- Salih Avcı
- 17.08.2026
İslâm, cinselliği başlı başına kötü, kirli veya utanılması gereken bir şey olarak görmez. Cinsel arzu insanın yaratılışına konulmuş fıtrî bir duygudur. Ancak diğer güçlü duygular gibi bunun da helâl bir çerçevede kullanılması istenir.
Kur’ân-ı Kerîm’de eşler arasındaki yakınlık son derece güzel bir benzetmeyle anlatılır:
هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ
“Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.”
(Bakara, 2/187)
Elbise insanı örter, korur, güzelleştirir ve ona yakın olur. Ayetin eşleri “elbise” olarak nitelemesi, evlilikteki cinsel yakınlığın yalnızca bedensel bir ilişki olmadığını; mahremiyet, güven, sevgi, korunma ve huzur boyutlarının da bulunduğunu gösterir.
Kur’ân ayrıca şöyle buyurur:
“Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet meydana getirmesi de O'nun ayetlerindendir.”
(Rûm, 30/21)
Dolayısıyla İslâm'da cinsel hayatın temel çerçevesi şudur:
Nikâh + sevgi + merhamet + mahremiyet + karşılıklı haklara riayet + haramlardan korunma.
Cinsel arzu yalnızca haz için verilmiş değildir. Birçok hikmeti vardır:
Neslin devam etmesi,
kadın ve erkeğin birbirine yönelmesi,
aile kurumunun kurulması,
eşler arasında yakınlık meydana gelmesi,
insanın zinadan ve başka haramlardan korunması,
eşlerin birbirinde huzur bulması,
sevgi ve bağlılığın kuvvetlenmesi.
Bu sebeple İslâm'ın hedefi şehveti tamamen öldürmek değil, onu terbiye etmektir.
Açlık nasıl yemekle helâl şekilde gideriliyorsa cinsel ihtiyaç da meşru nikâh içerisinde karşılanır.
İslâm'ın dikkat çekici hükümlerinden biri budur.
Resûlullah ﷺ:
“Sizden birinizin cinsel yakınlığında da sadaka vardır.”
buyurmuştur.
Sahâbîler:
“Ey Allah'ın Resûlü! Birimiz şehvetini giderdiğinde bundan sevap mı kazanır?”
diye sordular.
Resûlullah ﷺ, kişi bunu haram yoldan yapsaydı günaha gireceğini; helâl yoldan yaptığında ise ecir kazanacağını bildirdi.
(Sahih Müslim)
Bu hadis çok önemli bir ölçü verir:
Aynı cinsel arzu haram yolda kullanılırsa günah, Allah'ın belirlediği helâl sınırlar içerisinde kullanılırsa sevaba vesile olabilir.
Kur'ân müminleri överken:
“Onlar iffetlerini korurlar. Ancak eşlerine… karşı bunun dışında tutulurlar. Çünkü bundan dolayı kınanmazlar. Kim bunun ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanlardır.”
(Mü’minûn, 23/5-7)
buyurur.
Günümüzde bunun temel uygulanabilir anlamı şudur:
Cinsel ilişkinin meşru zemini sahih nikâhla kurulmuş evliliktir.
Sevgililik, nişanlılık, sözlülük veya “nasıl olsa evleneceğiz” düşüncesi nikâhın hükmünü meydana getirmez.
Bu konu sıkça karıştırılır.
Nişan nikâh değildir.
Nikâh gerçekleşmemişse kadın ve erkek birbirlerine hâlâ namahremdir.
Dolayısıyla sırf nişanlanmış olmak;
cinsel ilişkiyi,
şehvetle dokunmayı,
öpüşmeyi,
mahrem bölgeleri görmeyi,
cinsel içerikli görüntüler paylaşmayı
helâl hâle getirmez.
Ancak usulüne uygun nikâh kıyılmışsa fıkhî bakımdan eş olurlar.
Genel fıkıh kaidesi açısından nikâhlı eşlerin birbirlerinden cinsel bakımdan faydalanmalarında geniş bir helâl alan bulunmaktadır.
