18px

Hz Eyyub Aleyselam Kısası


Hz Eyyub Aleyselam Kısası

HZ. EYYÛB ALEYHİSSELÂM’IN HAYATINDAN HİKMETLİ DERSLER

Kur’ân, Sünnet, Risale-i Nur ve Sahih Dinî Bilgiler Işığında Sabır, Musibet, Dua ve Kulluk

Hz. Eyyûb aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerîm’de sabrı, Allah’a yönelişi ve kulluğundaki sadakatiyle övülen büyük peygamberlerden biridir. Onun kıssası yalnızca ağır bir hastalığa sabretmenin hikâyesi değildir. Aynı zamanda nimet karşısında şükür, musibet karşısında sabır, dua ederken edep, Allah hakkında hüsnüzan, kullukta ihlâs ve sıkıntının içinde rahmeti görebilme dersidir.

Risale-i Nur’da da Hz. Eyyûb’un kıssası özellikle İkinci Lem’ada ele alınır. Bediüzzaman Said Nursî, Hz. Eyyûb’un bedenindeki yaralardan hareketle insanın asıl korkması gereken manevî yaralara, yani günahlara dikkat çeker.

Bu sebeple Hz. Eyyûb kıssasını yalnızca:

“Çok hastalandı, sabretti ve sonunda iyileşti.”

şeklinde okumak eksik kalır.

Asıl soru şudur:

Hz. Eyyûb’un imtihanından kendi hayatımız için hangi dersleri çıkarabiliriz?


1. Kur’ân Hz. Eyyûb’u Nasıl Anlatır?

Kur’ân-ı Kerîm Hz. Eyyûb’un kıssasının bütün ayrıntılarını anlatmaz. Onun yerine kıssanın iman ve kulluk bakımından önemli olan yönlerini bildirir.

En dikkat çekici ayetlerden biri şöyledir:

وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

“Eyyûb’u da hatırla. Hani Rabbine, ‘Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.’ diye niyaz etmişti.”

(Enbiyâ, 21/83)

Ardından Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ

“Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisinde bulunan sıkıntıyı giderdik.”

(Enbiyâ, 21/84)

Kur’ân’ın verdiği ilk büyük ders açıktır:

Kul sıkıntısını Allah’a arz eder; şifayı ve kurtuluşu da öncelikle O’ndan bilir.


2. Hz. Eyyûb’un İmtihanının Mahiyeti

Kur’ân, Hz. Eyyûb’un ağır bir sıkıntıya uğradığını açıkça bildirir. Ancak halk arasında anlatılan bütün ayrıntılar Kur’ân ve sahih hadislerle sabit değildir.

Bazı tarih ve tefsir kitaplarında Hz. Eyyûb’un hastalığının şekli, süresi, vücudundaki yaraların mahiyeti ve insanların ondan uzaklaşması hakkında çok ayrıntılı rivayetler bulunmaktadır.

Bunların bir kısmı İsrailiyat kaynaklı veya senet bakımından zayıf rivayetlerdir.

Bu nedenle sağlam yaklaşım şudur:

Kur’ân’ın kesin bildirdiğine iman ederiz; kesin olmayan ayrıntıları dinin değişmez hakikati gibi anlatmayız.

Kur’ân’ın kesin olarak bildirdiği husus, Hz. Eyyûb’un ciddi bir sıkıntıya uğradığı, sabrettiği, Allah’a yöneldiği ve sonunda Allah’ın ona şifa ve nimet verdiğidir.


3. Allah Hz. Eyyûb’u “Ne Güzel Kul” Diye Övüyor

Sâd sûresinde Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb hakkında çok yüksek bir övgüde bulunur:

إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ

“Gerçekten biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah’a çok yönelen bir kimseydi.”

(Sâd, 38/44)

Burada Hz. Eyyûb’un iki büyük vasfı belirtilmektedir:

Sabır ve evvâb olmak.

“Evvâb”, sürekli Allah’a yönelen, tekrar tekrar Rabbine dönen kimse anlamındadır.

Demek ki Hz. Eyyûb’un büyüklüğü yalnızca acıya dayanmasında değildir.

