- Salih Avcı
- 20.02.2023
İnsan bazen bir günahın yanlış olduğunu çok iyi bildiği hâlde onu terk etmekte zorlanabilir.
Tövbe eder.
Bir müddet dayanır.
Sonra yeniden düşer.
Tekrar pişman olur.
Tekrar istiğfar eder.
Bir süre sonra insanın aklına şu düşünceler gelebilir:
“Ben niçin düzelemiyorum?”
“Tövbemin bir anlamı kaldı mı?”
“Bu kadar tövbe edip tekrar günaha düştüğüme göre Allah beni affeder mi?”
“Ben artık ümitsiz bir vaka mıyım?”
İşte tam burada şeytanın ikinci büyük tuzağı başlayabilir.
Şeytan önce günahı güzel gösterir; insan günah işledikten sonra ise bu defa:
“Sen artık düzelemezsin.”
diyerek onu Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmaya çalışır.
Halbuki Kur'an'ın mesajı bunun tam tersidir:
“Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.”
(Zümer, 39/53)
Resûlullah ﷺ da Allah'ın gece gündüz kullarının tövbesini kabul etmeye açık olduğunu bildirmiştir.
Bu sebeple günahla mücadelede temel prensip şudur:
Fakat yalnızca “tövbe ettim” demekle yetinme.
Günahın sebeplerini de tedavi et.
Risale-i Nur'un İkinci Lem'a'daki yaklaşımı tam da burada büyük önem taşır.
Bediüzzaman Said Nursî, günahların kalp ve ruh üzerinde yaralar açabileceğini, bu yaraların istiğfarla çabuk giderilmemesi hâlinde iman hayatını zedeleyebileceğini ifade eder.
Bu nedenle aşağıdaki kırk madde, yalnızca “günah işleme” nasihatinden ibaret değildir.
Amaç:
Günahın kaynağını tespit etmek, çevresini değiştirmek, kalbi güçlendirmek, nefsi eğitmek ve tövbeyi hayat tarzına dönüştürmektir.
Tedavinin ilk şartı hastalığı kabul etmektir.
İnsan:
“Bunda ne var?”
demeye başladığında tedavi zorlaşır.
Müminin tavrı şöyle olmalıdır:
“Allah'ın hükmü doğrudur; yanlış yapan benim.”
Bu cümle son derece önemlidir.
Çünkü günah işlemek başka, günahı meşrulaştırmak başkadır.
Bediüzzaman'ın “her bir günah içinde küfre gidecek bir yol” ikazı özellikle bu noktaya dikkat çeker. Günah istiğfarla temizlenmez ve insan onu savunmaya başlarsa, ilahî hakikatlerden rahatsızlık doğurabilecek bir süreç gelişebilir.
Nefis:
“Bu zaten küçük bir şey.”
diyebilir.
Fakat küçük görülen davranış tekrarlandıkça büyük bir alışkanlığa dönüşebilir.
Bir damla su zarar vermeyebilir.
Ama aynı noktaya sürekli düşerse taşı bile aşındırabilir.
Günah konusunda da tekrarın etkisi böyledir.
Burada başka bir aşırılığa da düşmemek gerekir.
“Günah işledim, demek ki ben tamamen kötü bir insanım.”
düşüncesi doğru değildir.
Doğru ifade şudur:
“Yanlış bir davranış yaptım ve bunu düzeltmeye çalışıyorum.”
İnsanın yaptığı hata ile bütün kimliğini aynı şey kabul etmek, şeytanın ümitsizlik tuzağına hizmet edebilir.
Kur'an'ın Zümer 53. ayetteki hitabı özellikle dikkat çekicidir.
Allah günah işleyenleri bile:
“Kullarım”
diye çağırmakta ve rahmetinden ümit kesmemelerini istemektedir.
Bu sebeple hiçbir mümin:
“Ben artık affedilmem.”
dememelidir.
Allah'ın rahmetine güvenmek başka,
“Nasıl olsa Allah affeder.”
diyerek bilinçli şekilde günaha devam etmek başkadır.
