- Salih Avcı
- 20.02.2023
Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) birden fazla evlilik yapması, İslâm tarihi hakkında en fazla merak edilen konulardan biridir. Bu mesele yalnızca bugünün aile yapısı ve sosyal şartlarıyla değerlendirilirse yanlış anlamalara yol açabilir. Çünkü Hz. Peygamber’in evlilikleri, yaşadığı toplumun şartları, İslâm toplumunun kuruluş süreci, savaşlar, dul ve kimsesiz kalan kadınların durumu, kabileler arasındaki ilişkiler, dinî hükümlerin öğretilmesi ve aile mahremiyetine dair bilgilerin ümmete aktarılması gibi pek çok yönü bulunan tarihî bir meseledir.
Hz. Peygamber’in evliliklerine topluca bakıldığında bunların büyük çoğunluğunun gençlik döneminde değil, elli yaşından sonraki yıllarda gerçekleştiği görülür. Üstelik eşlerinin çoğu daha önce evlilik yapmış, dul kalmış ve önemli sorumluluklar taşıyan hanımlardı. Bu gerçek, evliliklerin yalnızca şahsî arzu ile açıklanamayacağını gösteren önemli bir tarihî göstergedir.
Hz. Peygamber’in aile hayatını anlamanın en önemli başlangıç noktası, Hz. Hatice validemizle yaptığı evliliktir.
Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) yaklaşık yirmi beş yaşındayken Hz. Hatice ile evlendi. Bu evlilik yaklaşık yirmi beş yıl devam etti. Hz. Hatice hayatta olduğu sürece Hz. Peygamber başka bir kadınla evlenmedi.
Bu dönem, insan hayatının gençlik ve orta yaş döneminin büyük kısmını kapsamaktadır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in sonraki evliliklerini sadece nefsânî arzularla açıklamaya çalışmak, onun hayatının bu uzun tek eşli dönemini görmezden gelmek anlamına gelir.
Hz. Hatice validemiz, İslâm’ın ilk yıllarında Hz. Peygamber’e büyük destek vermiş, ilk iman edenlerden olmuş ve zor günlerde onun yanında bulunmuştur. Resûlullah da hayatının ilerleyen dönemlerinde onu sevgi ve vefa ile anmaya devam etmiştir.
Hz. Hatice validemizin vefatından sonra Hz. Peygamber yaklaşık elli yaşındaydı. Çok evliliklerin büyük bölümü bundan sonraki Medine döneminde gerçekleşmiştir.
Bu dönem aynı zamanda İslâm toplumunun:
siyasî olarak teşkilatlandığı,
savaşlarla karşı karşıya kaldığı,
birçok Müslüman erkeğin şehit olduğu,
dul kadınların ve yetim çocukların çoğaldığı,
farklı kabilelerle ilişkilerin kurulduğu,
aile ve toplum hukukuna dair birçok hükmün açıklandığı
bir dönemdi.
Bu sebeple Hz. Peygamber’in evlilikleri yalnızca kişisel aile hayatı değil, aynı zamanda toplumsal ve eğitimsel sonuçları bulunan evliliklerdi.
Hz. Peygamber’in eşlerinin önemli bir kısmı dul kadınlardı.
O dönemde savaşlar sebebiyle çok sayıda erkek hayatını kaybediyor ve geride dul kadınlarla çocuklar kalıyordu. Bugünkü anlamda düzenli sosyal yardım kurumlarının bulunmadığı bir toplumda, aile ve kabile himayesi hayati önem taşıyordu.
Hz. Peygamber’in bazı evliliklerinde bu sosyal yön açık biçimde görülmektedir.
Örneğin Ümmü Seleme validemiz, eşi Ebû Seleme’nin vefatından sonra çocuklarıyla birlikte dul kalmıştı. Hz. Peygamber onunla evlenerek hem kendisine hem de ailesine sahip çıkmıştır.
Bu açıdan bazı evlilikler, toplumda dul ve çocuklu kadınların dışlanmaması gerektiğine dair fiilî bir örnek oluşturmuştur.
Arap toplumunda evlilik, yalnızca iki kişi arasında değil, aynı zamanda iki aile veya kabile arasında güçlü bir bağ oluşturuyordu.
Hz. Peygamber’in bazı evlilikleri sayesinde İslâm toplumuyla farklı kabileler arasında akrabalık bağları meydana gelmiştir.
Bu bağlar bazen düşmanlıkların azalmasına, bazen insanların Müslümanlara daha yakın bakmasına ve bazen de toplumsal barışın güçlenmesine vesile olmuştur.
