- Salih Avcı
- 21.02.2023
İnsan vücudunda hayatın devamı için gece gündüz çalışan birçok organ vardır. Böbrekler de bunların en dikkat çekicilerindendir. Çoğu zaman onların varlığını hissetmeyiz; fakat böbrekler kanın içeriğini sürekli kontrol eder, vücudun su ve mineral dengesinin korunmasına yardım eder, metabolizma sonucu meydana gelen bazı atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar, asit-baz dengesine katkıda bulunur ve kan basıncı ile alyuvar üretimini etkileyen sistemlerde görev alır.
Böbreği yalnızca “kanı süzen bir organ” şeklinde tarif etmek eksik kalır. Çünkü böbrek, süzmenin yanında gerekli maddelerin geri alınması, bazı maddelerin idrara verilmesi ve vücudun ihtiyacına göre suyun korunup atılması gibi son derece hassas işlemleri gerçekleştirir.
Bu açıdan böbrekler, insan bedeninde süzme, seçme, geri kazanma, ölçme ve dengeleme işlemlerinin birlikte yürütüldüğü canlı bir düzenleme merkezi gibidir.
Kur’ân-ı Kerîm insanı kendi yaratılışı üzerinde düşünmeye davet eder:
“Kendi nefislerinizde de (deliller vardır). Hâlâ görmeyecek misiniz?”
(Zâriyât Sûresi, 51/21)
Böbreğin yapısını ve faaliyetlerini incelemek de insanın kendi bedenindeki hassas ölçüleri tefekkür etmesine güzel bir vesile olabilir.
İnsanda normal olarak iki böbrek bulunur. Böbrekler karın boşluğunun arka tarafında, omurganın iki yanında yerleşmiştir.
Sağ böbrek, karaciğerin konumu sebebiyle genellikle sol böbrekten biraz daha aşağıdadır.
Her böbrek yaklaşık yumruk büyüklüğündedir. Yetişkinlerde boyutları kişiden kişiye değişebilmekle beraber kabaca:
10–12 cm uzunluğunda,
5–7 cm genişliğinde,
3 cm civarında kalınlıkta
olabilir.
Ancak böbreğin büyüklüğünden çok daha şaşırtıcı olan, bu küçük hacim içerisinde gerçekleştirilen işlemlerin çeşitliliğidir.
Bir böbreği kesit halinde incelediğimizde başlıca şu bölümler görülür:
Böbreğin dışını saran koruyucu tabakadır.
Böbreğin dış kısmıdır. Tıp dilinde “korteks” olarak adlandırılır.
Daha içte bulunan bölümdür. Tıp dilindeki adı “medulla”dır.
Böbreğin iç bölümünde üçgene benzeyen yapılardır. İdrarın toplanma yollarına doğru yönlendirilmesinde görev alan kanalcıkları içerir.
Toplanan idrarın üretere aktarılmadan önce geçtiği genişlemiş bölgedir. Buna “renal pelvis” de denir.
Böbrekte oluşan idrarı mesaneye taşıyan kanaldır.
Bu bölümlerin her biri birbirleriyle bağlantılı çalışır.
Böbreğin işlevsel temel birimine nefron adı verilir.
Her böbrekte yaklaşık bir milyon civarında nefron bulunabilir. Bu sayı kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir.
Dolayısıyla iki böbrekte toplam olarak yaklaşık iki milyon civarında mikroskobik işlevsel birim bulunması mümkündür.
Bir nefronun başlıca bölümleri şunlardır:
Glomerül
Bowman kapsülü
Yakın kıvrımlı tüp
Henle kulpu
Uzak kıvrımlı tüp
Toplayıcı kanal sistemi
Bu mikroskobik yapıların içerisinde sürekli bir süzme, geri alma, salgılama ve yoğunlaştırma faaliyeti meydana gelir.
Kan böbreğe böbrek atardamarı aracılığıyla gelir.
