- Salih Avcı
- 21.02.2023
İnsan Midesinin Hikmetli Yapısı ve Faaliyetleri
İnsan bedenine dikkatle bakıldığında, her organın yalnızca bir et parçası olmadığı; çok ince dengeler, ölçüler ve karşılıklı yardımlaşmalar içinde çalıştığı görülür. Mide de bu hakikatin en dikkat çekici örneklerinden biridir. Gün içinde defalarca yemek yeriz; fakat yediğimiz lokmanın mideye ulaştıktan sonra geçirdiği olağanüstü safhaları çoğu zaman fark etmeyiz.
Mide, besini yalnızca içine alan bir kese değildir. Aynı zamanda onu depolayan, öğüten, karıştıran, kimyasal olarak işleyen, mikroplara karşı savunma sağlayan, kendi dokusunu güçlü asitten koruyan ve besini bağırsaklara kontrollü şekilde aktaran canlı bir laboratuvar gibidir.
Kur’ân-ı Kerîm insanı kendi yaratılışı üzerinde düşünmeye davet eder:
“Kendi nefislerinizde de deliller vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?”
Zâriyât, 51/21
Bu ayet, insanın kendi bedeninin de büyük bir tefekkür alanı olduğunu gösterir. Mideye bu nazarla bakıldığında biyolojik bilgi, imanî tefekkür için bir pencereye dönüşür.
Mide, yemek borusu ile ince bağırsağın başlangıç bölümü arasında bulunan kaslı bir organdır. Şekli ve hacmi sabit değildir. Yemek yendiğinde genişleyebilir, boşken küçülebilir.
Bu esnek yapı son derece önemlidir. Çünkü insan her öğünde aynı miktarda yemek yemez. Mide buna göre kendisini ayarlayabilir.
Midenin iç yüzeyi kıvrımlıdır. Bu kıvrımlar, mide boşken daha belirgindir; besin geldiğinde açılarak genişlemeye katkı sağlar.
Tefekkür açısından burada şu hakikat düşünülebilir:
Rızık yaratıldığı gibi, rızkı kabul edecek organ da ona uygun biçimde yaratılmıştır.
Yani yalnızca yiyecek nimet değildir. O yiyeceği sindirebilecek mide de ayrı bir nimettir.
Mide duvarında güçlü kas tabakaları vardır. Bu kaslar ritmik olarak kasılarak besini mide salgılarıyla karıştırır.
Ağızda çiğnenen yiyecek mideye geldiğinde henüz vücudun kullanabileceği hâlde değildir. Mide onu sürekli karıştırır, ezer ve daha küçük parçalar hâline getirir.
Bu hareketler insanın iradesiyle gerçekleşmez.
İnsan:
“Şimdi mide kasım kasılsın.”
demez.
Buna rağmen mide kendi vazifesini düzenli biçimde yerine getirir.
Risale-i Nur’un tefekkür yönteminde bu durum çok anlamlıdır. Çünkü şuursuz hücrelerin ve kas liflerinin şuurlu bir gayeye hizmet eden işler yapması, sebeplerin arkasındaki ilim ve iradeyi düşündürür.
Mide, hidroklorik asit salgılar. Bu asit mide ortamını çok asidik hâle getirir.
Bu ortamın önemli faydaları vardır. Proteinlerin çözülmesine yardımcı olur, sindirim enzimlerinin çalışmasına uygun ortam hazırlar ve besinlerle gelen birçok mikroorganizmaya karşı savunmaya katkıda bulunur.
Fakat burada dikkat çekici bir soru ortaya çıkar:
Bu kadar güçlü bir asit mideyi neden eritmez?
Cevap, midenin koruyucu sistemlerinde saklıdır.
Mide iç yüzeyinde koruyucu bir mukus tabakası bulunur. Ayrıca bikarbonat salgısı mide yüzeyine yakın bölgede asidin etkisini azaltır.
Mide hücreleri sıkı bağlantılarla birbirine tutunur. Böylece asidin daha derin dokulara geçmesi zorlaşır.
Yüzey hücreleri de sürekli yenilenir.
Yani sistemde aynı anda iki zıt görünen faaliyet vardır:
Asit üretimi ve asitten korunma.
Bu denge, insan bedenindeki “mizan” hakikatinin güzel örneklerinden biridir.
Kur’ân’da kâinattaki ölçü ve dengeye dikkat çekilir:
“Göğü yükseltti ve mizanı koydu.”
Rahmân, 55/7
Bu ayetin doğrudan mideyi anlattığını söylemek doğru olmaz. Fakat Kur’ân’ın dikkat çektiği ölçü ve denge hakikati, insan bedeninde de açık biçimde görülür.