Açıkça yasaklanan veya zarar, zorlama gibi başka bir haram unsuru taşıyan davranışlar bunun dışındadır.
Helâldir.
Eşlerin birbirlerine sarılması, öpmesi, sevgi göstermesi evlilik mahremiyetinin doğal parçalarındandır.
Karı-kocanın birbirlerinin bedenlerini görmelerinin caiz olduğu genel kabul görmüştür.
Bu konuda halk arasında dolaşan:
“Eşler birbirlerinin mahrem yerine bakarsa kör olur.”
gibi sözlerin sahih dinî bir dayanağı yoktur.
Eşlerin birbirlerine sevgi ve cinsel yakınlık amacıyla dokunmaları genel olarak helâldir.
Nikâhlı eşlerin normal yoldan cinsel ilişkide bulunmaları helâldir.
Kur'ân şöyle buyurur:
نِسَٓاؤُ۬كُمْ حَرْثٌ لَكُمْ
“Kadınlarınız sizin için bir ekin yeridir…”
(Bakara, 2/223)
Ayet, tefsir ve hadislerle birlikte değerlendirildiğinde ilişkinin meşru yerinin kadın-erkek yaratılışına uygun olan üreme yolu olduğu anlaşılmıştır.
Evlilikte cinsellik yalnızca bir tarafın ihtiyacı olarak görülmemelidir.
Kadının da erkeğin de;
sevgi, yakınlık, ilgi, tatmin ve güzel muamele konusunda hakkı vardır.
İslâmî aile anlayışında:
“Erkek ister, kadın yerine getirir.”
şeklindeki tek taraflı ve kaba bir cinsellik anlayışı eksiktir.
Kur'ân:
“Kadınların, örfe uygun olarak yükümlülüklerine denk hakları vardır.”
(Bakara, 2/228)
buyurur.
İslâm, evlilik içerisindeki cinsel hayatı yalnızca doğrudan cinsel birleşmeden ibaret görmez.
Eşlerin birbirlerine sevgi göstermeleri, güzel söz söylemeleri, öpüşmeleri, sarılmaları ve birbirlerini cinsel ilişkiye psikolojik ve bedensel olarak hazırlamaları helâl alan içerisindedir.
Burada önemli ölçü:
Karşılıklı rıza, nezaket ve zarar vermemektir.
Resûlullah ﷺ eşlerin ilişki öncesinde şu duayı okumalarını öğretmiştir:
بِسْمِ اللّٰهِ، اللّٰهُمَّ جَنِّبْنَا الشَّيْطَانَ، وَجَنِّبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا
Okunuşu:
Bismillâh. Allâhümme cennibne'ş-şeytâne ve cennibi'ş-şeytâne mâ razaktenâ.
Anlamı:
“Allah'ın adıyla. Allah'ım! Şeytanı bizden, bize vereceğin çocuktan da şeytanı uzaklaştır.”
(Buhârî, Müslim)
Bu dua, müminin cinsel hayatının dahi Allah'tan bağımsız ve başıboş bir alan olmadığını gösterir.
Kur'ân yalnızca:
“Zina etmeyin.”
dememiştir.
Daha güçlü bir ifadeyle:
وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى
“Zinaya yaklaşmayın.”
“Çünkü o bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”
(İsrâ, 17/32)
buyurmuştur.
Buradaki “yaklaşmayın” ifadesi son derece önemlidir.
İslâm yalnızca zina fiilini değil, insanı zinaya sürükleyen yolları da kapatmaya çalışır.
Bunların hükmü davranışın mahiyetine göre değişebilmekle beraber Müslüman şu alanlarda özellikle dikkatli olmalıdır:
Şehvet amacıyla harama bakmak,
pornografik görüntüler izlemek,
namahrem biriyle cinsel içerikli konuşmalar yapmak,
cinsel fotoğraf ve video göndermek,
şehvetle dokunmak,
öpüşmek,
gizli cinsel ilişkiler yürütmek,
zina ortamlarına bilerek yaklaşmak.