Mesela Cüveyriye validemizle yapılan evlilikten sonra sahabilerin onun kabilesinden ellerinde bulunan esirleri “Resûlullah’ın akrabaları” oldukları gerekçesiyle serbest bıraktıkları rivayet edilir. Bu durum, onun kabilesiyle Müslümanlar arasındaki ilişkileri önemli ölçüde değiştirmiştir.
Dolayısıyla bazı evlilikler, savaş sonrası toplumsal yaraların iyileştirilmesinde etkili olmuştur.
Hz. Peygamber yalnızca devlet başkanı, komutan veya toplum lideri değildi. Aynı zamanda bir eş, baba ve aile reisiydi.
İslâm dini, sadece camide veya toplum içinde uygulanacak hükümlerden oluşmaz. Aile hayatı, temizlik, ibadet, eşler arasındaki ilişkiler ve mahrem konularla ilgili birçok hüküm vardır.
Bu bilgilerin tamamının erkek sahabiler tarafından öğrenilmesi mümkün değildi. Hz. Peygamber’in eşleri, onun ev hayatındaki ibadetlerini, ahlâkını, davranışlarını ve aile içi uygulamalarını ümmete aktardılar.
Bu açıdan “Ümmühâtü’l-Mü’minîn”, yani “Müminlerin Anneleri”, İslâm toplumunun en önemli öğretmenleri arasında yer almıştır.
Hz. Âişe validemiz, İslâm ilim tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir.
Çok sayıda hadis rivayet etmiş; fıkıh, tefsir, aile hayatı, ibadetler, tıp, edebiyat ve Arap dili gibi birçok konuda sahabilere ve sonraki nesillere bilgi aktarmıştır.
Özellikle Hz. Peygamber’in ev hayatı ve özel ibadetleri hakkında birçok bilgi onun aracılığıyla bize ulaşmıştır.
Sahabiler, bazı dinî meselelerde tereddüt yaşadıklarında Hz. Âişe validemize danışırlardı.
Bu durum, Hz. Peygamber’in aile hayatının aynı zamanda büyük bir eğitim merkezi hâline geldiğini göstermektedir.
Hz. Peygamber’in bazı evlilikleri, toplumda yanlış yerleşmiş geleneklerin kaldırılmasıyla da bağlantılıdır.
Bunun en belirgin örneklerinden biri Hz. Zeyneb bint Cahş validemizle yapılan evliliktir.
Cahiliye toplumunda evlatlık, öz evlat gibi kabul ediliyor ve evlatlığın boşadığı kadınla evlenmek öz oğlun boşadığı kadınla evlenmek gibi görülüyordu.
Kur’ân, evlatlığın öz evlatla aynı hukuki statüde olmadığını bildirmiştir.
Ahzâb sûresinde bu mesele ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Hz. Peygamber’in Zeyneb validemizle evliliği de bu eski toplumsal anlayışın fiilen kaldırılmasına vesile olmuştur.
Böylece nesep hukukunun korunması amaçlanmıştır.
Medine döneminde Müslümanlar sadece dinî bir topluluk değil, aynı zamanda farklı kabilelerden oluşan yeni bir toplum hâline gelmişti.
Bu toplumun içinde:
Muhacirler,
Ensar,
eski düşman kabileler,
yeni Müslüman olmuş gruplar
bulunuyordu.
Bazı evlilikler, bu farklı gruplar arasında yakınlaşmaya vesile olmuş ve siyasî istikrarı desteklemiştir.
Evlilik yoluyla oluşan akrabalık, o dönemin toplumunda güçlü bir barış ve dayanışma aracıydı.
Hz. Peygamber’in eşleri aynı sosyal çevreden değildi.
Aralarında:
kabile reislerinin kızları,
dul kadınlar,
muhacirler,
farklı topluluklardan gelen hanımlar
bulunuyordu.
Bu durum İslâm toplumunun sadece belirli bir kabileye veya sosyal sınıfa ait olmadığını da gösteriyordu.
Hz. Peygamber’in ailesi adeta farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren küçük bir İslâm toplumu görünümündeydi.
Hz. Peygamber’in eşleri sadece aile bireyleri değildi. Aynı zamanda ümmetin kadınlarına ve erkeklerine dinî bilgiler öğreten âlim şahsiyetlerdi.
Özellikle kadınların:
hayız,
nifas,
gusül,
aile hayatı,
evlilik,
eşler arası haklar
gibi mahrem meseleleri doğrudan Hz. Peygamber’e sorması her zaman kolay olmayabilirdi.
