- Salih Avcı
- 18.01.2025
Kur’ân-ı Kerîm’de kıssası anlatılan dikkat çekici şahsiyetlerden biri Zülkarneyn’dir. Onun kıssası Kehf Sûresi’nin 83-98. âyetlerinde yer alır.
Kur’ân, Zülkarneyn’in doğum yeri, ailesi, yaşadığı çağ veya gerçek adı gibi ayrıntılar üzerinde durmaz. Bunun yerine onun iktidarı nasıl kullandığını, adaleti nasıl tesis ettiğini, insanlara nasıl hizmet ettiğini ve bütün başarılarını nasıl Allah’a nispet ettiğini anlatır.
Bu yönüyle Zülkarneyn kıssası sadece geçmişte yaşamış güçlü bir hükümdarın hikâyesi değildir. Aynı zamanda:
makam ve yetki sahibi olanlara,
devlet yöneticilerine,
zenginlere,
ilim ve teknoloji sahiplerine,
toplumda sorumluluk taşıyanlara,
hatta kendi ailesinde veya işinde küçük bir yetkiye sahip olan herkese
hitap eden evrensel bir ahlâk, adalet ve kulluk dersidir.
Öncelikle önemli bir noktayı belirtmek gerekir: Kur’ân Zülkarneyn'i açıkça “peygamber” olarak isimlendirmez. İslâm âlimleri arasında onun peygamber mi yoksa Allah’ın salih bir kulu ve hükümdarı mı olduğu konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu sebeple kesin bir hüküm vermek yerine “Hz. Zülkarneyn” veya “Zülkarneyn” demek ilmî bakımdan daha ihtiyatlıdır.
Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz’e ﷺ şöyle buyurur:
“Sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.”
(Kehf, 18/83)
Kur’ân'ın maksadı onun tarihî kimliğini ayrıntılarıyla ortaya koymak değil, hayatındaki imanî ve ahlâkî hakikatleri insanlığa öğretmektir.
Bu sebeple Zülkarneyn’in Büyük İskender, Pers hükümdarı Kiros veya başka bir tarihî şahsiyet olduğu konusunda ortaya atılan görüşler kesin bilgi olarak kabul edilmemelidir.
Kur’ân'ın kesin olarak bildirdiği şey şudur:
Zülkarneyn büyük imkânlara sahip, geniş coğrafyalara ulaşabilen ve bu imkânlarını adalet ve hizmet için kullanan güçlü bir şahsiyettir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Gerçekten biz ona yeryüzünde iktidar verdik ve ona her şey için bir yol ve imkân ihsan ettik.”
(Kehf, 18/84)
Bu âyet Zülkarneyn kıssasının temelini oluşturur.
Zülkarneyn güçlüdür.
Fakat Kur’ân:
“Bu gücü kendisi elde etti.”
demek yerine:
“Biz ona imkân verdik.”
buyurmaktadır.
Burada çok büyük bir tevhid dersi vardır.
İnsan bazen:
“Ben kazandım.”
“Ben başardım.”
“Ben yaptım.”
“Benim zekâm sayesinde oldu.”
diyebilir.
Fakat iman nazarı insana şunu öğretir:
Sebepler içerisinde çalışan insan olsa da neticeyi yaratan Allah’tır.
Risale-i Nur'un iman anlayışında da insanın sahip olduğu kabiliyetler, servet, ilim, makam ve güç birer emanet olarak değerlendirilir.
İnsan malik değil, emaneti kullanan bir kuldur.
Sahip olduğumuz imkânlar üstünlüğümüzün değil, imtihanımızın büyüklüğünü gösterir.
Malı çok olan malıyla;
ilmi çok olan ilmiyle;
makamı olan makamıyla;
gücü olan gücüyle imtihan edilir.
Kur’ân, Zülkarneyn hakkında tekrar tekrar:
“O da bir yol tuttu.”
(Kehf, 18/85, 89, 92)
buyurur.
Bu kısa ifade son derece önemlidir.
Allah ona imkân vermiştir.
Fakat Zülkarneyn oturup:
“Allah bana yardım eder.”
dememiştir.
Yola çıkmıştır.
Araştırmıştır.
Sebeplere müracaat etmiştir.
İmkânlarını kullanmıştır.
Tedbir almıştır.
İşte İslâm'ın tevekkül anlayışı budur.
Peygamber Efendimiz ﷺ de tevekkülün tembellik olmadığını ümmetine öğretmiştir. İnsan önce meşru sebeplere müracaat eder, sonra neticeyi Allah’tan bekler.
