18px

FÂTİHA SÛRESİNDEN ÇIKARMAMIZ GEREKEN HİKMETLİ DERSLER


FÂTİHA SÛRESİNDEN ÇIKARMAMIZ GEREKEN HİKMETLİ DERSLER

FÂTİHA SÛRESİ: GÜNÜMÜZE BAKAN HİKMETLİ DERSLER

Risale-i Nur Perspektifinden Ayrıntılı Bir Tefekkür

Giriş: Yedi âyette bir hayat programı

Fâtiha Sûresi yalnızca Kur’ân-ı Kerîm’in başlangıcı değildir; iman, kulluk, ahlâk, dua, istikamet ve âhiret şuurunu bir araya getiren yoğun bir hayat programıdır.

“Fâtiha” kelimesi “açan, başlangıç yapan” anlamına gelir. Sûre yedi âyettir ve Kur’ân’ın temel maksatlarını özlü biçimde içinde topladığı için “Ümmü’l-Kitâb” yani “Kitabın özü/esası” olarak da anılmıştır. Diyanet tefsirinde de Fâtiha’nın Kur’ân’ın bir mukaddimesi ve özeti mahiyetinde olduğu, baştan sona dua ve yakarış niteliği taşıdığı belirtilir.

Bediüzzaman Said Nursî ise özellikle İşârâtü’l-İ‘câz adlı eserinde Fâtiha’yı Kur’ân’ın temel maksatları açısından ele alır. Risale-i Nur perspektifinde Kur’ân’ın temel maksatları genel olarak tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadet ekseninde açıklanır. İşârâtü’l-İ‘câz'ın Fâtiha ve Bakara'nın ilk âyetlerini sistematik biçimde tefsir eden bir eser olduğu akademik çalışmalarda da belirtilmektedir.

Bu açıdan Fâtiha'yı her okuyuşumuz aslında şu sorularla yeniden karşılaşmaktır:

Ben kimin kuluyum?

Sahip olduğum nimetler nereden geliyor?

Hayatımın gayesi nedir?

Kimden yardım bekliyorum?

Hangi yolda yürüyorum?

Bu hayat ölümle bitiyor mu?

Doğruyu bildiğim halde yaşayabiliyor muyum?

Fâtiha bu soruların tamamını birkaç âyet içinde cevaplandırır.


1. بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla”

Fâtiha'nın kapısı Besmele ile açılır.

Risale-i Nur'un meşhur Birinci Sözünün temelinde de Besmele vardır. İnsanın kendi başına son derece âciz ve ihtiyaçlarının ise çok geniş olduğu hatırlatılır. İnsan her şeye hükmedemez; fakat Allah'a intisap ederek, O'nun adıyla hareket ederek hayatına başka bir anlam kazandırır.

Buradaki ilk büyük ders şudur:

İnsan hayatını yalnız kendi gücüne dayandırmamalıdır.

Modern insanın önemli yanılgılarından biri şudur:

“Ben yaparım, ben başarırım, ben kontrol ederim.”

Fakat insan;

kalbinin atmasını,

dünyanın dönmesini,

yağmurun yağmasını,

hücresinin çalışmasını,

yarının gelmesini,

ölümün zamanını

kontrol edemez.

Demek insanın kudreti sınırlıdır.

Besmele insana:

“Kendini mutlak güç sahibi zannetme. Allah'ın adıyla başla.”

dersini verir.

Bu, çalışmayı bırakmak değildir. Aksine insan sebeplere başvurur, vazifesini yapar; fakat neticeyi yalnız sebeplerden bilmez.

Günümüze bakan ders

İşe başlarken,

ticaret yaparken,

yolculuğa çıkarken,

çocuk yetiştirirken,

ilim öğrenirken,

bir karar verirken,

hatta bir mesaj yazarken bile insan:

“Bu yaptığım Allah'ın rızasına uygun mu?”

diye düşünmelidir.

Besmele böylece yalnız söylenen bir söz olmaktan çıkar ve hayatı kontrol eden manevi bir ölçüye dönüşür.


2. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.”

Bu âyet insanın bakışını sahip olduklarından onların gerçek sahibine çevirir.

Sağlık...

Akıl...

Göz...

Kulak...

Aile...

Su...

Hava...

Güneş...

Toprak...

Rızık...

Bunların çoğunu insan üretmez; hazır bulur.

İşte “Elhamdülillah” insanın nimeti görüp nimetin kaynağını fark etmesidir.