Bu tür meselelerde Peygamber eşleri çok önemli bir eğitim köprüsü oluşturmuştur.
Cahiliye döneminde kadınların sosyal statüsü her zaman güçlü değildi. Bazı kabilelerde kadınlar mirastan mahrum bırakılıyor, evlilik konusunda hakları sınırlanıyor ve dul kadınlar sosyal baskıya maruz kalabiliyordu.
İslâm, kadınlara miras, mehir ve nikâh konusunda önemli haklar getirdi.
Hz. Peygamber’in dul veya toplum tarafından dezavantajlı görülebilecek kadınlarla evlenmesi de kadınların değerinin sadece gençlik veya dış görünüşle ölçülmemesi gerektiğini gösteren güçlü bir mesaj olarak değerlendirilebilir.
Bazı Peygamber eşlerinin önceki evliliklerinden çocukları vardı.
Bu çocukların Hz. Peygamber’in aile çevresine girmesi, İslâm toplumunda üvey çocuklara ve yetimlere nasıl davranılması gerektiği konusunda da örnekler oluşturmuştur.
Kur’ân’da yetimlerin korunmasına çok büyük önem verilir.
Hz. Peygamber de yetimlere karşı merhametli davranılmasını teşvik etmiş ve yetimi gözetmenin büyük sevap olduğunu bildirmiştir.
Medine’de Hz. Peygamber’in evleri Mescid-i Nebevî’nin hemen yanında bulunuyordu.
Bu evler sadece aile hayatının yaşandığı yerler değil, aynı zamanda ilim ve eğitim merkezleriydi.
Sahabiler Peygamber eşlerinden hadis öğreniyor, kadınlar dinî sorularını soruyor ve sonraki nesiller onların öğrencileri aracılığıyla sünneti öğreniyordu.
Dolayısıyla Peygamber ailesi, İslâm medeniyetinin ilk eğitim kurumlarından biri gibi görev görmüştür.
Kur’ân’da Hz. Peygamber’in aile hayatıyla ilgili diğer Müslümanlardan farklı bazı hükümler bulunduğu görülür.
Ahzâb sûresinde Peygamber eşlerine özel sorumluluklar verilmiştir.
Onlara hitaben:
“Ey Peygamber hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz.”
buyurulur.
Bu ifade, onların toplum içindeki özel konumunu göstermektedir.
Aynı şekilde Hz. Peygamber’in vefatından sonra eşleriyle evlenmek diğer Müslümanlara yasaklanmıştır.
Bu nedenle Peygamber eşleri sıradan bir aile mensubu olmanın ötesinde, ümmetin dinî hafızasını taşıyan özel bir konuma sahip olmuştur.
Kur’ân, birden fazla evlilik konusunda adalet şartını özellikle vurgular:
“Eğer adaletli davranamamaktan korkarsanız bir tane ile yetinin.”
Nisâ sûresi, 3. ayet
Hz. Peygamber de eşleri arasında nafaka, zaman ve barınma gibi konularda adaleti gözetmeye büyük önem vermiştir.
Bu durum, çok evliliğin keyfî bir uygulama olmadığını, ciddi sorumluluklar taşıdığını göstermektedir.
Peygamber eşleri arasında zaman zaman kıskançlık veya kırgınlık gibi insanî duygular yaşanmıştır.
Hz. Peygamber bu durumlarda çoğunlukla sabır, anlayış ve yumuşaklık göstermiştir.
Bu olaylar sayesinde İslâm kaynaklarında aile içi iletişim konusunda birçok örnek bulunmaktadır.
Hz. Peygamber’in eşlerine karşı:
nazik davranması,
onlarla sohbet etmesi,
fikirlerini dinlemesi,
zaman zaman şakalaşması,
ev işlerinde yardımcı olması
İslâm aile ahlâkının temel örneklerinden olmuştur.
Hz. Peygamber’in evlilikleri, kadınların yalnızca yaş, güzellik veya sosyal statü açısından değerlendirilmemesi gerektiğini de göstermektedir.
Eşlerinin birçoğu duldu ve bazıları çocuk sahibiydi.
Bu evlilikler, o dönemde dul kadınların toplum içinde yeniden aile kurabilmelerini destekleyen güçlü örnekler oluşturmuştur.
Hz. Peygamber’in hayatına kronolojik olarak bakıldığında önemli bir gerçek ortaya çıkar.
Gençliğinin ve orta yaşının büyük bölümünü tek eşli olarak geçirmiştir.
