- Salih Avcı
- 21.02.2023
İnsan, çoğu zaman farkına bile varmadan dakikada defalarca nefes alıp verir. Uyurken, konuşurken, yürürken ve çalışırken bu faaliyet devam eder. Bir nefes birkaç saniye sürer; fakat o birkaç saniyenin arkasında hava yollarının açık tutulması, havanın temizlenmesi, ısıtılması ve nemlendirilmesi, milyonlarca küçük hava keseciğine dağıtılması, oksijen ile karbondioksitin değiştirilmesi, kanın akciğerlere uygun miktarda gönderilmesi ve bütün bunların sinir sistemi tarafından ihtiyaca göre ayarlanması vardır.
Modern bilim akciğerin nasıl çalıştığını büyük bir ayrıntıyla ortaya koymaktadır. Tefekkür nazarı ise bu düzeni yalnız mekanik bir olay olarak değil; ölçü, hikmet, rahmet, yardımlaşma ve hayatın devamına hizmet eden muazzam bir sistem olarak okumaya imkân verir.
Bu makalede akciğeri hem bilimsel bilgiler ışığında hem de Kur'ân ve Risale-i Nur'daki tefekkür anlayışından hareketle ele alacağız.
Akciğerler göğüs boşluğunda, kalbin iki yanında bulunan süngerimsi ve son derece esnek organlardır. Sağ ve sol akciğer tamamen aynı değildir.
Sağ akciğer üç loba, sol akciğer ise iki loba sahiptir. Bunun önemli sebeplerinden biri kalbin göğüs kafesinde sola doğru yer kaplamasıdır. Sol akciğerde kalbe yer açan özel bir girinti bulunur.
Burada bile organların birbirinden bağımsız değil, aynı bedenin parçaları olarak birbirlerine göre konumlandırıldığını görürüz.
Akciğerler ayrıca göğüs kafesi tarafından korunur. Kaburgalar, omurga, göğüs kemiği ve çevredeki kaslar hassas akciğer dokusunun çevresinde adeta koruyucu bir yapı meydana getirir.
Kalbin yerleşimi ile akciğerlerin şekli arasında bile bir uyum vardır. Organlardan birinin konumu diğerinin yapısında hesaba katılmış gibidir.
Risale-i Nur'un kâinata bakışında sıkça üzerinde durulan noktalardan biri budur: Bir şey yalnız kendi başına değil, başka şeylerle olan münasebetleriyle beraber değerlendirilir.
İnsan bedeni de böyle bir bütünlük gösterir.
Bir nefes aldığımızda hava doğrudan akciğer dokusuna ulaşmaz. Önce son derece düzenli bir yolculuktan geçer:
Burun → yutak → gırtlak → soluk borusu → ana bronşlar → küçük bronşlar → bronşçuklar → alveoller
Bu yolculuğun her aşamasının ayrı bir görevi vardır.
Burun havayı filtrelemeye, ısıtmaya ve nemlendirmeye yardım eder. Soluk borusu havayı akciğerlere taşır. Bronşlar havayı sağ ve sol akciğere dağıtır. Daha küçük hava yolları ise havayı akciğerlerin derinliklerine kadar ulaştırır.
Son durak alveollerdir.
Fakat asıl hayranlık uyandırıcı gaz alışverişi burada başlar.
Soluk borusu göğüs içerisinde iki ana bronşa ayrılır.
Bronşlar tekrar tekrar dallanır.
Bu dallanma:
Soluk borusu
↓
Ana bronşlar
↓
Daha küçük bronşlar
↓
Bronşçuklar
↓
Daha küçük bronşçuklar
↓
Alveol kanalları
↓
Alveoller
şeklinde devam eder.
Bu görünüş adeta ters çevrilmiş bir ağacı hatırlatır.
Ağacın gövdesi soluk borusu, büyük dalları bronşlar, küçük dalları bronşçuklar, uç kısımları ise alveoller gibidir.
Bu dallanmanın çok önemli bir sonucu vardır:
Tek bir girişten alınan hava, akciğerlerin geniş iç yüzeyine dağıtılabilir.
Bu geometrik düzen, küçük bir göğüs boşluğu içerisinde çok büyük bir gaz değişim yüzeyi oluşturulmasına katkıda bulunur.
Akciğerlerin en dikkat çekici yapılarından biri alveollerdir.