Diyanet tefsirinde de “hamd” ifadesinin Allah'ın hamde layık kemal sıfatlarına, “âlemlerin Rabbi” ifadesinin ise yaratma ve rubûbiyetine işaret ettiği açıklanır.

Risale perspektifinde nimet

Risale-i Nur'da kâinat, Allah'ın isimlerinin tecellilerinin okunduğu büyük bir kitap gibi ele alınır.

Bir elmaya yalnız:

“Bir meyvedir.”

diye bakmak mümkündür.

Fakat tefekkürle bakıldığında;

toprak,

su,

güneş,

hava,

ağaç,

mevsimler

ve bütün ekolojik düzen o meyvenin arkasında görünür.

İnsan o zaman nimetin yalnızca görünen sebebine değil, bütün sebepleri idare eden İlâhî rahmete yönelir.

Günümüz insanına ders: Şükürsüzlük ve sürekli kıyas

Bugün insan çoğu zaman sahip olduklarına değil, sahip olmadıklarına bakıyor.

Başkasının arabası...

Başkasının evi...

Başkasının kazancı...

Başkasının hayatı...

Başkasının sosyal medya görüntüsü...

Böylece nimet içinde yaşayan insan kendisini mahrum zannedebiliyor.

Fâtiha bunun karşısına:

“Elhamdülillah”

şuurunu koyar.

Bu ifade:

“Her şey istediğim gibi.”

demek değildir.

Şu demektir:

“Sıkıntılarım olsa da Rabbimin bana verdiği sayısız nimeti görüyorum.”


3. “RABBİ'L-ÂLEMÎN”

Allah yalnız benim değil, bütün âlemlerin Rabbidir

“Rab” terbiye eden, geliştiren, kemale doğru götüren anlamlarını taşır.

Burada çok önemli bir Risale perspektifi ortaya çıkar:

Kâinatta sürekli bir terbiye vardır.

Bir çekirdeğin ağaca dönüşmesi...

Bir bebeğin yetişmesi...

Bir yumurtanın kuşa dönüşmesi...

Bir hücrenin gelişmesi...

Mevsimlerin değişmesi...

Bütün bunlar rubûbiyetin tecellilerini düşündürür.

İnsan da hayatının bütün hadiselerine yalnız:

“Niçin başıma geldi?”

diye bakmamalıdır.

Bazen şöyle düşünmelidir:

“Rabbim bu hadise ile bana ne öğretiyor?”

Bu bakış özellikle musibet karşısında önemlidir.

Her musibetin sebebini veya hikmetini bildiğimizi iddia edemeyiz. Fakat mümin yaşadığı hadiseyi sabır, dua, muhasebe ve kulluk vesilesine dönüştürebilir.


4. الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

“O Rahmân'dır, Rahîm'dir.”

Fâtiha'nın merkezinde korkudan önce rahmet vardır.

Allah kendisini kullarına tanıtırken:

Rab

dedikten hemen sonra:

Rahmân ve Rahîm

isimlerini zikreder.

Bu çok derin bir derstir.

Kâinata yalnız madde gözüyle bakıldığında tesadüfler ve mücadeleler görülebilir.

Fakat iman nazarıyla bakıldığında aynı âlemde büyük bir rahmet ağı görülür.

Bir bebeğin dünyaya gelmeden annesinin süt sisteminin hazırlanması...

Bir ağacın insanın yiyebileceği meyveler üretmesi...

Toprağın sayısız canlıyı beslemesi...

Güneşin dünyaya uygun mesafede bulunması...

İnsanın ihtiyaçlarına uygun sayısız nimetin hazırlanması...

Risale perspektifinde bunlar rahmetin tecellileri olarak okunur.

Günümüze ders: Ümitsizlik mümine yakışmaz

İnsan hata yapabilir.

Günaha düşebilir.

Hayatında ağır sıkıntılar yaşayabilir.

Fakat:

الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

ona Allah'ın rahmetinden ümit kesmemeyi öğretir.

Bu anlayış günahı küçümsemek değildir.

Tam tersine:

Günah karşısında tövbe, musibet karşısında sabır, nimet karşısında şükürdür.


5. مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ

“Hesap ve ceza gününün sahibidir.”

Fâtiha insanı dünyadan âhirete çevirir.

Bu dünya sonsuz değildir.

Servet bitecek.

Makam bitecek.

Gençlik bitecek.

Beden yaşlanacak.

Ve insan Rabbine dönecektir.

