18px

HZ. İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’IN HAYATINDAN ALINACAK HİKMETLİ DERSLER


HZ. İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’IN HAYATINDAN ALINACAK HİKMETLİ DERSLER

HZ. İBRAHİM ALEYHİSSELÂM’IN HAYATINDAN ÇIKARILACAK HİKMETLİ DERSLER

Kur’an, Sahih Sünnet ve Risale-i Nur Perspektifinden

Hz. İbrahim Aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerîm’de hayatı, tevhid mücadelesi, teslimiyeti, duası, hicreti ve imtihanları geniş şekilde anlatılan büyük peygamberlerden biridir. Kur’an onu “halîl”, yani Allah’ın dost edindiği kul; “hanîf”, yani bütün bâtıl inançlardan yüz çevirerek yalnız Allah’a yönelen bir muvahhid; ayrıca tek başına bir ümmet gibi hayırda önder olan bir insan olarak tanıtır.

“Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.”
(Nisâ, 4/125)

Hz. İbrahim’in hayatını yalnız geçmişte meydana gelmiş tarihî hadiseler olarak okumak eksik olur. Onun hayatında Allah’ı tanımak, tevhidi korumak, aklı doğru kullanmak, putları kırmak, imtihan karşısında sabretmek, tevekkül etmek, aileyi Allah yolunda yetiştirmek, malı ve evladı Allah’tan üstün tutmamak ve ahirete hazırlanmak gibi her döneme hitap eden büyük dersler bulunmaktadır.

Risale-i Nur’un iman ve tevhid merkezli yaklaşımıyla bakıldığında da Hz. İbrahim’in mücadelesinin merkezinde şu hakikat görülür:

Kâinattaki hiçbir şey kendi başına mâbud, malik ve hâkim değildir. Her şey Allah’ın mülküdür, O’nun kudretiyle vardır ve O’nu göstermektedir.


1. HZ. İBRAHİM’İN EN BÜYÜK DAVASI: TEVHİD

Hz. İbrahim’in hayatının merkezindeki en büyük hakikat “Lâ ilâhe illallah” hakikatidir.

O, putperestliğin hâkim olduğu bir toplumda yaşamış, fakat insanların çoğunluğunun yanlış bir inanca sahip olması onu hakikatten uzaklaştırmamıştır.

Kur’an onun babasına şöyle dediğini bildirir:

“Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan şeylere niçin tapıyorsun?”
(Meryem, 19/42)

Buradaki soru son derece güçlüdür:

İşitmeyen, görmeyen, yardım edemeyen ve kendisini dahi koruyamayan bir varlık nasıl ilah olabilir?

Hz. İbrahim böylece insanı taklitten tahkike çağırmaktadır.

Buradan çıkarılacak ders

Müminin imanı yalnızca:

“Ailem Müslümandı, ben de Müslümanım.”

seviyesinde kalmamalıdır.

İnsan:

“Allah neden vardır?”
“Allah neden birdir?”
“Kur’an neden Allah’ın kelâmıdır?”
“Hz. Muhammed neden Allah’ın Resûlüdür?”

gibi iman hakikatlerini delilleriyle öğrenmeye çalışmalıdır.

Risale-i Nur'un önemli gayelerinden biri de taklidî imanı tahkikî imana yükseltmektir.


2. GÖKLERDEN ALLAH’A ULAŞMAK: KÂİNAT BİR TEVHİD DELİLİDİR

Kur’an, Hz. İbrahim’in yıldız, ay ve güneş üzerinden kavmine verdiği tevhid dersini anlatır.

Bir yıldızı görünce:

“Bu benim Rabbim!”

dediği; yıldız batınca ise:

“Ben batanları sevmem.”

dediği bildirilir.

Sonra ayı ve güneşi göstererek aynı muhakemeyi sürdürür. Nihayet şöyle der:

“Ben, hanîf olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”
(En‘âm, 6/79)

Buradaki temel hakikat şudur:

Değişen şey Allah olamaz.

Doğan, batan, hareket ettirilen, yeri değişen ve başka kanunlara tâbi olan şey ilah olamaz.

Çünkü Allah:

  • yaratılmış değildir,

  • hiçbir şeye muhtaç değildir,

  • zaman ve mekânın mahkûmu değildir,

  • bütün varlıkların Rabbidir.

