- Salih Avcı
- 18.01.2025
Kur’ân-ı Kerîm, Sünnet ve Risale-i Nur Perspektifinden
Hz. Zekeriyyâ ve oğlu Hz. Yahyâ aleyhimesselâmın kıssaları; dua, tevekkül, ihlâs, iffet, takvâ, sabır, Allah’ın kudretine teslimiyet ve hakikat uğrunda sebat bakımından çok derin dersler taşır. Kur’ân onların hayatlarını bütün tarihî ayrıntılarıyla anlatmaz; fakat insanın iman hayatını inşa edecek en önemli noktaları özellikle nazara verir.
Hz. Zekeriyyâ aleyhisselâm, İsrailoğullarına gönderilmiş peygamberlerden biridir. Kur’ân’da özellikle Âl-i İmrân ve Meryem sûrelerinde onun duası ve Hz. Yahyâ'nın dünyaya gelişi anlatılır.
Hz. Zekeriyyâ ilerlemiş yaşına rağmen Allah'tan hayırlı bir evlat istemiştir:
“Rabbim! Şüphesiz kemiklerim zayıfladı, başım ağardı. Rabbim! Sana dua etmekle hiçbir zaman mahrum olmadım.”
(Meryem, 19/4)
Bu dua bize çok önemli bir kulluk ölçüsü öğretir:
İnsan sebeplerin tükenmesini, Allah'ın rahmetinin tükenmesi zannetmemelidir.
İhtiyarlık vardır. Beden zayıflamıştır. Görünürde evlat sahibi olma ihtimali son derece azalmıştır. Fakat Hz. Zekeriyyâ'nın nazarı sebeplerde değil, Müsebbibü'l-Esbâb olan Allah'tadır.
Risale-i Nur'un iman anlayışıyla baktığımızda burada kudret-i İlâhiyeye güvenme dersi vardır. Sebepler Allah'ın kudretine yardımcı değildir. Allah dilerse sebepler vasıtasıyla, dilerse alışılmış sebeplerin dışında yaratır.
Dolayısıyla mümin:
“Artık olmaz.”
demek yerine,
“Benim imkânım kalmamış olabilir; fakat Allah'ın kudreti sonsuzdur.”
demeyi öğrenir.
Hz. Zekeriyyâ'nın duasında dikkatimizi çeken hususlardan biri de edebidir.
Allah'a karşı ihtiyaçlarını arz eder; fakat âdeta Rabbine şart koşmaz.
Kur’ân şöyle buyurur:
“Rabbine gizlice seslenmişti.”
(Meryem, 19/3)
Buradaki “gizlice dua” ihlâs bakımından son derece anlamlıdır.
Risale-i Nur'da dua, kulluğun önemli sırlarından biri olarak ele alınır. Bediüzzaman'ın yaklaşımıyla dua yalnızca istenilen şeyin meydana gelmesini sağlayan bir vasıta değildir; bizzat bir ubudiyettir.
Bu sebeple duanın en büyük neticesi:
Kulun Rabbine yönelmesidir.
İnsan bazen dua eder ve istediği şey hemen gerçekleşmez. Bu, duanın kabul edilmediği anlamına gelmez. Çünkü Cenâb-ı Hak kulun istediğini aynen verebilir, daha hayırlısını verebilir veya duasının karşılığını ahirete bırakabilir.
Hz. Zekeriyyâ'nın kıssası bize:
“Duan gecikiyorsa ümidini kesme.”
dersini verir.
Hz. Zekeriyyâ yalnızca kendisini mutlu edecek bir çocuk istememiştir.
Şöyle dua eder:
“Bana katından bir veli ver. O bana ve Yakub ailesine mirasçı olsun. Rabbim, onu razı olduğun bir kimse eyle.”
(Meryem, 19/5-6 mealen)
Buradaki mirası sadece maddî servet şeklinde anlamak doğru değildir. Peygamberlerin temel endişesi mal bırakmak değil, iman, ilim, nübüvvet hizmeti ve hakikat mirasının devamıdır.
Bu noktadan anne-babalara büyük bir ders çıkar:
Anne-baba:
İyi bir eğitim alsın,
güzel bir işi olsun,
maddî sıkıntı çekmesin,
başarılı olsun
diye dua ettiği kadar:
“Allah'ım, evladımı salih bir kul eyle.”
diye de dua etmelidir.
Çünkü çocuğa bırakılabilecek en büyük miras yalnızca ev, arsa veya para değildir.