Onun asıl büyüklüğü:

Acı içinde bile Allah’tan kopmamasıdır.


4. Sabır, Hiç Acı Hissetmemek Değildir

Hz. Eyyûb’un kıssasından çıkarılması gereken önemli derslerden biri budur.

Sabır:

  • Acı hissetmemek,

  • ağlamamak,

  • üzülmemek,

  • hastalığın tedavisini aramamak,

  • sıkıntının giderilmesini istememek

demek değildir.

Sabır, bütün bunların içinde Allah’a karşı isyana düşmemektir.

İnsan hastalığından dolayı acı çekebilir.

Yakınını kaybettiğinde ağlayabilir.

Maddi sıkıntısından dolayı üzülüp çıkış yolu arayabilir.

Doktora gidebilir.

İlaç kullanabilir.

Allah’tan kurtuluş isteyebilir.

Bunların hiçbiri sabra aykırı değildir.

Sabra aykırı olan, musibeti Allah’a karşı isyanın ve itirazın sebebi hâline getirmektir.


5. Hz. Eyyûb’un Duasındaki Büyük Edep

Hz. Eyyûb şöyle dememiştir:

“Allah’ım, ben bunu hak etmedim.”

Veya:

“Neden benim başıma bunları getirdin?”

Kur’ân onun duasını çok zarif bir ifadeyle aktarır:

أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

“Bana dert dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.”

Bu duada muazzam bir kulluk edebi vardır.

Hz. Eyyûb sıkıntısını söylüyor fakat Rabbini suçlamıyor.

Acısını ifade ediyor fakat ümidini kaybetmiyor.

Hastalığını bildiriyor fakat Allah’ın rahmetinden şüphe etmiyor.

Sanki şöyle demektedir:

“Rabbim! Hâlimi Sen biliyorsun. Bana bir sıkıntı dokundu. Fakat ben Senin rahmetinden ümidimi kesmedim. Çünkü Sen Erhamü’r-Râhimîn’sin.”

Bu, dua ahlâkının en güzel örneklerinden biridir.


6. Şikâyet Allah’a mı, Allah’tan mı?

Burada çok önemli bir ayrım vardır.

İnsan sıkıntısını Allah’a şikâyet edebilir.

Fakat Allah’tan şikâyet etmek başka bir şeydir.

Hz. Yakub aleyhisselâm da şöyle demiştir:

إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللَّهِ

“Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim.”

(Yûsuf, 12/86)

Dolayısıyla:

“Allah’ım, çok zorlanıyorum; bana yardım et.”

demek kulluktur.

Fakat Allah’ın adaletini ve rahmetini itham eden bir itiraz tavrı tehlikelidir.

Hz. Eyyûb bize derdimizi Allah’tan gizlemeyi değil, derdimizle birlikte Allah’a yönelmeyi öğretmektedir.


7. Risale-i Nur’da Hz. Eyyûb Kıssası

Bediüzzaman Said Nursî, İkinci Lem’ada Hz. Eyyûb aleyhisselâmın münâcâtını ele alır.

Risale’nin dikkat çektiği nokta çok çarpıcıdır:

Hz. Eyyûb’un maddî yaraları vardı.

Fakat bizim de çoğu zaman fark etmediğimiz manevî yaralarımız vardır.

Bediüzzaman meseleyi özetle şu hakikate bağlar:

Hz. Eyyûb’un zahirî yaralarına karşılık, insanın günahları kalbinde ve ruhunda manevî yaralar açabilir.

İşte kıssanın günümüz insanına bakan en önemli yönlerinden biri budur.


8. Bedenin Yarası ile Ruhun Yarası

Bedenimiz yaralandığında hemen fark ederiz.

Dişimiz ağrısa doktora gideriz.

Ayağımız kırılsa hastaneye koşarız.

Vücudumuzda bir hastalık belirtisi görünce endişeleniriz.

Fakat:

  • namazlarımız zayıfladığında,

  • kalbimiz Allah’tan uzaklaştığında,

  • harama alıştığımızda,

  • gıybet ettiğimizde,

  • kibir büyüdüğünde,

  • haset kalbimizi kapladığında,

  • gözümüz harama alıştığında,

  • dünya sevgisi kalbimizi sardığında

aynı endişeyi göstermeyebiliriz.