Kan, nefronların başlangıç kısmındaki glomerül adı verilen küçük kılcal damar yumaklarına ulaştığında süzülme işleminin ilk aşaması gerçekleşir.
Burada kanın sıvı kısmındaki su ve birçok küçük molekül süzüntüye geçebilir.
Fakat normal şartlarda kan hücreleri ve büyük proteinlerin çoğu damar içerisinde tutulur.
Bu ayrım hayati öneme sahiptir.
Çünkü böbrek filtresinin görevi basitçe:
“Her şeyi dışarı atmak” değildir.
Asıl faaliyet:
“Süzmek, ardından gerekli olanları geri kazanmak ve atılması gerekenlerin uzaklaştırılmasını sağlamaktır.”
şeklinde özetlenebilir.
Sağlıklı bir yetişkinde böbreklerde meydana gelen toplam glomerüler süzüntü miktarı yaklaşık olarak:
günde 180 litre civarında olabilir.
Bu rakam ilk bakışta şaşırtıcıdır.
Çünkü insanın günlük idrar miktarı çoğu durumda bunun çok küçük bir kısmıdır; sıvı alımı ve diğer şartlara bağlı olmakla birlikte yaklaşık 1–2 litre civarında olabilir.
Peki geri kalan sıvıya ne olur?
Büyük bölümü nefron kanalcıklarından tekrar kana geri alınır.
Yani böbrekler önce çok miktarda sıvıyı süzer, sonra organizmanın ihtiyacı olan su ve maddelerin büyük kısmını yeniden dolaşıma kazandırır.
Glomerülden geçen süzüntünün içinde yalnızca atık maddeler bulunmaz.
Aynı zamanda vücudun ihtiyaç duyduğu:
su,
glikoz,
aminoasitler,
sodyum,
bikarbonat,
klorür
ve başka küçük moleküller
de bulunabilir.
Eğer bunların tamamı doğrudan idrarla dışarı atılsaydı insanın iç dengesi çok kısa sürede bozulurdu.
Nefron kanalcıkları bu nedenle süzüntünün içindeki gerekli maddelerin önemli bölümünü yeniden kana kazandırır.
Bu olaya tübüler geri emilim denir.
Örneğin sağlıklı şartlarda filtre edilen glikozun hemen hemen tamamı belirli taşıma kapasitesi aşılmadığı sürece geri alınır.
Böylece böbrek, yalnızca bir süzgeç değil, aynı zamanda son derece etkili bir geri kazanım sistemi olarak çalışır.
Nefronun en ilginç bölümlerinden biri Henle kulpudur.
Bu U biçimindeki mikroskobik kanal, böbreğin idrarı yoğunlaştırabilmesini sağlayan sistemin önemli parçalarından biridir.
Henle kulpunun farklı bölümleri suya ve çözünmüş maddelere karşı farklı geçirgenlik özelliklerine sahiptir.
Böbrek dokusunda oluşturulan yoğunluk farkları sayesinde gerektiğinde suyun korunmasına imkân sağlayan bir ortam meydana gelir.
Bu sistem sayesinde vücut susuz kaldığında böbrekler daha yoğun idrar meydana getirebilir.
Su fazla olduğunda ise daha seyreltik idrar oluşturulabilir.
Dolayısıyla böbrek sabit çalışan basit bir filtre değildir.
Vücudun durumuna göre faaliyetini ayarlayabilen dinamik bir organdır.
İnsan bedeninin büyük kısmı sudan oluşur. Ancak önemli olan yalnızca suyun bulunması değil, uygun miktarlarda ve uygun bölmelerde tutulmasıdır.
Fazla su da ciddi problemlere sebep olabilir, aşırı su kaybı da.
Böbrekler hormonların da etkisiyle idrarla kaybedilen su miktarını ayarlar.
Özellikle ADH (antidiüretik hormon) bu konuda önemli görev üstlenir.