Resûlullah ﷺ insanın göz, kulak, dil, el ve ayak gibi organlarının da zinaya götüren günahlardan pay alabileceğini bildirmiştir.
(Buhârî ve Müslim'deki ilgili rivayetler)
Bunun anlamı gerçek zina ile bakmanın aynı cezaya sahip olduğu değildir. Hadisin maksadı zinaya götüren organ günahlarının tehlikesini göstermektir.
Kur'ân önce erkeklere:
“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.”
(Nûr, 24/30)
ardından kadınlara:
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.”
(Nûr, 24/31)
buyurur.
Dikkat edilirse emir yalnızca kadınlara veya yalnızca erkeklere verilmemektedir.
İffet iki tarafın da sorumluluğudur.
Pornografi İslâm'ın;
gözleri haramdan koruma,
avreti örtme,
iffeti muhafaza etme,
zinaya yaklaşmama
ilkeleriyle bağdaşmaz.
Pornografik görüntülerde nikâhlı eşi olmayan insanların mahrem bölgelerini şehvet amacıyla seyretmek söz konusudur.
Bu nedenle pornografi:
“Ben kimseyle fiziksel ilişkiye girmiyorum.”
denilerek meşrulaştırılamaz.
Ayrıca pornografinin evlilikte gerçekçi olmayan beklentiler oluşturması, insan bedenini nesneleştirmesi ve eşler arasındaki yakınlığı bozabilmesi gibi ayrıca ciddi zararları olabilir.
Bu konuda fıkıh mezheplerinde ayrıntılı görüşler bulunmaktadır.
Çoğunluk fakihler, özellikle Mü’minûn 5-7 gibi ayetlerden hareketle kişinin kendi kendisini cinsel olarak tatmin etmesini haram veya en azından ciddi şekilde sakınılması gereken bir davranış olarak değerlendirmiştir.
Bazı fakihler ise kişinin zinaya düşmesinden ciddi şekilde korkması ve evlenme imkânının bulunmaması gibi zaruret durumlarında daha hafif değerlendirmelerde bulunmuştur.
Bu nedenle:
“Bütün âlimler her durumda aynı hükmü vermiştir.”
demek ilmî olarak doğru değildir.
Genel ve ihtiyatlı yol, cinsel arzuyu nikâh içerisinde karşılamak; evlenme imkânı bulunmuyorsa oruç, gözleri koruma, harama götüren ortamlardan uzaklaşma gibi yöntemlere başvurmaktır.
Nitekim Resûlullah ﷺ evlenmeye gücü yetmeyen gençlere oruç tutmayı tavsiye etmiştir.
(Buhârî, Müslim)
Bu konuda klasik İslâm fıkhındaki hüküm açıktır:
Kadına anüsten cinsel birleşme haramdır.
Bakara 223. ayetin açıklaması ve bu konuda gelen hadisler çerçevesinde dört Sünnî mezhebin genel hükmü budur.
Dolayısıyla nikâh:
“Eşler birbirlerine karşı her şeyi yapabilir.”
anlamına gelmez.
Nikâhın içerisinde de Allah'ın koyduğu sınırlar vardır.
Kur'ân açıkça:
“Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: O bir rahatsızlıktır. Ay hâlinde kadınlardan uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın.”
(Bakara, 2/222)
buyurur.
Buradaki yasak, eşlerin tamamen birbirlerinden uzaklaşması anlamında değildir.
Hayız sırasında vajinal cinsel birleşme haramdır.
Fakat eşler birbirlerine sevgi gösterebilir, sarılabilir ve öpüşebilirler. Yakınlığın sınırları konusunda mezheplerin ihtiyat ayrıntıları bulunduğundan, özellikle mahrem bölge çevresindeki temaslarda kişinin takip ettiği mezhebin hükmüne göre hareket etmesi uygun olur.