Risale-i Nur açısından

Risale-i Nur kâinatı büyük bir kitap gibi okur.

Bir çiçeğin güzelliği kendi kendine meydana gelmediği gibi, gökyüzündeki yıldızların muhteşem düzeni de sahipsiz değildir.

Sanat varsa sanatkâr vardır.
Nizam varsa nâzım vardır.
Ölçü varsa ilim vardır.
Rahmet varsa Rahîm vardır.
Rızık varsa Rezzâk vardır.

Hz. İbrahim’in göklere bakışı bize bunu öğretmektedir:

Kâinata kâinat hesabına değil, Allah hesabına bakmak gerekir.


3. “BEN BATANLARI SEVMEM”: FANİLERİ KALBİN MERKEZİNE KOYMAMAK

Hz. İbrahim’in:

“Ben batanları sevmem.”
(En‘âm, 6/76)

sözü yalnız astronomik bir gözlem değildir. Manevî açıdan çok geniş bir ders taşır.

Dünyadaki hemen her şey “batar”:

Gençlik gider.

Güzellik solar.

Servet el değiştirir.

Makam sona erer.

İnsanlar ayrılır.

Beden yaşlanır.

Dünya hayatı biter.

Öyleyse insanın kalbi tamamen fani şeylere bağlanırsa, onların ayrılması kalpte büyük yaralar meydana getirir.

Risale-i Nur'un muhabbet bahislerinde vurgulanan ölçü burada önem kazanır:

Fani varlıklar Allah hesabına sevilmelidir.

Eşimizi, çocuklarımızı, anne-babamızı, dostlarımızı ve nimetleri sevebiliriz; fakat onları Allah’tan bağımsız ve kalbin nihai maksadı hâline getirmemeliyiz.

Çünkü:

Nimet sevilirken Mün‘im unutulmamalıdır.


4. PUTLARI KIRMAK: İNSANIN KENDİ İÇİNDEKİ PUTLARI

Hz. İbrahim’in kavmi putlara tapıyordu.

Bir gün putları kırdı ve büyük olanı bıraktı.

Kavmi:

“Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?”

diye sorunca Hz. İbrahim onları düşünmeye sevk edecek şekilde:

“Belki bunu şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabiliyorlarsa onlara sorun!”
(Enbiyâ, 21/63)

dedi.

Bunun üzerine insanlar bir an için kendi vicdanlarına döndüler.

Fakat daha sonra yeniden inatlarına teslim oldular.

Bugünün putları nelerdir?

Bugün insanların çoğu taş heykellere tapmıyor olabilir. Fakat insanın kalbinde başka “putlar” meydana gelebilir:

  • para,

  • makam,

  • şöhret,

  • güzellik,

  • kariyer,

  • teknoloji,

  • siyasi veya toplumsal güç,

  • insanlar tarafından beğenilme arzusu,

  • kendi nefsi,

  • kibir ve enaniyet.

Bir şey Allah’ın önüne geçirildiğinde manevi açıdan tehlikeli bir konuma yükselebilir.

Hz. İbrahim’in baltası bu bakımdan insanın kendi kalbine çevrilmelidir:

Kalbimde Allah’tan daha fazla önem verdiğim şeyler var mı?


5. EN BÜYÜK PUTLARDAN BİRİ: ENANİYET

Risale-i Nur’da üzerinde önemle durulan manevi tehlikelerden biri ene ve enaniyettir.

İnsan:

“Ben yaptım.”
“Ben kazandım.”
“Ben başardım.”

diyerek nimetlerin gerçek sahibini unutabilir.

Oysa insanın:

aklını,

bedenini,

sağlığını,

zekâsını,

imkânlarını,

hayatını

kendisi yaratmamıştır.

Hz. İbrahim’in tevhid dersi insana şöyle seslenir:

Kendini malik zannetme; sen emaneti taşıyan bir kulsun.


6. ATEŞE ATILMASI: İMANIN BEDELİNİ ÖDEMEK

Hz. İbrahim’in putları kırması üzerine kavmi onu cezalandırmaya karar verdi.

Kur’an onların:

“Onu yakın! Eğer bir şey yapacaksanız ilahlarınıza yardım edin!”
(Enbiyâ, 21/68)

dediklerini bildirir.

Fakat Allah:

“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!”
(Enbiyâ, 21/69)

buyurdu.

