- Salih Avcı
- 18.01.2025
Hz. İdris Aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerîm’de adı açıkça zikredilen peygamberlerden biridir. Onun hayatına dair Kur’ân’da verilen bilgiler kısa olmakla beraber son derece derin anlamlar taşımaktadır. Özellikle sıddîkiyet, peygamberlik, sabır ve yüksek bir makama erişme vasıfları Hz. İdris’in şahsiyetinin temel özellikleri olarak karşımıza çıkar.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
“Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o, dosdoğru bir kimse, bir peygamberdi. Biz onu yüce bir makama yükselttik.”
(Meryem, 19/56-57)
Başka bir ayette ise:
“İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Onların her biri sabredenlerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.”
(Enbiyâ, 21/85-86)
Bu ayetler bize Hz. İdris Aleyhisselâm'ın hayatının dört büyük anahtarını vermektedir:
Doğruluk – Peygamberlik – Sabır – Salih amel.
Risale-i Nur’un iman, ubudiyet, marifetullah, takva, ihlâs, sabır ve insanın dünyadaki vazifesi hakkındaki ölçüleriyle beraber düşünüldüğünde Hz. İdris Aleyhisselâm’ın hayatından günümüz insanına ulaşan çok önemli dersler bulunmaktadır.
Hz. İdris hakkında konuşurken önemli bir ölçüye dikkat edilmelidir:
Kur’ân ve sahih sünnetin kesin olarak bildirmediği ayrıntıları dinin kesin hakikatleri gibi anlatmamak gerekir.
Hz. İdris’in nerede doğduğu, hangi mesleği ilk defa yaptığı, hangi bilimleri insanlara öğrettiği gibi konularda tarih ve tefsir kaynaklarında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Fakat bunların tamamı aynı derecede sahih değildir.
Kur’ân’ın kesin olarak bildirdiği temel hususlar şunlardır:
Hz. İdris bir peygamberdir.
Çok doğru ve özü-sözü sadık bir kimsedir.
Sabredenlerdendir.
Salih kullardandır.
Allah’ın rahmetine mazhar olmuştur.
Allah tarafından yüksek bir makama yükseltilmiştir.
Dolayısıyla Hz. İdris’i tanırken öncelikle bu kesin bilgiler esas alınmalıdır.
Bu yaklaşım aynı zamanda bize çok önemli bir dinî ölçü öğretir:
Dinimizi rivayetlerin ilginçliğine değil, vahyin sağlamlığına dayandırmalıyız.
Allah Teâlâ Hz. İdris için:
“İnnehu kâne sıddîkan nebiyyâ.”
“Şüphesiz o, sıddîk bir kimse ve peygamberdi.”
(Meryem, 19/56)
buyurmaktadır.
Buradaki “sıddîk” kelimesi yalnızca “yalan söylemeyen” anlamına gelmez. Çok daha geniştir.
Sıddîkiyet;
doğru düşünmek, doğru inanmak, doğru konuşmak, doğru yaşamak ve hakikate bütün kalbiyle bağlı olmak anlamlarını ihtiva eder.
Bir insanın dili doğru olduğu halde ticareti yanlışsa sıddîkiyet kemale ermemiştir.
İbadeti doğru olduğu halde insanlarla ilişkilerinde hile yapıyorsa yine eksiklik vardır.
Sıddîkiyet insanın bütün hayatının doğruluk üzerine kurulmasıdır.
Hz. İdris Aleyhisselâm bize şu mesajı verir:
Müminin en güçlü sermayelerinden biri güvenilirliğidir.
Doğruluğu yalnızca “yalan söylememek” şeklinde anlamak eksik olur.
Mümin;
niyetinde doğru, sözünde doğru, ticaretinde doğru, ailesine karşı doğru, sözleşmesinde doğru, ibadetinde samimi ve Allah'a karşı sadık olmaya çalışmalıdır.
Kur’ân şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”
(Tevbe, 9/119)
Modern hayatın en büyük problemlerinden biri güven krizidir.