Hayız sona erip gerekli temizlik gerçekleştikten sonra normal cinsel hayat devam eder.
Doğumdan sonraki lohusalık kanamasına nifas denir.
Nifas devam ettiği müddetçe de vajinal cinsel birleşme yapılmaz.
Kanama sona erip dinen gerekli temizlik gerçekleştirildikten sonra eşler cinsel hayatlarına dönebilirler.
Burada önemli bir ayrım vardır.
Helâldir.
Kur'ân:
“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.”
(Bakara, 2/187)
buyurur.
Ramazan orucunu tutarken imsak ile güneş batımı arasında bilerek cinsel ilişkiye girmek haramdır ve orucu bozar.
Bunun fıkıhta kaza ve kefaret gibi ayrıca ciddi hükümleri bulunmaktadır.
Dolayısıyla:
Ramazan gecesi → helâl
Oruçlu olunan gündüz → haram
Hac veya umre ihramında bulunan kişinin cinsel ilişkiye girmesi yasaktır.
Kur'ân:
“Hacda cinsel ilişki, günaha sapma ve kavga yoktur.”
(Bakara, 2/197)
buyurur.
İhramın hangi aşamasında hangi davranışın hangi sonucu doğuracağı ise hac fıkhının ayrıntılı hükümlerindendir.
Nikâh eşler arasında haklar meydana getirir; fakat nikâh zulüm ruhsatı değildir.
Kur'ân:
“Onlarla iyi geçinin.”
(Nisâ, 4/19)
buyurur.
Resûlullah ﷺ de aileye güzel davranmayı üstün ahlâkın ölçülerinden biri olarak göstermiştir.
Bu nedenle cinsel hayatta;
fiziksel şiddet,
tehdit,
aşağılamak,
korkutmak,
bilerek zarar vermek,
hastalık veya ciddi zarar hâlini önemsememek
İslâm'ın muâşeret bi'l-ma'rûf, yani eşle güzel ve meşru şekilde yaşama prensibiyle bağdaşmaz.
Eşlerin cinsel hakları vardır; ancak bu haklar merhamet, karşılıklılık ve zarar vermeme ilkeleriyle birlikte anlaşılmalıdır.
Diğer taraftan cinsel hayatı yalnızca:
“Benim bedenim, istediğimi yaparım.”
şeklinde tamamen bireysel bir meseleye indirgemek de İslâmî evlilik anlayışını tam yansıtmaz.
Nikâh iki taraf için de birtakım haklar ve sorumluluklar meydana getirir.
Bu nedenle makul bir sebep olmaksızın eşini sürekli reddetmek, cinselliği cezalandırma veya manipülasyon aracı hâline getirmek evlilik hukukuna zarar verebilir.
Ancak hastalık, ciddi yorgunluk, psikolojik sıkıntı, zarar görme korkusu, hayız ve dinen geçerli başka mazeretler ayrıca değerlendirilmelidir.
Doğru denge: Ne zorbalık ne de eşin meşru ihtiyacını sürekli önemsememektir.
İslâm'da cinsel mahremiyet son derece önemlidir.
Resûlullah ﷺ kıyamet gününde Allah katında kötü durumda bulunan insanlardan birinin, eşiyle mahrem ilişki yaşadıktan sonra eşinin sırrını başkalarına yayan kişi olduğunu bildirmiştir.
(Sahih Müslim)
Dolayısıyla arkadaş ortamlarında;
eşinin cinsel davranışlarını anlatmak,
bedeninin mahrem özelliklerinden söz etmek,
cinsel ilişkinin ayrıntılarını paylaşmak,
eşini bu konuda küçük düşürmek
son derece sakıncalıdır.
Yatak odasında olan yatak odasında kalmalıdır.
Bunun istisnası, gerçek bir sağlık, hukuk veya fetva ihtiyacı nedeniyle gerekli ölçüde doktor, uzman veya güvenilir bir âlime bilgi verilmesidir.
