- Salih Avcı
- 21.02.2023
İnsan bedeninde bazı organlar tek bir ana vazifeyle öne çıkarken, pankreas aynı anda iki büyük sistemi yöneten çok yönlü bir salgı bezidir. Bir taraftan yediğimiz besinlerin parçalanması için gerekli sindirim sıvılarını üretir; diğer taraftan insülin ve glukagon gibi hormonlarla kandaki şeker seviyesinin dengelenmesine katkıda bulunur. Bu iki vazifenin aynı küçük organda, birbirine karışmadan ve ihtiyaca göre düzenlenmesi, insan fizyolojisindeki dikkat çekici koordinasyon örneklerinden biridir. (Türkiye Klinikleri)
Görseller hakkında not: Aşağıdaki görseller özellikle Türkçe etiketli kaynaklardan seçilmiştir. Makalede anatomik yapı isimlerini de mümkün olduğunca Türkçe kullandım; gereksiz Latince terimlere yer vermedim.


Pankreas, midenin arkasında, karın boşluğunun arka tarafında bulunan uzun ve yassı bir organdır. Sağ tarafta onikiparmak bağırsağı, sol tarafta ise dalak ile yakın komşuluk gösterir.
Pankreasın temel bölümleri Türkçe olarak baş, boyun, gövde ve kuyruk şeklinde ifade edilebilir. Baş kısmı onikiparmak bağırsağının oluşturduğu kavsin içine yerleşirken kuyruk kısmı dalağa doğru uzanır. Organın içinden geçen pankreas kanalı ise üretilen sindirim salgılarının bağırsağa taşınmasında görev yapar. (Marmara Katalogu)
Bu yerleşim son derece işlevseldir. Çünkü pankreasın sindirim için ürettiği salgının kullanılacağı yer, mideden çıkan besinlerin ulaştığı onikiparmak bağırsağıdır.
Pankreasın en dikkat çekici özelliklerinden biri, birbirinden oldukça farklı iki vazifeyi birlikte yürütmesidir.
Dış salgı görevi: Sindirim enzimleri ve bikarbonattan zengin sıvı üretir ve bunları kanallar vasıtasıyla onikiparmak bağırsağına gönderir.
İç salgı görevi: Başta insülin ve glukagon olmak üzere hormonlar üretir ve bunları doğrudan kana verir. (Türkiye Klinikleri)
Dolayısıyla pankreası adeta iki ayrı fabrikanın aynı yapı içerisinde çalışması şeklinde düşünebiliriz.
Bir bölüm:
“Besinleri nasıl parçalayacağız?”
sorusuna hizmet ederken diğer bölüm:
“Kandaki şekeri nasıl dengede tutacağız?”
sorusuna cevap veren fizyolojik mekanizmanın parçasıdır.


Yemek yediğimizde sindirim yalnızca mide tarafından gerçekleştirilmez. Mideden çıkan besinler onikiparmak bağırsağına geçtiğinde pankreasın salgıları devreye girer.
Pankreas sıvısında besinlerin farklı kısımlarını parçalayabilecek çeşitli enzimler bulunur.
| Besin | Pankreasın katkısı | Temel görev |
|---|---|---|
| Karbonhidrat | Amilaz | Nişasta ve benzeri karbonhidratların parçalanmasına yardım eder |
| Yağ | Lipaz | Yağların sindirilmesine yardım eder |
| Protein | Protein parçalayan enzimler | Proteinleri daha küçük parçalara ayırır |
| DNA ve RNA | Nükleik asit parçalayan enzimler | Nükleik asitlerin parçalanmasına katkıda bulunur |
Böylece tek bir pankreas salgısı içerisinde farklı besin türlerine yönelik özel araçlar bulunur. (turkcerrahi)
Burada çok dikkat çekici bir koruma mekanizması vardır.
Proteinleri parçalayabilen bazı pankreas enzimleri pankreasın içinde doğrudan aktif biçimde bulunsaydı, organın kendi proteinlerine zarar verme tehlikesi ortaya çıkabilirdi.
Bunun yerine bazı protein parçalayıcı enzimler etkisiz öncül biçimde üretilir.
Örneğin:
Tripsinojen → Tripsin
şeklindeki etkinleşme esas olarak ince bağırsakta gerçekleşir.
