- Salih Avcı
- 21.02.2023
İnsan kalbi, göğüs kafesinin içinde durmaksızın çalışan son derece özel bir organdır. Yaklaşık bir yumruk büyüklüğünde olmasına rağmen bütün vücudun kan dolaşımının merkezinde yer alır. Beyinden böbreklere, kaslardan deriye kadar dokuların oksijen ve besin maddelerine ulaşabilmesi, oluşan karbondioksit ve bazı atıkların taşınabilmesi büyük ölçüde kalp-damar sisteminin düzenli çalışmasına bağlıdır.
Kalbi yalnızca bir “pompa” olarak tarif etmek doğrudur fakat eksiktir. Çünkü kalpte dört odacık, dört temel kapakçık, özel bir kas dokusu, elektriksel ileti sistemi ve kalbi besleyen koroner damar ağı birbiriyle uyum içinde çalışır.
Görselde bulunması gereken Türkçe terimler: Sağ kulakçık, Sol kulakçık, Sağ karıncık, Sol karıncık, Aort, Üst ana toplardamar, Alt ana toplardamar, Akciğer atardamarı, Akciğer toplardamarı, Triküspit kapak, Mitral kapak, Aort kapağı, Akciğer kapağı.
Kalp, göğüs boşluğunda iki akciğerin arasında, mediasten adı verilen bölgede bulunur. Büyük bölümü göğüs kemiğinin arkasında ve orta hattın biraz solundadır.
Kalbin çevresinde perikard (kalp zarı) adı verilen koruyucu bir yapı bulunur. Perikardın katmanları arasındaki az miktardaki sıvı, kalbin sürekli hareketi sırasında sürtünmenin azaltılmasına yardımcı olur.
Kalbin duvarı temel olarak üç tabaka ile açıklanabilir:
Endokard: Kalbin iç yüzünü döşer.
Miyokard: Kasılmayı gerçekleştiren kalp kası tabakasıdır. Özellikle sol karıncıkta oldukça kalındır.
Epikard: Kalp duvarının dış tabakasıdır ve seröz perikardın iç yapısıyla ilişkilidir.
Çünkü sağ karıncık kanı yakınındaki akciğerlere gönderirken, sol karıncık kanı aort aracılığıyla bütün sistemik dolaşıma göndermek zorundadır.
Bu nedenle sol karıncığın oluşturması gereken basınç daha yüksektir.
İnsan kalbi dört odacıktan meydana gelir.
| Kalbin bölümü | Temel görevi |
|---|---|
| Sağ kulakçık | Vücuttan gelen oksijeni azalmış kanı kabul eder |
| Sağ karıncık | Kanı akciğerlere pompalar |
| Sol kulakçık | Akciğerlerden gelen oksijence zengin kanı kabul eder |
| Sol karıncık | Kanı bütün vücuda pompalar |
Kalbin sağ ve sol taraflarının birbirinden ayrılması son derece önemlidir. Böylece akciğerlerden gelen oksijen bakımından zengin kan ile dokulardan dönen oksijeni azalmış kanın büyük ölçüde birbirine karışmadan farklı yollar üzerinden ilerlemesi sağlanır.
Bu yapı, dolaşımın verimli biçimde sürdürülmesinin temel şartlarından biridir.
Kalpte kanın doğru yönde ilerlemesini sağlayan dört temel kapak bulunur:
1. Triküspit kapak:
Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındadır.
2. Akciğer kapağı (pulmoner kapak):
Sağ karıncık ile akciğer atardamarı arasındadır.
3. Mitral kapak:
Sol kulakçık ile sol karıncık arasındadır.
4. Aort kapağı:
Sol karıncık ile aort arasındadır.
Kapakların temel özelliği kanın tek yönlü hareketine yardımcı olmalarıdır.
Karıncıkların kasılması ve gevşemesi sırasında oluşan basınç değişimleri kapakların açılıp kapanmasını sağlar.
Bu sistemde ayrıca mitral ve triküspit kapakların yaprakçıklarının karıncık kasılması sırasında ters tarafa doğru aşırı dönmesini engellemeye yardımcı olan kirişçikler (korda tendinealar) ve papiller kaslar bulunur.
Kalbin çalışma düzenini anlamanın en güzel yollarından biri tek bir alyuvarın yolculuğunu takip etmektir.
Dokularda oksijeninin bir kısmını bırakmış kan:
Vücut → Ana toplardamarlar → Sağ kulakçık → Triküspit kapak → Sağ karıncık → Akciğer kapağı → Akciğer atardamarı → Akciğerler
yolunu izler.
Akciğerlerde kan oksijen alır ve karbondioksitin uzaklaştırılması sürecine katılır.