Alveoller, bronşçukların uçlarında bulunan mikroskobik hava kesecikleridir. Akciğerlerde yüz milyonlarca alveol bulunabilir.
Bu kadar çok küçük keseciğin oluşturulmasının önemli sonuçlarından biri çok geniş bir toplam yüzey alanının meydana gelmesidir.
Gaz alışverişi için yalnız geniş yüzey yetmez. Alveol duvarlarının da çok ince olması gerekir.
Gerçekten de alveoller ile onları çevreleyen kılcal damarlar arasındaki bariyer son derece incedir.
Böylece oksijenin izleyeceği mesafe çok kısa tutulur.
Bir an için aldığımız havadaki tek bir oksijen molekülünü takip edelim.
Oksijen:
Atmosfer
→ burun
→ soluk borusu
→ bronşlar
→ bronşçuklar
→ alveol
→ alveol duvarı
→ kılcal damar
→ kan
→ alyuvar
→ hemoglobin
→ kalp
→ dokular
yolunu takip eder.
Akciğerlerde oksijen, alveollerden kana doğru difüzyonla geçer.
Aynı sırada dokularda metabolizma sonucu oluşan karbondioksit ters yönde hareket eder:
Dokular → kan → kalp → akciğer kılcalları → alveoller → dışarı verilen hava
Böylece her nefeste iki yönlü bir alışveriş gerçekleşir.
Oksijen
Karbondioksit
Akciğer tek başına yeterli değildir.
Akciğerin çalışmasının anlam kazanması için kan dolaşımı gerekir.
Kalbin sağ tarafına gelen oksijeni azalmış kan, akciğer atardamarı aracılığıyla akciğerlere gönderilir.
Akciğerlerde kan:
karbondioksitin bir kısmını bırakır, oksijen alır.
Ardından oksijenlenmiş kan akciğer toplardamarlarıyla kalbin sol tarafına döner.
Kalp de bu kanı bütün vücuda pompalar.
Böylece:
Akciğer oksijenlendirir → kalp dağıtır → damarlar taşır → hücreler kullanır.
Bu durum insan bedenindeki yardımlaşmanın güzel örneklerinden biridir.
Bir organ diğerinden bağımsız düşünülemez.
Oksijenin yalnız kana geçmesi yeterli değildir. Dokulara verimli biçimde taşınması gerekir.
Burada alyuvarların içindeki hemoglobin devreye girer.
Hemoglobin oksijene bağlanabilir.
Akciğerlerde oksijenin bol olduğu ortamda hemoglobin oksijen yüklenir. Kan dokulara ulaştığında ise şartlara bağlı olarak oksijenin bırakılması kolaylaşır.
Böylece akciğer, kan ve hemoglobin arasında muazzam bir görev paylaşımı meydana gelir.
Birinin eksikliği diğer sistemlerin faaliyetini etkiler.
Alveoller küçücük yapılardır. İç yüzeyleri nemlidir.
Burada fiziksel bir problem ortaya çıkar: yüzey gerilimi.
Eğer buna karşı özel bir mekanizma bulunmasaydı alveollerin özellikle nefes verme sırasında kapanmaya eğilimi artabilirdi.
Akciğerlerde bazı özel hücreler sürfaktan adı verilen maddeleri salgılar.
Sürfaktan yüzey gerilimini azaltarak alveollerin açık kalmasını kolaylaştırır ve solunum işini azaltır.
Bu küçük ayrıntı son derece önemlidir.
Çünkü bazen hayatın devamı büyük organlardan ziyade, mikroskobik seviyedeki ince ayarlara bağlıdır.
Akciğerler sürekli hareket eder.
Her nefeste genişler ve küçülürler.
Böylesine sürekli hareket eden bir organın çevredeki dokularla sürtünmesi problem oluşturabilirdi.
Akciğerlerin yüzeyi ve göğüs duvarının iç kısmı plevra adı verilen zarlarla kaplıdır. Bu yapılar arasında çok az miktarda sıvı bulunur.
Bu düzenleme akciğerlerin göğüs duvarıyla uyumlu hareket etmesine yardımcı olur ve sürtünmeyi azaltır.
Akciğerlerin önemli bir özelliği şudur:
Akciğer dokusu havayı kendi başına aktif biçimde içine çekmez.
Göğüs kafesinin hacmi değiştirilir.
Bu işte en önemli yapılardan biri diyaframdır.