İnsanlar birbirlerine güvenmekte zorlanıyorlar.
Ticarette güven azalıyor.
Aile içinde güven sarsılıyor.
Sosyal medyada gerçek ile yalan birbirine karışıyor.
Gösteriş, olduğundan farklı görünme ve menfaat için hakikati değiştirme yaygınlaşıyor.
Hz. İdris Aleyhisselâm'ın “sıddîk” oluşu tam da burada çağımıza seslenmektedir:
Hakikati değiştirme; hakikat seni değiştirsin.
Kur’ân Hz. İdris Aleyhisselâm'ı sabreden peygamberler arasında zikreder:
“İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Onların her biri sabredenlerdendi.”
(Enbiyâ, 21/85)
Peygamberlik yolu rahatlık yolu değildir.
Tebliğ vardır.
İmtihan vardır.
İnsanların itirazları vardır.
Nefisle mücadele vardır.
Şeytanın vesveseleri vardır.
İbadette devamlılık vardır.
Hz. İdris'in sabredenlerden olduğunun özellikle belirtilmesi, mümine şu büyük dersi verir:
Hak yolunda ilerlemek isteyen insan sabrı öğrenmek zorundadır.
Risale-i Nur’da sabır önemli bir kulluk esası olarak ele alınır. Özellikle insanın sabır kuvvetini geçmiş ve gelecek endişelerine dağıtmaması, içinde bulunduğu vazifeye yöneltmesi gerektiği üzerinde durulur.
Sabır genel olarak üç sahada düşünülebilir:
Hastalık, fakirlik, kayıp, sıkıntı ve beklenmedik hadiselerde Allah'a isyan etmemek.
Nefsin istediği fakat Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durmak.
Namaz, oruç, dua, Kur’ân, ilim ve hayırlı hizmetlerde devamlı olmak.
Bu açıdan Hz. İdris'in sabrı yalnızca sıkıntılara katlanmak şeklinde anlaşılmamalıdır.
Asıl mesele:
Allah'ın yolunda istikametle devam edebilmektir.
Allah Hz. İdris hakkında:
“Biz onu yüce bir makama yükselttik.”
(Meryem, 19/57)
buyurmaktadır.
“Yüksek makam” hakkında müfessirlerin farklı açıklamaları vardır. Ayetin kesin olarak ifade ettiği husus Hz. İdris'in Allah tarafından üstün bir mertebeye mazhar kılınmasıdır.
Burada çok büyük bir hayat dersi vardır.
İnsan genellikle yükselmeyi;
makam,
para,
şöhret,
servet,
sosyal statü,
insanların takdiri
olarak düşünür.
Kur’ân ise başka bir yükseliş ölçüsü öğretmektedir:
Allah katındaki değer.
İnsan dünyada tanınmayabilir fakat Allah katında çok değerli olabilir.
Dünyada çok meşhur olan biri ise Allah katında hiçbir değer taşımayabilir.
Demek ki gerçek soru:
“İnsanlar beni ne kadar tanıyor?” değil, “Allah katında nasıl bir kulum?” olmalıdır.
Risale-i Nur’un genel iman ve ubudiyet öğretisinde insanın kıymeti yalnız maddî gücüyle ölçülmez.
İnsan;
imanıyla, marifetullahıyla, ubudiyetiyle, takvasıyla ve Allah'a intisabıyla gerçek kıymet kazanır.
Çünkü insan kendi başına zayıftır.
Ömrü kısadır.
Kudreti sınırlıdır.
İhtiyaçları sonsuz denecek kadar çoktur.
Fakat iman sayesinde kendisini yaratan Rabbini tanır.
O’na dayanır.
O’na tevekkül eder.
O’nun rahmetine sığınır.
Böylece insanın manevî dünyası genişler.
Hz. İdris'in “yüksek makamı” bize şu hakikati hatırlatır:
Gerçek büyüklük Allah'a yakınlıkta aranmalıdır.
Kur’ân Hz. İdris Aleyhisselâm hakkında:
“Onları rahmetimize kabul ettik. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.”
