- Salih Avcı
- 19.02.2023
Kâinatın neresine bakarsak bakalım ölçü, düzen, hikmet ve fayda görürüz. Göz görmek, kulak işitmek, ayak yürümek, kanat uçmak için verilmiştir. Güneşten yağmura, ağaçlardan hayvanlara kadar her varlık belli vazifeler görmektedir.
Öyleyse insan da başıboş ve gayesiz yaratılmış olamaz.
Risale-i Nur'un bakışına göre kâinat, okunmayı bekleyen büyük bir kitap gibidir. Her varlık, Allah'ın isimlerini ve sıfatlarını gösteren bir işarettir. İnsan ise aklı, kalbi ve vicdanıyla bu işaretleri okuyabilecek şekilde yaratılmıştır.
Bu sebeple insanın en önemli vazifelerinden biri:
Kendisini yaratan Rabbini tanımak, O'na iman etmek, O'nu sevmek ve hayatını O'nun rızasına uygun yaşamaktır.
İnsan yaratılışından beri bazı büyük soruların cevabını aramıştır:
Ben kimim?
Nereden geldim?
Niçin dünyadayım?
Nereye gidiyorum?
Ölümden sonra ne olacak?
Allah, insanı bu sorularla baş başa bırakmamış; peygamberler ve vahiy yoluyla ona yol göstermiştir. Son olarak Hz. Muhammed'i (sallallahu aleyhi ve sellem) göndermiş ve Kur'ân-ı Kerîm'i indirmiştir.
Risale-i Nur'un yaklaşımıyla insan Rabbini tanımada üç büyük rehberden faydalanır:
Kâinat kitabı, Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sünneti.
Kur'ân bize kâinatın nasıl okunacağını, Peygamber Efendimiz ise Kur'ân'ın hayatta nasıl yaşanacağını öğretir.
Kur'ân'ın nazarıyla bakıldığında Güneş yalnızca yanan bir yıldız değildir; Allah'ın kudretini ve rahmetini gösteren büyük bir ayettir. Ay, yıldızlar, bulutlar, yağmur, hayvanlar ve bitkiler de aynı şekilde Allah'ın isimlerini insana tanıtan işaretlere dönüşür.
Böylece insan kâinata baktığında:
“Bunlar niçin var?”
sorusundan,
“Bunları kim böyle hikmetle yaratıyor?”
sorusuna yükselir.
Güneş çok uzaklardan ışığımızı gönderir.
Rüzgâr bulutları taşır.
Bulut yağmuru getirir.
Toprak bitkileri yetiştirir.
Bitkiler hayvanlara ve insanlara gıda olur.
İnsan bütün bunları kendisi yapmadığı hâlde nimetler onun yardımına gönderilir. Risale perspektifinden bakıldığında bu yardımlaşma zinciri, tesadüflerin değil, Allah'ın rahmet ve hikmetinin bir göstergesidir.
İnsan buradan önemli bir ahlâk dersi de çıkarabilir:
Allah bize merhamet ettiği gibi biz de insanlara ve diğer canlılara merhamet etmeliyiz.
İnsan dünyada hiçbir nimetle tamamen tatmin olmaz.
Daha uzun yaşamak ister.
Sevdiklerinden ayrılmak istemez.
Mutluluğunun bitmesini istemez.
Ölümü istemez.
Kalbinde adeta sonsuzluğa uzanan bir arzu vardır.
Risale-i Nur perspektifinde insandaki bu ebediyet arzusu boşuna verilmiş değildir. Dünya geçicidir; fakat insanın arzuları dünyadan çok daha geniştir. Kaynak metinde de insanın ölümsüzlük arzusunun hikmetsiz olmadığı ve ebediyet için çalışması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu nedenle insan yalnızca:
“Dünyada nasıl başarılı olurum?”
diye düşünmemelidir.
Asıl soru şudur:
“Hem dünyamı hem de âhiretimi nasıl güzelleştirebilirim?”
İnsan acizdir.
Her istediğini yapamaz.