Risale-i Nur'da da sebeplere müracaat etmekle neticeyi Allah’tan bilmek birbirinden ayrılır.
Mümin sebepleri terk etmez; fakat sebepleri ilahlaştırmaz.
Çalışır fakat çalışmasına güvenmez.
Tedbir alır fakat tedbirini mutlak güç görmez.
Plan yapar fakat kaderin hükmünü unutmaz.
Zülkarneyn batıya doğru yaptığı yolculuk sırasında bir toplulukla karşılaşır.
Allah ona şöyle bildirir:
“Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırırsın yahut haklarında güzel davranırsın.”
(Kehf, 18/86)
Zülkarneyn'in cevabı onun yönetim anlayışını ortaya koyar:
“Kim zulmederse onu cezalandıracağız; sonra Rabbine döndürülecek, O da onu görülmedik bir azapla cezalandıracaktır. İman edip iyi işler yapan kimseye gelince, ona en güzel karşılık vardır...”
(Kehf, 18/87-88)
Burada güç ile adalet arasında çok önemli bir bağ kurulmaktadır.
Zülkarneyn:
“Güçlüyüm, istediğimi yaparım.”
dememektedir.
Gücü hukuka ve adalete bağlamaktadır.
Zulmeden ile iyilik yapanı bir tutmamaktadır.
Bir yönetici için de;
bir baba için de;
bir öğretmen için de;
bir işveren için de;
bir cemaat veya topluluk sorumlusu için de aynı prensip geçerlidir:
Yetki, keyfî davranma hakkı değildir; adaletle kullanılması gereken emanettir.
Zülkarneyn şöyle der:
“İman edip salih amel işleyen kimseye gelince, ona en güzel karşılık vardır.”
(Kehf, 18/88)
Kur’ân'ın temel ölçülerinden biri burada tekrar karşımıza çıkar:
İman + salih amel.
Sadece:
“Kalbim temiz.”
demek yeterli değildir.
İmanın hayata yansıması gerekir.
Doğruluk,
adalet,
merhamet,
ibadet,
kul hakkından sakınmak,
helâl kazanç,
insanlara faydalı olmak
imanın davranışlara yansıyan meyveleridir.
Risale-i Nur da imanı yalnız zihinsel bir kabul olarak değil, insanın bütün hayatına yön veren bir nur olarak ele alır.
Hakiki iman insanın davranışlarını güzelleştirmelidir.
Zülkarneyn doğuya doğru da yolculuk yapar.
Kur’ân şöyle bildirir:
“Sonra yine bir yol tuttu.”
(Kehf, 18/89)
Daha sonra güneşin doğduğu bölgelere ulaşır.
Bu yolculuklarda farklı toplumlarla karşılaşır.
Buradan önemli bir medeniyet dersi çıkarılabilir.
İnsan sadece kendi çevresini görürse dünyayı kendi çevresinden ibaret zannedebilir.
Fakat farklı toplumları, kültürleri ve şartları gördükçe insanlığın genişliğini daha iyi anlar.
Zülkarneyn’in yolculukları aynı zamanda tecrübe, gözlem ve sorumluluk yolculuklarıdır.
Hareket eden insan öğrenir; hizmet eden insan olgunlaşır.
Zülkarneyn daha sonra iki dağ arasındaki bir bölgeye ulaşır.
Orada kendilerini Ye’cûc ve Me’cûc'ün zararlarından koruyamayan bir toplulukla karşılaşır.
Onlar şöyle derler:
“Ey Zülkarneyn! Ye’cûc ve Me’cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana bir ücret verelim mi?”
(Kehf, 18/94)
Bu insanlar güçsüzdür.
Fakat Zülkarneyn onları küçümsemez.
Onların problemini dinler.
Çözüm üretir.
Burada yöneticilik ve liderlik konusunda çok önemli bir ders vardır:
Gerçek büyüklük, insanların size ulaşamaması değil; mazlumların sesinin size ulaşabilmesidir.
Halk Zülkarneyn’e ücret teklif eder.
Fakat o şöyle cevap verir:
“Rabbimin bana verdiği imkân daha hayırlıdır.”
(Kehf, 18/95)
Bu cümle Zülkarneyn kıssasının en güzel ihlâs derslerinden biridir.
Elinde güç vardır.
İnsanların ona ihtiyacı vardır.
İsteseydi onların çaresizliğini maddî kazanca çevirebilirdi.
Fakat yapmaz.
Çünkü sahip olduğu nimetin kaynağını bilmektedir:
“Rabbimin bana verdiği...”
İşte iman insanı böyle değiştirir.