Risale-i Nur burada insanı uyandırır:

Bedenin yarası dünya hayatını tehdit eder; günahların açtığı manevî yaralar ise ebedî hayatı tehdit edebilir.

Bu nedenle Hz. Eyyûb’un duasını manevî hayatımıza da uygulayabiliriz:

“Rabbim! Bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”

Yani:

“Allah’ım, günahlarım kalbimi yaraladı. Gaflet ruhumu hasta etti. Beni affet, kalbimi temizle ve beni Sana yeniden yönelt.”


9. Musibet Her Zaman Ceza Değildir

İslam'da her hastalığı veya musibeti:

“Bu insan günahkârdır, Allah onu cezalandırıyor.”

şeklinde yorumlamak doğru değildir.

Çünkü peygamberler de ağır imtihanlardan geçirilmiştir.

Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:

“İnsanların en ağır belaya uğrayanları peygamberlerdir; sonra derecesine göre onları takip edenlerdir.”

Bu hadis bize önemli bir ölçü verir:

Musibetin büyüklüğü, kişinin Allah katında değersiz olduğunun delili değildir.

Bazen musibet:

  • günahlara kefaret,

  • derecenin yükselmesine vesile,

  • gafletten uyanmaya sebep,

  • duaya yönelten bir rahmet,

  • dünyanın faniliğini gösteren bir öğretmen,

  • Allah’a yakınlaşmaya vesile

olabilir.


10. Hastalık Günahlara Kefaret Olabilir

Resûlullah ﷺ mümine isabet eden sıkıntıların günahlara kefaret olabileceğini bildirmiştir.

Sahih hadislerde mümine ulaşan yorgunluk, hastalık, üzüntü, eziyet ve hatta diken batmasının dahi Allah’ın izniyle günahlarının bağışlanmasına vesile olabileceği bildirilir.

Bu çok büyük bir tesellidir.

Mümin hastalandığında yalnızca:

“Sağlığımı kaybettim.”

diye düşünmez.

Aynı zamanda:

“Rabbim bu imtihanımı sabırla karşılamayı nasip ederse, bu sıkıntı benim için manevî temizliğe dönüşebilir.”

diye düşünür.

Böylece aynı hastalık iki farklı insanda tamamen farklı neticeler doğurabilir.

Biri yalnızca acıyı görür.

Diğeri acının içindeki rahmeti de görmeye çalışır.


11. Sabır, Tedaviyi Terk Etmek Değildir

Hz. Eyyûb’un kıssasından:

“Hastalandığımız zaman tedavi olmamalı, sadece sabretmeliyiz.”

sonucu çıkarılamaz.

Bu İslam’ın anlayışı değildir.

Peygamber Efendimiz ﷺ tedaviyi teşvik etmiştir.

Dolayısıyla mümin:

Doktora gider, ilacını kullanır, tedbirini alır; fakat şifayı Allah’tan bilir.

Doktor sebeptir.

İlaç sebeptir.

Tedavi sebeptir.

Fakat Şâfî-i Hakikî Allah’tır.

Hz. İbrahim aleyhisselâmın Kur’ân’da bildirilen sözü bunu ifade eder:

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.”

(Şuarâ, 26/80)


12. Hz. Eyyûb’un Şifasında Sebebe Başvurmak

Kur’ân’da Cenâb-ı Hak Hz. Eyyûb’a şöyle buyurur:

ارْكُضْ بِرِجْلِكَ هَذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

“Ayağını yere vur! İşte yıkanılacak ve içilecek serin bir su.”

(Sâd, 38/42)

Burada çok güzel bir denge vardır.

Allah şifa verecektir.

Fakat Hz. Eyyûb’a:

“Ayağını yere vur.”

buyrulmaktadır.

Bu bize önemli bir kulluk kanununu öğretir:

Dua + Sebep + Tevekkül

Mümin dua eder.

Sonra yapabileceğini yapar.

Sonra neticeyi Allah’a bırakır.

Çünkü tevekkül, sebepleri terk etmek değildir.