Ateş, Allah’ın emriyle Hz. İbrahim’e zarar vermedi.

Buradaki büyük ders

Ateş kendi başına yakıcı değildir.

Yakma özelliğini yaratan Allah’tır.

Sebepler, Allah’ın kudretinin önünde birer perdedir.

Risale-i Nur perspektifinde sebeplerin yaratıcı olmadığı özellikle vurgulanır.

İlacı şifanın yaratıcısı,
güneşi ışığın bağımsız sahibi,
toprağı bitkinin yaratıcısı,
ateşi de yakmanın gerçek faili zannetmemek gerekir.

Bütün neticeleri yaratan Allah’tır.


7. “HASBÜNALLAH”: SEBEPLERİN BİTTİĞİ YERDE TEVEKKÜL

Sahih hadiste, İbn Abbas’tan rivayetle Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında:

“Hasbünallahu ve ni‘mel vekîl.”

yani:

“Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.”

dediği bildirilmiştir. (Buhârî)

Bu, tevekkülün en yüksek örneklerinden biridir.

Fakat tevekkül:

hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.

Tevekkül:

Sebeplere başvurmak, vazifeyi yapmak, sonucu Allah’a bırakmaktır.

Formül hâlinde:

Tedbir + Dua + Gayret + Teslimiyet = Tevekkül


8. HİCRET: ALLAH İÇİN TERK EDEBİLMEK

Hz. İbrahim’in hayatındaki önemli imtihanlardan biri de hicrettir.

Kur’an onun:

“Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterecektir.”
(Sâffât, 37/99)

dediğini bildirir.

Hicret yalnızca bir şehirden başka şehre gitmek değildir.

Manevi hicret de vardır.

Mümin:

Günahtan itaate,
gafletten zikre,
haramdan helale,
kibirden tevazuya,
israftan iktisada,
riyadan ihlasa,
dünya merkezli yaşamaktan Allah merkezli yaşamaya

hicret edebilir.

Her tövbe aslında küçük bir hicrettir.


9. HACER VE İSMAİL’İ MEKKE’DE BIRAKMASI: ALLAH’A GÜVEN

Hz. İbrahim, Allah’ın emri doğrultusunda Hz. Hacer ve küçük oğlu İsmail’i ekin bitmeyen Mekke vadisine bıraktı.

Kur’an onun duasını şöyle aktarır:

“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını, senin kutsal evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar diye...”
(İbrahim, 14/37)

Dikkat edilirse Hz. İbrahim önce:

“Çok zengin olsunlar.”

demiyor.

Öncelikle:

“Namazı dosdoğru kılsınlar.”

diye dua ediyor.

Bu, anne-babalara çok büyük bir ölçüdür.

Çocuklarımızın:

eğitimi,

mesleği,

kariyeri,

maddi geleceği

elbette önemlidir.

Fakat imanını kaybeden bir evladın yalnız dünyasını kazanması gerçek başarı değildir.


10. ZEMZEM: ÇALIŞMA İLE TEVEKKÜLÜN BİRLEŞMESİ

Hz. Hacer su aramak için Safa ile Merve arasında gidip geldi.

Bu olay bize çok güzel bir tevekkül ölçüsü öğretir.

Hz. Hacer:

“Allah bizi korur.”

deyip oturmadı.

Koştu.

Aradı.

Gayret etti.

Sonra Allah Zemzem'i ihsan etti.

Buradaki ders açıktır:

Kulun vazifesi sa‘y etmektir; neticeyi yaratmak Allah’a aittir.

Bugün de:

Rızık istiyorsan çalış.

İlim istiyorsan oku.

Başarı istiyorsan gayret et.

Hidayet istiyorsan dua et ve sebeplerine sarıl.

Fakat sonucu yalnız sebeplerden bilme.


11. EVLAT İMTİHANI: İSMAİL’İ KURBAN ETME EMRİ

Hz. İbrahim’in en büyük imtihanlarından biri oğluyla imtihan edilmesidir.

Kur’an onun rüyasında oğlunu kurban ettiğini gördüğünü bildirir.

Oğluna:

“Yavrucuğum! Rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin?”

dedi.

Oğlu ise:

“Babacığım! Sana emredileni yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
(Sâffât, 37/102)

cevabını verdi.

Bu teslimiyet son derece büyüktür.

Sonunda Allah kurban edilmesine izin vermedi ve büyük bir kurbanlıkla onu kurtardı.