Modern çağda ayrıca önemli bir mesele ortaya çıkmıştır.
Eşlerin mahremiyetlerini dijital ortamda kaydetmeleri ciddi risk taşır.
Telefon kaybolabilir, hesap ele geçirilebilir, bulut hesabı sızdırılabilir veya görüntüler istemeden üçüncü kişilerin eline geçebilir.
Bu nedenle mahrem fotoğraf ve videoların kaydedilmemesi mahremiyetin korunması açısından çok daha güvenli ve ihtiyatlıdır.
Nikâhlı eşlerin birbirlerine helâl olması, üçüncü kişilerin bu görüntülere ulaşma ihtimalini önemsiz hâle getirmez.
Burada iki durum ayrılmalıdır.
Başkalarının görmeyeceği şekilde eşlerin birbirlerine sevgi ve yakınlık içeren mesajlar göndermesi esas itibarıyla evlilik mahremiyeti içerisinde değerlendirilir.
Fakat mahrem görüntü gönderme konusunda dijital güvenlik tehlikesi sebebiyle ciddi ihtiyat gerekir.
Şehvet uyandıran cinsel konuşmalar, mahrem fotoğraflar ve benzeri davranışlar iffet ve zinaya yaklaşmama ilkeleriyle bağdaşmaz.
Doğum kontrolünün bütün çeşitlerine tek bir hüküm vermek doğru değildir.
Sahâbe döneminde azil yani erkeğin boşalmadan önce geri çekilmesi biliniyordu.
Câbir (r.a.), Resûlullah ﷺ döneminde azil yaptıklarını bildirmiştir.
(Buhârî, Müslim)
Buradan hareketle fakihler, geçici doğum kontrol yöntemlerini belirli şartlarla caiz görmüşlerdir.
Genel olarak;
eşlerin karşılıklı anlaşması,
ciddi sağlık zararı meydana getirmemesi,
haram bir yöntem içermemesi
gibi şartlar dikkate alınır.
Kalıcı kısırlaştırma ise tıbbî zorunluluk bulunmadığı sürece farklı ve daha ağır bir hükümdür.
Bu iki konu birbirine karıştırılmamalıdır.
Doğum kontrolü, gebeliğin oluşmasını engellemeye çalışır.
Kürtaj, oluşmuş gebeliğe müdahaledir.
Bu nedenle kürtajın hükmü çok daha ağırdır ve gebeliğin süresi, annenin hayatı ve tıbbî zorunluluk gibi durumlara göre ayrıca değerlendirilir.
Özellikle ruh üflenmesiyle ilişkilendirilen 120 günlük dönem, klasik fıkıhta önemli bir sınır olarak ele alınmıştır.
Bu konu bireysel vakalarda güvenilir hekim ve ehil bir fetva merciinin birlikte değerlendirmesini gerektirir.
Cinsel ilişkiden sonra namaz gibi ibadetler için gusül gerekir.
Boşalma olmasa bile cinsel birleşme gerçekleşmişse gusül gerekir.
Aynı şekilde cinsel birleşme olmaksızın meni gelmesi durumunda da genel olarak gusül gerekir.
Kur'ân:
“Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin.”
(Mâide, 5/6)
buyurur.
Bu husus özellikle bilinmelidir.
Cünüplük günah değildir.
Helâl bir cinsel ilişkinin ardından insan cünüp olur. Dolayısıyla cünüplük manevî anlamda “kirli insan” olmak demek değildir.
Cünüplük belirli ibadetleri yapmadan önce gusül gerektiren hükmî bir hâldir.
Eşlerin aynı zaman diliminde tekrar cinsel ilişkiye girmeleri helâldir.
Hadislerde yeniden ilişkiye girmek isteyen kişinin arada abdest almasının güzel olduğu bildirilmiştir.
Sonrasında gusül alınabilir.
İslâm temizlik dinidir.
Cinsel hayatta da;
beden temizliği,
ağız ve diş temizliği,
güzel koku,
mahrem bölge temizliği,
çamaşır ve yatak temizliği
eşe karşı güzel davranışın bir parçası hâline gelir.