(Enbiyâ, 21/86)
buyurmaktadır.
Salih insan, sadece kendisinin iyi olduğunu düşünen kişi değildir.
Salih insan;
imanını davranışlarına yansıtan,
insanlara faydalı olan,
haramdan sakınan,
kul hakkına dikkat eden,
ibadetini yerine getiren,
ahlâkını güzelleştiren
kimsedir.
Burada iman ile amel arasındaki bağ görülür.
Kalpteki iman, hayatta meyve vermelidir.
Bir ağacın canlı olduğu meyvesinden anlaşıldığı gibi, kuvvetli imanın eserleri de insanın ahlâkında görülmelidir.
Bir insan çok şey biliyor olabilir.
Fakat kibirliyse,
insanları küçümsüyorsa,
kul hakkı yiyorsa,
yalan söylüyorsa,
emanete ihanet ediyorsa,
bilgisinin hayatına yeterince yansımadığı anlaşılır.
Peygamberlerin hayatında ise iman ile ahlâk birleşmiştir.
Hz. İdris Aleyhisselâm'ın “sıddîk” ve “salih” olarak anılması bunun güçlü örneklerinden biridir.
Bu sebeple insan kendisine zaman zaman şu soruyu sormalıdır:
“İmanım ahlâkımı ne kadar değiştiriyor?”
Enbiyâ Sûresi'nde:
“Onları rahmetimize kabul ettik.”
buyrulmaktadır.
Burada çok ince bir hakikat vardır.
İnsanın kurtuluşu yalnız kendi ameline güvenmesiyle değildir.
Ameller Allah'ın rızasını aramak için yapılır; fakat kul daima Allah'ın rahmetine muhtaçtır.
Namazımız vardır ama kusurludur.
Duamız vardır ama gaflet karışabilir.
İbadetimiz vardır ama ihlâsımız eksik olabilir.
Tevbemiz vardır ama tekrar hata edebiliriz.
Bu yüzden mümin amel eder fakat ameline mağrur olmaz.
Çalışır ama Allah'ın rahmetine güvenir.
Hz. İdris'in peygamber oluşu bize nübüvvetin önemini de hatırlatır.
İnsan aklı çok değerlidir.
Fakat tek başına;
“Niçin yaratıldım?”
“Allah benden ne istiyor?”
“Ölümden sonra ne olacak?”
“Nasıl ibadet edeceğim?”
“Helal ve haramın ölçüsü nedir?”
gibi meselelerin bütün ayrıntılarını kesin biçimde belirleyemez.
İşte peygamberler vahyin öğretmenleridir.
Risale-i Nur’un nübüvvet bahislerinde de insanlığın peygamberlerin rehberliğine olan ihtiyacı güçlü biçimde açıklanır.
Kâinat bir kitap gibiyse peygamberler o kitabın manasını insanlara öğreten rehberlerdir.
Hz. İdris hakkında tarihî kaynaklarda ilim, yazı, hesap ve bazı sanatlarla ilişkilendirilen çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Ancak bunların her birini kesin dinî bilgi kabul etmek doğru değildir.
Bununla beraber Kur’ân'ın genel öğretisinden hareketle önemli bir ders çıkarabiliriz:
İlim insanı Allah'tan uzaklaştırmak için değil, yaratılıştaki hikmeti anlamak için kullanılmalıdır.
Risale-i Nur’un temel metotlarından biri de budur.
Kâinata yalnız “madde” gözüyle değil, mana-yı harfî ile bakmak gerekir.
Yani:
“Bu ne güzel yapılmış.”
demekten;
“Bunu ne güzel yaratmış.”
hakikatine geçmek gerekir.
Çiçeğe bakıp çiçekte kalmamak,
yıldızı görüp yıldızda kalmamak,
insan bedenini inceleyip yalnız maddede kalmamak gerekir.
Sanattan Sanatkâr'a,
nimetten Mün'im'e,
rahmetten Rahmân'a,
düzenden Hakîm'e ulaşmak gerekir.
