18px

Hz Salih Aleyhisselam


Hz Salih Aleyhisselam

HZ. SÂLİH ALEYHİSSELÂM’IN HAYATINDAN ALINACAK HİKMETLİ DERSLER

Kur’ân-ı Kerîm, Risale-i Nur ve Sahih Dinî Bilgiler Işığında

Giriş

Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerin hayatları yalnızca geçmişte yaşanmış tarihî hadiseler olarak anlatılmaz. Her kıssa, insanın imanını kuvvetlendiren, ahlâkını güzelleştiren, dünya imtihanını anlamasına yardımcı olan ve geleceğe ışık tutan dersler taşır.

Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın kıssası da bunlardan biridir.

Onun hayatında özellikle şu hakikatler öne çıkar:

  • Tevhid ve kulluk,

  • Nimet karşısında şükür,

  • Maddî güç karşısında tevazu,

  • Allah’ın ayetlerine hürmet,

  • Peygambere itaat,

  • Mucize karşısında teslimiyet,

  • Günahın toplumsal sonuçları,

  • Islah yerine fesadı tercih etmenin tehlikesi,

  • İnkârda ve zulümde ısrarın kötü akıbeti,

  • Allah’ın rahmet ve azabının hak oluşu.

Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın kıssası özellikle A‘râf 7/73-79, Hûd 11/61-68, Şuarâ 26/141-159, Neml 27/45-53 ve Şems 91/11-15 ayetlerinde anlatılır.

Bu makalede, Kur’ân’ın kesin olarak bildirdiği hususlarla sonradan aktarılan rivayetleri birbirinden ayırmaya dikkat ederek Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın hayatından alınabilecek hikmetli dersleri inceleyeceğiz.


1. HZ. SÂLİH ALEYHİSSELÂM KİMDİR?

Hz. Sâlih Aleyhisselâm, Allah’ın Semûd kavmine gönderdiği peygamberdir.

Kur’ân şöyle buyurur:

وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا ۚ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ

“Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur.’”

(A‘râf, 7/73)

Buradaki “kardeşleri Sâlih” ifadesi onun kavmiyle aynı topluma mensup olduğunu ifade eder. Peygamberlik vazifesiyle kavminin karşısına yabancı biri olarak değil, onları tanıyan ve onların içinden yetişmiş biri olarak çıkmıştır.

Hz. Sâlih’in tebliğinin özü bütün peygamberlerde olduğu gibi tevhiddir:

Allah’tan başka hak mabud yoktur; yalnız O’na kulluk edilmelidir.

Bu, Hz. Âdem’den Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma kadar bütün peygamberlerin ortak davetidir.


2. SEMÛD KAVMİ: MEDENİYET, GÜÇ VE İMTİHAN

Semûd kavmi maddî bakımdan gelişmiş bir toplumdu. Kur’ân onların dağları yontarak evler yaptıklarını bildirir:

وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ

“Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”

(Şuarâ, 26/149)

Başka bir ayette:

وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًا

“Dağları yontup evler yapıyorsunuz.”

(A‘râf, 7/74)

Demek ki Semûd kavmi mimari ve teknik bakımdan güçlüydü.

Fakat Kur’ân burada önemli bir ölçü öğretir:

Teknolojik ilerleme, manevî ilerleme anlamına gelmez.

Bir toplum:

  • çok güzel binalar yapabilir,

  • büyük servetlere sahip olabilir,

  • şehirler kurabilir,

  • teknolojide ilerleyebilir,

  • tabiatı kontrol altına alabilir;

fakat Allah’ı unutursa bütün bu gelişmeler onu gerçek saadete ulaştırmayabilir.

Risale-i Nur açısından

Risale-i Nur’un genel yaklaşımında kâinattaki nimetler başıboş mallar değil, Mün‘im-i Hakikî’nin, yani gerçek nimet verici olan Allah’ın ihsanlarıdır.

İnsan nimeti görüp nimet vereni unutursa nimetin hakikatini okuyamamış olur.

Bu açıdan Semûd’un problemi dağları yontması değildi.

Problem:

Dağları yontabilecek kudrete ulaştığı hâlde kendisini ve o dağları yaratan Rabbini unutmasıydı.


3. BİRİNCİ BÜYÜK DERS: MEDENİYET İMANIN YERİNİ TUTAMAZ

Semûd kavmi bize çok önemli bir medeniyet dersi verir:

Maddî kalkınma ile manevî kalkınma aynı şey değildir.