Gerçek ümit insanı Allah'a yaklaştırır.
Sahte ümit ise günahı kolaylaştırır.
Mümin:
“Rabbim merhametlidir; bu yüzden O'na döneceğim.”
demelidir.
“Rabbim merhametlidir; istediğimi yaparım.”
değil.
Her günahın bir tetikleyicisi olabilir.
Meselâ:
yalnız kalınca,
gece geç saatlerde,
öfkelenince,
telefon kullanırken,
belirli kişilerle beraberken,
para sıkıntısı yaşarken,
can sıkıntısında,
üzüntü anında,
sosyal medyada
günaha düşüyor olabilirsin.
Günahın saatini ve ortamını tanımak büyük bir avantajdır.
İnsan çoğu zaman yalnızca son davranışa odaklanır.
Oysa günah bir zincirin son halkası olabilir.
Örneğin:
Can sıkıntısı
↓
Telefona yönelme
↓
Belirli içerik
↓
Arzu
↓
Günah
Sadece son halkayla mücadele etmek zordur.
Zinciri başından kırmak daha kolaydır.
Bir hafta boyunca küçük bir not tut.
Ne zaman düştün?
Neredeydin?
Saat kaçtı?
O sırada duygun neydi?
Öfkeli miydin?
Yalnız mıydın?
Üzgün müydün?
Uykusuz muydun?
Birkaç tekrarın ardından ortak noktalar görünmeye başlayacaktır.
İrade önemlidir.
Fakat insan sürekli ateşin yanında oturup:
“Yanmayacağım.”
dememelidir.
Günaha götüren ortam belliyse ortamı değiştirmek, iradeyi sürekli zorlamaktan daha etkilidir.
Birçok günah ilk büyük adımla başlamaz.
Şeytan küçük bir yaklaşma teklif eder:
“Sadece bak.”
“Sadece konuş.”
“Sadece bir kere.”
“Sadece dene.”
Kur'an'ın bazı günahlarda yalnızca fiili değil, ona yaklaşmayı da yasaklamasının hikmetlerinden biri budur.
Mümin bazen günahın kendisini değil, ona götüren yolu kapatmalıdır.
İnsan çevresinden etkilenir.
Sürekli haramı normalleştiren bir ortamda bulunuyorsan iraden devamlı saldırı altında kalır.
Arkadaşlarını hemen düşman ilan etmek gerekmez.
Fakat seni Allah'tan uzaklaştıran ilişkilerin mesafesini yeniden düzenlemek gerekebilir.
Salih arkadaş sadece vaaz veren kişi değildir.
Bazen onun:
namaza gösterdiği hassasiyet,
helâl kazanç konusundaki dikkati,
güzel konuşması,
gıybetten kaçınması
sana sessizce ders verir.
İyi çevre iradeye yardımcı olur.
Bugün birçok günah insanın cebinden ona ulaşmaktadır.
Bu sebeple telefon kullanımını:
takip edilen hesaplar,
uygulamalar,
tarayıcı alışkanlıkları,
gece kullanım süresi,
bildirimler
bakımından gözden geçirmek gerekir.
Bir günaha tekrar tekrar düşüyorsan ve kapısı telefon ise o kapıyı teknik olarak kapatmak da tövbenin gereğidir.
“Ben güçlü olurum, etkilenmem.”
demek her zaman gerçekçi değildir.
İnsan gözünü, kulağını ve zihnini neyle beslerse kalbi de bundan etkilenir.
Günahı bırakmak isteyen insan kendisini sürekli günaha davet eden görüntü ve içeriklerle beraber yaşamamalıdır.
Kötü alışkanlığı çıkardığında oluşan boşluğu doldurmazsan eski alışkanlık geri gelebilir.
Meselâ:
sosyal medya yerine kitap,
gece yalnızlığı yerine erken uyku,
boş vakit yerine spor,
zararlı sohbet yerine aileyle zaman,
anlamsız internet gezintisi yerine faydalı çalışma
konulabilir.