Risale-i Nur'un temel iman bahislerinden biri haşir, yani öldükten sonra diriliştir.

Fâtiha her gün insana bunu hatırlatır:

“Bugünkü hayatın hesapsız değildir.”

Âhiret inancının ahlâka etkisi

Bir insan:

“Kimse görmüyor.”

diyebilir.

Fakat âhirete iman eden kişi:

“Allah görüyor ve bunun hesabı vardır.”

der.

Bu şuur;

ticarette dürüstlüğü,

ailede adaleti,

emanete sadakati,

kul hakkından sakınmayı,

yetimin hakkını korumayı,

gizli günahlardan uzak durmayı

kuvvetlendirir.

Dolayısıyla âhiret inancı yalnız ölümden sonraki hayat hakkında bilgi değildir.

Bugünkü davranışlarımızı düzenleyen ahlâkî bir kuvvettir.


6. إِيَّاكَ نَعْبُدُ

“Yalnız Sana kulluk ederiz.”

Fâtiha'nın en büyük dönüş noktalarından biri burasıdır.

Önce Allah tanıtılır:

Rab...

Rahmân...

Rahîm...

Hesap gününün sahibi...

Sonra kul:

“Yalnız Sana kulluk ederiz.”

der.

Burada tevhid hayata dönüşmektedir.

İman yalnız:

“Allah vardır.”

demek değildir.

Asıl mesele:

“Hayatımı kimin rızasına göre yaşayacağım?”

sorusudur.

Günümüzün görünmeyen putları

Modern insan taş putlara tapmayabilir.

Fakat insan bazen;

paraya,

makama,

şöhrete,

insanların takdirine,

nefsine,

modaya,

sosyal çevresine

öylesine bağımlı hale gelir ki hayatının merkezine bunları koyar.

Fâtiha insanı bütün bu bağımlılıklardan kurtaran bir ilan yaptırır:

“İyyâke na'budu.”

Yani:

“Asıl kulluğum yalnız Sanadır.”


7. Neden “ibadet ederim” değil, “ibadet ederiz”?

Âyette:

“Ben Sana kulluk ederim.”

denilmez.

“Biz Sana kulluk ederiz.”

denilir.

Bu ifade İslâm'ın cemaat ve kardeşlik boyutunu hatırlatır.

İnsan namazda yalnız görünse bile:

“Biz”

der.

Bu “biz”in içinde bütün müminleri düşünmek mümkündür.

Böylece Fâtiha bencilliği kırar.

Mümin:

“Yalnız ben kurtulayım.”

değil,

“Biz birlikte Rabbimize kulluk ediyoruz.”

şuurunu kazanır.

Bu anlayış;

yardımlaşmayı,

kardeşliği,

merhameti,

dayanışmayı,

başkasının derdiyle ilgilenmeyi

besler.


8. وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

“Yalnız Senden yardım dileriz.”

Bu ifade insanın aczinin itirafıdır.

Risale-i Nur'da insanın iki önemli yönü sık sık öne çıkar:

acz ve fakr.

İnsanın gücü sınırlıdır fakat ihtiyaçları geniştir.

İnsan;

hastalanmak istemez ama hastalanabilir.

Yaşlanmak istemez ama yaşlanır.

Sevdiklerini kaybetmek istemez ama kaybedebilir.

Ölmek istemez fakat ölümü engelleyemez.

İşte dua insanın bu aczini Allah'a yöneltmesidir.

Fakat bu, sebepleri terk etmek değildir

Hasta olan doktora gider.

İş arayan başvuru yapar.

Sınava girecek öğrenci çalışır.

Rızık isteyen emek verir.

Sonra:

“Neticeyi yaratacak olan Allah'tır.”

der.

Bu denge çok önemlidir:

Çalışmak + dua etmek + tevekkül etmek.

Tevekkül tembellik değildir.

Sebeplere başvurup neticeyi Allah'a bırakmaktır.


9. اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

“Bizi dosdoğru yola ilet.”

Belki Fâtiha'nın günümüz insanına en güçlü mesajlarından biri budur.

Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz.

İnsan her gün binlerce mesajla karşılaşıyor.

Sosyal medya...

Videolar...

Reklamlar...

İdeolojiler...

Fenomenler...

Arkadaş çevresi...

Moda...

Algoritmalar...

Herkes:

“Doğru yol budur.”

diyor.

Mümin ise her namazda:

“Rabbim, beni Sen doğru yola ilet.”

diyor.