İnsan bugün gökdelenler yapabilir, uzaya araç gönderebilir, yapay zekâ geliştirebilir, atomun içine girebilir.

Fakat bütün bunlar tek başına şu sorulara cevap vermez:

Ben kimim?

Nereden geldim?

Niçin dünyadayım?

Ölümden sonra nereye gidiyorum?

Bütün bu nimetleri bana kim veriyor?

Risale-i Nur’un üzerinde ısrarla durduğu meselelerden biri budur. Fenler ve sanatlar, doğru okunduğunda Allah’ın isimlerini ve sanatını gösteren delillere dönüşebilir.

Dolayısıyla gerçek medeniyet:

ilim + ahlâk + iman + adalet + merhamet

bütünlüğü içerisinde değerlidir.


4. HZ. SÂLİH’İN DAVETİNİN TEMELİ: TEVHİD

Hz. Sâlih Aleyhisselâm kavmine ilk olarak:

“Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.”

dedi.

Bu son derece önemlidir.

Peygamberlerin öncelikli hedefi ekonomik veya siyasî bir sistem kurmak değil, önce insanın Rabbiyle ilişkisini düzeltmektir.

Çünkü kalpteki tevhid düzelirse:

  • ahlâk düzelir,

  • adalet gelişir,

  • kul hakkından sakınılır,

  • kibir azalır,

  • nimet şükre dönüşür,

  • insanın insana kulluğu kırılır.

Hikmetli ders

İnsanın hayatındaki en büyük mesele:

Allah’ı tanımak, O’na iman etmek ve O’na kulluk etmektir.

Risale-i Nur perspektifiyle insanın yaratılışının en yüksek gayelerinden biri marifetullah, yani Allah’ı tanımaktır.


5. İKİNCİ BÜYÜK DERS: NİMET, NİMET VERENİ TANITTIRMALIDIR

Hz. Sâlih kavmine Allah’ın nimetlerini hatırlatmıştır.

Kur’ân’da:

هُوَ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا

“O sizi yerden meydana getirdi ve size orayı imar etme görevi verdi.”

(Hûd, 11/61)

Bu ayet insanın dünyadaki konumuna dair büyük bir ölçü verir.

Dünya insana tamamen sahipsiz bırakılmış bir mülk değildir.

İnsan:

malik değil emanetçi,

yaratıcı değil kullanıcı,

mutlak sahip değil vazifeli kuldur.

Risale-i Nur'un sıkça vurguladığı bakışla insan kendisine verilen bedenin, aklın, gözün, kulağın ve diğer nimetlerin gerçek sahibi değildir.

Hepsi emanettir.

Bu nedenle:

Nimet → şükre

İlim → marifete

Servet → infaka

Güç → adalete

Makam → hizmete

dönüşmelidir.


6. SEMÛD’UN EN BÜYÜK HASTALIKLARINDAN BİRİ: KİBİR

Maddî güç zamanla Semûd kavminin bir bölümünde kibir ve azgınlığa dönüştü.

Bu, insanlık tarihi boyunca tekrar eden bir imtihandır.

İnsan güçlendikçe şöyle düşünmeye başlayabilir:

“Ben yaptım.”

“Ben kazandım.”

“Bunu kendi bilgimle elde ettim.”

İşte burada nimet insan için imtihana dönüşür.

Risale-i Nur’un imanî eğitiminde insanın aczini ve fakrını bilmesi önemlidir.

İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün:

Bir damla suya,

bir nefes havaya,

bir lokma gıdaya,

kalbinin çalışmasına,

Güneş’in doğmasına,

Dünya’nın dönmesine muhtaçtır.

Hikmetli ders

İnsan büyüdükçe küçüklüğünü, zenginleştikçe fakrını, güçlendikçe aczini daha iyi anlamalıdır.

Gerçek tevazu budur.


7. ALLAH’IN MUCİZESİ: SÂLİH’İN DEVESİ

Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın kıssasının merkezinde Kur’ân’ın “Allah’ın devesi” diye ifade ettiği mucize vardır.

Kur’ân:

هَٰذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ آيَةً

“İşte size bir mucize olarak Allah’ın devesi.”