Tripsin meydana geldikten sonra başka sindirim enzimi öncüllerinin etkinleşmesine de yardım eder.
Böylece güçlü protein parçalayıcı faaliyet büyük ölçüde ihtiyaç duyulan yerde, yani bağırsak boşluğunda ortaya çıkar. Bu düzen pankreasın kendi dokusunun korunmasına katkıda bulunur. (Nek)
Pankreasın vazifesi yalnızca enzim göndermek değildir.
Mide, besinleri sindirebilmek için oldukça asitli bir ortam meydana getirir. Fakat bu asitli içerik onikiparmak bağırsağına geçtiğinde bağırsak ortamının korunması ve pankreas enzimlerinin uygun şartlarda çalışabilmesi gerekir.
Burada pankreasın başka bir önemli salgısı devreye girer:
Pankreas kanallarındaki hücrelerin salgıladığı bikarbonattan zengin sıvı, mideden gelen asidik içeriğin nötrleştirilmesine yardımcı olur. (Türkiye Klinikleri)
Böylece birbirini tamamlayan bir sistem ortaya çıkar:
Mide → asitli sindirim ortamı oluşturur.
Pankreas → bağırsağa bikarbonat gönderir.
Bağırsak → sindirimin sonraki aşamalarını gerçekleştirir.
Organların faaliyetleri birbirinden bağımsız değil, birbirini tamamlayan bir bütün hâlindedir.
Pankreasın büyük kısmı dış salgı görevine ayrılmıştır. Burada sindirim enzimlerini üreten küçük salgı birimleri bulunur.
Bu hücrelerin ürettiği salgılar küçük kanalcıklara aktarılır.
Küçük kanallar birleşir.
Daha büyük kanallar meydana gelir.
Sonunda salgı ana pankreas kanalına ulaşır ve buradan onikiparmak bağırsağına gönderilir.
Dolayısıyla mikroskobik ölçekte üretilen maddeler, dallanmış bir kanal ağı vasıtasıyla doğru hedefe taşınmaktadır. (Türkiye Klinikleri)
Pankreas yalnızca sindirim organı değildir.
Dokunun içinde küçük hücre kümeleri bulunur. Bunlara Langerhans adacıkları denir.
Bu hücreler sindirim enzimlerini bağırsaklara göndermek yerine hormon üretip doğrudan kan dolaşımına verirler.
Başlıca hücrelerden:
Beta hücreleri → insülin
Alfa hücreleri → glukagon
Delta hücreleri → somatostatin
üretir.
Bunların yanında pankreas polipeptidi üreten hücreler de bulunmaktadır. (turkcerrahi)
Bu küçük hücre toplulukları özellikle enerji metabolizmasının düzenlenmesinde büyük önem taşır.
Yemek yediğimizi düşünelim.
Özellikle karbonhidrat içeren bir öğünden sonra bağırsaklardan kana glikoz geçer ve kan şekeri yükselmeye başlar.
Pankreastaki beta hücreleri bu değişime cevap vererek insülin salgısını artırır.
İnsülin, glikozun özellikle kas ve yağ dokusundaki hücrelere alınmasını kolaylaştıran ve karaciğerde glikozun depolanmasını destekleyen metabolik süreçlerin temel düzenleyicilerindendir.
Neticede kan glikozunun normal aralığa dönmesine yardımcı olur.
Basitleştirirsek:
Yemek → kan şekeri yükselir → pankreas bunu algılar → insülin artar → glikozun kullanımı ve depolanması artar → kan şekeri düşme yönünde düzenlenir.
Bu sistem sürekli çalışan bir geri bildirim mekanizmasıdır.
İnsan sürekli yemek yemez.
Gece uyurken, öğün aralarında veya uzun süre aç kaldığımızda bağırsaklardan kana sürekli glikoz gelmez.
Bu durumda pankreasın başka hücreleri devreye girer.
Alfa hücreleri glukagon salgılar.
Glukagon özellikle karaciğerde depolanmış glikojenin parçalanmasını ve gerektiğinde yeni glikoz üretimini destekleyerek kan glikozunun yükselmesine yardımcı olur.