Nimetin Allah’tan olduğunu bilen kişi:
“Bundan ne kadar kazanabilirim?”
sorusundan önce:
“Bu imkânla Allah’ın kullarına nasıl faydalı olabilirim?”
diye düşünür.
Zülkarneyn halkın teklif ettiği ücreti kabul etmez.
Fakat onlara:
“Siz hiçbir şey yapmayın, ben her şeyi yaparım.”
da demez.
Şöyle söyler:
“Siz bana kuvvetinizle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım.”
(Kehf, 18/95)
Bu ifade sosyal yardım konusunda olağanüstü bir prensip öğretmektedir.
Zülkarneyn insanlara yardım ederken onları çözümün bir parçası hâline getirir.
En güzel yardım bazen insana hazır bir şey vermek değil, kendi problemini çözebilecek gücü kazandırmaktır.
Bugün buna:
eğitim vermek,
meslek öğretmek,
iş imkânı oluşturmak,
ortak çalışma kültürü geliştirmek,
sorumluluk kazandırmak
gibi uygulamalar örnek verilebilir.
Zülkarneyn büyük bir mühendislik çalışması gerçekleştirir.
Kur’ân şöyle anlatır:
“Bana demir kütleleri getirin...”
(Kehf, 18/96)
İki dağın arasını dolduracak şekilde demir kullanılır.
Ardından:
“Üfleyin!”
der.
Demir ateş hâline getirildikten sonra:
“Bana erimiş bakır getirin, üzerine dökeyim.”
der.
Sonuçta son derece sağlam bir engel meydana gelir.
Ye’cûc ve Me’cûc:
“Onu ne aşabildiler ne de delebildiler.”
(Kehf, 18/97)
Burada İslâm'ın ilim ve teknolojiye bakışı açısından önemli bir ders vardır.
Zülkarneyn yalnız dua etmiyor.
Malzeme kullanıyor.
Mühendislik uyguluyor.
İnsan gücünü organize ediyor.
Teknik bilgi kullanıyor.
Fakat bütün bunların sonunda başarıyı kendisine vermiyor.
İşte İslâm medeniyetinin ideal anlayışı:
İlim + çalışma + teknoloji + ahlâk + kulluk.
Risale-i Nur'un üzerinde önemle durduğu hakikatlerden biri sebepler ile Müsebbibü'l-Esbab'ı birbirine karıştırmamaktır.
Demir bir sebeptir.
Bakır bir sebeptir.
İnsan emeği bir sebeptir.
Mühendislik bilgisi bir sebeptir.
Fakat bunların özelliklerini yaratan Allah’tır.
Zülkarneyn bütün sebepleri kullandıktan sonra bunu açıkça ifade eder.
İşte imanlı insanın farkı burada ortaya çıkar:
Sebebi kullanır fakat neticeyi Allah’tan bilir.
Bu ölçü modern insan için de son derece önemlidir.
Doktor sebeptir; şifayı Allah yaratır.
Çiftçi sebeptir; ürünü Allah yaratır.
Öğretmen sebeptir; anlayışı Allah yaratır.
İnsan çalışır; başarıyı yaratan Allah’tır.
Sed tamamlanmıştır.
İnsanların çözemediği büyük problem çözülmüştür.
Zülkarneyn'in önünde övünmek için büyük bir fırsat vardır.
Fakat o:
“Bu benim eserimdir.”
“Ben yaptım.”
“Benim mühendisliğim sayesinde oldu.”
demez.
Şöyle der:
“Bu, Rabbimden bir rahmettir.”
(Kehf, 18/98)
Belki Zülkarneyn kıssasının en büyük derslerinden biri bu cümlede saklıdır.
İnsan:
Başlamadan önce: Allah’tan yardım istemeli.
Çalışırken: sebeplere tam olarak müracaat etmeli.
Başardıktan sonra: nimeti Allah’a nispet etmelidir.
Risale-i Nur'un iman ve ubudiyet anlayışı da insanın kendi başarılarına bağımsız bir sahiplik vermesini reddeder.
İnsana düşen:
şükürdür,
hamddir,
tevazudur.
İnsanın en büyük manevî tehlikelerinden biri başarıdan sonra ortaya çıkan ene ve gururdur.
İnsan başarısızken:
“Allah’ım yardım et.”
der.
Başarı gelince:
“Ben yaptım.”
demeye başlayabilir.
Zülkarneyn bunun tam tersini öğretmektedir.
Büyük bir eser ortaya koymuştur ama:
“Bu Rabbimin rahmetidir.”
demektedir.