Sonra:
Akciğerler → Akciğer toplardamarları → Sol kulakçık → Mitral kapak → Sol karıncık → Aort kapağı → Aort → Vücut
yolunu takip eder.
Böylece dolaşım tekrar tekrar devam eder.
Kalp aslında birbirine bağlı iki dolaşım devresinin merkezindedir.
Sağ karıncık → Akciğerler → Sol kulakçık
Temel amacı kanın akciğerlerde gaz değişimine katılmasıdır.
Sol karıncık → Vücut dokuları → Sağ kulakçık
Oksijen ve besin maddelerinin dokulara taşınmasına, karbondioksit ve çeşitli metabolik ürünlerin dokulardan uzaklaştırılmasına hizmet eder.
Bu iki sistem birbirinden bağımsız değildir; aynı dolaşım zincirinin birbirini tamamlayan iki bölümüdür.
Kalp bütün vücuda kan gönderir fakat kendisi de canlı bir dokudur. Kalp kası hücrelerinin de oksijen ve besin maddelerine ihtiyacı vardır.
Bunun için koroner damarlar bulunur.
Aortun başlangıç bölümünden çıkan sağ ve sol koroner arterlerin dalları kalp kasına kan taşır.
Koroner kan akımının ciddi şekilde bozulması kalp kasının oksijensiz kalmasına yol açabilir. Bir koroner damarın aniden tıkanması sonucunda kalp kasının bir bölümünde hasar meydana gelmesine miyokard enfarktüsü, günlük ifadeyle kalp krizi denir.
Bu durum bize önemli bir gerçeği gösterir:
Kan pompalayan organın kendisi de kanla beslenmek zorundadır.
Kalbin en dikkat çekici özelliklerinden biri, kasılmalarını düzenleyen özel elektriksel ileti sistemidir.
Sistemin başlıca elemanları şöyledir:
Sinüs düğümü (SA düğümü)
↓
Kulakçıklar
↓
Atriyoventriküler düğüm (AV düğümü)
↓
His demeti
↓
Sağ ve sol demet dalları
↓
Purkinje lifleri
↓
Karıncık kası
Sinüs düğümündeki özel hücreler kendiliğinden elektriksel uyarılar oluşturabilme özelliğine sahiptir. Bu nedenle sinüs düğümü sağlıklı kalpte temel ritim belirleyici yapı olarak görev yapar.
Elektriksel uyarı önce kulakçıklara yayılır.
Daha sonra AV düğümünden geçerek karıncıklara iletilir.
Bu düzen, kulakçıklarla karıncıkların gelişigüzel değil, koordineli bir sıra içerisinde kasılmasına yardım eder.
Kalp kasının bazı özel hücreleri otomatiklik özelliğine sahiptir. Yani uygun fizyolojik şartlarda dışarıdan her atım için ayrı bir sinir emri gelmeden elektriksel uyarı oluşturabilirler.
Ancak bu, sinir sisteminin kalple ilgisinin olmadığı anlamına gelmez.
Otonom sinir sistemi kalbin çalışma hızını ve kuvvetini vücudun ihtiyacına göre ayarlamada önemli rol oynar.
Örneğin egzersiz sırasında kalbin hızı ve pompaladığı kan miktarı artabilir.
Uyku ve dinlenme sırasında ise ihtiyaç azalır.
Kalp böylece sabit hızda çalışan basit bir motor değildir.
Vücudun değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilen biyolojik bir sistemdir.
Bir kalp atımı yalnızca “kasılma” değildir.
Kalp sürekli olarak kasılma ve gevşeme dönemlerinden geçen bir döngü içerisinde çalışır.
Kalp odacıklarının, özellikle karıncıkların gevşeyip kanla dolduğu dönemdir.
Karıncıkların kasılarak kanı akciğer ve sistemik dolaşıma gönderdiği dönemdir.
Bu sırada basınçlar değişir ve kapaklar buna uygun olarak açılıp kapanır.
Dolma → kasılma → kanı gönderme → gevşeme → yeniden dolma
döngüsü hayat boyunca tekrarlanır.
Doktorun stetoskopla dinlediği kalp sesleri büyük ölçüde kapakların kapanmasıyla ilişkili titreşimlerden oluşur.
Birinci kalp sesi (S1) mitral ve triküspit kapakların kapanmasıyla ilişkilidir.
İkinci kalp sesi (S2) ise aort ve akciğer kapaklarının kapanmasıyla ilişkilidir.
Dolayısıyla duyulan:
“Lub – dub, lub – dub...”
sesi, kalbin mekanik faaliyetinin işitilebilir bir sonucudur.