Şeytanın en büyük başarılarından biri şudur:
İnsana bir günah işletir.
Sonra:
“Sen böyle günahkârken namaz mı kılacaksın?”
der.
Böylece bir günahla başlayan zarar namazın terkine dönüşür.
Bu tuzağa düşme.
Günah işlesen de namaza devam et.
Namaz günaha karşı mücadelenin en önemli desteklerinden biridir.
Namaz:
“Ben kusursuzum.”
diyenlerin ibadeti değildir.
Namaz:
“Allah'ım, Sana muhtacım.”
diyen kulun Rabbiyle buluşmasıdır.
Bu sebeple günah sonrası namazdan kaçmak değil, namaza sığınmak gerekir.
İbadeti sürekli erteleyen zihnin günaha direnmesi de zorlaşabilir.
Vakit girince namaza yönelmek nefse disiplin kazandırır.
Nefis her istediğini hemen yapamayacağını öğrenir.
İnsanların bilmesine gerek olmayan günahlarını Allah zaten bilir.
Secdede:
“Allah'ım, bu konuda çok zorlanıyorum. Beni bundan kurtar.”
diye içtenlikle dua et.
Meseleyi gizlemek Allah'tan kaçış değildir.
Tam tersine Allah'a açmak şifanın başlangıcıdır.
Her düşüşün ardından hemen Allah'a dön.
Böylece şeytan şunu öğrenmiş olur:
Seni günaha düşürdüğünde sen daha fazla Allah'a yöneliyorsun.
Bu, günahı küçümsemek değil; düştüğünde yerde kalmamaktır.
“Estağfirullah” demek çok kıymetlidir.
Fakat istiğfarın ruhu şunları içerir:
Yanlışı kabul etmek,
pişman olmak,
Allah'tan bağışlanma istemek,
günahı terk etmeye çalışmak,
tekrar etmemeye niyet etmek.
“Gece tövbe ederim.”
“Cuma günü tövbe ederim.”
“Ramazan'da bırakırım.”
deme.
Bediüzzaman'ın ifadesi dikkat çekicidir:
Günahın “istiğfar ile çabuk imha” edilmesinden söz eder.
Buradaki “çabuk” büyük ders taşır.
Günah ile tövbe arasındaki süreyi mümkün olduğu kadar kısalt.
İnsan:
“Geçen hafta tövbe ettim, yine yaptım. Artık tövbe etmeye utanıyorum.”
diyebilir.
Fakat bu düşünceye teslim olma.
Allah'ın tövbe kapısı açıktır. Sahih Müslim'deki hadiste Allah'ın gece ve gündüz tövbe eden kullarına fırsat verdiği bildirilmiştir.
Tekrar düşmen, tekrar dönmene engel değildir.
Geleceği bilmiyorsun.
Belki bu tövben hayatındaki dönüm noktası olacaktır.
Bir insan:
“Nasıl olsa tekrar kirlenirim.”
diye elini hiç yıkamaktan vazgeçmez.
Kalbin temizliği için de aynı mantık geçerlidir.
Sadece günah işlediğini hatırladığın zaman değil, düzenli olarak istiğfar et.
Sabah,
akşam,
namazlardan sonra,
yatmadan önce
Allah'tan af dile.
Bu, insanın kendi kusurunu hatırlamasına ve kibirden korunmasına yardımcı olur.
Kalbi yalnız günahı terk ederek güçlendirmek yetmez.
Kalbe iman gıdası vermek gerekir.
Her gün az miktarda bile olsa Kur'an'la irtibat kur.
Önemli olan sürekliliktir.
Kur'an'ı yalnızca dil ile okumakla yetinme.
Özellikle:
tövbe,
rahmet,
ahiret,
takva,
sabır,
nefis,
şeytan
konularındaki ayetleri anlamaya çalış.
Kur'an düşünce dünyasını yeniden düzenler.
Bediüzzaman İkinci Lem'a'da günah yaralarının dilin zikirden aldığı manevî zevki zedeleyebileceğini ifade eder.
Buna karşılık zikir kalbi diri tutar.