En büyük miras:
iman, güzel ahlâk, helâl-haram şuuru ve Allah'ı tanıma bilincidir.
Hz. Zekeriyyâ aleyhisselâm, Hz. Meryem'in bakımını üstlenmişti.
Kur’ân çok dikkat çekici bir hadiseyi anlatır:
“Zekeriyyâ onun bulunduğu yere, mâbede her girişinde yanında bir rızık bulur ve ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?’ derdi. O da ‘Bu Allah katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir.’ derdi.”
(Âl-i İmrân, 3/37)
Ardından:
“Zekeriyyâ orada Rabbine dua etti...”
(Âl-i İmrân, 3/38)
Bu bağlantı son derece güzeldir.
Hz. Zekeriyyâ, Hz. Meryem'e verilen olağanüstü ikramı görünce Allah'ın kudretini yeniden tefekkür eder ve kendisi de evlat ister.
Yani bir İlâhî ikram, başka bir duanın kapısını açar.
Buradan şu ders çıkar:
Başkasına verilen nimet bizi kıskançlığa değil, Allah'ın rahmetine karşı ümide sevk etmelidir.
Bir başkasının nimetine bakıp:
“Neden onda var, bende yok?”
demek yerine:
“Ona veren Rabbim bana da dilerse verebilir.”
demek imanî bakıştır.
Allah Teâlâ duasını kabul eder:
“Ey Zekeriyyâ! Biz sana Yahyâ adında bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.”
(Meryem, 19/7)
Hz. Zekeriyyâ hayret eder.
Çünkü kendisi yaşlanmış, hanımı da çocuk sahibi olmaya elverişli görünmemektedir.
Fakat İlâhî cevap çok nettir:
“Bu benim için kolaydır. Nitekim sen hiçbir şey değilken daha önce seni yaratmıştım.”
(Meryem, 19/9 mealen)
İşte kıssanın tevhid açısından en kuvvetli derslerinden biri budur:
Bu hakikat aynı zamanda haşrin ve dirilişin anlaşılmasına da kapı açar.
İnsan:
“Öldükten sonra nasıl dirileceğim?”
diye düşündüğünde Kur’ân'ın mantığı şudur:
Seni yoktan yaratan Allah, seni yeniden yaratamaz mı?
Risale-i Nur'da haşir bahislerinde de benzer şekilde ilk yaratılıştan yeniden dirilişe delil getirilir.
Hz. Yahyâ dünyaya geldikten sonra Allah tarafından özel bir terbiyeye mazhar olur.
Kur’ân şöyle buyurur:
“Ey Yahyâ! Kitaba sımsıkı sarıl.” Biz ona daha çocukken hikmet verdik.
(Meryem, 19/12)
Burada özellikle gençler için muazzam bir mesaj vardır:
İnsan genç yaşta da:
Allah'ı tanıyabilir,
Kur’ân'a bağlanabilir,
ilim sahibi olabilir,
ibadette derinleşebilir,
yüksek ahlâka ulaşabilir.
Hz. Yahyâ'nın çocuk yaşta hikmet sahibi olması, gençliğin sadece eğlence ve dünyevî arzular dönemi olmadığını gösterir.
Risale-i Nur'un Gençlik Rehberi çizgisinde de gençlik, ebedî hayatı kazanmak için verilmiş son derece kıymetli bir sermaye olarak değerlendirilir.
Hz. Yahyâ'ya verilen emir çok dikkat çekicidir:
“Kitaba kuvvetle sarıl.”
Bu emir bütün müminlere ders verir.
İman yalnızca:
“Ben inanıyorum.”
demekten ibaret değildir.
İmanın hayata dönüşmesi gerekir.
Kur’ân'a sımsıkı sarılmak:
emirlerini öğrenmek,
haramlardan sakınmak,
ahlâkını hayatımıza taşımak,
helâl-haram ölçüsünü korumak,
ibadeti ciddiye almak,
Kur’ân'ı hayatın rehberi kabul etmek
demektir.
Risale-i Nur açısından da Kur’ân, yalnız okunacak mukaddes bir kitap değil; kâinatı, insanı ve hayatın gayesini açıklayan İlâhî bir rehberdir.
Kur’ân Hz. Yahyâ'yı şöyle tarif eder:
“Katımızdan ona bir şefkat ve arınmışlık verdik. O takvâ sahibi idi.”