Mide proteinlerin sindirimine yardım eden pepsin adlı enzimi kullanır.
Fakat bu enzim doğrudan aktif hâlde üretilmez. Önce pepsinojen adı verilen daha pasif bir biçimde salgılanır. Daha sonra asidik ortamda aktifleşir.
Bunun hikmeti açıktır.
Eğer hücre güçlü sindirim enzimini doğrudan aktif biçimde üretseydi, kendi dokusuna zarar verme ihtimali artardı.
Burada üç aşamalı ince bir düzen vardır:
üretim, güvenli taşıma, uygun yerde aktifleşme.
Bu durum, insanın yaptığı ileri güvenlik sistemlerini hatırlatır.
Ancak bedendeki bu düzen insanın müdahalesi olmadan gerçekleşmektedir.
Mide, içeriğini ince bağırsağa bir anda göndermez.
Besin belli ölçülerde ve kontrollü biçimde bağırsağa aktarılır.
Çünkü bağırsakların sindirim ve emilim kapasitesinin de bir sınırı vardır.
Burada organlar arası büyük bir koordinasyon görülür.
Mide bağırsaktan haber alır. Bağırsak içeriğin yapısına göre mide boşalmasını etkiler. Özellikle yağlı yiyeceklerde boşalma daha yavaş olabilir.
Bu bize bedenin parçalarının birbirinden bağımsız olmadığını gösterir.
Mide, bağırsak, pankreas, karaciğer, sinir sistemi ve hormonlar birlikte hareket eder.
Risale-i Nur’da sıkça dikkat çekilen teavün, yani yardımlaşma hakikati burada canlı bir örnek hâlinde görülür.
Mide yalnızca yiyeceği işleyen bir organ değildir. Beyinle sürekli iletişim hâlindedir.
Özellikle vagus siniri, sindirim sistemi ile beyin arasındaki önemli iletişim yollarından biridir.
Yemeği görmek, koklamak veya düşünmek bile bazen sindirim sistemini harekete geçirebilir.
Demek ki insan daha lokmayı yutmadan beden hazırlığa başlamaktadır.
Bu koordinasyon tefekkür açısından dikkat çekicidir:
Göz görür.
Burun koklar.
Beyin değerlendirir.
Ağız tükürük salgılar.
Mide hazırlanır.
Bağırsak, pankreas ve karaciğer sonraki aşamalarda görev alır.
Farklı organlar tek bir gaye için birlikte çalışır.
Mide hormon üreten bir organdır.
Gastrin, mide salgılarının ve sindirim faaliyetlerinin düzenlenmesinde görev alır.
Ghrelin ise açlık ve enerji dengesiyle ilişkili önemli hormonlardan biridir.
Yani mide sadece bir “sindirim torbası” değildir.
Aynı zamanda vücudun enerji yönetimi ve haberleşme sisteminin parçasıdır.
Bu durum insan bedenindeki organların tek görevli değil, çok yönlü yaratıldığını gösterir.
Midenin çok önemli görevlerinden biri de intrinsik faktör adı verilen proteini üretmesidir.
Bu protein, B12 vitamininin daha sonra ince bağırsakta emilebilmesi için gereklidir.
Burada çok dikkat çekici bir bağlantı vardır.
Mide bugün bir madde üretir.
O maddenin asıl görevi ise ileride bağırsakta ortaya çıkar.
B12 vitamini de kan hücreleri ve sinir sistemi için önemlidir.
Yani midede meydana gelen bir işlem, dolaylı olarak sinir sistemini ve kan yapımını etkileyebilir.
Bu durum bedendeki birlik ve bütünlüğü gösterir.
Mide asidi yalnızca sindirim için değildir. Aynı zamanda besinlerle vücuda giren birçok mikroorganizmaya karşı ilk savunma hatlarından biridir.
İnsan her lokmayla beraber dış dünyadan milyonlarca mikroskobik unsurla karşılaşabilir.
Mide ortamı bunların önemli bir bölümüne karşı koruyucu rol oynar.
Demek ki mide aynı anda hem:
rızkı kabul eden
hem de
zararlı unsurları engellemeye çalışan
bir sistemdir.
Burada El-Hafîz ismi açısından tefekkür edilebilir.
Mide iç yüzeyi sürekli zor şartlara maruz kalır.
Asit, sindirim enzimleri, sıcak-soğuk yiyecekler ve mekanik sürtünme mide yüzeyini etkiler.
Buna rağmen mide dokusu sürekli yenilenir.
Bu son derece önemli bir noktadır.