Dinlenme hâlindeki yetişkin bir insanın kalbi çoğu durumda dakikada yaklaşık 60–100 kez atabilir; kişinin yaşı, kondisyonu, ilaçları ve fizyolojik durumu bu değeri etkileyebilir.
Örneğin dakikada 70 atım üzerinden düşünürsek:
70 × 60 × 24 ≈ 100.800 atım
eder.
Yani kalp yaklaşık olarak günde yüz bin defa kasılıp gevşeyebilir.
Kalbin dakikada pompaladığı kan miktarına kalp debisi denir.
Basitleştirilmiş olarak:
Kalp debisi = Kalp hızı × Bir atımda pompalanan kan miktarı
Dinlenme durumundaki yetişkinlerde bu değer kabaca dakikada 5 litre civarında olabilir.
Bu değer egzersiz sırasında birkaç kat artabilir.
Koşmaya başladığınızı düşünelim.
Kasların enerji ihtiyacı yükselir.
Oksijen ihtiyacı artar.
Bunun üzerine dolaşım ve solunum sistemleri birlikte uyum sağlar.
Kalp hızı yükselir, kalbin pompaladığı kan miktarı artar ve çalışan kaslara daha fazla kan yönlendirilir.
Egzersiz sona erdiğinde ise sistem yavaş yavaş dinlenme şartlarına döner.
Burada önemli olan yalnızca kalbin güçlü olması değildir.
İhtiyaca göre ayarlanabilmesidir.
Kalp ile akciğer birbirini tamamlayan iki sistem gibi çalışır.
Kalp oksijeni azalmış kanı akciğere gönderir.
Akciğerlerdeki alveollerin çevresindeki ince kılcal damarlarda gaz değişimi gerçekleşir.
Karbondioksit kandan alveollere doğru geçerken oksijen alveollerden kana geçer.
Oksijence zenginleşen kan yeniden kalbe gelir.
Sol karıncık da bu kanı vücudun farklı bölgelerine gönderir.
Bu nedenle solunum ve dolaşım sistemlerini birbirinden tamamen bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Dolaşım sisteminin düzenlenmesi tek bir organa bırakılmış değildir.
Kalp, kan damarları, böbrekler, beyin ve hormonal sistem arasında sürekli etkileşim vardır.
Kan basıncındaki değişiklikleri algılayan baroreseptörler gibi duyusal yapılar bulunur.
Sinir sistemi gerekli düzenlemelere katkıda bulunur.
Böbrekler vücuttaki sıvı ve elektrolit dengesinin uzun vadeli düzenlenmesinde önemli görev üstlenir.
Çeşitli hormonlar damar tonusu, sıvı dengesi ve kalbin faaliyetleri üzerinde etkili olabilir.
Bu sebeple insan dolaşımı tek bir parçadan değil, birbiriyle haberleşen çok sayıda düzenleyici mekanizmadan meydana gelir.
Bilim, kalbin nasıl çalıştığını inceleyebilir: iyon hareketlerini, elektriksel uyarıları, kasılma mekanizmasını, kan basıncını ve damarların yapısını araştırabilir.
İman ve tefekkür açısından ise insan bunların yanında şu soruyu sorabilir:
Bu düzen bize ne düşündürüyor?
Kur'ân-ı Kerîm'de insanın kendi yaratılışı üzerinde düşünmesine dikkat çekilir:
“Kesin olarak inananlar için yeryüzünde deliller vardır. Kendi nefislerinizde de. Hâlâ görmeyecek misiniz?”
(Zâriyât, 51/20-21)
Kalbin yapısına bu açıdan bakıldığında dört odacığın, kapakların, damarların, elektriksel sistemin ve kan dolaşımının birbirinden bağımsız parçalar olmadığı görülür.
Bir kapak doğru zamanda açılmalıdır.
Elektriksel uyarı doğru yoldan ilerlemelidir.
Kalp kası yeterli kuvvetle kasılmalıdır.
Koroner damarlar kalbi beslemelidir.
Akciğerler gaz değişimini gerçekleştirmelidir.
Kan damarları dokulara ulaşmalıdır.
Bütün bunların beraber çalışması organizmanın bütünlüğünü ortaya koyar.
Risale-i Nur'da kâinattaki varlıklar ve insanın organları çoğu yerde mana-yı harfî nazarıyla, yani kendilerinden ziyade onları meydana getiren ilim, kudret, hikmet ve rahmeti düşündüren yönleriyle ele alınır.
Bu bakış açısından kalbin anatomisine bakıldığında şöyle bir tefekkür yapılabilir:
Kalp kendi kas dokusunu meydana getirmiş değildir.
Kendi kapaklarını yerleştirmiş değildir.