Bu nedenle insülin ile glukagonun birçok etkisi birbirinin karşıtı gibi görünse de esasen aynı hedefe hizmet eder:
Bunu bir terazinin iki kefesi gibi düşünebiliriz:
Kan şekeri yükseldiğinde → insülin etkisi artar.
Kan şekeri düştüğünde → glukagon etkisi önem kazanır.
Bu karşılıklı düzenleme, vücudun iç dengeyi koruma mekanizmalarının güzel örneklerinden biridir.
Kan şekerinin düzenlenmesi yalnızca sindirimle ilgili değildir.
Glikoz birçok hücre için önemli bir enerji kaynağıdır; beyin de normal şartlarda enerji ihtiyacının önemli bölümünü glikozdan karşılar.
Bu nedenle kandaki glikozun aşırı yükselmemesi kadar aşırı düşmemesi de önemlidir.
Pankreas, karaciğer, kaslar, yağ dokusu, bağırsaklar, böbrekler ve hormon sistemi birlikte çalışarak enerji dengesinin sürdürülmesine katkıda bulunur.
Pankreas bu büyük metabolik ağın merkezî organlarından biridir.
Bir lokma ekmek yediğimizi düşünelim.
1. Besin ağızda parçalanmaya başlar.
2. Mideye ulaşır ve burada asitli ortamla karşılaşır.
3. Mideden çıkan besin onikiparmak bağırsağına geçer.
4. Bağırsaktan gelen hormonal ve sinirsel sinyaller pankreas salgısını düzenler.
5. Pankreas bikarbonattan zengin sıvı göndererek asitli içeriğin nötrleştirilmesine katkıda bulunur.
6. Pankreasın sindirim enzimleri karbonhidrat, yağ ve proteinlerin parçalanmasına yardım eder.
7. Sindirim sonucu ortaya çıkan küçük moleküller bağırsaktan emilir.
8. Glikoz kana geçtiğinde kan şekeri yükselmeye başlar.
9. Pankreasın beta hücreleri buna insülin salgısını artırarak cevap verir.
10. Glikozun kullanılması ve depolanması düzenlenir.
Böylece tek bir öğünde pankreasın sindirim ve hormon üretme görevleri peş peşe ve koordineli biçimde çalışır.
Pankreasa tefekkür nazarıyla bakıldığında yalnızca etten meydana gelmiş bir bez değil; ölçü, zamanlama, haberleşme ve denge içerisinde çalışan biyolojik bir sistem görülür.
Dikkat çekici olan yalnızca insülinin üretilmesi değildir.
Ne zaman üretileceği, ne kadar salgılanacağı ve hangi değişikliğe cevap verileceği de önemlidir.
Aynı şekilde sindirim enziminin bulunması tek başına yeterli değildir.
Enzimin:
doğru hücrede üretilmesi,
uygun şekilde saklanması,
kanallara verilmesi,
bağırsağa taşınması,
gerektiğinde etkinleşmesi
ve uygun ortamda çalışması gerekir.
Bu basamakların herhangi birindeki ciddi bozukluk bütün sistemi etkileyebilir.
İmanî tefekkür açısından insan bedeni, birbirinden habersiz maddelerin tesadüfen bir araya geldiği bağımsız parçalar topluluğu olarak değil; birbirine yardım eden ve ortak bir gayeye hizmet eden sistemler bütünü olarak okunabilir.
Pankreas buna güzel bir örnektir.
Pankreas mideyi dikkate almadan çalışamaz.
Bağırsaklardan gelen sinyallere cevap verir.
Karaciğer metabolizmasıyla ilişkilidir.
Kan dolaşımına hormon verir.
Kas ve yağ dokusunun enerji kullanımını etkiler.
Bütün bunlar insan bedenindeki yardımlaşma, ölçü ve düzeni düşündürür.
Risale-i Nur'un tefekkür yönteminde canlıların organ ve sistemlerindeki düzen, hikmet ve yardımlaşma; ilim, irade, kudret ve rahmetin eserleri olarak okunur. Bu yaklaşım bilimsel mekanizmanın yerine geçmez; bilimin ortaya koyduğu mekanizmalar üzerinde “Bu düzen bize neyi düşündürüyor?” sorusunu sorar.
Bir beta hücresini düşünelim.