Vücudun suya ihtiyacı arttığında ADH etkisiyle böbreğin toplayıcı kanallarında suyun geri emilimi artabilir.
Sonuç:
Daha az miktarda, daha yoğun idrar.
Vücutta su fazlaysa ADH etkisi azalabilir.
Sonuç:
Daha fazla miktarda, daha seyreltik idrar.
Bu mekanizma vücudun su dengesinin korunmasında son derece önemlidir.
İnsan bedeninin yalnızca su miktarı değil, sudaki iyonların oranları da önemlidir.
Böbrekler özellikle:
sodyum,
potasyum,
klorür,
kalsiyum,
fosfat,
magnezyum
gibi maddelerin dengesinin korunmasına katkıda bulunur.
Örneğin potasyum kalp ve kasların elektriksel faaliyetleri bakımından son derece önemlidir.
Kandaki potasyum seviyesinin ciddi şekilde yükselmesi veya düşmesi kalbin ritmini dahi etkileyebilir.
Böbrekler potasyumun idrarla atılımının düzenlenmesinde önemli görev görür.
İnsan vücudundaki hücrelerin düzgün çalışabilmesi için kanın pH değerinin oldukça dar bir aralıkta tutulması gerekir.
Arter kanında normal pH yaklaşık:
7,35–7,45
aralığındadır.
Metabolizma sırasında sürekli asit özellikli maddeler meydana gelir.
Akciğerler karbondioksitin uzaklaştırılmasında önemli rol oynarken böbrekler de:
hidrojen iyonlarının atılması,
bikarbonatın geri kazanılması,
gerektiğinde yeni bikarbonat oluşturulmasına katkıda bulunulması
gibi mekanizmalarla asit-baz dengesinin korunmasına yardım eder.
Böbreklerin görevlerinden biri de kan basıncının uzun dönemli düzenlenmesine katkıda bulunmaktır.
Bunda renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi önemli rol oynar.
Böbrekteki özel hücreler belirli durumlarda renin adı verilen enzimi salgılar.
Ardından bir dizi biyokimyasal reaksiyon gerçekleşir.
Sonuçta oluşan sistem:
damarların daralmasını,
böbreklerden sodyum tutulmasını,
suyun vücutta korunmasını
etkileyebilir.
Böylece böbrek ile dolaşım sistemi arasında sürekli bir iletişim bulunur.
Böbreğin şaşırtıcı görevlerinden biri de kan yapımıyla bağlantılı olmasıdır.
Böbrekler eritropoietin (EPO) adı verilen hormonun önemli üretim yeridir.
Kandaki oksijen taşıma kapasitesi azaldığında böbrek dokusundaki ilgili hücreler bunu algılayan sistemlere sahiptir.
Eritropoietin üretimi artabilir.
Eritropoietin kemik iliğini etkileyerek kırmızı kan hücrelerinin yani alyuvarların üretiminin artırılmasına yardımcı olur.
Bu sebeple ileri derecede kronik böbrek hastalıklarında kansızlık görülebilir.
Burada böbrek ile kemik iliği arasında dikkat çekici bir fizyolojik bağlantı vardır.
Böbrekler D vitamininin vücutta aktif hale getirilmesinin önemli aşamalarından birini gerçekleştirir.
D vitamininin aktif hormon biçimi olan kalsitriolün oluşmasında böbrekler önemli görev üstlenir.
Kalsitriol:
kalsiyum dengesine,
fosfor metabolizmasına,
kemik sağlığına
katkıda bulunur.
Bu nedenle ileri böbrek hastalıkları yalnızca idrar sistemini değil, kemik ve mineral metabolizmasını da etkileyebilir.
İdrarın meydana gelmesini basitleştirerek üç temel aşamada düşünebiliriz.
Kan glomerüllerde süzülür.
Vücudun ihtiyaç duyduğu su ve maddelerin büyük bölümü nefron kanallarından tekrar kana alınır.