Bilmek tek başına yeterli değildir.
İnsan namazın farz olduğunu bilip kılmıyorsa bilgi amele dönüşmemiştir.
Gıybetin haram olduğunu bilip devam ediyorsa bilgi ahlâka dönüşmemiştir.
Faizin haram olduğunu bilip önemsemiyorsa bilgi davranışa dönüşmemiştir.
Kul hakkını bilip insanların hakkına giriyorsa bilgi vicdana ulaşmamıştır.
Hakiki ilmin meyvesi:
amel, takva, tevazu ve güzel ahlâktır.
Hz. İdris'in hem “sıddîk” hem “salih” olarak zikredilmesi bu açıdan son derece anlamlıdır.
Peygamberlerin hayatlarına bakıldığında ortak bir hakikat görülür:
Allah'ın en sevgili kulları bile imtihandan geçirilmiştir.
Bu bize gösterir ki:
Musibet her zaman Allah'ın kulunu sevmediğinin göstergesi değildir.
Bazen musibet;
günahlara kefaret,
manevî terakki,
sabır eğitimi,
dünyaya aşırı bağlanmaktan kurtuluş,
Allah'a yöneliş
vesilesi olabilir.
Risale-i Nur’da dünyanın bir meydan-ı imtihan olduğu sıkça vurgulanır.
İmtihanın bulunduğu yerde zorlukların bulunması tabiidir.
Önemli olan:
“Neden benim başıma geldi?”
sorusuna takılıp kalmak yerine:
“Bu imtihanda Allah benden nasıl bir kulluk istiyor?”
sorusuna yönelmektir.
Sabır bazen yanlış anlaşılır.
Sabır hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Hakiki sabır:
doğru olanı yapmaya devam etmektir.
Hastaysan tedavi olursun ve sabredersin.
Borçluysan çalışır, harcamalarını düzenler ve sabredersin.
Bir günahla mücadele ediyorsan sebeplerini ortadan kaldırmaya çalışır ve sabredersin.
İlim öğreniyorsan tekrar tekrar çalışır ve sabredersin.
İbadette zorlanıyorsan vazgeçmez ve sabredersin.
Dolayısıyla sabır:
istikrarın manevî motorudur.
İnsan bazen dinî hayatta olağanüstü hadiseleri merak eder.
Peygamberlerin mucizeleri,
evliyaların kerametleri,
geleceğe dair rivayetler,
gizli bilgiler
insana ilginç gelebilir.
Fakat Kur’ân Hz. İdris Aleyhisselâm'ı anlatırken dikkatimizi öncelikle olağanüstülüklere değil;
doğruluğuna, peygamberliğine, sabrına ve salihliğine
çekmektedir.
Bu çok önemlidir.
Demek ki bizim için asıl mesele olağanüstü şeylerin peşinden koşmak değil:
istikamet sahibi olmak
olmalıdır.
Beş vakit namazı devamlı kılmak,
haramdan kaçınmak,
helal kazanmak,
aile hakkını gözetmek,
kul hakkına girmemek,
doğru konuşmak,
tevbe etmek
insanın manevî hayatında çok büyük değer taşır.
Dünya insanı sınıflandırır:
Zengin-fakir,
meşhur-sıradan,
yönetici-çalışan,
okumuş-okumamış...
Fakat Kur’ân'ın ölçüsü farklıdır:
“Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”
(Hucurât, 49/13)
Hz. İdris'in yüksek makama çıkarılması da bizi manevî değer ölçüsünü düşünmeye davet eder.
İnsanın gerçek makamı kartvizitinde değil, Allah katındaki derecesindedir.
Sıddîkiyetin önemli sonuçlarından biri insanın kendisine karşı da dürüst olmasıdır.
Nefis hatasını kabul etmek istemez.
Bahane üretir.
Suçu başkasına atar.
Kendisini temize çıkarmaya çalışır.
Kur’ân terbiyesi ise insana:
“Önce kendi nefsini hesaba çek.”
dersini verir.