Burada çok ince bir ders vardır.

Doğru yolu bulmuş bir mümin bile tekrar tekrar hidayet ister.

Çünkü mesele yalnız doğruyu bir defa bulmak değildir.

Doğru üzerinde kalabilmektir.

İnsan bugün doğruyu bilebilir, yarın nefsi onu başka tarafa çekebilir.

Bu nedenle hidayet sürekli ihtiyaçtır.


10. Risale perspektifinde sırat-ı müstakim: Denge yolu

Bediüzzaman'ın İşârâtü’l-İ‘câz'daki açıklamalarında sırat-ı müstakim, ifrat ve tefrit arasında adaletli istikametle ilişkilendirilir.

İnsanda çeşitli kuvveler vardır.

Arzular vardır.

Öfke vardır.

Akıl vardır.

Bunların tamamen yok edilmesi değil, doğru ölçüde kullanılması gerekir.

Cesaret ile korkaklık arasında denge...

Cömertlik ile savurganlık arasında denge...

Çalışmak ile dünyaya esir olmak arasında denge...

Sevgi ile bağımlılık arasında denge...

Ümit ile korku arasında denge...

İşte sırat-ı müstakim yalnız teorik bir inanç değil, hayatın her alanında ölçülü olma yoludur.


11. صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

“Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna...”

İnsan yalnız doğruyu istemez.

Aynı zamanda o doğruyu yaşamış insanların yolunu ister.

Bu son derece önemlidir.

Çünkü İslâm yalnız teorik prensiplerden oluşmaz.

Peygamberler,

sıddıklar,

şehitler,

salihler

bu yolun yaşanabileceğini göstermiştir.

Risale perspektifinden bakıldığında özellikle Hz. Muhammed'in (sav) hayatı Kur'ân ahlâkının canlı rehberidir.

Dolayısıyla mümin:

“Ben nasıl yaşamalıyım?”

sorusunun cevabını yalnız kendi nefsinden üretmez.

Kur'ân'a,

Sünnete,

peygamberlerin hayatlarına,

sahabenin örnekliğine,

salih insanların hayatlarına

bakar.


12. غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ

“Gazaba uğrayanların yoluna değil...”

Buradan çıkarılabilecek önemli derslerden biri şudur:

Doğruyu bilmek tek başına yetmez.

İnsan hakikati öğrenebilir fakat yaşamayabilir.

Namazın önemli olduğunu bilir fakat ihmal eder.

Gıybetin yanlış olduğunu bilir fakat yapar.

Kul hakkının haram olduğunu bilir fakat insanların hakkına girer.

İsrafın yanlış olduğunu bilir fakat israf eder.

Bu durumda problem bilgisizlikten ziyade bilginin davranışa dönüşmemesidir.

Fâtiha bizi her gün:

“Bildiğini yaşayan insan ol.”

diye ikaz eder.


13. وَلَا الضَّالِّينَ

“Sapmışların yoluna da değil.”

Burada ise başka bir tehlike vardır:

Bilmeden hareket etmek.

İnsan samimi olabilir ama yanlış bilgiye dayanabilir.

Bu nedenle İslâm'da yalnız iyi niyet değil;

ilim,

hikmet,

ölçü,

doğru bilgi

de önemlidir.

Bugün özellikle sosyal medya çağında bu ders son derece önemlidir.

Bir bilgi görüyoruz.

Hemen paylaşıyoruz.

Bir kişi hakkında iddia duyuyoruz.

Hemen inanıyoruz.

Din adına bir söz görüyoruz.

Kaynağını araştırmadan hadis zannediyoruz.

Fâtiha'nın hidayet talebi bize şunu öğretir:

Hakikati araştır.

Delile bak.

Bilmediğinin peşinden gitme.


14. Fâtiha'nın insan psikolojisine verdiği büyük denge

Fâtiha insanın ruhundaki dört temel ihtiyaca cevap verir:

Nimet karşısında: Elhamdülillah.

Korku karşısında: Rahmân ve Rahîm.

Sorumluluk karşısında: Mâliki yevmiddîn.

Çaresizlik karşısında: İyyâke nestaîn.

Kararsızlık karşısında: İhdinassırâtal müstakîm.

Böylece insanın hayatına bir istikamet verir.

Başarı geldiğinde kibirlenmez:

Elhamdülillah.

Sıkıntı geldiğinde tamamen ümitsizliğe düşmez:

Er-Rahmânir-Rahîm.