Çok evliliklerin büyük kısmı ise elli yaşından sonra gerçekleşmiştir.
Üstelik eşlerinin çoğu daha önce evlilik yapmış dul kadınlardı.
Bu nedenle meseleyi yalnızca cinsellik merkezli açıklamak tarihî tabloyla uyumlu değildir.
Peygamber eşlerinin evleri, özellikle kadınlar için önemli bilgi merkezleriydi.
Kadın sahabiler:
ibadet,
temizlik,
aile,
çocuk yetiştirme,
evlilik
gibi meseleleri onlardan öğreniyordu.
Bu bilgiler daha sonraki nesillere aktarıldı.
Böylece sünnetin büyük bir bölümü kadın raviler aracılığıyla da korunmuş oldu.
Hz. Peygamber’in farklı yaşlardan, karakterlerden ve sosyal çevrelerden eşleri bulunması, aile hayatında ortaya çıkabilecek pek çok durum hakkında sünnet örneklerinin oluşmasına vesile oldu.
Örneğin:
eşler arası kıskançlık,
hastalık,
yolculuk,
maddî sıkıntı,
misafirlik,
ibadet,
aile içi anlaşmazlık,
eğitim
gibi pek çok mesele hakkında rivayetler günümüze ulaşmıştır.
Bu çeşitlilik, İslâm aile hukukunun ve ahlâkının daha ayrıntılı biçimde anlaşılmasına yardımcı olmuştur.
Kur’ân’da şöyle buyurulur:
“Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha yakındır. Onun eşleri de onların anneleridir.”
Ahzâb sûresi, 6. ayet
Bu ifade biyolojik annelik anlamında değil, hürmet ve dinî konum bakımından kullanılan özel bir unvandır.
Bu sebeple Müslümanlar Peygamber eşlerine büyük saygı göstermiştir.
Hz. Peygamber’in aile hayatı hakkında rivayet edilen hadisler onun eşlerine karşı son derece nazik davrandığını göstermektedir.
Bir hadisinde:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”
buyurduğu rivayet edilir.
Hz. Âişe validemiz de Hz. Peygamber’in evde ailesine yardım ettiğini anlatmıştır.
Bu rivayetler İslâm aile ahlâkında merhamet, sabır ve güzel muamelenin önemini göstermektedir.
Hz. Peygamber’in evliliklerinden çıkarılması gereken asıl ders yalnızca “çok evlilik” konusu değildir.
Bu aile hayatında:
dul kadınların korunması,
yetimlerin gözetilmesi,
eşler arasında adalet,
aile içi merhamet,
kadınların eğitimi,
toplum barışı,
akrabalık bağlarının güçlendirilmesi
gibi birçok ilke bulunmaktadır.
Bu nedenle Hz. Peygamber’in evliliklerini tarihî şartlarından koparıp yalnızca sayı üzerinden değerlendirmek doğru değildir.
Hazreti Peygamber’in (aleyhissalâtü vesselâm) evlilikleri incelendiğinde bunların büyük kısmının hayatının ilerleyen dönemlerinde gerçekleştiği görülmektedir. Eşlerinin çoğu dul, çocuk sahibi veya toplum içinde özel sorumlulukları bulunan kadınlardı.
Bu evlilikler sayesinde dul ve yetimler korunmuş, kabileler arasında bağlar kurulmuş, eski cahiliye geleneklerinin bazıları kaldırılmış, aile hukukuyla ilgili hükümler uygulanmış ve özellikle kadınlara ait pek çok dinî bilgi sonraki nesillere aktarılmıştır.
Peygamber eşleri, yalnızca onun aile hayatının bir parçası değil; İslâm ilim tarihinin ilk öğretmenleri ve hadis ravileri arasında yer almışlardır.
Bu sebeple Hz. Peygamber’in çok evliliğini doğru anlayabilmek için meseleyi 7. yüzyıl Arap toplumunun şartları, İslâm toplumunun kuruluş süreci, sosyal sorumluluklar ve dinî eğitimin ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirmek gerekir.
Neticede bu evliliklerin her birinin aynı sebebe dayanmadığı; sosyal, eğitimsel, hukukî, siyasî ve ailevî farklı hikmetler taşıdığı görülmektedir.
Hz. Peygamber’in aile hayatından çıkan en temel ders ise şudur:
Aile, sadece kişisel mutluluğun değil; merhametin, sorumluluğun, adaletin, eğitimin ve toplumsal dayanışmanın da merkezidir.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.