Kişinin eşinden güzel görünmesini beklerken kendisini tamamen ihmal etmesi doğru değildir.
Kur'ân:
“Kadınların, örfe uygun olarak yükümlülüklerine denk hakları vardır.”
(Bakara, 2/228)
buyurur.
İbn Abbas'tan aktarılan meşhur anlayışta kişinin, eşinin kendisi için süslenmesini sevdiği gibi kendisinin de eşi için güzel görünmesini sevdiği belirtilir.
Bu çok güzel bir aile prensibidir:
Kadın kocası için, erkek de karısı için kendisine bakmalıdır.
Hayâ, eşlerin birbirlerinden utanıp cinselliği yaşayamaz hâle gelmeleri değildir.
İslâm'daki hayâ:
Haram karşısında utanmak ve mahremiyeti korumaktır.
Nikâhlı eşlerin birbirlerine sevgi göstermeleri hayâsızlık değildir.
Fakat yatak odasındaki mahremiyeti yabancılara taşımak hayâ ve edebe aykırıdır.
Evlilik içerisindeki davranışların değerlendirilmesinde birkaç temel soru sorulabilir:
1. Açık bir haram var mı?
2. Eşlerden birine zarar veriyor mu?
3. Zorlama veya zulüm bulunuyor mu?
4. Üçüncü bir kişinin mahremiyete katılması söz konusu mu?
5. Haram görüntü veya kişiler kullanılıyor mu?
6. Evlilik mahremiyetini ihlal ediyor mu?
Bu ölçüler, modern dönemde ortaya çıkan pek çok yeni cinsel meseleye yaklaşmak için temel bir çerçeve oluşturur.
Nikâh iki eş arasında özel bir mahremiyet oluşturur.
Başka bir kadın veya erkeğin fiilen cinsel ilişkiye dahil edilmesi zina ve başka ağır haramları meydana getirir.
Dolayısıyla eşlerin karşılıklı rıza göstermesi haramı helâl yapmaz.
Bu önemli bir kaidedir:
İki kişinin razı olması, Allah'ın haram kıldığı bir şeyi helâl hâle getirmez.
Bu konuda klasik fıkıhta bugünkü teknolojik biçimleriyle doğrudan hükümler bulunmadığından çağdaş âlimlerin değerlendirmelerinde ayrıntılar ve farklılıklar vardır.
Genel değerlendirmelerde;
eşler arasındaki mahremiyet,
zarar vermeme,
haram bir fiile benzememe veya onu içermeme,
bağımlılık hâline gelmeme,
eşin yerini alacak şekilde evlilik ilişkisini bozmama
gibi hususlar dikkate alınır.
Bu nedenle her ürüne ve her kullanım şekline tek bir hüküm vermek yerine somut durumun ehil bir fıkıh uzmanına sorulması daha doğrudur.
Bu meselede “bütün âlimler kesin olarak helâl demiştir” veya “bütün âlimler kesin haram demiştir” şeklinde genelleme yapmak doğru değildir.
Klasik ve çağdaş fıkıh değerlendirmelerinde farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Eşler arasındaki genel istimtâ (birbirinden faydalanma) serbestisini esas alanlar bulunmakla birlikte; necaset, sağlık, edep, zarar ve tiksinti gibi hususlar sebebiyle mekruh veya sakıncalı değerlendirmeler de yapılmıştır.
Bu sebeple kişinin mezhebine ve güvendiği ilmî fetva merciine göre hareket etmesi en sağlıklı yoldur.
Zorlama ve zarar ise hiçbir durumda meşru değildir.
İslâm'ın önemli kaidelerinden biri:
“Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.”
anlamındaki fıkhî ilkedir.
Bulaşıcı bir hastalığı olduğunu bilen kişinin bunu gizleyerek eşini ciddi sağlık tehlikesine atması İslâm'ın dürüstlük ve zarar vermeme ilkeleriyle bağdaşmaz.