Sebeplere teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah’tan beklemektir.


13. Musibet İnsana Aczini Öğretir

İnsan sağlıklıyken kendisini güçlü zannedebilir.

Fakat küçük bir hastalık bile ona ne kadar âciz olduğunu gösterir.

Bir mikrop,

bir hücrenin bozulması,

küçük bir damar problemi,

bir organın görevini aksatması

insanın bütün hayatını değiştirebilir.

İşte hastalık insanın önüne şu gerçeği koyar:

“Sen kendi kendine yeten bir varlık değilsin.”

Risale-i Nur’un kulluk anlayışında insanın acz ve fakrını anlaması çok önemlidir.

İnsan âcizliğini anladıkça Allah’ın kudretini;

fakrını anladıkça Allah’ın rahmet ve zenginliğini daha iyi kavrar.


14. Hastalık Duayı Derinleştirebilir

Sağlıklı zamanlarda insan bazen duasını alışkanlıkla yapar.

Fakat ağır bir sıkıntı geldiğinde:

“Allah’ım!”

sözü kalbin derinliklerinden çıkmaya başlayabilir.

İnsan sebeplerin yetersiz kaldığını gördükçe Rabbine daha samimi yönelir.

Kur’ân insanın sıkıntı zamanlarında Rabbine yöneldiğini çeşitli ayetlerde hatırlatır.

Buradaki ders şudur:

Musibet bazen insanı kapı kapı dolaştırmak yerine doğrudan Rahmân’ın kapısına götürür.

Bu sebeple bazı sıkıntılar görünüşte acı olmakla beraber insanın manevî hayatında büyük dönüşümlere vesile olabilir.


15. Hz. Eyyûb’un Sabrı Pasif Bir Bekleyiş Değildir

Sabır çoğu zaman yanlış anlaşılır.

Sabır:

“Hiçbir şey yapmadan beklemek”

değildir.

Kur’ân’daki sabır daha aktif bir kavramdır.

Sabır:

Doğru yolda direnmek, kulluğu terk etmemek, harama kaçmamak, ümidini kaybetmemek ve imtihan karşısında Allah ile bağını korumaktır.

Hz. Eyyûb’un sabrı da böyledir.

O Rabbine yönelmiştir.

Dua etmiştir.

Şifa istemiştir.

Fakat Rabbine karşı kulluk edebini bozmamıştır.


16. “Neden Ben?” Yerine “Bu İmtihandan Ne Öğrenebilirim?”

Musibet zamanında insanın zihnine sık sık şu soru gelir:

“Neden benim başıma geldi?”

Hz. Eyyûb kıssası bu soruya başka bir bakış kazandırır.

Bazen daha faydalı soru şudur:

“Rabbim bu hadiseyle bana ne öğretiyor olabilir?”

Belki sabrı öğretiyor.

Belki dünyanın geçici olduğunu hatırlatıyor.

Belki yıllardır fark edilmeyen bir nimetin değerini gösteriyor.

Belki insanın kibrini kırıyor.

Belki duaya yöneltiyor.

Belki günahlarına kefaret oluyor.

Belki de Allah katındaki derecesinin yükselmesine vesile oluyor.

Musibetin bütün hikmetlerini bilemeyiz.

Fakat mümin, Allah’ın abes iş yapmayacağını bilir.


17. Nimetin Değeri Kaybedilince Anlaşılır

Sağlık çoğu zaman fark edilmeyen büyük bir nimettir.

İnsan rahat nefes alırken nefesin değerini düşünmez.

Yürürken ayaklarının kıymetini anlamaz.

Uyuyabilirken uykunun nimet olduğunu fark etmez.

Yemek yiyebilirken iştahın değerini düşünmez.

Hastalık geldiğinde ise sıradan sandığımız şeylerin aslında ne kadar büyük nimetler olduğunu anlarız.

Bu yönüyle hastalık insana şükür eğitimi verir.

İnsan şöyle demeyi öğrenir:

“Rabbim, bana verdiğin fakat fark edemediğim ne kadar çok nimet varmış!”