(A‘râf, 7/73)

Buradaki “Allah’ın devesi” ifadesi devenin Allah’a ait olması bakımından diğer yaratılmışlardan farklı bir yaratıcıya sahip olduğu anlamına gelmez. Bu, ona verilen özel değeri ve onun bir ilâhî ayet/mucize oluşunu ifade eden şeref nispetidir.

Hz. Sâlih kavmine devenin serbest bırakılmasını emretti.

فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ

“Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Ona kötülük dokundurmayın.”

(A‘râf, 7/73)


8. ÖNEMLİ UYARI: DEVENİN MUCİZESİ HAKKINDA SAHİH BİLGİYİ AYIRMAK

Hz. Sâlih’in devesi hakkında halk arasında çok ayrıntılı hikâyeler anlatılmaktadır.

Örneğin devenin kayanın içinden nasıl çıktığı, kayanın nasıl yarıldığı, devenin fizikî özellikleri ve doğumuyla ilgili çok sayıda ayrıntı nakledilir.

Ancak bunların tamamı Kur’ân’da yer almaz ve her rivayet aynı derecede güvenilir değildir.

Sahih dinî bilgi açısından sağlam hareket etmek için şu ölçüyü kullanmalıyız:

Kur’ân’ın kesin olarak bildirdiğini kesin kabul ederiz.

Kur’ân devenin:

  • ilâhî bir ayet/mucize olduğunu,

  • özel bir imtihan vesilesi olduğunu,

  • su kullanımında belirlenmiş bir hakkının bulunduğunu,

  • ona zarar verilmesinin yasaklandığını,

  • kavmin sonunda onu öldürdüğünü

açıkça bildirir.

Bunun dışındaki ayrıntılarda kesin konuşmamak daha ilmî ve ihtiyatlıdır.


9. SU İMTİHANI VE HAKKA RİAYET

Kur’ân şöyle bildirir:

قَالَ هَٰذِهِ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

“Sâlih dedi ki: İşte bu bir devedir. Onun belirli bir su içme hakkı, sizin de belirli bir gün su içme hakkınız vardır.”

(Şuarâ, 26/155)

Burada sadece bir mucize değil aynı zamanda hak ve sınır imtihanı vardır.

İnsan bazen Allah’ın verdiği nimetin tamamını kendisine ait zanneder.

“Benim param.”

“Benim toprağım.”

“Benim suyum.”

“Benim malım.”

İman ise insana şunu öğretir:

Mülkün gerçek sahibi Allah’tır.

İnsan emaneti kullanır ama başkalarının hakkını çiğneyemez.


10. ÜÇÜNCÜ BÜYÜK DERS: İMTİHAN BAZEN ÇOK BASİT BİR EMİRLE GELİR

Semûd kavmine verilen emir aslında açıktı:

Deveye zarar vermeyin.

Fakat mesele devenin kendisinden çok itaat imtihanıydı.

Hz. Âdem’in yasak ağaç imtihanında olduğu gibi insan bazen:

“Bunda ne var?”

diyebilir.

Oysa kulluğun ölçüsü:

Allah emrettiği için yapmak, Allah yasakladığı için terk etmektir.

Namazda da böyledir.

Oruçta da böyledir.

Helâl-haram ölçülerinde de böyledir.

Kul:

“Ben bunun bütün hikmetlerini anlamadan kabul etmem.”

derse kulluğu kendi aklına şartlandırmış olur.

İslâm’da akıl son derece değerlidir; fakat vahyin üstünde bir otorite değildir.


11. DEVENİN ÖLDÜRÜLMESİ: KÜÇÜK GÖRÜLEN İSYANIN BÜYÜK SONUCU

Kur’ân Semûd’un deveyi öldürdüğünü bildirir:

فَعَقَرُوا النَّاقَةَ

“Derken deveyi kestiler.”

(A‘râf, 7/77)

Başka ayetlerde bu fiilin belirli bir azgın kişi tarafından gerçekleştirildiğine işaret edilir:

إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا

“Onların en azgını ileri atıldığında…”

(Şems, 91/12)

Burada toplumsal sorumluluk açısından çok önemli bir ders vardır.

Fiili bir kişi gerçekleştirse bile kavmin bunu desteklemesi, benimsemesi veya engellememesi sebebiyle suç topluma nispet edilmiştir.

Hikmetli ders

Kötülüğü bizzat yapmak kadar, kötülüğü alkışlamak ve normalleştirmek de tehlikelidir.