Bu hücrenin:
kandaki glikoz değişikliklerine cevap vermesi,
insülin üretmesi,
insülini paketlemesi,
uygun zamanda salgılaması
ve bunu diğer hücrelerle uyum içerisinde gerçekleştirmesi gerekir.
Beta hücresi insanın ne yediğini “bilmez”.
Karaciğerin nerede olduğunu “bilmez”.
Kas hücrelerinin enerji ihtiyacını “hesaplamaz”.
Fakat bütün sistemin toplamında son derece düzenli bir metabolik cevap meydana gelir.
Tefekkür açısından burada dikkat çekici nokta budur:
Şuursuz hücrelerin faaliyetlerinden, bütün bedenin faydasına yönelik düzenli bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
Pankreasın sağlıklı çalışması hem sindirim hem de metabolizma bakımından önemlidir.
Pankreasın hormon üreten hücrelerinin işlevinin bozulması veya vücudun insüline yeterince cevap verememesi diyabetle ilişkili süreçlere yol açabilir.
Dış salgı fonksiyonunun ciddi şekilde bozulması ise yağ, protein ve diğer besinlerin sindiriminde sorunlara neden olabilir.
Pankreas iltihabı ise pankreatit olarak adlandırılır ve ciddi seyredebilir.
Şiddetli veya sürekli üst karın ağrısı, özellikle sırta yayılan ağrı, tekrarlayan kusma, sarılık veya açıklanamayan kilo kaybı gibi belirtilerde tıbbi değerlendirme gerekir.
Pankreasın yapısını özetlediğimizde karşımıza olağanüstü derecede yoğun bir iş bölümü çıkar:
Sindirim enzimi üretir.
Bikarbonat salgılar.
Protein, yağ ve karbonhidrat sindirimine katkıda bulunur.
Kan şekerindeki değişiklikleri algılayan hücrelere sahiptir.
İnsülin salgılar.
Glukagon salgılar.
Diğer hormonlarla kendi faaliyetlerini düzenler.
Karaciğer, bağırsak, mide, kas ve yağ dokusuyla koordineli çalışır.
Üstelik bunların büyük bölümü bizim irademiz dışında gerçekleşir.
Gece uyurken de pankreas görev başındadır.
Yemekten sonra da çalışır.
Açlıkta da metabolik dengeye katkıda bulunur.
Biz pankreasımıza:
“Şimdi insülin salgıla.”
veya
“Şimdi sindirim enzimi gönder.”
demeyiz.
Bedenimizdeki fizyolojik sistemler ihtiyaca göre bunu otomatik olarak düzenler.
İnsan pankreası yalnızca bir “sindirim bezi” değildir.
O, aynı anda sindirim laboratuvarı, salgı merkezi ve metabolik denge sisteminin önemli bir parçası olarak çalışır.
Mideden gelen asidik içeriğin bağırsakta uygun hâle getirilmesinden yağların ve proteinlerin sindirilmesine, yemekten sonra yükselen kan şekerinin düzenlenmesinden açlık dönemindeki enerji dengesine kadar çok farklı hadiselerde görev üstlenir.
Modern biyoloji bize bu faaliyetlerin nasıl gerçekleştiğini ayrıntılarıyla göstermektedir. Tefekkür ise bunun yanında başka sorular sordurur:
Bu kadar farklı vazife nasıl aynı organda birbirine karışmadan yürütülüyor?
Mikroskobik hücreler bedenin genel ihtiyacına nasıl uygun cevap verebiliyor?
Sindirim sistemi, dolaşım sistemi, karaciğer ve hormon sistemi arasındaki bu koordinasyon nasıl korunuyor?
İnsan kendi bedenindeki bu sistemi inceledikçe, Kur'ân'ın insanı kendi yaratılışı üzerinde düşünmeye davet eden yaklaşımını daha derinden hissedebilir.
Bir lokmanın sindirilmesinden kandaki bir damla glikozun dengelenmesine kadar insan bedeninde ölçülü, düzenli ve birbirine bağlı binlerce faaliyet devam etmektedir. Pankreas ise bu büyük düzenin küçük fakat son derece önemli merkezlerinden biridir.
Kısaca: Pankreasın büyüklüğü sınırlıdır; fakat üstlendiği vazifeler bedenin tamamını ilgilendirecek kadar büyüktür.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.