Diyafram göğüs boşluğu ile karın boşluğu arasında bulunan kubbe biçiminde büyük bir kastır.
Diyafram kasılır ve aşağı doğru hareket eder.
Göğüs boşluğunun hacmi artar.
Basınç değişimi sonucunda hava akciğerlere girer.
Diyafram gevşer.
Akciğerlerin ve göğüs kafesinin elastik özelliklerinin de katkısıyla hava dışarı çıkar.
Bütün bunlar gün boyunca binlerce kez gerçekleşir.
Çoğu zaman insan bunun farkında bile değildir.
İnsanın her nefes için bilinçli olarak karar vermesi gerekmez.
"Şimdi nefes al."
"Şimdi nefes ver."
diye düşünmeyiz.
Beyin sapındaki solunumla ilgili sinir ağları nefes ritminin oluşturulmasında temel rol oynar.
Kandaki özellikle karbondioksit düzeyi ve buna bağlı pH değişiklikleri, ayrıca oksijen durumu çeşitli algılayıcı sistemler aracılığıyla takip edilir.
İhtiyaç arttığında solunum buna göre ayarlanabilir.
Örneğin koşmaya başladığınızda kasların enerji ihtiyacı yükselir. Metabolizma hızlanır. Solunum ve dolaşım sistemleri buna cevap verir.
Nefes daha hızlı ve daha derin hâle gelebilir.
Bu uyum homeostazın, yani bedenin iç dengesini koruma faaliyetinin güzel örneklerinden biridir.
Her gün soluduğumuz hava tamamen temiz değildir.
Havada:
toz,
polen,
mikroorganizmalar,
çeşitli parçacıklar
bulunabilir.
Buna karşı solunum yollarında önemli savunma mekanizmaları vardır.
Mukus tabakası bazı parçacıkların tutulmasına yardım eder.
Hava yollarındaki mikroskobik siller ise koordineli hareketlerle bu maddelerin yukarı doğru taşınmasına katkıda bulunur.
Buna bazen mukosiliyer temizleme sistemi denir.
Daha derin bölgelerde ise alveoler makrofajlar gibi bağışıklık hücreleri savunmaya katılır.
Böylece akciğer yalnız gaz alışverişi yapan pasif bir kese değildir.
Aynı zamanda dış çevreyle sürekli temas eden ve kendisini korumaya çalışan dinamik bir organdır.
Öksürük çoğu zaman rahatsız edici görülür.
Fakat öksürük aynı zamanda güçlü bir koruyucu reflekstir.
Solunum yollarına tahriş edici veya yabancı bir madde geldiğinde sinirsel mekanizmalar devreye girer ve güçlü hava akımı meydana getirilebilir.
Amaç yabancı maddenin dışarı atılmasına yardımcı olmaktır.
Bu açıdan öksürük yalnız bir rahatsızlık değil, uygun durumda koruyucu bir savunma mekanizmasıdır.
Akciğerlerin vazifesi yalnız oksijen almak değildir.
Konuşmanın meydana gelmesinde de akciğerlerden gelen hava akımı temel öneme sahiptir.
Akciğerlerden çıkan hava gırtlaktan geçerken ses tellerinin titreşmesine yardım eder. Oluşan ses; dil, dudaklar, ağız ve diğer yapılar tarafından şekillendirilir.
Böylece:
Akciğer → hava akımı
Gırtlak → ses
Dil ve ağız → kelimeler
Beyin → mana
şeklinde hayranlık uyandıran bir bütünlük ortaya çıkar.
İnsan "teşekkür ederim" derken bile birçok organın ortak çalışmasını kullanmaktadır.
Akciğerler ne sert bir yapıdadır ne de kontrolsüz biçimde gevşektir.
Solunum için uygun mekanik özelliklere sahip olmaları gerekir.
Nefes alınırken genişleyebilmeli, nefes verilirken de elastik geri çekilme kuvvetlerinden yararlanabilmelidir.
Bu dengenin bozulduğu hastalıklarda nefes almak veya vermek güçleşebilir.
Dolayısıyla sağlıklı solunum:
hava yollarının açıklığı + uygun elastikiyet + sağlam alveoller + yeterli kan dolaşımı + çalışan solunum kasları + sinirsel kontrol
gibi birçok unsurun aynı anda düzgün işlemesine bağlıdır.
Bir alveolü büyüterek inceleyebilseydik son derece ince bir organizasyon görürdük.