18. Gerçek Sabır İlk Darbe Anında Başlar

Peygamber Efendimiz ﷺ:

“Sabır, musibetin ilk anındadır.”

buyurmuştur.

Çünkü zaman geçtikçe insan birçok acıya alışabilir.

Asıl kulluk, musibetin ilk sarsıntısında ortaya çıkar.

İlk haber geldiğinde...

İlk teşhis konulduğunda...

İlk kayıp yaşandığında...

İşte o anda mümin dilini ve kalbini korumaya çalışır.

Bu, insanın hiç üzülmemesi anlamına gelmez.

Aksine insan ağlayabilir.

Fakat kalbi:

“Rabbim beni terk etti.”

demez.


19. Musibeti Geçmişe ve Geleceğe Yaymamak

Risale-i Nur’un hastalık ve musibet bahislerinde üzerinde durduğu önemli psikolojik derslerden biri de budur.

İnsan bazen bugünkü acısıyla yetinmez.

Geçmişte çektiği bütün acıları yeniden düşünür:

“Yıllardır bunları çekiyorum.”

Sonra geleceği düşünür:

“Ya hiç iyileşmezsem?”

Böylece bir günlük sıkıntıyı zihninde yıllara dağıtır.

Halbuki geçmişteki musibet geçmişte kalmıştır.

Gelecekteki sıkıntı ise henüz gelmemiştir.

İnsanın elinde esas olarak bugün vardır.

Bu nedenle sabır kuvvetini geçmişe ve geleceğe dağıtmamak gerekir.

Bugünün sabrı bugünün yüküne yeter.


20. Günahlar Manevî Hastalıklardır

Hz. Eyyûb’un kıssasının Risale-i Nur’daki en önemli yorumlarından biri budur.

Nasıl ki bedenin:

  • yarası,

  • mikrobu,

  • enfeksiyonu,

  • hastalığı

varsa;

ruhun ve kalbin de hastalıkları vardır.

Bunlardan bazıları:

  • kibir,

  • haset,

  • riya,

  • ucub,

  • gıybet,

  • kin,

  • harama bakmak,

  • dünya hırsı,

  • gaflet,

  • namazı önemsememek,

  • kul hakkı,

  • tövbeyi ertelemek

gibi manevî problemlerdir.

Beden hastalığı insana acı verdiği için fark edilir.

Manevî hastalıkların tehlikesi ise bazen acı vermemesidir.

İnsan günaha alıştığında kalbindeki yaranın farkına bile varmayabilir.


21. Manevî Hz. Eyyûb Duası

Bu açıdan Hz. Eyyûb’un duası yalnız hastaların değil, günahlarından kurtulmak isteyen herkesin duası hâline gelir:

أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

“Rabbim! Bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”

İnsan bunu manevî olarak şöyle düşünebilir:

“Allah’ım! Günahlarım kalbimi yaraladı. Gafletim ruhumu zayıflattı. Dünya sevgisi kalbimi meşgul etti. Nefsimin esaretinden kurtulamıyorum. Fakat Sen Erhamü’r-Râhimîn’sin. Beni affet, temizle ve Sana yönelt.”

Bu dua böyle okunduğunda Hz. Eyyûb kıssası yalnızca geçmişte yaşanmış bir peygamber kıssası olmaktan çıkar.

Her müminin kendi hayatına hitap eden bir kulluk dersine dönüşür.


22. Şifa Gecikebilir; Dua Boşa Gitmez

Hz. Eyyûb’un duasının kabul edilmesi bize Allah’ın duaları işittiğini gösterir.

Fakat buradan:

“Dua ettim, hemen iyileşmeliyim.”

sonucu çıkarılmamalıdır.

Duanın kabulü Allah’ın hikmetine bağlıdır.

İnsan istediği şeyin hemen verilmesini “kabul”, gecikmesini ise “reddedilme” zannedebilir.

Oysa Allah kulunun neye, ne zaman ve hangi şekilde ihtiyacı olduğunu daha iyi bilir.

Bu nedenle dua:

Allah’a emir vermek değil, kulluğunu arz etmektir.

Mümin ister.

Israrla dua eder.

Tedbir alır.

Fakat netice konusunda Allah’ın hikmetine teslim olur.


