytanla mücadelede ise esas olan, vesveselerin peşinden gitmemek, kötülüğü meşrulaştırmamak ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmemektir.
Bu makalenin en önemli beş sonucu şudur:
Nefis insanın kendi benliğinin bir yönüdür; şeytan ise ondan ayrı bir varlıktır.
Nefsin her isteği kötü değildir; önemli olan isteğin meşru ve ölçülü olmasıdır.
Şeytanın temel yöntemi zorlamak değil, aldatmak ve kötülüğe çağırmaktır.
Bir düşüncenin kaynağını kesin bilmek çoğu zaman mümkün değildir; önemli olan onu benimseyip benimsemediğimiz ve nasıl davrandığımızdır.
Nefis terbiye edilebilir; insan tövbe, ibadet, ilim, irade ve güzel ahlakla manevi bakımdan olgunlaşabilir.
Kur’an-ı Kerim: Yusuf 12:53; Şems 91:7–10; Kıyamet 75:2; Fecr 89:27–30; İbrahim 14:22; Nâs 114:1–6.
Bu konunun devamında özellikle nefsin insanı kandırmak için kullandığı bahaneleri, şeytanın ibadet sırasında verdiği vesveseleri ve Bediüzzaman'ın bunlara karşı sunduğu çareleri ayrı ayrı ayetler, örnekler ve Risale-i Nur açıklamalarıyla daha derinlemesine inceleyebiliriz.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.