(Meryem, 19/13 mealen)
Takvâ yalnızca çok ibadet etmek değildir.
Takvâ aynı zamanda:
Allah'ın razı olmadığı şeylerden sakınmaktır.
Bediüzzaman özellikle günahların yaygınlaştığı dönemlerde takvânın büyük önem kazandığını ifade eder. Çünkü bazen bir haramı terk etmek, birçok nafile amelden daha büyük bir kulluk şuuru taşıyabilir.
Hz. Yahyâ'nın hayatı bu bakımdan:
“Sadece iyilik yapma; kötülükten korunmayı da öğren.”
dersini verir.
Kur’ân Hz. Yahyâ'yı Âl-i İmrân sûresinde överken onun iffet ve nefsine hâkimiyetine işaret eder:
“...efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber...”
(Âl-i İmrân, 3/39 mealen)
Bu özellik günümüz insanı için son derece önemlidir.
Çünkü modern hayatın önemli imtihanlarından biri arzuların sınırsızlaştırılmasıdır.
İnsan:
“Canım ne istiyorsa yaparım.”
anlayışıyla yaşamaya başladığında nefsinin esiri olabilir.
Hz. Yahyâ'nın örnekliği ise bunun tam tersidir:
Hürriyet, nefsin her istediğini yapmak değil; nefsin esaretinden kurtulmaktır.
Risale-i Nur'un nefis terbiyesine dair bahisleri de bu noktada önem kazanır. İnsan nefsini tamamen yok etmez; onu terbiye ederek Allah'ın emirlerine tâbi hâle getirir.
Hz. Yahyâ'nın özellikleri anlatılırken Kur’ân özellikle şöyle buyurur:
“Anne babasına iyi davranırdı; zorba ve isyankâr değildi.”
(Meryem, 19/14 mealen)
Bu ifade çok düşündürücüdür.
Allah, büyük bir peygamberi överken onun:
anne-babasına güzel davranmasını
özellikle zikretmektedir.
Demek ki insanın manevî derecesinin önemli göstergelerinden biri de ailesine karşı davranışıdır.
Dışarıda herkese nazik olup evde anne-babasına kaba davranmak İslâm ahlâkıyla bağdaşmaz.
Hakiki güzel ahlâk önce en yakınlardan başlamalıdır.
Hz. Yahyâ için kullanılan ifadelerden biri de Allah tarafından kendisine “hanân”, yani derin bir şefkat ve merhamet verilmesidir.
Burada önemli bir denge vardır:
Hz. Yahyâ hem takvâ sahibi, hem de şefkatlidir.
Bu, din hizmetinde önemli bir ölçüdür.
Hakikati savunmak insanı kaba yapmamalıdır.
Dindarlık:
sertlik,
öfke,
insanları küçümseme,
herkesi kolayca suçlama
değildir.
Risale-i Nur'un hizmet anlayışındaki şefkat, ihlâs, müsbet hareket ve muhabbet düsturları da burada hatırlanabilir.
Hakikat güçlü şekilde savunulur; fakat insanlara karşı merhamet korunur.
Hz. Yahyâ'nın tarihî hayatıyla ilgili İslâmî kaynaklarda çeşitli rivayetler vardır. Onun hakikatten taviz vermediği ve bu sebeple öldürüldüğü yaygın şekilde nakledilmekle beraber, Kur’ân Hz. Yahyâ'nın şehit edilişinin ayrıntılarını anlatmaz.
Bu noktada Kur’ân'ın kesin olarak bildirdiği hususlarla tarihî rivayetleri birbirinden ayırmak gerekir.
Ancak Hz. Yahyâ'nın Kur’ân'daki şahsiyetinden kesin olarak gördüğümüz şudur:
O, Allah'ın hükmüne sımsıkı bağlı, takvâlı, temiz ve tavizsiz bir peygamberdir.
Buradan çıkan ders:
Mümin hikmetli olur, yumuşak davranır; fakat Allah'ın açık hükmünü insanların arzusuna göre değiştirmez.
Baba Hz. Zekeriyyâ...
Oğul Hz. Yahyâ...
Birinin duası diğerinin dünyaya gelişine vesile olur.
Birinin taşıdığı iman hizmetini diğeri devam ettirir.
Bu bize aile hakkında çok güzel bir hakikat öğretir:
Aile sadece neslin değil, imanın da devam ettiği bir mektep olmalıdır.
Anne-babanın en büyük hedeflerinden biri:
“Benim çocuğum benden daha iyi bir kul olsun.”
diyebilmek olmalıdır.