Alveollerde farklı görevler üstlenen hücreler bulunur.
Örneğin Tip I alveol hücreleri gaz alışverişine uygun ince yüzeyin büyük bölümünü meydana getirir.
Tip II alveol hücreleri ise sürfaktan üretiminde önemli rol oynar.
Kılcal damarların iç yüzünü oluşturan hücreler, kan ile alveol havası arasındaki çok ince bariyerin diğer tarafında bulunur.
Makrofajlar savunmaya katılır.
Dolayısıyla küçücük bir alveolde bile:
mimari + fizik + kimya + dolaşım + bağışıklık
birlikte çalışmaktadır.
Bir insan "sadece nefes alıyorum" diyebilir.
Fakat tek bir nefes için bile birçok sistemin katkısı gerekir:
Sinir sistemi → solunum ritmini düzenler.
Kas sistemi → diyafram ve diğer solunum kaslarını çalıştırır.
İskelet sistemi → göğüs kafesinin mekanik yapısını oluşturur.
Solunum sistemi → havayı alveollere ulaştırır.
Dolaşım sistemi → gazları taşır.
Kan → oksijeni hemoglobin aracılığıyla taşır.
Bağışıklık sistemi → solunum yollarını tehditlere karşı korur.
Böbrekler ve diğer düzenleyici sistemler → asit-baz dengesinin uzun süreli kontrolüne katkıda bulunur.
Dolayısıyla nefes, tek bir organın değil, bütün bedenin koordineli faaliyetidir.
Akciğerlerin nihai hizmeti kendilerine değildir.
Aldıkları oksijen:
beyne,
kalbe,
kaslara,
karaciğere,
böbreklere
ve diğer dokulara taşınır.
Hücreler enerji üretiminde oksijenden yararlanır.
Bu faaliyetlerin sonucunda oluşan karbondioksitin önemli bölümü tekrar kana verilir ve akciğerlere taşınarak dışarı atılır.
Böylece akciğerlerin her nefesi aslında vücuttaki çok sayıdaki hücreye hizmet eder.
Kur'ân insanı kendi yaratılışı üzerinde düşünmeye çağırır:
"İnsan neden yaratıldığına bir baksın."
(Târık, 86/5)
Başka bir ayette:
"Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır. Kendi nefislerinizde de. Hâlâ görmeyecek misiniz?"
(Zâriyât, 51/20-21)
Buradaki "kendi nefislerinizde" ifadesi, insanın kendi varlığının da tefekkür için büyük bir alan olduğunu hatırlatır.
Akciğer bu açıdan son derece dikkat çekici bir örnektir.
İnsan dışarıdaki havayı içine alır; fakat havanın içerisindeki oksijeni hücrelerine ulaştırabilmek için çok katmanlı bir sistem çalışır.
Risale-i Nur'un tefekkür metodunda insan bedeni çoğu yerde İlâhî isim ve sıfatların tecellilerini okumaya vesile olan bir eser olarak ele alınır.
Bu bakış açısından akciğer yalnızca:
"Oksijen alıp karbondioksit atan bir organ"
olarak görülmez.
Onun yapısındaki ölçü, düzen, yardımlaşma, iktisat, koruma ve gayeye uygunluk üzerinde de düşünülür.
Burada bilimsel açıklama ile teolojik yorumun alanlarını ayırmak önemlidir: Bilim, mekanizmaları araştırır ve test eder; imanî tefekkür ise bu mekanizmalardaki düzen ve hikmeti yaratılış açısından yorumlar.
Bu çerçevede akciğer üzerinde birkaç önemli tefekkür penceresi açılabilir.
İnsan uyurken dahi nefes almaya devam eder.
İnsan:
"Ben şimdi uyuyacağım, solunumumu kontrol etmeye devam etmeliyim."
diye düşünmez.
Bilinç devreden büyük ölçüde çekildiğinde bile hayatı sürdüren otomatik sistemler çalışmaya devam eder.
Tefekkür nazarı bunu insanın hayatını kendi kudretiyle idare etmediğini hatırlatan kuvvetli bir ders olarak okuyabilir.
Akciğerde birçok özellik belirli fonksiyonlara son derece uygundur:
Alveollerin çokluğu → geniş yüzey alanı.
İnce gaz değişim bariyeri → hızlı difüzyon.
Kılcal damar ağı → kanla yakın temas.
Sürfaktan → yüzey geriliminin azaltılması.