Bu sebeple mümin:

  • zulmü desteklememeli,

  • haramı teşvik etmemeli,

  • kötülüğü övmemeli,

  • gücü yettiği ölçüde iyiliği desteklemelidir.


12. DÖRDÜNCÜ BÜYÜK DERS: GÜNAHIN TOPLUMSAL BOYUTU VARDIR

İslâm’da insanın şahsî sorumluluğu esastır. Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez.

Fakat toplum içerisinde günahın yayılmasına destek vermek ayrı bir sorumluluk doğurabilir.

Bir kötülük:

önce bir kişi tarafından yapılır,

sonra başkaları tarafından alkışlanır,

sonra normalleşir,

sonra kültüre dönüşür,

sonra yeni nesiller tarafından sorgulanmadan uygulanmaya başlanır.

Semûd kıssası bu tehlikeyi gösterir.

Risale-i Nur’un sosyal ahlâk anlayışı açısından da insan yalnız kendi amelinden değil, iradesiyle destek verdiği yanlış cereyanlardan sakınmalıdır.


13. HZ. SÂLİH’İN NASİHATİ: ISLAH EDİCİLERİ DİNLEYİN

Kur’ân Semûd kavmindeki bozguncu grubu şöyle anlatır:

وَكَانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

“Şehirde dokuz kişilik bir grup vardı; yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, ıslah etmiyorlardı.”

(Neml, 27/48)

Bu ifade çok dikkat çekicidir:

“Bozuyorlar fakat düzeltmiyorlardı.”

İnsanlığın en tehlikeli tiplerinden biri budur.

Eleştirir ama çözüm üretmez.

Yıkar ama yapmaz.

Fitne çıkarır ama barış sağlamaz.

İnsanları birbirine düşürür ama kardeşliği tesis etmez.

Peygamberlerin yolu bunun tam tersidir:

ıslah, inşa, tebliğ, merhamet ve hakikat.


14. DOKUZ KİŞİLİK BOZGUNCU GRUBUN PLANI

Neml sûresinde bu grubun Hz. Sâlih Aleyhisselâm ve ailesine karşı gece baskını planladıkları bildirilir.

قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَأَهْلَهُ

“Allah adına yeminleşerek dediler ki: Gece ona ve ailesine baskın yapalım…”

(Neml, 27/49)

Fakat onların planlarının üzerinde Allah’ın planı vardı.

Kur’ân:

وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

“Onlar bir tuzak kurdular; biz de onlar farkında olmadan onların tuzaklarını bozduk.”

(Neml, 27/50)

Hikmetli ders

İnsan plan yapar.

Fakat Allah’ın iradesi bütün planların üzerindedir.

Bu sebeple mümin tedbir alır fakat neticeyi Allah’a bırakır.

Risale-i Nur’un tevekkül anlayışı açısından:

Tedbir kuldan, yaratmak Allah’tandır.


15. HZ. SÂLİH’İN SABRI: TEBLİĞDE NETİCE DEĞİL VAZİFE ESASTIR

Hz. Sâlih kavminin inat ve inkârına rağmen tebliğ vazifesini sürdürmüştür.

Bu, peygamberlerin ortak özelliğidir.

Buradan önemli bir hizmet prensibi çıkar:

İnsanın vazifesi hakkı anlatmak ve doğruyu yaşamaktır; hidayeti yaratmak Allah’a aittir.

Bir anne-baba çocuğuna nasihat eder.

Bir öğretmen öğrencisine öğretir.

Bir insan arkadaşına hakikati anlatır.

Fakat kalpleri değiştiren Allah’tır.

Bu sebeple hak yolda çalışan insan:

“Niçin herkes beni dinlemiyor?”

diye ümitsizliğe düşmemelidir.

Vazifesini güzel şekilde yapmalı ve neticeyi Allah’a bırakmalıdır.


16. BEŞİNCİ BÜYÜK DERS: HAKİKAT ÇOĞUNLUĞA GÖRE DEĞİŞMEZ

Peygamberler zaman zaman toplumlarının çoğunluğu tarafından reddedilmişlerdir.

Fakat insanların çokluğu hakikatin ölçüsü değildir.

Bir düşünceyi milyonlarca kişinin kabul etmesi onu otomatik olarak hak yapmaz.

Aynı şekilde bir hakikati az kişinin savunması onu yanlış yapmaz.