Risale-i Nur’da da insanın nefsini kusurdan uzak görmemesi, gurur ve enaniyetten sakınması üzerinde önemle durulur.
Hz. İdris'in sıddîkiyetinden alınacak derslerden biri de şudur:
Hakikat benim aleyhimde bile olsa hakikatin tarafında olmalıyım.
Hz. İdris'in “yüksek makama” yükseltilmesi üzerinde tefekkür ederken bunu günlük hayatımıza da taşıyabiliriz.
Kendimize sorabiliriz:
Bugün düne göre Allah'a biraz daha yakın mıyım?
Namazım daha dikkatli mı?
Gıybetim azaldı mı?
Öfkem azaldı mı?
Kur’ân okumam arttı mı?
Aileme davranışım güzelleşti mi?
İnsanları affedebiliyor muyum?
Helal-haram hassasiyetim arttı mı?
Dua hayatım gelişti mi?
İşte gerçek manevî ilerleme budur.
Bir anda büyük bir veli olmak değil;
her gün Allah'a doğru küçük ama devamlı adımlar atmaktır.
Hz. İdris Aleyhisselâm hakkında Kur’ân'ın bildirdiği hakikatlerden şu prensipler çıkarılabilir:
1. Doğru ol.
Menfaatin zarar görse bile yalandan uzak dur.
2. Güvenilir ol.
İnsanlar senin sözünden ve davranışından emin olsun.
3. Sabırlı ol.
Zorluk karşısında vazifeni terk etme.
4. Salih amel işle.
İmanını davranışlarına yansıt.
5. Allah'ın rahmetine güven.
Ameline güvenip gururlanma.
6. İlim öğren.
Fakat ilmi kibir için değil hakikati tanımak için kullan.
7. Kâinatı oku.
Eserde Müessir'i, sanatta Sâni'i, nimette Mün'im'i gör.
8. Manevî yükselişi hedefle.
İnsanların alkışından çok Allah'ın rızasını ara.
9. İstikamet sahibi ol.
Az fakat devamlı hayır, geçici heyecandan daha değerlidir.
10. Peygamberleri rehber edin.
Hayatını yalnız çağın modasına göre değil vahyin ölçülerine göre şekillendir.
Risale-i Nur’un iman ve kulluk ölçüleriyle Hz. İdris Aleyhisselâm'ın Kur’ân'da belirtilen vasıflarını birlikte düşündüğümüzde şöyle bir manevî yol haritası ortaya çıkar:
Kul önce Allah'a ve hakikate karşı samimi olur.
Kâinatı ve vahyi okuyarak Rabbini daha iyi tanır.
Allah'ı tanıdıkça O'na olan sevgisi artar.
Sevgi itaate ve ibadete dönüşür.
Kul haramlardan daha fazla sakınmaya başlar.
İman güzel davranışlar meydana getirir.
İnsan hayırlı yolda devam eder.
Kul imtihanlarla olgunlaşır.
Nihai hedef dünya makamları değil, Allah'ın rızasıdır.
Bu açıdan Hz. İdris Aleyhisselâm'ın hayatından çıkan yol haritasını tek cümlede şöyle ifade edebiliriz:
Doğrulukla başla, ilimle Rabbini tanı, ibadetle O'na yaklaş, sabırla yoluna devam et ve Allah'ın rızasını hayatının en büyük gayesi yap.
Hz. İdris Aleyhisselâm'ın hayatından öğrendiğimiz hakikatleri yalnız okumak yetmez. Bunları hayatımıza geçirmek gerekir.
Her sabah:
“Bugün yalan söylemeyeceğim ve kimseyi aldatmayacağım.”
diye niyet edebiliriz.
Her namazdan sonra:
“Allah'ım beni sıddîklardan, sabredenlerden ve salih kullarından eyle.”
diye dua edebiliriz.
Her gece kendimize:
“Bugün kimi kırdım?”
“Gıybet ettim mi?”
“Birinin hakkına girdim mi?”