Bazı iyonlar, ilaçlar ve metabolik maddeler kanalcıkların içine aktif olarak verilebilir.
Sonunda oluşan idrar:
Toplayıcı kanallar → böbrek havuzu → üreter → mesane → idrar kanalı
yolunu takip ederek vücuttan uzaklaştırılır.
Metabolizma sırasında çeşitli atık ürünler meydana gelir.
Bunlardan bazıları:
Protein metabolizmasının sonucunda oluşan azotlu atıkların başlıcalarındandır.
Kaslardaki kreatin metabolizmasıyla ilişkili bir atık üründür.
Kandaki kreatinin seviyesi böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan önemli göstergelerden biridir.
Pürinlerin parçalanması sonucunda meydana gelir.
Bunların yanında çeşitli ilaçların ve yabancı maddelerin kendileri veya metabolitleri de böbrekler aracılığıyla vücuttan uzaklaştırılabilir.
Böbrekler küçük organlar olmasına rağmen çok güçlü bir kan dolaşımına sahiptir.
Dinlenme halindeki sağlıklı bir yetişkinde kalbin pompaladığı kanın yaklaşık %20–25'i böbreklere gidebilir.
Bu yüksek kan akışı böbreklerin sürekli olarak kanın içeriğini düzenlemesine imkân verir.
Kalp kanı pompalar.
Akciğer kana oksijen kazandırır.
Sindirim sistemi besinleri kana aktarır.
Karaciğer metabolizmanın büyük merkezlerinden biridir.
Böbrekler ise kanın sıvı ve elektrolit bileşiminin uygun sınırlar içinde tutulmasında merkezi görev üstlenir.
Organlar birbirinden bağımsız değil, büyük bir sistemin parçaları halinde çalışır.
Böbrek faaliyetlerinin en düşündürücü özelliklerinden biri seçiciliktir.
Böbrek:
“Sadece atıkları dışarı atan bir süzgeç” değildir.
Filtre edilen maddelerden hangisinin ne kadar geri alınacağı veya ne kadarının idrarla uzaklaştırılacağı vücudun ihtiyaçlarına göre değişebilir.
Bir başka ifadeyle böbrek faaliyetinde:
Süzme + seçme + geri kazanma + salgılama + dengeleme
birlikte bulunur.
Bu faaliyetlerin büyük kısmı insanın iradesinden bağımsız gerçekleşir.
İnsan uyurken de böbrekleri çalışmaya devam eder.
İnsanda normal olarak iki böbreğin bulunması fizyolojik açıdan önemli bir güvenlik payı oluşturur.
Uygun şartlarda sağlıklı tek bir böbrek, kişinin hayatını sürdürmesine yetecek kadar böbrek fonksiyonu sağlayabilir.
Bu nedenle bazı insanlar doğuştan tek böbrekle yaşayabilir veya uygun tıbbi değerlendirmeler sonrasında bir böbreğini bağışlayabilir.
Ancak bu durum:
“Bir böbrek gereksizdir.”
anlamına gelmez.
İki böbreğin bulunması toplam fonksiyon kapasitesini ve yedek kapasiteyi artırır.
Böbreğin görevleri düşünüldüğünde, ciddi böbrek yetmezliğinin neden bütün vücudu etkileyebildiği daha iyi anlaşılır.
İleri derecede böbrek fonksiyon kaybında:
metabolik atıklar birikebilir,
potasyum tehlikeli seviyelere yükselebilir,
asit-baz dengesi bozulabilir,
sıvı birikebilir,
ödem oluşabilir,
kan basıncı bozulabilir,
kansızlık gelişebilir,
kemik-mineral dengesi etkilenebilir.
İleri böbrek yetmezliğinde bazı hastalarda diyaliz veya böbrek nakli gerekebilir.
Böbreğin değerini anlamanın yollarından biri, böbrek fonksiyonları ciddi şekilde kaybedildiğinde bunların yerine geçebilmek için kullanılan sistemlere bakmaktır.