23. Sıkıntı İmanın Yokluğu Anlamına Gelmez

Bazen insan:

“Allah beni sevseydi bunlar başıma gelmezdi.”

diye düşünebilir.

Hz. Eyyûb kıssası bu düşüncenin yanlışlığını açıkça gösterir.

Eğer musibet Allah’ın sevgisizliğinin kesin göstergesi olsaydı peygamberler en rahat insanlar olurdu.

Oysa peygamberlerin hayatları ağır imtihanlarla doludur.

Hz. Nuh...

Hz. İbrahim...

Hz. Yakub...

Hz. Yusuf...

Hz. Musa...

Hz. Eyyûb...

ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ﷺ...

Hepsi çeşitli ağır imtihanlardan geçmiştir.

Demek ki:

Allah’ın kulunu sevmesi, ona hiç sıkıntı vermemesi anlamına gelmez.

Bazen imtihan, kulun manevî yükselişinin vesilesidir.


24. Hz. Eyyûb’un Ailesinin Yeniden Verilmesi

Kur’ân şöyle buyurur:

وَوَهَبْنَا لَهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ

“Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir mislini daha bağışladık.”

(Sâd, 38/43)

Benzer şekilde Enbiyâ sûresinde de bu nimet hatırlatılır.

Burada önemli bir ümit dersi vardır:

Allah bir kapıyı kapattığında bütün kapılar kapanmış değildir.

Kulun görevi Rabbinden ümidini kesmemektir.


25. Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesilmez

Hz. Eyyûb kıssasının en güçlü mesajlarından biri budur:

Ne kadar uzun sürerse sürsün, mümin Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.

Çünkü Allah’ın kudreti açısından:

  • çaresiz hastalık,

  • çözülemez problem,

  • kapanmış gelecek,

  • bitmiş hayat

diye mutlak bir kavram yoktur.

Bu, mutlaka dünyada her istediğimiz gerçekleşecek demek değildir.

Fakat mümin bilir ki:

Allah ister dünyada verir, ister ahirette daha hayırlısını verir, ister musibeti günahlara kefaret yapar, ister onunla derecesini yükseltir.

Bu sebeple mümin için Rabbine yönelerek geçirilen hiçbir acı bütünüyle anlamsız değildir.


26. Musibetle Birlikte Gelen Manevî Kazançlar

Bir hastalık veya sıkıntı insana şu hakikatleri öğretebilir:

  • Aczini fark ettirir.

  • Duayı öğretir.

  • Şükrü artırır.

  • Dünyanın faniliğini gösterir.

  • Ölümü ve ahireti hatırlatır.

  • Günahlardan tövbeye vesile olur.

  • Kalbi yumuşatır.

  • Başkalarının acılarını anlamayı öğretir.

  • Merhameti artırır.

  • Allah’a yönelmeye vesile olur.

Bu nedenle mümin musibeti sevmez ve musibet istemez.

Fakat musibet geldiğinde:

“Bunun içinde Rabbimin bana göstereceği hangi dersler var?”

diye düşünür.


27. Başkasının Musibetini Yargılama Vesilesi Yapmamak

Hz. Eyyûb kıssasının toplumsal bir dersi de vardır.

Hasta veya sıkıntılı bir insan gördüğümüzde:

“Kim bilir ne günah işledi de başına bunlar geldi?”

demek İslamî bir yaklaşım değildir.

Çünkü biz Allah’ın o kul hakkındaki muradını bilmiyoruz.

Belki o musibet onun derecesini yükseltmektedir.

Belki günahlarını temizlemektedir.

Belki Allah’a daha çok yaklaşmasına vesile olmaktadır.

Belki de bizim anlayamayacağımız başka hikmetler vardır.

Bize düşen:

Yargılamak değil, merhamet etmektir.


28. Hastaya Nasıl Davranılmalıdır?

Hz. Eyyûb kıssasını okuyan mümin yalnızca kendi hastalığında sabırlı olmayı öğrenmez.

Başkasının hastalığı karşısında da sorumluluğunu düşünür.