Beden yalnızca korunacak biçimde yaratılmamıştır. Aynı zamanda:
tamir, yenilenme ve bakım sistemleriyle donatılmıştır.
İnsan bir makine yaptığında onun bakımını ayrıca yapmak zorundadır.
Beden ise kendi bakım ve onarım sistemlerinin önemli kısmını kendi içinde taşır.
Bir lokma ekmek düşünelim.
Bu ekmeğin meydana gelmesi için:
güneş ışığı,
su,
toprak,
mineraller,
bitkinin fotosentezi,
çiftçinin emeği,
üretim ve taşıma
gibi pek çok şart gerekir.
Fakat bunların hepsi olsa bile insanın midesi ve bağırsakları o lokmayı işleyemese ekmekten faydalanamaz.
Bu sebeple Risale-i Nur bakışında nimet yalnızca dışarıdaki rızık değildir.
Rızıktan faydalanma kabiliyeti de nimettir.
Ekmek bir nimettir.
Ama ekmeği sindiren mide de nimettir.
Su bir nimettir.
Ama suyu emen bağırsak da nimettir.
Oksijen nimettir.
Ama onu hücrelere taşıyan kan sistemi de nimettir.
Sahih ve güvenilir hadis geleneğinde aşırı yemekten kaçınma ve ölçülü beslenme teşvik edilir.
Meşhur rivayette insanın midesini tamamen doldurmak yerine yeme, içme ve nefese yer ayırmasının tavsiye edilmesi, İslam’ın ölçü anlayışıyla uyumludur.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hadisleri tıbbî reçete hâline getirmemektir.
Hadisin temel ahlâkî mesajı açıktır:
İnsan yeme konusunda ölçüyü korumalı, aşırılığa kaçmamalıdır.
Kur’ân da:
“Yiyin, için fakat israf etmeyin.”
A‘râf, 7/31
buyurur.
Bu ilke mide açısından da son derece anlamlıdır.
Risale-i Nur’da iktisat, nimeti yerli yerinde ve ölçülü kullanmak anlamında önemli bir ahlâk prensibidir.
Bedenimizde de büyük bir iktisat görülür.
Mide salgıları ihtiyaca göre artar veya azalır.
Mide boşalması yemeğin yapısına göre değişir.
Hormonlar ihtiyaç anında devreye girer.
Kas hareketleri duruma göre düzenlenir.
Yani beden israfla değil ölçüyle çalışır.
Bu biyolojik düzen insanın hayatına da ders verir:
Beden ölçüyle çalışırken insanın ölçüsüz yaşaması hikmete uygun değildir.
İnsan sağlıklıyken midesinin ne kadar düzenli çalıştığını çoğu zaman fark etmez.
Reflü, gastrit veya ülser gibi rahatsızlıklar ortaya çıktığında sağlıklı düzenin değeri daha iyi anlaşılır.
Normalde asidin bulunduğu yer ile yemek borusu arasında düzen vardır.
Bu düzen bozulduğunda yanma ve rahatsızlık hissedilebilir.
Koruyucu mide bariyerindeki bozulmalar da çeşitli sorunlara zemin hazırlayabilir.
Bu bize önemli bir tefekkür dersi verir:
Sağlık, sıradan değil; sayısız dengenin aynı anda korunmasıdır.
Risale-i Nur perspektifinde hastalık bazen nimetin değerini gösteren bir ayna hâline gelebilir.
İnsan kendi midesinin tek bir gününü bile bilinçli biçimde yönetemez.
Mide asidini kaç mililitre salgılayacağını hesaplamaz.
Kasları ne zaman kasılacak bilmez.
Pepsinojenin ne zaman aktifleşeceğini düşünmez.
Mide çıkışını kendisi yönetmez.
Ama bütün bunlar onun hayatı için yapılır.
İnsan burada kendi aczini fark eder.
Risale-i Nur’da insanın acz ve fakrı, Allah’a yöneliş için önemli pencerelerden biri olarak görülür.
İnsan çok şeye muhtaçtır.
Fakat ihtiyaç duyduğu sistemlerin çoğunu kendisi kurmamıştır.
Bu hakikat tevazu ve şükür doğurur.
Burada bilimsel bilgi ile imanî yorumu birbirine karıştırmamak gerekir.
Bilim, mekanizmayı anlatır.
Tefekkür ise o mekanizmadaki düzen, fayda ve ölçünün insanda uyandırdığı anlamı değerlendirir.
Mideye bu açıdan bakıldığında şu isimler üzerinde düşünülebilir:
El-Hakîm: Her şeyin yerli yerinde ve faydalı biçimde düzenlenmesi.