12. ASIL KURBAN: KALBİN ALLAH’A TESLİM OLMASI

Kurban hadisesinin en derin derslerinden biri şudur:

Allah Hz. İbrahim’in oğluna muhtaç değildi.

İmtihan edilen İbrahim’in kalbiydi.

Adeta şu soru soruluyordu:

“Kalbinin merkezinde Rabbin mi var, yoksa sana verdiği nimet mi?”

İbrahim Aleyhisselâm imtihanı kazandı.

Bu nedenle bugün kurban keserken kendimize de sormalıyız:

Ben Allah için neyi terk edebilirim?

Haram kazancı terk edebilir miyim?

Kötü alışkanlığı bırakabilir miyim?

Kinimi terk edebilir miyim?

Kibrimi kırabilir miyim?

Nefsimin haram arzusuna “hayır” diyebilir miyim?

İşte insanın manevi kurbanı burada başlar.


13. “TESLİM OL!” EMRİ

Kur’an Hz. İbrahim’in teslimiyetini şöyle özetler:

“Rabbi ona, ‘Teslim ol!’ dediğinde, ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum.’ dedi.”
(Bakara, 2/131)

İslam kelimesinin özünde de teslimiyet bulunmaktadır.

Fakat teslimiyet körü körüne bir çaresizlik değildir.

Mümin Allah’ın:

Hakîm olduğunu bilir.

Yani Allah abes iş yapmaz.

Rahîm olduğunu bilir.

Yani rahmeti sonsuzdur.

Alîm olduğunu bilir.

Yani her şeyi bilir.

Bundan dolayı başına gelen ve değiştiremediği hadiselerde:

“Ben hikmetini bilmiyorum fakat Rabbim biliyor.”

diyebilir.


14. KÂBE’Yİ İNŞA EDERKEN BİLE AMELİNE GÜVENMEMEK

Hz. İbrahim ile Hz. İsmail Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle dua ediyorlardı:

“Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz Sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin.”
(Bakara, 2/127)

Burada olağanüstü bir ihlas dersi vardır.

Düşünün:

Bir peygamber Kâbe’yi inşa ediyor.

Buna rağmen:

“Ben büyük bir iş yaptım.”

demiyor.

“Allah’ım, kabul et.”

diyor.

Demek ki önemli olan yalnız amel yapmak değildir.

Amelin kabul edilmesi daha önemlidir.

Bu nedenle namazdan sonra mağrur olmak yerine istiğfar ederiz.

Sadaka verdikten sonra övünmeyiz.

İyilik yaptıktan sonra başa kakmayız.

Çünkü iyiliği yapabilme imkânını da Allah vermiştir.


15. EVLATLAR İÇİN EN GÜZEL DUALARDAN BİRİ

Hz. İbrahim:

“Rabbim! Beni namazı dosdoğru kılanlardan eyle; neslimden de. Rabbimiz! Duamı kabul buyur.”
(İbrahim, 14/40)

diye dua eder.

Bu dua anne-babalara çok önemli bir ders verir.

İnsan sadece:

“Çocuğum iyi üniversite kazansın.”
“İyi mesleği olsun.”
“Çok para kazansın.”

diye dua etmemelidir.

Bunlarla beraber:

“Allah’ım çocuğuma sağlam iman ver.
Namazını muhafaza etsin.
Güzel ahlaklı olsun.
Helal kazansın.
Sana iyi bir kul olsun.”

diye dua etmelidir.

Çünkü dünya hayatı birkaç on yıldır; ahiret hayatı ise ebedîdir.


16. NESİLLER İÇİN DUA ETMEK

Hz. İbrahim’in dualarında dikkat çeken özelliklerden biri yalnız kendisini düşünmemesidir.

O gelecek nesilleri için de dua eder.

Bu bize şunu öğretmektedir:

Gerçek mümin yalnız kendi kurtuluşunu düşünmez.

Ailesini,

çocuklarını,

torunlarını,

toplumunu,

ümmeti

ve gelecek nesilleri düşünür.


17. ALLAH’IN ÖLÜLERİ NASIL DİRİLTTİĞİNİ SORMASI: TAHKİKÎ İMAN

Hz. İbrahim:

“Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.”

dediğinde Allah:

“Yoksa inanmadın mı?”

buyurdu.