“Lâ ilâhe illallah”,
“Estağfirullah”,
“Hasbunallahu ve ni'mel vekîl”
gibi zikirleri şuurlu şekilde söylemek faydalı olabilir.
Bu cümleyi hayat düsturu yap:
Günah işlediğin için dua etmeyi bırakma.
Günah işlediğin için Kur'an'dan uzaklaşma.
Günah işlediğin için camiden kaçma.
Şeytan seni düşürdüğünde sen Rabbine daha sıkı sarıl.
Nefis eğitilebilir.
Acıktığında hemen yemek,
canı istediğinde hemen telefona bakmak,
her isteği anında yerine getirmek
nefse şu mesajı verebilir:
“Sen ne istersen yapılır.”
Bazen helâl şeylerde bile ölçülü şekilde beklemek iradeyi güçlendirebilir.
Sağlığı elverişli olan kişi için nafile oruç, nefsin isteklerini kontrol etmeyi öğrenmede güçlü bir ibadettir.
Oruç insana:
“Canım istiyor ama Allah için yapmıyorum.”
eğitimi verir.
Bu eğitim başka günahlara karşı direnci de destekleyebilir.
Yorgun insanın irade gücü düşebilir.
Gece geç saatlere kadar uyanık olmak bazı kişiler için günaha düşmenin önemli sebeplerinden biridir.
Uyku düzeni yalnız beden sağlığı değil, manevî mücadele açısından da önemlidir.
Boş kalan insanın zihni daha kolay dağılabilir.
Yürüyüş,
spor,
çalışma,
ev işleri,
üretim,
okuma
gibi faydalı faaliyetler nefsin enerjisini daha sağlıklı alanlara yönlendirebilir.
Diyet yapan insan bir öğünde fazla yedi diye:
“Artık bütün ayı bozayım.”
demez.
Fakat günahlarda şeytan tam bunu fısıldayabilir.
“Bir kere yaptın, devam et.”
Hayır.
Bir günahı ikinci günahla büyütme.
Hemen dur.
Günah sonrası:
sadaka,
iki rekât namaz,
Kur'an,
bir insana yardım,
anne-babayı sevindirmek,
gizli bir iyilik
yapmak kalbi yeniden hayra çevirebilir.
Burada amaç “iyilik yaptım, günahın önemi kalmadı” demek değil; günah sonrasında yönünü yeniden hayra çevirmektir.
Bazı günahlar Allah ile kul arasındadır.
Bazıları ise başka insanların hakkını içerir.
Çaldığın mal varsa geri vermek,
borcun varsa ödemek,
haksızlık yaptıysan telafi etmek
gerekebilir.
Tövbe gerektiğinde düzeltici fiil de ister.
Allah'ın örttüğü özel bir günahı gereksiz yere insanlara açıklamak doğru değildir.
Tövbe Allah ile kul arasında olabilir.
Fakat bağımlılık, kontrol kaybı veya ciddi zarar söz konusuysa güvenilir bir din âliminden ya da uygun bir uzmandan özel destek almak ayrı bir konudur.
Zümer 53 bunun açık cevabıdır:
Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.
Şeytanın sana günahı hatırlatması iki farklı şekilde olabilir:
Biri seni tövbeye çağırıyorsa bu faydalı muhasebedir.
Diğeri:
“Sen bittin.”
diyorsa bu ümitsizliktir.
İkisini ayırt et.
Samimi şekilde tövbe ettikten sonra geçmişin ayrıntılarını sürekli zihninde çevirmek faydalı olmayabilir.
Dersini al.
Tedbirini al.
Sonra önüne bak.
Tövbenin amacı insanı geçmişin esiri yapmak değil, geleceğini düzeltmektir.
Belki en önemli madde budur.
Günahla mücadele bir günde tamamlanmayabilir.
Bazı alışkanlıklar hızlı terk edilir.
Bazıları aylar sürebilir.
Bazıları insanı uzun süre sınayabilir.
Fakat müminin başarısı yalnız:
“Bir daha hiç düşmedim.”
demek değildir.