Koroner damarlarını kendisi çizmemiştir.
Elektriksel ileti sistemini kendisi kurmamıştır.
İnsan da çoğu zaman kalbinin bir sonraki atışını bilinçli olarak gerçekleştirmez.
Buna rağmen kalp faaliyetini sürdürür.
Bu durum mümin açısından ilim, kudret, hikmet ve rahmet isimlerini tefekkür etmeye bir pencere olabilir.
Bu bölüm bilimsel bir sınıflandırma değil, imanî bir tefekkür olarak okunmalıdır.
Kalbin odacıkları, kapakları ve damarlarının belirli görevlerle birbirine bağlanması hikmet açısından düşünülebilir.
Kalbin embriyonik gelişiminden yetişkinlikteki karmaşık düzenine kadar canlı organizmada gerçekleşen hassas süreçler, mümin açısından ilim ismini düşündürür.
Canlı hücrelerden meydana gelen küçük bir organın yıllarca sürekli mekanik iş yapabilmesi kudret açısından tefekkür edilebilir.
İnsan uyurken bile dolaşımın sürmesi; beyin, böbrekler ve diğer organların kanlanmasının devam etmesi rahmet açısından okunabilir.
Vücuttaki homeostatik düzenlemeler ve koruyucu mekanizmalar Hafîz isminin tecellileri açısından düşünülebilir.
Kalbin hikmetli yapısının belki de en dikkat çekici yönlerinden biri gelişim sürecidir.
Embriyonik dönemde kalp son hâliyle ortaya çıkmaz.
Başlangıçta daha basit bir tüp biçimindeki yapı gelişir; kıvrılma, bölümlenme ve farklılaşma süreçleriyle dört odacıklı kalbin temel anatomisi meydana gelir.
Damar sistemleri de gelişim sırasında şekillenir.
Doğumla birlikte dolaşım sisteminde ayrıca önemli fizyolojik değişiklikler gerçekleşir; çünkü artık gaz değişiminin merkezi plasenta değil bebeğin akciğerleridir.
Bu gelişim, moleküler sinyallerin, genlerin, hücre hareketlerinin ve dokular arasındaki etkileşimin son derece karmaşık bir örneğidir.
Tefekkür açısından insan şu gerçeği hatırlayabilir:
Bir insan dünyaya geldiğinde kalbinin anatomisini kendisi inşa etmiş değildir.
Kalp bize yalnızca biyoloji öğretmez.
İnsan bedenindeki karşılıklı bağımlılığı da gösterir.
Kalp akciğere muhtaçtır.
Akciğer dolaşıma muhtaçtır.
Kalp koroner damarlara muhtaçtır.
Kalp kası oksijene muhtaçtır.
Dokular kalbin pompaladığı kana muhtaçtır.
Beyin dolaşımı düzenlerken kendisi de sürekli kanlanmaya muhtaçtır.
Böylece insan bedeni:
“Her organ kendi başına yaşar.”
diyen bir sistem değil;
“Parçalar birbirinin yardımına koşar.”
diyebileceğimiz bütünleşmiş bir organizasyon gösterir.
İnsan çoğu zaman kalbinin çalıştığını fark etmeden hayatına devam eder.
Uyuruz, kalp çalışır.
Konuşuruz, kalp çalışır.
Yürürüz, kalp ihtiyaca uyum sağlar.
Koşarız, daha fazla kan pompalar.
Dinleniriz, faaliyetini yeniden ayarlar.
Bütün bunların arkasında dört odacık, kapakçıklar, kalp kası, elektriksel ileti sistemi, koroner damarlar, sinir sistemi, hormonlar, akciğerler ve damar sistemi arasında çok yönlü bir koordinasyon vardır.
Bilim bu mekanizmaları ayrıntılarıyla araştırdıkça kalbin basit bir pompadan çok daha karmaşık bir biyolojik sistem olduğu daha iyi anlaşılır.
Kur'ân ve Risale-i Nur perspektifinden bakan bir mümin için ise bu bilgiler tefekküre dönüşebilir.
Kalbin her atışı; hayatın bize verilmiş bir nimet olduğunu, bedenimizde bizim irademiz dışında sayısız faaliyetin devam ettiğini ve insanın kendi yaratılışında dahi üzerinde düşünebileceği çok büyük deliller bulunduğunu hatırlatan sessiz bir ders gibidir.
Bu sebeple kalbi incelemek yalnızca “Kalp nasıl çalışıyor?” sorusuna cevap aramak değildir.
Aynı zamanda:
“Bu derece ölçülü, birbirine bağlı ve hayatı korumaya yönelik düzen insana ne anlatıyor?”
sorusunu düşünmeye de bir davettir.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.