Cinsel hayatta emanet, dürüstlük ve sağlık sorumluluğu da vardır.
Cinsellikle ilgili sorunları konuşmak hayâsızlık değildir.
Eşler;
beklentilerini,
rahatsız oldukları davranışları,
korkularını,
ihtiyaçlarını,
sağlık problemlerini
birbirleriyle nezaket içerisinde konuşabilmelidir.
Problem devam ediyorsa mahremiyet korunarak doktor, aile danışmanı veya güvenilir bir din âliminden yardım alınabilir.
Resûlullah ﷺ gençlere çok açık bir yol göstermiştir:
“Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü bu, gözü haramdan daha iyi korur ve iffeti daha iyi muhafaza eder. Gücü yetmeyen ise oruç tutsun...”
(Buhârî, Müslim)
Buradan önemli bir program çıkar:
Gözü korumak → haram görüntülerden uzaklaşmak → yalnızlığı haram içerikle doldurmamak → oruç → faydalı meşguliyet → mümkün olduğunda evlilik.
| Davranış | Genel hüküm |
|---|---|
| Nikâhlı eşlerin normal cinsel ilişkisi | Helâl |
| Eşlerin öpüşmesi ve sarılması | Helâl |
| Eşlerin birbirlerine bakması | Helâl |
| Eşlerin birbirlerine dokunması | Helâl |
| Eşlerin birbirini cinsel olarak mutlu etmesi | Helâl |
| İlişki öncesi sevgi ve yakınlık | Helâl |
| Ramazan gecesi ilişki | Helâl |
| Geçici doğum kontrolü | Şartlarına göre caiz |
| Zina | Kesin haram |
| Nikâhsız cinsel ilişki | Kesin haram |
| Anal birleşme | Haram |
| Hayız sırasında vajinal ilişki | Haram |
| Nifas sırasında vajinal ilişki | Haram |
| Ramazan orucu sırasında gündüz ilişki | Haram |
| Pornografi | Haram |
| Namahreme şehvetle bakmak | Haram |
| Nikâhsız cinsel dokunma ve öpüşme | Haram |
| Eşin yatak sırrını yaymak | Haram / ağır şekilde yasaklanmış |
| Cinsel şiddet ve zarar verme | Haram |
| Üçüncü kişiyi cinsel ilişkiye katmak | Haram |
| Mastürbasyon | Çoğunluğa göre haram; bazı zaruret değerlendirmeleri vardır |
| Oral yakınlık | Fıkhî ayrıntı ve ihtilaf vardır |
| Mahrem görüntü kaydetmek | Ciddi mahremiyet riski; sakınmak en güvenli yoldur |
Risale-i Nur'da insanın kuvvelerinden söz edilirken kuvve-i şeheviye üzerinde de durulur.
İnsandaki şehvet duygusuna yaratılıştan kesin bir sınır konulmadığı; bu kuvvenin vahyin ve şeriatın terbiyesi altına alınması gerektiği anlatılır.
Bu kuvvenin ifratı insanı harama ve fücura sürükleyebilir.
Tefriti, yani tamamen körelmesi ise helâl olana dahi isteksizlik hâline dönüşebilir.
İstenen orta yol ise iffettir.
Bu bakımdan Risale perspektifindeki temel denklem şöyledir:
Şehvetin sınır tanımaması.
Meşru olana dahi arzunun tamamen körelmesi.
Helâline istekli olmak, haramdan sakınmak.
Dolayısıyla İslâm'ın hedefi:
“Cinselliği yok etmek” değil, “cinselliği iffete dönüştürmektir.”
Risale-i Nur'un muhabbet anlayışı burada daha derin bir bakış kazandırır.
İnsan eşini yalnızca bedeni ve güzelliği için severse yaşlanma, hastalık ve güzelliğin azalması sevgiyi sarsabilir.