Bazen gerçek başarı:
“Her düştüğümde yeniden kalktım.”
diyebilmektir.
Allah kulundan melek olmasını değil, kul olmasını ister.
Kulun vazifesi:
acziyetini bilmek,
yanlışını kabul etmek,
Allah'tan yardım istemek,
mücadeleyi sürdürmek
ve rahmet kapısından ayrılmamaktır.
Uyanınca kısa istiğfar.
Sabah namazı.
5–10 dakika Kur'an.
O gün özellikle korunmak istediğin günah için dua:
“Allah'ım, bugün beni nefsimin ve şeytanın şerrinden koru.”
Günaha götüren tetikleyicilere dikkat et.
Gereksiz yalnızlıktan ve riskli ortamlardan kaçın.
Namazları mümkün olduğunca vaktinde kıl.
Boş kaldığında faydalı bir işle meşgul ol.
Hemen bulunduğun ortamı değiştir.
Telefonu bırak.
Ayağa kalk.
Abdest al.
Mümkünse iki rekât namaz kıl.
Kendine:
“Bu istek geçecek.”
de.
Çünkü arzular sürekli aynı yoğunlukta kalmaz.
“Artık bitti.”
deme.
Hemen dur.
İstiğfar et.
Tövbe et.
Tetikleyicinin ne olduğunu tespit et.
Mümkünse ardından bir iyilik yap.
Sonra hayatına devam et.
Günün kısa muhasebesini yap:
Bugün nerede zorlandım?
Nerede başarılı oldum?
Yarın hangi tedbiri artırmalıyım?
Sonra istiğfar ederek uyu.
Terk etmek istediğin günahı açıkça belirle.
Tetikleyicilerini yaz.
Telefon,
sosyal medya,
arkadaş,
mekân
ve alışkanlıklardaki günah kapılarını azalt.
Beş vakit namazı mümkün olduğu kadar vaktinde kılmaya odaklan.
Günlük Kur'an ve istiğfar programı başlat.
Uyku,
yemek,
telefon,
boş zaman
düzenini gözden geçir.
Gizli bir iyilik yap.
Sadaka,
yardım,
ziyaret,
aileye hizmet
olabilir.
Bir hafta sonunda şunları değerlendir:
Kaç kere zorlandım?
En güçlü tetikleyici neydi?
Hangi tedbir işe yaradı?
Neyi değiştirmem gerekiyor?
Sonra programı yeniden başlat.
İkinci Lem'a'nın verdiği ders son derece açıktır.
Bediüzzaman günahların kalp ve ruhu yaraladığını, bu yaraların vesvese ve şüpheler üretebildiğini, günahın kalbi katılaştırabileceğini ve bu sebeple günahın istiğfarla çabuk giderilmesi gerektiğini bildirir.
Buradan çok önemli bir formül çıkar:
fakat:
Bu nedenle mümin günah karşısında iki şeyi aynı anda taşımalıdır:
Yalnız korku olursa insan ümitsizliğe düşebilir.
Yalnız ümit olursa gevşekliğe düşebilir.
İslâm ikisini dengeler.
Bir mümin için en büyük felaket:
günah işlemiş olması değildir.
Asıl tehlikeler:
günahını önemsememek,
onu savunmak,
tövbeyi terk etmek,
Allah'ın rahmetinden ümit kesmek
ve mücadeleden vazgeçmektir.
Bediüzzaman'ın İkinci Lem'a'daki:
“Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var.”
ikazı bu sebeple çok ciddidir.
Fakat aynı pasajın gösterdiği ilaç da çok açıktır:
Kur'an'ın müjdesi ise bundan daha açıktır:
“Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.”
(Zümer, 39/53)
Ve Resûlullah ﷺ, Allah'ın tövbe eden kullarına gece gündüz dönüş kapısını açık tuttuğunu bildirmiştir.
Öyleyse günahla mücadele eden mümin şöyle demelidir:
Çünkü kulluk, hiç düşmemiş görünmek değil;
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.