Hasta insan:

  • ziyaret edilmeli,

  • duası alınmalı,

  • yalnız bırakılmamalı,

  • ihtiyaçları giderilmeli,

  • ümitsizliğe sürüklenmemeli,

  • dinî baskıya maruz bırakılmamalı,

  • güzel sözlerle teselli edilmelidir.

Peygamber Efendimiz ﷺ hasta ziyaretini Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları arasında saymıştır.

Demek ki hastalık yalnızca hastanın değil, çevresindeki insanların da imtihanıdır.


29. Hz. Eyyûb’un Kıssasında Şükür ve Sabır Birliktedir

İnsan genellikle şöyle düşünür:

Nimet varsa şükür.

Musibet varsa sabır.

Bu doğrudur fakat eksiktir.

Çünkü musibetin içinde bile şükredilecek nimetler bulunabilir.

Bir hastalık geldiğinde insan bütün nimetlerini kaybetmiş değildir.

Gözü çalışıyor olabilir.

Aklı yerindedir.

İmanı vardır.

Dua edebilmektedir.

Kur’ân okuyabilmektedir.

Sevdikleri yanındadır.

Allah’a yönelme imkânı vardır.

Bu sebeple sabır ile şükür birbirinden tamamen ayrılmaz.

Mümin musibete sabrederken kalan nimetlere şükreder.


30. Hz. Eyyûb Kıssasının Günümüz İnsanına Mesajı

Bugünün insanı yalnızca fiziksel hastalıklarla mücadele etmiyor.

Aynı zamanda:

  • yalnızlık,

  • kaygı,

  • ekonomik sıkıntılar,

  • aile problemleri,

  • başarısızlık korkusu,

  • gelecek endişesi,

  • manevî boşluk,

  • günah alışkanlıkları,

  • sosyal baskılar

gibi pek çok imtihanla karşılaşıyor.

Hz. Eyyûb’un mesajı bütün bu durumlarda geçerlidir:

Rabbinden kopma.

Çünkü imtihanın en tehlikeli tarafı sıkıntının kendisi değil, sıkıntı yüzünden Allah’tan uzaklaşmaktır.

Eğer musibet insanı Allah’a yaklaştırıyorsa acı olmakla beraber manevî bir kazanca dönüşebilir.


31. Hz. Eyyûb’un Hayatından 12 Büyük Ders

Hz. Eyyûb aleyhisselâmın kıssasını hayatımıza şu şekilde özetleyebiliriz:

  1. Nimet geldiğinde şükret.

  2. Musibet geldiğinde sabret.

  3. Sıkıntını Allah’a arz et.

  4. Allah’tan şikâyet etme.

  5. Dua etmekten vazgeçme.

  6. Tedavi ve meşru sebeplere başvur.

  7. Şifayı sebeplerden değil Allah’tan bil.

  8. Beden hastalıklarından daha tehlikeli olan manevî hastalıklarını fark et.

  9. Musibeti hemen ilahî ceza olarak yorumlama.

  10. Başkasının musibetini yargılama vesilesi yapma.

  11. Allah’ın rahmetinden hiçbir zaman ümit kesme.

  12. İmtihanın içindeki kulluk ve ahiret kazancını görmeye çalış.


32. Hz. Eyyûb’un Duası Nasıl Okunabilir?

Özellikle hastalık, sıkıntı ve çaresizlik zamanlarında Enbiyâ sûresindeki bu dua okunabilir:

أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Ennî messeniyed-durru ve ente erhamü’r-râhimîn.

“Rabbim! Bana gerçekten sıkıntı dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”

(Enbiyâ, 21/83)

Bu dua yalnızca dil ile değil, anlamı düşünülerek okunmalıdır.

“Rabbim, derdimi biliyorsun.”

“Ben âcizim.”

“Sen Kadîr’sin.”

“Ben muhtacım.”

“Sen Rahmân ve Rahîm’sin.”

“Ben çareleri göremiyorum.”

“Fakat Senin rahmetinden ümidimi kesmiyorum.”

İşte Hz. Eyyûb duasının ruhu budur.


33. Risale-i Nur Perspektifinden Kıssanın Özeti

Risale-i Nur’un bakışıyla Hz. Eyyûb kıssasının bize verdiği ders şöyle özetlenebilir:

Ey insan!