Ölçü:

vahiy, delil, hak ve hakikattir.

Risale-i Nur’un iman hizmetinde de iman hakikatlerinin insanların rağbetine göre değişmeyeceği vurgulanır.

Güneş insanların gözlerini kapatmasıyla sönmediği gibi hakikat de insanların inkârıyla hakikat olmaktan çıkmaz.


17. AZABIN HABER VERİLMESİ

Semûd kavmi ilâhî mucizeye karşı geldikten sonra Hz. Sâlih onlara şöyle bildirdi:

فَقَالَ تَمَتَّعُوا فِي دَارِكُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ

“Yurdunuzda üç gün daha faydalanın.”

(Hûd, 11/65)

Bu, gelecek azabın açık bir uyarısıydı.

Burada Allah’ın rahmetinin başka bir yönünü görüyoruz.

Azap hemen gelmemiş, insanlar tekrar uyarılmıştır.

Hikmetli ders

Allah insanı çoğu zaman bir anda cezalandırmaz.

Önce:

  • peygamber gönderir,

  • vahiy gönderir,

  • akıl verir,

  • vicdan verir,

  • nasihat verir,

  • ikaz eder,

  • mühlet verir.

Bütün bunlardan sonra insan ısrarla zulmü seçerse sorumluluk kendisine ait olur.


18. İLÂHÎ AZABIN GELMESİ

Kur’ân Semûd kavminin azabını farklı yönleriyle anlatır.

Hûd sûresinde:

وَأَخَذَ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ

“Zulmedenleri korkunç bir ses yakaladı.”

(Hûd, 11/67)

A‘râf sûresinde ise:

فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ

“Derken onları şiddetli sarsıntı yakaladı.”

(A‘râf, 7/78)

Bunları çelişki olarak görmek gerekmez. Aynı büyük felaketin farklı yönleri anlatılmış olabilir.

Sonunda:

فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ

“Yurtlarında diz üstü çökmüş, hareketsiz hâlde kaldılar.”

(Hûd, 11/67)


19. MÜMİNLERİN KURTARILMASI

Azap geldiğinde Allah Hz. Sâlih’i ve iman edenleri kurtardı:

فَلَمَّا جَاءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا

“Emrimiz gelince Sâlih’i ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık.”

(Hûd, 11/66)

Burada çok önemli bir ifade vardır:

“Tarafımızdan bir rahmetle…”

Yani insanın kurtuluşu sadece kendi amelinin büyüklüğüne bağlanamaz.

Asıl kurtuluş:

Allah’ın rahmetiyledir.

Mümin amel eder, ibadet eder, günahlardan sakınır; fakat ameline güvenip gururlanmaz.

Allah’ın rahmetine sığınır.


20. HZ. SÂLİH’İN KAVMİNE SON HİTABI

Azaptan sonra Hz. Sâlih Aleyhisselâm kavmine dönerek:

يَا قَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلَٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحِينَ

“Ey kavmim! Andolsun ki Rabbimin mesajını size tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”

(A‘râf, 7/79)

Bu ayet son derece düşündürücüdür.

İnsan bazen kendisini öveni sever fakat kusurunu göstereni sevmez.

Hâlbuki gerçek dost:

sadece seni rahatlatan değil, gerektiğinde seni yanlışından döndürmeye çalışan kişidir.


21. ALTINCI BÜYÜK DERS: NASİHATTEN KAÇMAK MANEVÎ BİR HASTALIKTIR

Semûd kavminin problemlerinden biri:

“Nasihat edenleri sevmemekti.”

Bugün insan kendisine şu soruyu sormalıdır:

Biri hatamı söylediğinde nasıl davranıyorum?

Hemen öfkeleniyor muyum?

Bahane mi üretiyorum?

Karşı tarafın kusurlarını mı arıyorum?

Yoksa:

“Acaba söylediğinde haklılık payı var mı?”

diye düşünüyor muyum?

Mümin için hakikat, nefsinin rahatından daha değerlidir.


22. YEDİNCİ BÜYÜK DERS: GÜNAHTA ISRAR KALBİ KATILAŞTIRIR

Semûd kavmi bir anda büyük bir isyana düşmedi.

Süreç içerisinde:

nimetleri gördüler,

uyarıldılar,

peygamber geldi,

mucize gösterildi,

tekrar uyarıldılar,

fakat inkârda ısrar ettiler.