Hemodiyalizde hastanın kanı özel bir cihaz ve filtreden geçirilerek bazı atık maddelerin ve fazla sıvının uzaklaştırılmasına çalışılır.
Fakat doğal böbreğin yaptığı bütün hormonal, metabolik ve düzenleyici görevleri bir diyaliz cihazı birebir yerine getiremez.
İnsan bedeninde iki küçük böbreğin sürekli gerçekleştirdiği faaliyetin bir bölümünü taklit edebilmek için bile:
pompalar,
filtreler,
özel sıvılar,
damar erişimi,
elektronik kontrol sistemleri
gibi birçok unsur gerekir.
Bu karşılaştırma böbreğin biyolojik organizasyonunun ne kadar gelişmiş olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Böbreğin faaliyetlerini tefekkür açısından değerlendirdiğimizde dikkatimizi çeken temel kavramlardan biri ölçüdür.
Kur’ân-ı Kerîm'de:
“Biz her şeyi bir ölçü ile yarattık.”
(Kamer Sûresi, 54/49)
buyrulur.
Böbrek fizyolojisinde de ölçü ve denge kavramları sürekli karşımıza çıkar:
Ne kadar su tutulacak?
Ne kadar su atılacak?
Ne kadar sodyum korunacak?
Ne kadar potasyum uzaklaştırılacak?
Kanın asitliği hangi sınırlar içerisinde tutulacak?
Kan basıncına nasıl katkıda bulunulacak?
Vücudun ihtiyacına göre bu değerler sürekli değişir.
Böbreğin sağlıklı çalışması, bedenin iç ortamının belirli sınırlar içinde tutulmasına büyük katkı sağlar.
Risale-i Nur'da insan bedeni ve canlılardaki düzen; Allah'ın isim ve sıfatlarını tefekkür etmeye vesile olan bir pencere olarak ele alınır.
Bediüzzaman Said Nursî'nin eserlerinde insanın yalnız dış dünyaya değil, kendi bedenine de ibret ve tefekkür nazarıyla bakması gerektiğini düşündüren çok sayıda değerlendirme vardır.
Bu perspektiften böbreğin faaliyetlerinde çeşitli İlâhî isimlerin tecellileri düşünülebilir.
Her şeyi hikmetle yapan.
Böbrekteki süzme, geri emilim ve salgılama mekanizmalarının belirli amaçlara hizmet etmesi hikmet açısından tefekkür edilebilir.
Her şeyi bilen.
Vücudun su, mineral ve asit-baz dengesinin ihtiyaçlara göre düzenlenmesi ilim ve ölçü açısından düşünülebilir.
Koruyan ve muhafaza eden.
Böbreğin iç ortamın dengesini korumaya katkısı bu isim açısından tefekküre vesile olabilir.
Rızık veren.
Besinlerle alınan maddelerin vücutta uygun şekilde kullanılmasını sağlayan bütün metabolik sistemler gibi böbreğin koruma ve geri kazanım faaliyetleri de rızkın beden içinde istifadeye uygun hale getirilmesinin bir parçası olarak düşünülebilir.
Rahmeti sonsuz olan.
İnsan farkında olmadan, hatta uyurken dahi su ve mineral dengesinin korunmasına hizmet eden böbreklerin kesintisiz faaliyeti rahmet açısından tefekkür edilebilir.
İdrar günlük hayatta sıradan bir atık gibi görülebilir.
Fakat onun oluşmasının arkasında:
kalbin kan pompalaması,
böbrek damarlarının kanı taşıması,
glomerüllerin süzmesi,
nefronların geri emilim yapması,
iyon taşıyıcılarının çalışması,
hormonların böbreği yönlendirmesi,
toplayıcı kanalların su geçirgenliğinin ayarlanması,
üreterlerin idrarı taşıması,
mesanenin depolaması
gibi birbirine bağlı birçok işlem vardır.