Geleceği bilemez.
Hastalığı tamamen engelleyemez.
Yaşlanmayı durduramaz.
Ölümü ortadan kaldıramaz.
Fakat arzuları çok geniştir.
İşte bu noktada dua, insanın aczini ve fakrını anlayarak sonsuz kudret ve rahmet sahibi Rabbine yönelmesidir.
Kur'ân'da Rabbimiz şöyle bildirir:
“Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına cevap veririm.”
Bakara Suresi, 186
Kaynak metin de duayı insanın Rabbine yönelişinin merkezine yerleştirir.
Dua yalnızca bir şeyi elde etmek için yapılan talep değildir.
Dua aynı zamanda ibadettir.
Kul dua ederken:
“Ben acizim, Sen Kadîr'sin.
Ben fakirim, Sen Ganî'sin.
Ben bilmiyorum, Sen Alîm'sin.
Benim gücüm yetmiyor, Senin kudretin her şeye yeter.”
demiş olur.
Kur'ân insanın hedefini yalnızca dünya hayatına hapsetmez.
Şöyle dua etmeyi öğretir:
“Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.”
Bakara Suresi, 201
Bu dua Müslümanın hayat anlayışını özetler.
Mümin dünyayı tamamen terk etmez.
Çalışır.
Üretir.
Ailesine bakar.
İlim öğrenir.
Helâl rızık arar.
Başarılı olmaya çalışır.
Fakat bütün bunları ebedî hayatını kaybetmeyecek şekilde yapar.
Kaynak metinde de yalnız dünyayı isteyen insan ile hem dünya hem âhiret güzelliğini isteyen insan arasındaki fark Kur'ân ayetleriyle anlatılmaktadır.
Dua etmek çalışmayı bırakmak değildir.
Bir çiftçinin:
“Allah'ım bana ürün ver.”
deyip tarlasını ekmemesi doğru olmadığı gibi, insanın hiçbir gayret göstermeden başarı beklemesi de doğru değildir.
Sözlü dua kadar fiilî dua da önemlidir.
Öğrenci ders çalışır.
Çiftçi tarlasını eker.
Esnaf işini güzel yapar.
Hasta tedavi yollarına başvurur.
İş arayan insan araştırır.
Bir hedefi olan insan plan yapar.
Bunların tamamı sebeplere müracaat etmektir.
Kaynak metinde de rızkı çalışmadan beklemenin doğru olmadığı, imanla beraber teşebbüs ve gayret gerektiği vurgulanmaktadır.
Risale-i Nur'da tevekkül, sebepleri tamamen terk etmek değildir.
İnsan önce vazifesini yapar.
Sonra sonucu Allah'a bırakır.
Tohumu eker; fakat tohumu büyütenin Allah olduğunu bilir.
İlacını kullanır; fakat şifayı ilaçtan değil Allah'tan bilir.
Çalışır; fakat başarıyı yalnız kendi zekâsına bağlamaz.
Plan yapar; fakat kaderin hükmünü unutmaz.
Kaynak metinde Risale'den aktarılan ifadeyle tevekkül; sebeplere riayet etmek, onları bir çeşit fiilî dua kabul etmek ve neticeyi Allah'tan bilmektir.
Bu anlayış insanı iki büyük tehlikeden korur:
Tembellikten ve gururdan.
Tembellikten korur; çünkü çalışmak zorundadır.
Gururdan korur; çünkü neticeyi yalnız kendisinden bilmez.
Risale-i Nur'un çok önemli bir ölçüsü şöyledir:
“İman hem nurdur, hem kuvvettir.”
İman nurdur; çünkü insanın hayatına anlam kazandırır.
İman kuvvettir; çünkü insan bütün yükünü yalnız kendi omuzlarında taşımadığını anlar.
Başına bir sıkıntı geldiğinde:
“Rabbim beni görüyor. Bu dünya başıboş değil. Ben vazifemi yapacağım, neticeyi Allah'a bırakacağım.”
der.