Er-Rezzâk: Rızkın verilmesi ve o rızkı işleyecek sistemlerin yaratılması.
El-Hafîz: Mide dokusunun korunması ve mikroplara karşı savunma sistemleri.
El-Alîm: Çok sayıda karmaşık sürecin birbirine uygun işlemesi.
El-Kadîr: Küçük hücreler içinde büyük işler gerçekleştirilmesi.
Er-Rahmân ve Er-Rahîm: İnsanın haberi olmadan hayatını sürdüren sayısız sistemin devam ettirilmesi.
Sindirimde çok sayıda sebep vardır.
Asit bir sebeptir.
Enzim bir sebeptir.
Kas bir sebeptir.
Sinir bir sebeptir.
Hormon bir sebeptir.
Fakat bunların hiçbiri insan bedeninin bütününü bilecek şuura sahip değildir.
Bir mide hücresi insanın geleceğini bilmez.
Bir enzim hangi aminoasidin daha sonra hangi dokuda kullanılacağını hesaplamaz.
Bir kas lifi ne zaman yemek yenildiğini kendi başına anlayıp karar vermez.
Buna rağmen ortaya düzenli, faydalı ve koordineli neticeler çıkar.
Risale-i Nur’un tevhid bakışı bu noktada şöyle düşündürür:
Şuursuz sebeplerden çıkan şuurlu düzen, sebeplerin üstünde bir ilim, irade ve kudreti gösterir.
Bir lokmayı meydana getirmek için kâinatın birçok unsuru birlikte çalışır.
Güneş enerji verir.
Bulutlar su taşır.
Yağmur yağar.
Toprak mineralleri sunar.
Bitkiler besin üretir.
İnsan toplar, işler ve sofraya getirir.
Sonra mide o lokmayı kabul eder.
Bağırsak onu emer.
Kan taşır.
Hücreler kullanır.
Böylece bir lokma, kâinat ile insan bedeni arasındaki büyük bağın küçük bir örneği hâline gelir.
Risale-i Nur’un tefekkür diliyle bu durum, kâinattaki umumi yardımlaşmayı ve tevhid hakikatini düşündürür.
Midenin genişleyebilmesi, ihtiyaca göre yaratılmış esnekliği gösterir.
Güçlü kas yapısı, besinin etkili biçimde karıştırılmasını sağlar.
Mide asidi, sindirim ve savunmaya katkı verir.
Mukus tabakası mideyi kendi asidinden korur.
Pepsinojenin pasif salgılanması bir güvenlik mekanizmasıdır.
Mide çıkışı, besinin bağırsağa kontrollü geçmesini sağlar.
Mide ve beyin sürekli iletişim hâlindedir.
Hormonlar açlık ve sindirimin düzenlenmesine katkıda bulunur.
İntrinsik faktör, B12 vitamininin emilimine zemin hazırlar.
Mide, mikroplara karşı savunma sisteminin parçasıdır.
Mide hücreleri sürekli yenilenir.
Mide tek başına değil, bütün sindirim sistemiyle birlikte çalışır.
Sağlık, çok sayıda hassas dengenin korunmasına bağlıdır.
İnsan bu faaliyetlerin çoğunu bilinçli biçimde yönetmez.
Bütün bu düzen, tefekkür eden insan için hikmet, rahmet, mizan ve tevhid dersine dönüşebilir.
İnsan midesi her gün sessizce görev yapar.
Biz uyurken çalışır.
Biz konuşurken salgılar üretir.
Biz başka şeylerle ilgilenirken kendisini korur.
Besini karıştırır.
Mikroplarla mücadele eder.
Bağırsaklarla haberleşir.
Hormon salgılar.
Hücrelerini yeniler.
Bütün bunlar bizim doğrudan müdahalemiz olmadan gerçekleşir.
Bu sebeple mideye yalnızca biyolojik bir organ olarak bakmak eksik olur.
Bilimsel açıdan mide muhteşem derecede karmaşık ve düzenli bir sistemdir.
Tefekkür açısından ise:
mizanı, hikmeti, rahmeti, yardımlaşmayı, iktisadı, aczi ve tevhidi düşündüren canlı bir ders kitabıdır.
İnsan bir lokmayı yerken bile şu hakikati hatırlayabilir:
“Ben yalnızca lokmayı ağzıma götürüyorum. Onu bedenimin parçası hâline getiren büyük faaliyetin çoğunu ben yapmıyorum.”
Bu düşünce insanı şükre götürür.
Ve “Elhamdülillah” sözü, böyle bir tefekkürden sonra çok daha derin bir anlam kazanır.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.