Bronş ağacı → havanın geniş bir alana dağıtılması.
Mukus ve siller → temizleme.
Göğüs kafesi → koruma.
Diyafram → ventilasyon.
Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde organın parçalarının ortak bir amaca hizmet ettiği görülür.
Tefekkür açısından bu hikmet ve gayelilik, Hakîm ismini hatırlatan bir pencere olarak okunabilir.
İnsan büyük makineler yapabilir.
Fakat akciğerdeki olaylar mikroskobik seviyelerde, sürekli ve canlı dokular içerisinde gerçekleşmektedir.
Bir tarafta hava, diğer tarafta kan vardır.
İkisi doğrudan birbirine karışmadan gaz alışverişi yapılır.
Aynı anda kalp kanı pompalar, diyafram hareket eder, sinir sistemi ritmi ayarlar ve hücreler oksijeni kullanır.
Tefekkür nazarı bütün bunları birbirinden kopuk olaylar olarak değil, tek beden içinde gerçekleşen bütüncül bir faaliyet şeklinde değerlendirir.
Akciğer yalnız kendi yapısına uygun çalışmaz.
Faaliyeti bütün bedenin ihtiyacıyla bağlantılıdır.
İnsan dinlenirken ihtiyaç başka, koşarken başkadır.
Yüksekliğe çıkıldığında atmosfer şartları değişir.
Hastalıkta ihtiyaçlar değişebilir.
Solunum sistemi bunlara çeşitli fizyolojik cevaplar verir.
Bu açıdan bedenin farklı bölgelerinden gelen bilgilerin değerlendirilmesi ve uygun cevabın meydana gelmesi, tefekkür nazarında ilim, ölçü ve düzen kavramlarını hatırlatır.
Akciğer tek başına yaşayamaz.
Kalp olmadan akciğerin aldığı oksijen dağıtılamaz.
Kan olmadan taşınamaz.
Hemoglobin olmadan verimli taşıma büyük ölçüde bozulur.
Sinir sistemi olmadan düzenli kontrol aksar.
Diyafram olmadan ventilasyon ciddi şekilde etkilenir.
Hücreler olmadan oksijenin taşınmasının gayesi kalmaz.
Bu karşılıklı bağımlılık, Risale-i Nur'un sıkça dikkat çektiği kâinattaki yardımlaşma ve dayanışma fikri açısından okunabilir.
Bir parçanın vazifesi bütüne, bütünün düzeni de parçaya bağlıdır.
Şimdi yalnızca bir nefesi düşünelim.
Nefes almak için:
Atmosferde uygun gazlar bulunmalıdır.
Hava yolları açık olmalıdır.
Diyafram çalışmalıdır.
Akciğer genişlemelidir.
Alveoller açık kalmalıdır.
Kılcal damarlar kan taşımalıdır.
Kalp atmalıdır.
Hemoglobin oksijeni bağlamalıdır.
Damarlar kanı dokulara götürmelidir.
Hücreler oksijeni kullanabilmelidir.
Beyin bütün sistemin düzenlenmesine katılmalıdır.
Dolayısıyla:
Bir nefes, bütün bedenle bağlantılıdır.
Tefekkür açısından buradan daha geniş bir mana çıkarılabilir:
İnsan yalnız akciğerine değil, havaya; hava atmosfere; atmosfer dünyaya; dünya da çok daha geniş kozmik şartlara bağlıdır.
Böyle bakıldığında küçücük bir nefes, insan ile kâinat arasındaki bağlantının günlük bir göstergesine dönüşür.
Gündelik dilde:
"Ben nefes alıyorum."
deriz.
Bu ifade pratik olarak doğrudur.
Fakat biyolojik ayrıntılara indiğimizde insanın bilinçli iradesinin bu faaliyetin yalnız sınırlı bir kısmına müdahale ettiğini görürüz.
İnsan nefesini bir süre bilinçli olarak değiştirebilir.
Fakat:
alveollerini tek tek açmaz,
hemoglobine oksijen bağlatmaz,
kılcal damarları tek tek yönetmez,
sürfaktan moleküllerini bilinçli üretmez,
alyuvarlarını tek tek yönlendirmez.
Bunların büyük kısmı insanın şuurundan bağımsız fizyolojik sistemlerle yürütülür.
Bu durum tefekkür açısından insana aczini ve kendisine verilen hayat nimetinin büyüklüğünü hatırlatabilir.