Böyle bir insan sebepler karşısında ezilmez.
Çünkü sebeplerin üzerinde Allah'ın kudretini bilir.
Risale'nin ortaya koyduğu silsile çok anlamlıdır:
İman → Tevhid → Teslim → Tevekkül → İki dünya saadeti
Kaynak metin de bu bağlantıyı açık biçimde ifade etmektedir.
İnsan dünyada ne için yaşadığını bilmelidir.
Hedefsiz bir hayat, rotası olmayan gemiye benzer.
Fakat Müslümanın hedefleri yalnız dünyevî başarıdan ibaret olmamalıdır.
En büyük hedef:
Allah'ın rızasını kazanmak ve imanla ebedî saadete ulaşmaktır.
Diğer hedefler bunun altında yer almalıdır.
Mesela:
İyi bir insan olmak,
güzel ahlâk sahibi olmak,
ailesine faydalı olmak,
helâl rızık kazanmak,
mesleğinde ilerlemek,
ilim öğrenmek,
insanlara faydalı olmak,
ibadetlerini güzelleştirmek,
günahlardan korunmak,
Kur'ân'ı daha iyi anlamak...
Bütün bunlar büyük hedefe hizmet edebilir.
Kaynak metinde hedeflerin yazılması, insanın hayatında büyük bir ana hedef belirlemesi ve diğer hedeflerini buna uygun hâle getirmesi tavsiye edilmektedir.
İslâm'da yapılan iş kadar niçin yapıldığı da önemlidir.
Aynı işi iki insan yapabilir; fakat niyetleri farklı olduğu için manevi değerleri de farklı olabilir.
İnsan çalışabilir:
Sadece insanların takdirini kazanmak için...
Veya:
Helâl rızık kazanmak, ailesine bakmak, insanlara faydalı olmak ve Allah'ın rızasını kazanmak için.
Bu sebeple insan zaman zaman kendisine sormalıdır:
“Ben bunu niçin yapıyorum?”
Niyet güzel olursa sıradan dünya işleri bile ibadet değerine yükselebilir.
Hayatta her şey hemen gerçekleşmez.
Dua ederiz; fakat netice gecikebilir.
Çalışırız; fakat hemen başarı elde edemeyebiliriz.
Plan yaparız; fakat önümüze engeller çıkabilir.
Böyle zamanlarda yapılması gereken ümitsizliğe düşmek değil, sabırla ve istikametle devam etmektir.
Kur'ân ve sünnetin öğrettiği sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Sabır:
Doğru yolda sebat etmektir.
Kaynak metinde de başarının az da olsa devamlı yapılan işlerde bulunduğu ve insanın engeller karşısında sebat etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Çalışmak ile hırs aynı şey değildir.
İnsan gayretli olabilir; fakat kalben kanaatkâr kalabilir.
Çalışır fakat:
“Mutlaka benim istediğim olacak.”
diye kaderle mücadele etmez.
Elinden geleni yaptıktan sonra Allah'ın takdirine razı olur.
Risale-i Nur'un ölçüsüyle kanaat çalışmaya engel değildir. Aksine kanaat, insanı hırsın manevi yükünden kurtarır.
İnsan:
Çalışmada gayretli, neticede kanaatkâr olmalıdır.
Kaynak metin de hırs ile kanaat arasındaki bu önemli ayrıma dikkat çekmektedir.
Başarılı bir hayat yalnız para, makam veya meslek başarısından oluşmaz.
Kul hakkı yememek,
borcu zamanında ödemek,
hasetten sakınmak,
insanların iyiliğini istemek,
affedici olmak,
helalleşmek,
şefkatli davranmak,
başkalarının başarısına sevinmek de hayatın önemli parçalarıdır.
Kaynak metinde insanın kendisini bu bakımdan sorgulaması; borçlarını ödemesi, helalleşmesi, kıskançlıktan uzaklaşması ve insanların iyiliğini istemesi tavsiye edilmektedir.