“Namazlarımı nasıl kıldım?”
“Allah'ın verdiği hangi nimetlere şükrettim?”
“Bugün hangi faydalı bilgiyi öğrendim?”
“Bugün Allah'a yaklaşmak için ne yaptım?”
sorularını sorabiliriz.
Böylece peygamber kıssaları yalnız tarih bilgisi olmaktan çıkar ve hayat rehberine dönüşür.
Kur’ân peygamberlerden yalnız geçmişte yaşamış tarihî şahsiyetler olarak söz etmez.
Onların hayatları insanlığa rehberdir.
Hz. Nuh'ta tebliğ sabrını,
Hz. İbrahim'de tevhid ve teslimiyeti,
Hz. Yusuf'ta iffet ve affediciliği,
Hz. Musa'da mücadele ve tevekkülü,
Hz. Eyyub'da sabrı,
Hz. Süleyman'da nimete şükrü,
Hz. İdris'te ise özellikle:
sıddîkiyet, sabır, salihlik ve manevî yükselişi
görürüz.
Kur’ân kıssalarının asıl maksadı:
“Geçmişte ne olmuş?”
sorusundan daha fazla:
“Ben bundan nasıl bir kulluk dersi çıkarmalıyım?”
sorusuna cevap vermektir.
Hz. İdris Aleyhisselâm hakkında Kur’ân'ın verdiği bilgiler az görünse de bu birkaç ayet içerisinde büyük bir kulluk programı bulunmaktadır.
Kur’ân onu:
Sıddîk,
Nebi,
Sabırlı,
Salih,
Allah'ın rahmetine mazhar
ve yüksek bir makama yükseltilmiş bir kul
olarak tanıtmaktadır.
Bunların her biri bizim için ayrı bir hayat dersidir.
Hz. İdris Aleyhisselâm bize adeta şöyle seslenmektedir:
Doğru ol.
Sabret.
Salih amel işle.
İmanını hayatına taşı.
İlim öğren fakat ilmin seni Rabbine götürsün.
Dünyada yükselmeyi değil, Allah katında yükselmeyi hedefle.
İnsanların takdirinden önce Allah'ın rızasını ara.
Musibet karşısında vazifeni bırakma.
İbadette devamlı ol.
Hakikatten ayrılma.
Çünkü insanın gerçek yükselişi malının çoğalmasıyla değil, imanının kuvvetlenmesiyle;
makamının büyümesiyle değil, kulluğunun güzelleşmesiyle;
insanların onu alkışlamasıyla değil, Allah'ın ondan razı olmasıyla gerçekleşir.
Hz. İdris Aleyhisselâm'ın hayatından çıkarılacak en özlü ders belki de şudur:
“Dünyada yüksek görünmeye değil, Allah katında yüksek bir kul olmaya çalış.”
Allah'ım!
Bizi Hz. İdris Aleyhisselâm gibi doğruluğu hayatının esası yapan kullarından eyle.
Bize doğru iman, doğru niyet, doğru söz ve doğru amel nasip eyle.
Bizi yalandan, hileden, riyadan, kibirden, gururdan ve nefsimizin aldatmalarından muhafaza eyle.
Musibetlerde sabır, nimetlerde şükür, ibadetlerde devamlılık, günahlar karşısında takva ihsan eyle.
Öğrendiğimiz ilimleri Sen'i daha iyi tanımaya vesile eyle.
Kâinat kitabını iman gözüyle okumayı; sanatta Sanatkâr'ı, nimette Mün'im'i, rahmette Rahmân'ı görmeyi nasip eyle.
Bizi dünyada makam peşinde koşarken ahiretteki makamını kaybedenlerden değil; dünyayı Sen'in rızanı kazanmanın vesilesi yapanlardan eyle.
Hz. İdris Aleyhisselâm'a, bütün peygamberlere ve Habibin Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a salât ve selâm eyle.
Bizi sıddîklardan, sabredenlerden, salihlerden ve rahmetine kabul ettiğin kullarından eyle.
Âmin.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.