Bedenindeki küçük bir yara için nasıl tedavi arıyorsan, kalbindeki günah yaraları için de tövbe ve istiğfar ara.

Beden hastalandığında doktora koştuğun gibi, ruhun gafletle hastalandığında Kur’ân’ın ve sünnetin manevî reçetelerine yönel.

Dünyevî bir sıkıntı geldiğinde ümitsizliğe kapılma.

Çünkü dünya zaten geçicidir.

Fakat imanını kaybetmek veya günahlarla kalbini yaralamak ebedî hayatını ilgilendirir.

Bu nedenle Hz. Eyyûb’un duasını kendi ruhunun duası yap:

“Rabbim! Bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”


SONUÇ: YARA BAZEN RAHMET KAPISINI AÇAR

Hz. Eyyûb aleyhisselâmın hayatı bize musibetsiz bir hayat vaat etmez.

Bize musibet karşısında nasıl mümin kalacağımızı öğretir.

Hastalık gelebilir.

Mal kaybedilebilir.

İnsan sevdiğini kaybedebilir.

Planlar bozulabilir.

Kapılar kapanabilir.

Fakat bütün bunların ortasında kapanmaması gereken bir kapı vardır:

Allah’a açılan dua kapısı.

Hz. Eyyûb’un asıl zaferi yalnızca bedeninin şifa bulması değildir.

Onun büyük zaferi, imtihanın Allah ile arasına girmesine izin vermemesidir.

Bu sebeple Cenâb-ı Hak onu:

“Biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu! Çünkü o daima Allah’a yönelirdi.”

diye övmüştür.

Demek ki gerçek başarı, hiç musibet yaşamamak değildir.

Musibetin içinde Rabbini kaybetmemektir.

Gerçek sabır, acıyı inkâr etmek değildir.

Acının içinde Allah’ın rahmetinden ümit kesmemektir.

Gerçek tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.

Sebeplere sarılıp neticeyi Allah’a bırakmaktır.

Ve gerçek şifa yalnızca bedenin iyileşmesi değildir.

Kalbin günahlardan, ruhun gafletten ve insanın Rabbinden uzaklıktan kurtulmasıdır.

Allah Teâlâ bizlere Hz. Eyyûb aleyhisselâmın sabrından, duasından, teslimiyetinden ve Allah’a yönelişinden hissedar olmayı nasip etsin.

Hastalıklarımızı şifaya, musibetlerimizi kefarete, sıkıntılarımızı Allah’a yakınlaşmaya, günahlarımızı samimi tövbeye vesile eylesin.

Âmin.

Başlıca Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm: Enbiyâ 21/83-84; Sâd 38/41-44; Şuarâ 26/80; Yûsuf 12/86

  • Sahih-i Buhârî, hastalık, sabır ve musibetlerle ilgili rivayetler

  • Sahih-i Müslim, hastalık ve musibetlerin günahlara kefaret olmasıyla ilgili rivayetler

  • Câmiu’t-Tirmizî, peygamberlerin ağır imtihanlara uğramasıyla ilgili hadis

  • Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, İkinci Lem’a

  • Bediüzzaman Said Nursî, Hastalar Risalesi / Yirmi Beşinci Lem’a

Not: Hz. Eyyûb’un hastalığının süresi, hastalığın çok ayrıntılı fiziksel tasvirleri ve halk arasında anlatılan bazı hadiseler Kur’ân veya sahih hadislerle kesin biçimde sabit değildir. Bu nedenle kıssanın anlatımında Kur’ân’ın kesin ifadeleri ile sonradan aktarılan rivayetleri birbirinden ayırmak gerekir.

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hz Eyyub Aleyselam Kısası
  • Salih Avcı
  • 18.01.2025
Hz Eyyub Aleyselam Kısası
Hz Salih Aleyhisselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Salih Aleyhisselam
Hz Yunus Aleyhiselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Yunus Aleyhiselam
Hz. İlyas Aleyhisselâm
  • Salih Avcı
  • 21.08.2026
Hz. İlyas Aleyhisselâm