Risale perspektifinden bakıldığında müminin kuvveti husumette değil, uhuvvettedir; rekabette değil, yardımlaşmadadır.
Kâinat başıboş olmadığı gibi insanın hayatı da Allah'ın ilim, irade ve kudretinin dışına çıkamaz.
Fakat burada önemli bir ölçü vardır:
Her tesadüfü, sezgiyi veya içimizden geçen düşünceyi “Allah bana özel bir mesaj gönderdi” şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Risale perspektifine daha uygun yaklaşım şudur:
Kâinatta hakiki tesadüf ve başıboşluk yoktur; fakat Allah'ın bizim için ne murat ettiğini her olayda kesin olarak bildiğimizi de iddia edemeyiz.
Mümin sebeplere bakar, istişare eder, aklını kullanır, Kur'ân ve sünnetin ölçülerine uyar; sonra Allah'a tevekkül eder.
Kaynak metnin ana fikri de kâinatın başıboş olmadığı ve ilâhî irade altında bulunduğu düşüncesidir.
Mümin ümitli insandır.
Fakat İslâm'daki ümit, gerçeklerden kaçmak değildir.
Bir sıkıntıyı görmezden gelmek yerine:
“Bunun karşısında benim vazifem nedir?”
diye sorar.
Başarısız olduğunda:
“Ben bittim.”
demez.
“Nerede hata yaptım ve neyi düzeltebilirim?”
diye düşünür.
Böylece hata bir ümitsizlik sebebi değil, tecrübe ve ders vesilesi olur.
Korku tamamen kötü değildir.
Bazı korkular insanı tehlikeden korur.
Fakat gereksiz korkular insanın kabiliyetlerini kullanmasını engelleyebilir.
Mümin tedbirini alır, sonra Allah'a güvenir.
Cesaret tedbirsizlik değildir.
Tevekkül de dikkatsizlik değildir.
İnsan riskleri hesaplar, istişare eder, helâl ve haram ölçülerine dikkat eder ve ardından kararını uygular.
Kaynak metinde de korkunun insanı engellememesi, gerektiğinde inisiyatif alınması ve hata korkusunun kişiyi hareketsiz bırakmaması gerektiği anlatılmaktadır.
Kaynak metindeki bazı ifadeleri Risale-i Nur perspektifinden düzeltmek gerekir.
İslâm inancında insanın düşüncelerini “evrene göndererek” olayları kendisine çektiği şeklinde bir anlayış yoktur.
İnsan istediği şeyi elde etmiş gibi düşünerek evrene frekans göndermez.
Mümin doğrudan Allah'a dua eder.
Çünkü veren kâinat değildir.
Veren Allah'tır.
Sebepler yaratıcı değildir.
İnsanlar yaratıcı değildir.
Enerjiler ve frekanslar kaderi belirlemez.
Her şey Allah'ın ilim, irade ve kudreti altında gerçekleşir.
Bu nedenle kaynak metindeki bu düşünceyi Risale perspektifine uygun olarak şöyle ifade etmek daha doğrudur:
Hedefini belirle. Güzel niyet et. Allah'a dua et. Ümidini kaybetme. Sebeplere başvur. Elinden gelen gayreti göster. Sonucu Allah'tan bil ve O'na tevekkül et.
İnsan her işi tek başına yapmak zorunda değildir.
İstişare etmek sünnettir.
Doğru insanlarla beraber olmak kişiyi güçlendirir.
Aile, dostluk ve güzel arkadaşlık büyük nimetlerdir.
Fakat insanlardan yardım alırken de asıl dayanılacak makamın Allah olduğunu unutmamak gerekir.
Plan yapılır.
Alternatifler düşünülür.
İstişare edilir.
Karar verilir.
Bismillah denilerek işe başlanır.
Sonra kararlılıkla devam edilir.
Kaynak metnin sonunda da ekip çalışması, planlama, istişare, tevekkül ve başladığı işi tamamlamaya çalışma üzerinde durulmaktadır.