Bu bize günahın psikolojisini öğretir.

Günah küçük başlayabilir.

Tekrarlandıkça alışkanlık olur.

Alışkanlık savunulmaya başlanır.

Savunulan günah zamanla normal görülür.

Sonunda insan nasihatten rahatsız olmaya başlayabilir.

Risale-i Nur’da günahların iman ve kalp üzerinde meydana getirdiği yaralara dikkat çekilir. Bu sebeple günahı küçük görmemek gerekir.

Çare:

tevbe + istiğfar + pişmanlık + terk + salih amel.


23. SEKİZİNCİ BÜYÜK DERS: ALLAH’IN AYETLERİNE HÜRMET

Sâlih’in devesi Kur’ân’da:

“Allah’ın devesi”

ve

“size bir ayet”

olarak ifade edilir.

Bu bize Allah’ın ayetlerine karşı hürmeti öğretir.

“Ayet” yalnız Kur’ân cümleleri anlamına gelmez. Kelime aynı zamanda Allah’ın varlığını, kudretini ve sanatını gösteren işaret ve delil anlamına gelir.

Bu açıdan:

gökyüzü bir ayettir,

Güneş bir ayettir,

insanın gözü bir ayettir,

bir çiçek bir ayettir,

bir arının hayatı bir ayettir,

insanın yaratılışı bir ayettir.

Risale-i Nur’un temel eğitim metotlarından biri de kâinata bu gözle bakmaktır.

Kâinat:

Allah’ı tanıtan büyük bir kitap gibidir.


24. DOKUZUNCU BÜYÜK DERS: TABİAT SAHİPSİZ DEĞİLDİR

Hz. Sâlih:

“Allah’ın arzında otlasın.”

buyurmuştur.

Bu ifade üzerinde düşünülmelidir.

Toprak Allah’ın.

Su Allah’ın.

Hava Allah’ın.

Hayvanlar Allah’ın.

Bitkiler Allah’ın.

İnsan da Allah’ın kuludur.

Bu bakış çevre ahlâkına da temel oluşturur.

İnsan dünyayı istediği gibi tüketme yetkisine sahip değildir.

İsraf edemez.

Zulmedemez.

Canlılara gereksiz yere eziyet edemez.

Doğal kaynakları sorumsuzca tüketemez.

Çünkü dünya insanın mutlak mülkü değil, kendisine verilen bir emanettir.


25. ONUNCU BÜYÜK DERS: NİMET ARTTIKÇA SORUMLULUK ARTAR

Semûd’a büyük nimetler verilmişti.

Fakat nimetler beraberinde sorumluluk getirdi.

Bu bugün için de geçerlidir.

İnsana para verilmişse:

“Nereye harcadın?”

İlim verilmişse:

“Nasıl kullandın?”

Makam verilmişse:

“Adaletli oldun mu?”

Sağlık verilmişse:

“Nerede kullandın?”

Zaman verilmişse:

“Nasıl geçirdin?”

diye hesap vardır.

Dolayısıyla nimet sadece mutluluk sebebi değil aynı zamanda imtihan sermayesidir.


26. RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDEN SEMÛD KISSASI

Risale-i Nur Hz. Sâlih kıssasını baştan sona müstakil bir siyer kitabı şeklinde anlatmaz. Bu sebeple Risale adına Kur’ân’da bulunmayan ayrıntıları ona nispet etmek doğru değildir.

Ancak Risale-i Nur’un temel imanî kavramları bu kıssayı anlamamız için çok güçlü bir çerçeve sunar.

1. Tevhid

Her nimet Allah’ın rahmetini gösterir.

2. Rububiyet

Allah sadece yaratıp bırakmaz; terbiye eder, besler, idare eder.

3. Ubudiyet

İnsan nimetlere karşı kulluk ve şükürle cevap vermelidir.

4. Acz

İnsan görünüşte güçlü olsa da yaratılış bakımından son derece âcizdir.

5. Fakr

İnsan sayısız şeye muhtaçtır ve ihtiyaçlarını tamamen kendi kudretiyle karşılayamaz.

6. Şükür

Nimetin gerçek karşılığı şükürdür.

7. İsraf etmeme

Nimetler sorumsuzca tüketilmemelidir.

8. Tefekkür

Kâinat Allah’ın isimlerini gösteren büyük bir kitap gibi okunmalıdır.