Fakat eşini;
Allah'ın emaneti, hayat arkadaşı, ahiret yolculuğundaki refiki, çocuklarının annesi veya babası ve İlâhî rahmetin bir hediyesi
olarak görürse sevgi yalnızca bedene dayanmaz.
Böyle bir evlilikte cinsellik de:
şehvet → sevgi → şefkat → sadakat → aile → ibadet
istikametinde yükselir.
İslâm iki uç anlayışı da kabul etmez.
Birinci uç:
“Cinsellik kötüdür; mümkün olduğunca bastırılmalıdır.”
İslâm bunu söylemez.
İkinci uç:
“İki yetişkin razıysa her şey serbesttir.”
İslâm bunu da kabul etmez.
İslâm'ın çizdiği yol:
Cinsellik Allah'ın insana verdiği fıtrî bir nimettir; fakat bu nimet nikâh, iffet, merhamet ve helâl-haram sınırları içerisinde kullanılmalıdır.
Sağlıklı bir evlilikte şu unsurlar birbirinden ayrılmamalıdır:
İman
↓
Nikâh
↓
Muhabbet
↓
Güven
↓
Hayâ ve mahremiyet
↓
Karşılıklı anlayış
↓
Cinsel yakınlık
↓
Sadakat
↓
Şefkat
↓
Huzurlu aile
Kur'ân'ın evlilik için kullandığı “meveddet ve rahmet” — sevgi ve merhamet kavramları bu yüzden çok önemlidir.
Cinsellik sevginin yerine geçmemelidir.
Cinsellik sevginin evlilik içerisindeki ifadelerinden biri olmalıdır.
İslâm'da cinsellik başıboş bırakılmadığı gibi bütünüyle bastırılması gereken kötü bir duygu olarak da görülmez.
Allah insana şehvet vermiş, fakat onun kullanılacağı helâl alanı da göstermiştir.
Nikâhlı eşine yönel → helâl.
Eşine sevgi ve şefkat göster → güzel ahlâk.
Eşinin cinsel hakkını gözet → aile hukukunun parçası.
Mahremiyeti koru → emanet.
Harama bakma → iffet.
Zinaya yaklaşma → takvâ.
Pornografiden korun → gözün ve kalbin iffeti.
Hayız ve nifasın yasak sınırına riayet et → Allah'ın hükmüne teslimiyet.
Anal ilişkiden uzak dur → haram sınırını korumak.
Eşine zarar verme ve zorlama → zulümden sakınmak.
Yatak odasının sırlarını yayma → mahremiyeti korumak.
Cinsel arzunu nikâhla meşru hâle getir → fıtratı doğru kullanmak.
Ve bütün konunun özünü Kur'ân'ın şu muhteşem ifadesi özetler:
هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ
“Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.”
(Bakara, 2/187)
Eş, yalnızca cinsel ihtiyacın giderildiği kişi değildir.
Eş; insanın ayıbını örten, onu haramdan koruyan, yalnızlığını gideren, sevgisini paylaşan, bedenine ve ruhuna yakın olan hayat arkadaşıdır.
İslâm'ın hedeflediği cinsel hayat da tam olarak budur:
Kur'ân: Bakara 2/187, 2/222-223, 2/228; Nisâ 4/19; Mâide 5/6; İsrâ 17/32; Mü’minûn 23/5-7; Nûr 24/30-31; Rûm 30/21.
Hadis kaynakları: Sahih Buhârî, Sahih Müslim ve ilgili nikâh, hayız, taharet ve âdâb bölümleri.
Fıkhî çerçeve: Dört Sünnî mezhebin genel hükümleri esas alınmış; ihtilaf bulunan mastürbasyon, oral yakınlık, doğum kontrolü gibi konularda ihtilaf ayrıca belirtilmiştir.
Risale-i Nur: İşârâtü'l-İ'câz ve ilgili bahislerde kuvve-i şeheviye, ifrat-tefrit-vasat ve iffet anlayışı; ayrıca aile ve muhabbet bahislerinin genel yaklaşımı.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.