Dünya mirası birkaç yıl veya birkaç nesil devam eder.
Fakat iman mirası insanı ebedî saadete götürebilir.
Hz. Zekeriyyâ kıssasının merkezindeki büyük iman dersi şudur:
Allah için imkânsız yoktur.
Fakat burada yanlış bir anlayışa da düşmemek gerekir.
Bu:
“Ne istersem mutlaka aynen gerçekleşir.”
demek değildir.
Doğru anlayış şudur:
“Allah'ın kudreti her şeye yeter; fakat hikmeti neyi gerektirirse onu yaratır.”
Risale-i Nur'un dua anlayışında kudret ile hikmet beraber düşünülür.
Allah verebilir.
Fakat kul için vermemek daha hayırlıysa vermeyebilir.
Geciktirebilir.
Daha iyisini verebilir.
Ahirete bırakabilir.
Dolayısıyla mümin dua ederken:
Kudrete güvenir, hikmete teslim olur.
Hayatımızda bazen şöyle düşünürüz:
“Artık çok geç.”
“Bundan sonra düzelmez.”
“Benim için mümkün değil.”
“Bu sıkıntı bitmez.”
“Dualarım kabul olmuyor.”
Hz. Zekeriyyâ'nın kıssası bütün bu karamsarlıklara karşı Kur’ânî bir cevap gibidir:
Kulun vazifesi:
dua + sabır + gayret + tevekkül + teslimiyettir.
Netice ise Allah'a aittir.
Hz. Yahyâ'nın hayatı özellikle gençlere şöyle seslenir:
Gençlik yalnızca eğlenmek için verilmiş değildir.
Gençlik:
imanı kuvvetlendirme, ilim öğrenme, karakter kazanma, nefsi terbiye etme ve ebedî hayatı kazanma dönemidir.
Kur’ân'ın:
“Ey Yahyâ! Kitaba sımsıkı sarıl.”
emri, manen bugünün gencine de şöyle seslenmektedir:
“Hayatın akıntısına kapılma. Bir ölçün, bir istikametin, bir hakikat rehberin olsun.”
Hz. Zekeriyyâ ve Hz. Yahyâ aleyhimesselâmın hayatlarını Risale-i Nur'un temel iman ölçüleriyle birlikte düşündüğümüzde dört büyük hakikat öne çıkar:
Birincisi: Tevhid
Sebepler yaratıcı değildir. İhtiyarlık, hastalık, imkânsızlık gibi görünen perdeler Allah'ın kudretini sınırlandıramaz.
İkincisi: Ubudiyet
Dua yalnızca bir şey istemek değil, kulun aczini ve fakrını anlayıp Rabbine yönelmesidir.
Üçüncüsü: Takvâ
Hz. Yahyâ'nın temiz ve iffetli hayatı, gerçek kulluğun yalnız ibadetlerden değil, günahlardan sakınmaktan da meydana geldiğini gösterir.
Dördüncüsü: İman hizmetinin devamı
Hz. Zekeriyyâ'nın salih bir evlat istemesi, insanın yalnız kendi kurtuluşunu değil, kendisinden sonraki nesillerin imanını da düşünmesi gerektiğini öğretir.
Hz. Zekeriyyâ aleyhisselâmın kıssasında dua vardır.
Hz. Yahyâ aleyhisselâmın hayatında o duanın bereketli neticesi vardır.
Hz. Zekeriyyâ bize:
Ümitsizliğe düşmeden dua etmeyi...
Hz. Yahyâ:
Hakikate sımsıkı sarılmayı...
Hz. Zekeriyyâ:
Allah'ın kudretine güvenmeyi...
Hz. Yahyâ:
Takvâ ve iffetle yaşamayı...
Hz. Zekeriyyâ:
Salih nesiller istemeyi...
Hz. Yahyâ:
Anne-babaya iyilik etmeyi...
öğretmektedir.
İkisinin hayatından çıkan ortak ders ise şu cümlede toplanabilir:
Sebepler ne kadar zayıf görünürse görünsün Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez; dünya ne kadar bozularsa bozulsun Allah'ın kitabına sımsıkı sarılmaktan vazgeçilmez.
Çünkü müminin kuvveti yalnız kendi gücü değildir.
Dayanağı kudret-i İlâhiye, rehberi vahiy, silahı dua, yolu takvâ, neticesi ise Allah'ın rızasıdır.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.