9. Tevekkül

Tedbir alınır, vazife yapılır, netice Allah’a bırakılır.

10. Ahiret ve hesap

Dünya başıboş olmadığı gibi insanın fiilleri de neticesiz değildir.


27. HZ. SÂLİH KISSASININ GÜNÜMÜZE MESAJI

Semûd kıssasını sadece binlerce yıl önce yaşamış bir toplumun felaketi şeklinde okumak eksik olur.

Kur’ân kıssaları bizi kendimize bakmaya çağırır.

Bugünün insanı da Semûd’un hatalarına düşebilir.

Dağları oymak yerine gökdelenler yapabilir.

Ama kibir aynı kibirdir.

Deveye saldırmak yerine Allah’ın başka sınırlarını çiğneyebilir.

Ama isyan aynı isyandır.

Peygamberi doğrudan görmeyebilir fakat peygamberin getirdiği vahyin emirlerini önemsemeyebilir.

Problem aynı problemdir:

İnsan kendisini Allah’tan bağımsız görmeye başladığında nimetler onu Allah’a yaklaştırmak yerine gaflete sürükleyebilir.


28. SEMÛD KISSASINI KENDİ HAYATIMIZA UYGULAMAK

Kıssayı okuduktan sonra kendimize şu soruları sormamız faydalıdır:

  1. Allah’ın bana verdiği nimetlerin farkında mıyım?

  2. Nimet karşısında gerçekten şükrediyor muyum?

  3. Maddî imkânlarım arttıkça Allah’a yakınlığım da artıyor mu?

  4. Günahlarımı küçük görüyor muyum?

  5. Bana nasihat edildiğinde kabul edebiliyor muyum?

  6. Allah’ın koyduğu helâl-haram sınırlarına saygı gösteriyor muyum?

  7. Malımı kendi mutlak mülküm mü, Allah’ın emaneti mi görüyorum?

  8. Başkalarının hakkına riayet ediyor muyum?

  9. Kötülük yapanları destekliyor muyum?

  10. Çevremdeki nimetlere Allah’ın sanatı olarak bakabiliyor muyum?

  11. Gücüm arttıkça tevazum da artıyor mu?

  12. Hatalarım için tevbe ediyor muyum?

  13. Kur’ân’ın uyarılarını geçmiş toplumlara ait hikâyeler mi görüyorum, yoksa kendime de hitap ettiğini düşünüyor muyum?


29. HZ. SÂLİH ALEYHİSSELÂM’DAN 15 HİKMETLİ HAYAT DERSİ

Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın kıssasını özetlediğimizde şu büyük derslere ulaşabiliriz:

1. Tevhid hayatın merkezidir.
Allah’tan başka hak mabud yoktur.

2. Nimet şükür ister.
Nimet arttıkça şükür de artmalıdır.

3. Maddî gelişme tek başına kurtuluş değildir.
Teknoloji ahlâkla birleşmelidir.

4. Güç kibir sebebi olmamalıdır.
Güç Allah’ın emanetidir.

5. Allah’ın sınırlarına hürmet edilmelidir.
Kulluk, ilâhî emirlere teslimiyeti gerektirir.

6. Küçük görülen isyan büyük sonuçlara yol açabilir.
Günah hafife alınmamalıdır.

7. Kötülüğü desteklemekten sakınmak gerekir.
Toplumsal günahlara razı olunmamalıdır.

8. Nasihat nimettir.
Gerçek dost gerektiğinde insanın hatasını söyler.

9. Peygamberlerin yolu ıslahtır.
Mümin yıkıcı değil yapıcı olmalıdır.

10. Tedbir alınır fakat Allah’a tevekkül edilir.
Bütün neticeler Allah’ın kudreti altındadır.

11. Dünya emanettir.
İnsan yeryüzünü sorumsuzca tüketemez.

12. Mucize iman etmeye zorlamaz.
İnsan iradesini yanlış kullanırsa açık delil karşısında bile inkâr edebilir.

13. Günahın en tehlikelisi ısrar edilen günahtır.
Çare samimi tevbedir.

14. Kurtuluş Allah’ın rahmetiyledir.
Amel edilir fakat amele güvenilmez.

15. Dünya imtihan yeridir.
Servet, sağlık, güç ve bilgi birer imtihan vesilesidir.


30. EN BÜYÜK DERS: “BENİM”DEN “ALLAH’IN”A GEÇİŞ

Semûd kıssasının derin mesajlarından birini tek cümlede ifade etmek mümkündür:

İnsan “Benim” demekten “Allah’ın emaneti” demeye geçmelidir.