Bütün bu anlatılanları sade bir şekilde toplarsak hayatın yolu şöyledir:
Marifetullah → İman → Güzel niyet → Dua → Çalışmak → Sebeplere müracaat → Sabır → İstişare → Tevekkül → Kanaat → Şükür
İnsan hedef koyar ama hedefini putlaştırmaz.
Çalışır ama kendisini yaratıcı zannetmez.
Dua eder ama tembellik yapmaz.
Tedbir alır ama tedbire güvenmez.
Başarır ama gururlanmaz.
Başaramazsa ümitsizliğe düşmez.
Nimet gelirse şükreder.
Musibet gelirse sabreder.
Hata yaparsa tövbe eder ve ders çıkarır.
İnsanlardan yardım alır ama kalbini yalnız Allah'a bağlar.
Dünyayı kazanmak ister fakat âhiretini dünyaya feda etmez.
Ey nefsim!
Bu dünyaya yalnızca yemek, içmek, çalışmak, para kazanmak ve sonunda ölmek için gönderilmedin.
Senin önünde ebedî bir hayat vardır.
Öyleyse hedeflerini büyük tut.
Fakat en büyük hedefin Allah'ın rızası olsun.
Hayallerin olsun fakat hayallerini Rabbinden daha çok sevme.
Çalış fakat başarıyı kendinden bilme.
Plan yap fakat kaderi unutma.
Dua et fakat sebepleri terk etme.
Sebeplere müracaat et fakat sebepleri yaratıcı zannetme.
Başarılı olduğunda:
“Bunu ben yaptım.”
deme.
“Rabbimin lütfu ve ihsanıdır.”
de.
Başarısız olduğunda da:
“Her şey bitti.”
deme.
Dersini çıkar, hatanı düzelt, yeniden çalış ve Rabbine dayan.
İnsanlara iyilik yap.
Kul hakkından sakın.
Borçlarını öde.
Helalleş.
Haset etme.
Başkalarının nimetlerine sevin.
İnsanların iyiliğini iste.
Ailene değer ver.
Faydalı dostlarla beraber ol.
İlim öğren.
Kitap oku.
Aklını geliştir.
Kalbini imanla besle.
Gününü boş geçirme.
Çünkü dün geçti.
Yarının gelip gelmeyeceğini bilmiyorsun.
Sana verilen sermaye bugündür.
Risale-i Nur perspektifinden gerçek başarı yalnızca çok para kazanmak, yüksek makamlara ulaşmak veya insanların takdirini toplamak değildir.
Gerçek başarı:
Allah'ı tanımak,
imanla yaşamak,
güzel ahlâk sahibi olmak,
helâl dairede çalışmak,
insanlara faydalı olmak,
dua etmek,
sebeplere sarılmak,
Allah'a tevekkül etmek
ve sonunda O'nun rızasına ulaşmaktır.
Dünya başarısı geçicidir.
Fakat Allah'ın rızasına bağlanan güzel işler ebedî bir değer kazanabilir.
Bu yüzden müminin duası yalnızca:
“Allah'ım, istediğim her şeyi bana ver.”
değildir.
Daha güzel duası şudur:
“Allah'ım! Benim için hayırlı olanı bana nasip et. Bana doğru hedefler göster. O hedefler uğrunda helâl dairede çalışmayı nasip et. Gayretime bereket ver. Başarı verdiğinde şükredenlerden, vermediğinde sabredenlerden eyle. Kalbimi sebeplere değil Sana bağla. Dünyamı dinime hizmetkâr, hayatımı rızana vesile eyle. Bana dünyada da iyilik, âhirette de iyilik ver ve beni ebedî saadetine ulaştır. Âmin.”
Özetle:
Çalış; fakat gücüne güvenme.
Dua et; fakat çalışmayı bırakma.
Plan yap; fakat kaderi unutma.
Sebeplere sarıl; fakat neticeyi Allah'tan bil.
Dünya için gayret et; fakat âhireti kaybetme.
Hedeflerinin en büyüğü Allah'ın rızası olsun.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.