Dolayısıyla küçücük bir idrar damlasının oluşmasının arkasında bile çok geniş bir fizyolojik organizasyon bulunur.
Böbrek fizyolojisini tefekkür ederken bazı genel dersler çıkarılabilir:
Birincisi: Ölçü hayatın temelidir.
Su faydalıdır fakat miktarı önemlidir. Potasyum gereklidir fakat kandaki seviyesi belirli sınırlar içinde tutulmalıdır.
İkincisi: Temizlik sadece uzaklaştırmak değildir.
Böbrek, gerekli olanı korurken gereksiz olanı uzaklaştırır.
Üçüncüsü: İsraf etmeyen bir geri kazanım vardır.
Süzülen suyun ve faydalı maddelerin çok büyük bölümü yeniden kana kazandırılır.
Dördüncüsü: Organlar dayanışma içinde çalışır.
Böbrek; kalp, damarlar, akciğerler, karaciğer, kemik iliği, kemikler ve hormon sistemiyle ilişkilidir.
Beşincisi: Hayatımızın büyük bölümü irademiz dışında korunmaktadır.
İnsan uyurken dahi böbrekleri kanın bileşimini düzenlemeye devam eder.
Böbrekleri korumak için genel olarak:
yeterli ve dengeli sıvı tüketmek,
aşırı tuz tüketiminden kaçınmak,
tansiyonu kontrol altında tutmak,
diyabet varsa kan şekerini iyi takip etmek,
sigaradan uzak durmak,
sağlıklı kiloyu korumak,
düzenli fiziksel aktivite yapmak,
ağrı kesiciler başta olmak üzere ilaçları gereksiz ve kontrolsüz kullanmamak,
doktor önerisi olmadan bitkisel ürün ve takviyeleri aşırı kullanmamak
önemlidir.
Özellikle hipertansiyon ve diyabet, kronik böbrek hastalığının önemli risk faktörleri arasındadır.
Böbrek hastalıkları bazen ileri dönemlere kadar belirgin şikâyet vermeyebildiği için risk grubundaki kişilerin doktor önerisiyle kan ve idrar kontrollerini yaptırması önem taşır.
İki yumruk büyüklüğündeki böbreğin içerisinde yaklaşık milyonlarca mikroskobik yapı sürekli faaliyet göstermektedir.
Kan gelir.
Süzülür.
Gerekli maddeler geri alınır.
Bazı maddeler kanalcıklara salgılanır.
Su miktarı ayarlanır.
Mineral dengesi korunur.
Asit-baz dengesi düzenlenir.
Atık maddeler uzaklaştırılır.
Kan basıncının düzenlenmesine katkı sağlanır.
Alyuvar üretimini yönlendiren eritropoietin üretilir.
D vitamini metabolizmasına katkıda bulunulur.
Ve bütün bunların büyük kısmı insanın hiçbir bilinçli müdahalesi olmadan gece gündüz devam eder.
Böbreği dikkatle incelemek, insan bedeninin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulduğunu gösterir.
Kur’ân'ın:
“Kendi nefislerinizde de (deliller vardır). Hâlâ görmeyecek misiniz?”
(Zâriyât, 51/21)
hitabı bu açıdan ayrı bir anlam kazanır.
Böbrekteki milyonlarca mikroskobik işlemi tefekkür eden insan, yalnızca bir organın anatomisini öğrenmiş olmaz; aynı zamanda bedeninde her an devam eden ölçü, düzen, yardımlaşma ve muhafazayı da fark eder.
Böylece bilimsel bilgi tefekküre açılan bir pencere hâline gelir:
Böbrek yalnızca kanı süzen bir organ değil; insan bedeninde suyun, minerallerin, asit-baz dengesinin ve metabolik atıkların hassas biçimde yönetildiği olağanüstü bir hayat sistemidir.
“Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
(Rahmân Sûresi)
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.