Evimiz:

Allah’ın emaneti.

Malımız:

Allah’ın emaneti.

Bedenimiz:

Allah’ın emaneti.

Çocuklarımız:

Allah’ın emaneti.

Aklımız:

Allah’ın emaneti.

İlmimiz:

Allah’ın emaneti.

Ömrümüz:

Allah’ın emaneti.

Bu anlayış insanda büyük bir değişim meydana getirir.

Mal varsa kibir yerine şükür gelir.

Makam varsa tahakküm yerine hizmet gelir.

İlim varsa gurur yerine hayret ve marifet gelir.

Güç varsa zulüm yerine adalet gelir.


SONUÇ

Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın hayatı ve Semûd kavminin kıssası yalnız geçmiş bir milletin başına gelen felaket değildir.

Kur’ân bu kıssayla her çağdaki insana seslenmektedir:

Nimet seni Allah’a yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu?

Gücün seni şükre mi, kibre mi götürüyor?

Nasihat geldiğinde kabul ediyor musun?

Allah’ın sınırlarına hürmet ediyor musun?

Dünyayı kendi malın mı, Allah’ın emaneti mi görüyorsun?

Semûd da güçlüydü.

Evlerini dağlara yapıyordu.

Medeniyetleri vardı.

İmkânları vardı.

Fakat güçlerini şükür ve kullukla taçlandıramadılar.

Hz. Sâlih ise bütün peygamberler gibi kavmine şu temel hakikati hatırlattı:

“Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur.”

İşte kıssanın merkezindeki mesaj budur.

İnsan dünyaya sadece bina yapmak, mal biriktirmek, güç kazanmak ve rahat yaşamak için gönderilmemiştir.

İnsan;

Rabbini tanımak,

O’na iman etmek,

nimetlerine şükretmek,

emanetine riayet etmek,

adaletle yaşamak,

günahlardan sakınmak

ve nihayetinde Allah’ın rızasını kazanarak ebedî hayata hazırlanmak için dünyadadır.

Semûd’un dağlara oyduğu sağlam evler onları kurtaramadı.

Çünkü insanın gerçek sığınağı taş duvarlar değil, iman ve Allah’ın rahmetidir.

Bu sebeple Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın kıssasının bugünkü insana verdiği en güçlü derslerden biri şudur:

Medeniyetin büyüdükçe imanın da büyüsün.
Servetin arttıkça şükrün artsın.
Gücün arttıkça tevazun artsın.
İlmin arttıkça Allah’a olan hayretin artsın.
Dünyan genişledikçe ahireti unutma.

Çünkü gerçek kurtuluş, dünyayı elde etmekten önce dünyayı kimin mülkü olduğunu bilmektir.

Başlıca Kur’ân Kaynakları

Hz. Sâlih Aleyhisselâm ve Semûd kavmi hakkında özellikle şu bölümler birlikte okunabilir:

A‘râf: 7/73-79
Hûd: 11/61-68
Hicr: 15/80-84
İsrâ: 17/59
Şuarâ: 26/141-159
Neml: 27/45-53
Fussilet: 41/17-18
Kamer: 54/23-31
Şems: 91/11-15

Son dua

Allah’ım! Hz. Sâlih Aleyhisselâm’ın ve bütün peygamberlerinin tevhid davetini hakkıyla anlayabilmeyi bize nasip eyle. Verdiğin nimetleri Seni unutturan değil, Sana yaklaştıran vesileler eyle. Bizi kibirden, nankörlükten, zulümden ve günahta ısrardan muhafaza eyle. Nasihati dinleyen, hakkı görünce teslim olan, nimetlerine şükreden ve emanete riayet eden kullarından eyle. Dünyamızı imanla, ahiretimizi rahmetinle mamur eyle. Âmin.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hz Eyyub Aleyselam Kısası
  • Salih Avcı
  • 18.01.2025
Hz Eyyub Aleyselam Kısası
Hz Salih Aleyhisselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Salih Aleyhisselam
Hz Yunus Aleyhiselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Yunus Aleyhiselam
Hz. İlyas Aleyhisselâm
  • Salih Avcı
  • 21.08.2026
Hz. İlyas Aleyhisselâm