Risale-i Nur perspektifinden burada ene'nin doğru kullanımı görülür.
İnsan:
“Ben mutlak sahibim.”
dememeli;
“Allah’ın verdiği kabiliyeti kullanan bir kulum.”
demelidir.
Zülkarneyn yaptığı büyük seddi överek onun sonsuza kadar kalacağını söylemez.
Tam tersine:
“Rabbimin vaadi geldiği zaman onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir.”
(Kehf, 18/98)
der.
Bu, çok büyük bir fânilik dersidir.
İnsan şehirler kurabilir.
Devletler kurabilir.
Kaleler yapabilir.
Teknoloji geliştirebilir.
Servet biriktirebilir.
Fakat hiçbir dünyevî eser ebedî değildir.
Risale-i Nur'un sıkça dikkat çektiği üzere dünya:
fanidir,
geçicidir,
misafirhanedir.
İnsan burada kalmak için değil, ebedî âleme hazırlanmak için bulunmaktadır.
Kur’ân Ye’cûc ve Me’cûc'ün bozgunculuk yapan topluluklar olduğunu bildirir.
Ayrıca Enbiyâ Sûresi'nde onların kıyamete yakın hadiselerle ilişkisine işaret edilir:
“Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc'ün önü açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman...”
(Enbiyâ, 21/96)
Sahih hadislerde de Ye’cûc ve Me’cûc kıyamet alâmetleri bağlamında zikredilir.
Ancak burada dikkatli olunmalıdır.
Tarihte belirli bir milleti kesin biçimde:
“İşte Ye’cûc ve Me’cûc bunlardır.”
diye göstermek sağlam delil gerektirir.
Risale-i Nur'da Ye’cûc ve Me’cûc hakkında tarihî ve toplumsal yorumlar bulunmakla beraber, bu yorumları Kur’ân'ın açık nassıyla aynı kesinlik derecesinde değerlendirmemek gerekir.
Gaybî meselelerde kesin delilin söylediği kadar konuşmak, söylemediği yerde ihtiyat göstermek ilmî ve dinî edebin gereğidir.
Zülkarneyn büyük bir güce sahiptir.
Fakat insanları ezmez.
Gücünü kendi şahsını büyütmek için değil, hizmet için kullanır.
Bu anlayış Risale-i Nur'daki önemli bir ahlâk prensibiyle örtüşür:
Hizmet etmek fakat tahakküm etmemek.
İnsanların üzerinde baskı kurmak yerine onların iyiliğine çalışmak gerekir.
Böylece gerçek liderlik:
emretmekten önce hizmet etmek,
üstünlük taslamaktan önce sorumluluk almak,
insanlardan faydalanmak yerine insanlara faydalı olmak
şeklinde ortaya çıkar.
Zülkarneyn kıssasından bir yönetim modeli çıkarılabilir:
Gücü Allah’tan bil.
Adaleti esas al.
Mazlumu dinle.
Zalime engel ol.
İmkânlarını halkın yararına kullan.
Bilim ve teknolojiden faydalan.
İnsanları çalışmaya ortak et.
Hizmeti şahsî çıkara dönüştürme.
Başarıdan sonra kibirlenme.
Dünyadaki makamının geçici olduğunu unutma.
Bunlar yalnız devlet yöneticilerine değil, herhangi bir sorumluluk taşıyan herkese hitap eder.
Zülkarneyn kıssası gençlere de önemli mesajlar verir.
Fakat gücünü ne için kullandığın önemlidir.
Fakat servetin seni Allah’tan uzaklaştırmamalıdır.
Fakat teknoloji insanlığın faydasına kullanılmalıdır.
Fakat başarı seni gurura götürmemelidir.
Fakat gördüğün her şey seni Allah’ın sanatını düşünmeye götürmelidir.
Müminin ideali dünyadan kaçmak değil, dünyayı ahiretin tarlası hâline getirmektir.
Dinî veya sosyal hizmet yapan insanlar için kıssanın çok önemli bir ölçüsü vardır:
“Rabbimin bana verdiği daha hayırlıdır.”
Hizmet, şahsî menfaatin önüne geçmelidir.
İnsan:
“Benim ismim duyulsun.”
“Beni takdir etsinler.”
“Benim grubum büyüsün.”
demek yerine:
“Allah razı olsun.”
diye çalışmalıdır.
Risale-i Nur'un ihlâs anlayışı açısından mesele tam da buradadır:
Amelde esas olan Allah'ın rızasıdır.
Halkın alkışı gelip geçer.
Allah'ın rızası ise ebedîdir.