Hz. İbrahim:

“Hayır, inandım; fakat kalbim iyice tatmin olsun diye.”
(Bakara, 2/260)

cevabını verdi.

Bu ayet çok önemli bir iman dersi taşımaktadır.

Hz. İbrahim şüpheden dolayı değil, imanının inkişafı ve kalbinin itminanı için istemiştir.

Demek ki iman:

sadece bilmekle kalmayıp,

görür gibi kuvvetlenebilir.

Risale-i Nur’un tahkikî iman anlayışı da bu noktada önemlidir.

Amaç:

Allah’a inanıyorum

demekten,

Allah’ın varlığını ve birliğini kâinattaki delillerle okuyabiliyorum

seviyesine yükselmektir.


18. NEMRUD İLE MÜCADELE: HAKİKAT KARŞISINDA GÜCÜN DEĞERSİZLİĞİ

Kur’an, Hz. İbrahim ile hükümdar arasındaki tartışmayı anlatır.

Hz. İbrahim:

“Benim Rabbim hayat veren ve öldürendir.”

deyince hükümdar:

“Ben de hayat verir ve öldürürüm.”

iddiasında bulundu.

Hz. İbrahim bu defa:

“Allah güneşi doğudan getiriyor; haydi sen onu batıdan getir!”

dedi.

Kur’an:

“Bunun üzerine inkâr eden şaşırıp kaldı.”
(Bakara, 2/258)

buyurur.

Ders

Hakikat anlatılırken bazen uzun tartışmalar yerine karşı tarafın iddiasını temelden çürüten açık bir delil yeterlidir.

Hz. İbrahim:

hakaret etmedi,

küfretmedi,

öfke dili kullanmadı.

Delil ortaya koydu.

Bu, İslam’ı anlatan herkes için önemli bir yöntemdir.


19. TEBLİĞDE HİKMET VE AKIL

Hz. İbrahim’in hayatında dikkat çeken özelliklerden biri, insanları düşünmeye sevk etmesidir.

Yıldız,

ay,

güneş,

putlar

ve Nemrud ile konuşmalarında hep aklî deliller kullanır.

Buradan çıkan ders:

İman aklın düşmanı değildir.

Kur’an insanı tekrar tekrar:

Düşünmeye, akletmeye, ibret almaya ve tefekkür etmeye

çağırır.

Risale-i Nur da iman hakikatlerini akıl, kalp ve vicdanın birlikte tasdik edeceği delillerle açıklamaya çalışır.


20. MİSAFİRPERVERLİK VE CÖMERTLİK

Kur’an, Hz. İbrahim’e gelen melek misafirlerden bahseder.

Onları tanımadığı hâlde hemen ailesinin yanına gidip ikram hazırladığı anlatılır.

“Gizlice ailesinin yanına gitti ve semiz bir buzağı getirdi.”
(Zâriyât, 51/26)

Bu davranış:

misafire ikram,
cömertlik,
hizmet,
güzel ahlak

konusunda büyük bir örnektir.

Mümin sadece namaz ve oruçla değil, insanlara karşı güzel muamelesiyle de kulluğunu gösterir.


21. ALLAH İÇİN SEVMEK

Hz. İbrahim oğlunu elbette çok seviyordu.

Fakat Allah’ın emri geldiğinde Allah’a olan bağlılığını bütün sevgilerin üzerinde tuttu.

Burada çok hassas bir ölçü vardır:

İslam eşimizi ve çocuklarımızı sevmemeyi öğretmez.

Tam tersine sevgi Allah’ın nimetidir.

Fakat sevginin ölçüsü:

Allah namına sevmektir.

Risale-i Nur'un muhabbet anlayışı açısından:

Çocuğu Allah’ın emaneti,

eşi Allah’ın nimeti,

anne-babayı Allah’ın rahmet vesilesi,

güzellikleri Allah’ın isimlerinin tecellileri

olarak sevmek, sevgiyi ibadete dönüştürebilir.


22. İMTİHAN BÜYÜDÜKÇE TESLİMİYET DERİNLEŞİR

Hz. İbrahim’in hayatına baktığımızda peş peşe imtihanlar görürüz:

Ailesiyle imtihan edildi.
Toplumuyla imtihan edildi.
Putperestlikle mücadele etti.
Ateşe atıldı.
Hicret etti.
Evladından ayrıldı.
Evladını kurban etme emriyle sınandı.