Nefes çoğu zaman ancak zorlaştığında fark edilir.
Sağlıklı olduğumuzda nefes almak sıradan görünür.
Oysa sıradan dediğimiz şey:
binlerce bronşçuk,
yüz milyonlarca alveol,
çok geniş kılcal damar ağı,
milyonlarca alyuvar,
hemoglobin,
sinir sistemi,
diyafram,
göğüs kafesi
ve atmosfer arasında kesintisiz bir iş birliğinin sonucudur.
Kur'ân'daki:
"Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız onları sayamazsınız."
(Nahl, 16/18)
hakikati açısından bakıldığında tek bir nefesin içerisinde bile birçok nimet tabakası görülebilir.
Akciğer hastalıklarını tefekkür açısından ele almanın doğru yolu hastalığı küçümsemek veya her hastalığa basit bir manevi sebep yüklemek değildir.
Hastalıkların biyolojik sebepleri vardır ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme gerekir.
Fakat hastalıklar, sağlıklı durumda fark etmediğimiz mekanizmaların önemini anlamamıza yardımcı olabilir.
Astım hava yollarının açıklığının,
zatürre sağlıklı alveollerin,
amfizem elastik yapının,
pulmoner fibrozis uygun akciğer dokusunun,
çeşitli dolaşım bozuklukları ise akciğer-kan ilişkisinin
ne kadar önemli olduğunu gösterebilir.
Sağlık böylece yalnız "hastalık bulunmaması" değil, çok sayıda sistemin dengeli çalışması olarak daha iyi anlaşılır.
Akciğer bize yalnız anatomi öğretmez.
Tefekkür edildiğinde bazı ahlâkî ve manevi çağrışımlara da kapı açabilir.
Yardımlaşma: Akciğer kalple, kalp kanla, kan hücrelerle beraber çalışır.
İktisat: Gaz değişimi çok ince ve verimli bir yapı üzerinden gerçekleştirilir.
Temizlik: Solunum yollarında sürekli savunma ve temizleme mekanizmaları vardır.
Denge: Oksijen, karbondioksit, pH, solunum hızı ve dolaşım arasında hassas ilişkiler bulunur.
Devamlılık: Hayatın temel faaliyetleri gece-gündüz sürdürülür.
Acziyet: İnsan kendi bedenindeki milyarlarca işlemi bilinçli olarak yönetemez.
Şükür: Sıradan sandığımız nefesin büyük bir nimet olduğu anlaşılır.
Akciğerleri yalnız iki adet süngerimsi organ olarak görmek eksik kalır.
Onların içinde dallanan bronş ağacı, bronşçuklar, yüz milyonlarca alveol, kılcal damarlar, sürfaktan, savunma hücreleri ve çok hassas gaz alışveriş mekanizmaları bulunmaktadır.
Fakat daha önemlisi, akciğer bütün bunları tek başına yapmaz.
Akciğer havaya, hava atmosfere; akciğer kalbe, kalp kana; kan hemoglobine, hemoglobin hücrelere; bütün sistem ise sinirsel ve kimyasal düzenlemelere bağlıdır.
Bilim bize bu sistemin nasıl işlediğini gittikçe daha ayrıntılı biçimde öğretmektedir. Kur'ânî ve Risale-i Nur merkezli tefekkür ise bu bilgiyi hikmet, rahmet, ölçü, yardımlaşma ve nimet açısından okumaya davet eder.
Böylece sıradan görünen bir nefes bile büyük bir tefekkür dersine dönüşür:
Nefes alıyoruz; fakat nefesin meydana gelmesi için gerekli sistemlerin hiçbirini kendi irademizle kurmuş değiliz.
Belki bu sebeple insan bazen yalnız birkaç saniye durup aldığı nefesi düşünmelidir.
Hava geliyor.
Akciğer genişliyor.
Oksijen kana geçiyor.
Kalp onu dağıtıyor.
Hücreler ondan faydalanıyor.
Karbondioksit geri getiriliyor.
Akciğer onu dışarı veriyor.
Ve bu faaliyet, biz uyurken bile devam ediyor.
Kur'ân'ın "Kendi nefislerinizde de [âyetler vardır]. Hâlâ görmeyecek misiniz?" (Zâriyât 51/21) hitabı açısından insan akciğeri, gerçekten üzerinde uzun uzun düşünülmeye değer muazzam bir tefekkür penceresidir.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.