Zülkarneyn’in hayatını Risale-i Nur'un imanî ölçüleriyle değerlendirdiğimizde üç büyük hakikat öne çıkar:
“Rabbimin bana verdiği...”
Gücün kaynağı Allah’tır.
“Bu Rabbimden bir rahmettir.”
İnsan başarı karşısında kul olduğunu unutmamalıdır.
“Rabbimin vaadi geldiğinde onu yerle bir eder.”
Dünya ve içindeki bütün eserler geçicidir.
Bu üç hakikat insanın hayatını dengeler:
Tevhid insanı şirkten,
ubudiyet kibirden,
fânilik dünyaya aşırı bağlanmaktan korur.
Zülkarneyn kadar büyük bir ülkeyi yönetmiyor olabiliriz.
Fakat hepimizin küçük bir “iktidar alanı” vardır.
Bir baba ailesinde;
bir anne evinde;
bir öğretmen sınıfında;
bir işveren işyerinde;
bir memur görevinde;
bir yönetici kurumunda;
bir insan kendi bedeni ve imkânları üzerinde sorumluluk taşır.
O hâlde kendimize şu soruları sormalıyız:
Allah'ın bana verdiği imkânları ne için kullanıyorum?
Gücüm yettiğinde adaletli davranıyor muyum?
Benden güçsüz insanların problemlerini dinliyor muyum?
Bir iyilik yaptığımda karşılık bekliyor muyum?
Başarılarımı kendimden mı biliyorum, Allah'ın nimeti olarak mı görüyorum?
İnsanlara yardım ederken onları güçlendiriyor muyum?
İlim ve teknolojiyi hayır için kullanıyor muyum?
Dünyadaki eserlerin fani olduğunu hatırlıyor muyum?
İşte kıssalar böyle okunduğunda yalnız geçmişin hikâyesi olmaktan çıkar ve bugünün insanına yol gösteren Kur’ânî bir rehber hâline gelir.
Güç Allah’ın verdiği bir emanettir.
İmkân sahibi olmak üstünlük değil, daha büyük sorumluluk demektir.
Tevekkül sebepleri terk etmek değildir.
Gerçek liderlik adalet üzerine kurulur.
Mazlumun sesini dinlemek güç sahibinin vazifesidir.
İnsanlara yardım ederken onları da çözümün parçası yapmak gerekir.
İlim ve teknoloji insanlığın hizmetinde kullanılmalıdır.
İman, çalışmaya ve üretmeye engel değil; doğru niyetle bunları ibadete dönüştüren bir kuvvettir.
İyilik şahsî menfaate dönüştürülmemelidir.
Başarı gurura değil şükre götürmelidir.
Sebepler kullanılmalı fakat netice Allah’tan bilinmelidir.
En büyük dünya eserlerinin bile bir gün yok olacağı unutulmamalıdır.
Zülkarneyn kıssasını tek bir cümleyle özetlemek gerekirse Kur’ân'ın onun dilinden naklettiği şu ifade yeterlidir:
“Hâzâ rahmetün min Rabbî.”
“Bu, Rabbimden bir rahmettir.”
(Kehf, 18/98)
İşte imanlı insanın başarı karşısındaki tavrı budur.
Çalışır fakat gururlanmaz.
Güçlenir fakat zulmetmez.
Zenginleşir fakat şımarmaz.
İlim öğrenir fakat kendisini mutlak bilginin sahibi görmez.
Teknoloji üretir fakat insanlığa zarar vermek için kullanmaz.
Yönetir fakat insanları köleleştirmez.
Hizmet eder fakat karşılığını yalnız insanlardan beklemez.
Ve bütün sebepleri kullandıktan sonra başını semaya kaldırarak:
“Bu benim büyüklüğüm değil; Rabbimin bana ihsan ettiği bir rahmettir.”
der.
Risale-i Nur perspektifinden Zülkarneyn kıssasının insana verdiği nihai ders de burada toplanabilir:
İnsan, Allah'ın verdiği nimetleri yine Allah'ın razı olduğu yerde kullandığı ölçüde gerçek değer kazanır.
Çünkü insanın büyüklüğü ne kadar şeye sahip olduğuyla değil, kendisine emanet edilenleri ne kadar adalet, ihlâs, şükür ve kulluk içinde kullandığıyla ölçülür.
Zülkarneyn kıssası böylece bize iktidar içinde kulluğu, başarı içinde tevazuyu, teknoloji içinde hikmeti, hizmet içinde ihlâsı ve dünya içinde ahireti unutmamayı öğreten büyük bir Kur’ân dersine dönüşür.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.