Fakat bu imtihanların her biri onu Allah’a daha fazla yaklaştırdı.

Buradan çok önemli bir hayat dersi çıkar:

Her musibet ceza değildir.

Bazen musibet:

kulun derecesini yükseltir,

imanını kuvvetlendirir,

gafletini dağıtır,

duasını artırır,

dünyaya bağımlılığını azaltır.

Risale-i Nur'un musibet anlayışında da musibetlerin yalnız dış yüzüne değil, neticesine ve uhrevî meyvelerine bakmak gerektiği vurgulanır.


23. ALLAH’A DOST OLMANIN YOLU

Kur’an Hz. İbrahim hakkında:

“Allah İbrahim’i dost edinmiştir.”
(Nisâ, 4/125)

buyurur.

Bu makam tesadüfen verilmemiştir.

Hz. İbrahim:

Allah için terk etti.
Allah için hicret etti.
Allah için mücadele etti.
Allah için sevdi.
Allah için malından verdi.
Allah için evladını dahi teslim etmeye hazır oldu.

Böylece “Halîlullah” unvanına mazhar oldu.

Bunun bize verdiği mesaj açıktır:

Allah’a yakınlık sözle değil, iman, ihlas, ibadet, teslimiyet ve sadakatle kazanılır.


24. RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİYLE HZ. İBRAHİM’İN TEVHİD DERSİ

Risale-i Nur’un pek çok bölümünde Hz. İbrahim kıssasındaki tevhid mantığıyla örtüşen temel bir hakikat işlenir:

Bir şey Allah’ın kudretine verilirse kolaylaşır; sebeplere ve tabiata dağıtılırsa imkânsız derecede zorlaşır.

Bir ağacın bütün meyvelerini yaratmak için:

güneşi,

havayı,

suyu,

toprağı,

elementleri,

mevsimleri,

hücreleri

idare etmek gerekir.

O hâlde bir meyvenin gerçek yaratıcısı, bütün kâinatı idare edebilen Zât olmalıdır.

Bu tevhid düşüncesi Hz. İbrahim’in mesajıyla tam bir uyum içindedir:

Bir yıldız Rabbi olamaz.
Güneş Rabbi olamaz.
Tabiat Rabbi olamaz.
Sebepler Rabbi olamaz.

Çünkü bunların tamamı yaratılmıştır.

Yaratılmışların tamamının Rabbi ancak Allah’tır.


25. HZ. İBRAHİM’İN HAYATINI BUGÜNE TAŞIMAK

Hz. İbrahim’in hayatını yalnız okumak yeterli değildir.

Onu hayatımıza taşımamız gerekir.

Hz. İbrahim yıldızlara bakıyordu.

Biz de gökyüzüne bakıp:

“Bunları kim yaratıyor?”

diye tefekkür etmeliyiz.

Hz. İbrahim putları kırdı.

Biz de:

kibir, riya, haset, para sevgisi, makam tutkusu ve nefis putlarını

kırmaya çalışmalıyız.

Hz. İbrahim ateşte tevekkül etti.

Biz de sıkıntılar karşısında:

“Hasbünallahu ve ni‘mel vekîl.”

diyebilmeliyiz.

Hz. İbrahim hicret etti.

Biz de:

haramdan helale hicret etmeliyiz.

Hz. İbrahim oğluyla imtihan edildi.

Biz de nimetleri Allah’tan daha fazla sevmemeliyiz.

Hz. İbrahim Kâbe’yi yaptıktan sonra kabul duası etti.

Biz de ibadetlerimize güvenmek yerine:

“Allah’ım kabul eyle.”

demeliyiz.

Hz. İbrahim nesli için dua etti.

Biz de çocuklarımızın yalnız dünyasını değil, imanını ve ahiretini düşünmeliyiz.


26. HZ. İBRAHİM’İN HAYATINDAN 20 TEMEL DERS

Hz. İbrahim Aleyhisselâm’ın hayatını özetlediğimizde şu büyük dersler ortaya çıkar:

  1. Allah birdir; ibadet yalnız O’na yapılır.

  2. Atalardan gelen her düşünce sorgulanmadan doğru kabul edilmez.

  3. İman delillerle kuvvetlendirilmelidir.

  4. Kâinat Allah’ın varlık ve birliğini gösteren büyük bir kitaptır.

  5. Fani şeyler kalbin nihai sevgilisi yapılmamalıdır.

  6. İnsanın en tehlikeli putlarından biri kendi nefsidir.

  7. Hakikat uğruna bedel ödemek gerekebilir.

  8. Sebepler yaratıcı değildir; gerçek kudret Allah’ındır.

  9. Tevekkül sebepleri terk etmek değildir.

  10. Allah için gerektiğinde hicret ve fedakârlık yapılmalıdır.

  11. Evlat Allah’ın emaneti olarak sevilmelidir.

  12. Çocukların iman ve namazı maddi geleceklerinden daha temel bir meseledir.

  13. İmtihan anında sabır ve teslimiyet gösterilmelidir.

  14. İyilik yaptıktan sonra kabul edilmesi için dua edilmelidir.

  15. Tebliğ hikmet, merhamet ve delille yapılmalıdır.

  16. Misafire ikram ve cömertlik peygamber ahlakındandır.

  17. İman akıl ve tefekkürle derinleştirilmelidir.

  18. Musibetlerin arkasındaki hikmet araştırılmalıdır.

  19. Allah’ın nimetleri Allah’tan daha fazla sevilmemelidir.

  20. Hayatın nihai hedefi Allah’ın rızasını kazanmaktır.


SONUÇ: İBRAHİMÎ BİR HAYAT NE DEMEKTİR?

Hz. İbrahim Aleyhisselâm’ın hayatı tek bir cümlede özetlenecek olursa o kelime:

TESLİMİYETTİR.

Fakat bu teslimiyetin arkasında:

marifet,
iman,
tefekkür,
tevhid,
ihlas,
sabır,
tevekkül,
fedakârlık,
dua
ve sadakat

vardır.

Hz. İbrahim bize adeta şöyle bir hayat ölçüsü bırakmaktadır:

Aklınla Allah’ı tanı.
Kalbinle Allah’ı sev.
Nefsinle mücadele et.
Amelinle kulluğunu göster.
Nimetlerde şükret.
Musibetlerde sabret.
Sebeplere müracaat et fakat neticeyi Allah’tan bil.
Aileni Allah’ın emaneti olarak sev.
Çocuklarının dünyasından önce imanını düşün.
Fani şeyleri kalbinin Rabbi hâline getirme.
Ve bütün hayatınla “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” diyebil.

Hz. İbrahim’in ateşi bize tevekkülü, hicreti fedakârlığı, Kâbe’yi inşası ubudiyeti, İsmail imtihanı teslimiyeti, yıldızlara bakışı tefekkürü, putları kırması tevhidi, duaları ise Allah’a sürekli muhtaç olduğumuzu öğretmektedir.

Neticede İbrahimî yol şudur:

“De ki: Şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, dimdik bir dine, hanîf olan İbrahim’in dinine iletti. O, müşriklerden değildi.”
(En‘âm, 6/161)

Kısa Bir Dua

Allah’ım! Hz. İbrahim Aleyhisselâm’a ihsan ettiğin sağlam imandan, tevhid şuurundan, ihlastan, sabırdan ve teslimiyetten bizlere de nasip eyle.

Kalplerimizde Sana rakip olacak sevgiler bırakma. Nimetlerini Seni unutarak değil, Senin namına sevmeyi nasip eyle.

Bizi ve neslimizi namazı dosdoğru kılan, imanını muhafaza eden, helali gözeten ve güzel ahlak sahibi kullarından eyle.

Musibet zamanında sabır, nimet zamanında şükür, karar zamanında istişare, çalışma zamanında gayret ve netice karşısında tevekkül nasip eyle.

Taklidî imanımızı tahkikî imana, bilgimizi marifete, marifetimizi muhabbete, muhabbetimizi ihlaslı kulluğa vesile eyle.

Bizi dünyada İbrahimî tevhid üzere yaşat, iman üzere vefat ettir ve ahirette peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin beraberliğine mazhar eyle. Âmin.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hz Eyyub Aleyselam Kısası
  • Salih Avcı
  • 18.01.2025
Hz Eyyub Aleyselam Kısası
Hz Salih Aleyhisselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Salih Aleyhisselam
Hz Yunus Aleyhiselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Yunus Aleyhiselam
Hz. İlyas Aleyhisselâm
  • Salih Avcı
  • 21.08.2026
Hz. İlyas Aleyhisselâm