Kimsenin görmediği yerde kötülükten sakınır:

Mâliki yevmiddîn.

Gücü yetmediğinde Rabbine yönelir:

İyyâke nestaîn.

Ne yapacağını bilemediğinde:

İhdinassırâtal müstakîm.

der.


15. Fâtiha ve modern insanın yalnızlığı

Bugünün insanı teknoloji sayesinde milyonlarca insana ulaşabiliyor fakat aynı zamanda derin bir yalnızlık yaşayabiliyor.

Fâtiha bu yalnızlığa karşı insana Rabbini hatırlatır.

Sen sahipsiz değilsin.

Rabbin var.

Rahmetsiz değilsin.

Rahmân ve Rahîm var.

Hayatın anlamsız değil.

Hesap günü var.

Çaresiz değilsin.

“Yalnız Senden yardım isteriz.”

Yolsuz değilsin.

“Bizi dosdoğru yola ilet.”

Bu bakımdan Fâtiha yalnız dil ile okunan bir sûre değil, insanın varoluşunu yeniden anlamlandıran bir iman dersidir.


16. Fâtiha'nın toplumsal mesajı

Fâtiha sadece ferdî değildir.

Dikkat edilirse:

“İbadet ederim.”

değil,

“İbadet ederiz.”

“Bana yardım et.”

değil,

“Yardım isteriz.”

“Beni hidayete erdir.”

değil,

“Bizi hidayete erdir.”

denilmektedir.

Bu ifadeler mümine:

“Sadece kendini düşünme.”

dersini verir.

Komşunu düşün.

Aileni düşün.

Fakiri düşün.

Yetimi düşün.

Mazlumu düşün.

Toplumu düşün.

İnsanlığı düşün.

İbadetin insanı yalnızlaştırmaması, aksine merhamet ve sorumluluğunu artırması gerekir.


17. Fâtiha'nın bize öğrettiği dua adabı

Fâtiha aynı zamanda muhteşem bir dua eğitimidir.

Dikkat edilirse insan doğrudan:

“Allah'ım bana şunu ver.”

diye başlamıyor.

Önce:

Elhamdülillah...

Allah'a hamd ediyor.

Sonra:

Rabbil âlemîn...

O'nun rubûbiyetini düşünüyor.

Sonra:

Er-Rahmânir-Rahîm...

rahmetini hatırlıyor.

Sonra:

Mâliki yevmiddîn...

âhireti hatırlıyor.

Sonra:

İyyâke na'budu...

kulluğunu ilan ediyor.

Sonra:

İyyâke nestaîn...

aczini kabul ediyor.

Ve bundan sonra:

“İhdinassırâtal müstakîm.”

diye en büyük isteğini söylüyor.

Demek ki Fâtiha bize:

Duanın en büyük taleplerinden birinin hidayet olduğunu öğretmektedir.


18. Her gün Fâtiha okuyan insan kendisine ne sormalı?

Fâtiha'yı okuduktan sonra insan zaman zaman kendisine şu soruları sorabilir:

  1. Bugün hangi nimetler için gerçekten şükrettim?

  2. Allah'ın verdiği nimetleri yalnız sebeplere mi bağladım?

  3. Bir sıkıntı karşısında Allah'ın rahmetinden ümidimi kestim mi?

  4. Âhirette hesabını veremeyeceğim bir davranış yaptım mı?

  5. İnsanların beğenisini Allah'ın rızasının önüne geçirdim mi?

  6. Sebeplere sarıldıktan sonra gerçekten Allah'a tevekkül ettim mi?

  7. Bugün verdiğim kararlar beni sırat-ı müstakime yaklaştırdı mı?

  8. Bildiğim bir hakikati nefsim yüzünden terk ettim mi?

  9. Araştırmadan bir bilgiye inandım veya onu başkasına aktardım mı?

  10. “Biz” şuuruyla başka insanların iyiliği için bir şey yaptım mı?

İşte bu sorular Fâtiha'yı okunan bir sûreden yaşanan bir sûreye dönüştürebilir.


19. Fâtiha'nın özeti: İnsanın Rabbine yolculuğu

Fâtiha'nın mânevî akışını şöyle okuyabiliriz:

Bismillah:
Hayatıma Allah'ın adıyla başlıyorum.

Elhamdülillah:
Bütün nimetlerin gerçek kaynağını biliyorum.

Rabbil âlemîn:
Sahipsiz olmadığımı biliyorum.

Er-Rahmânir-Rahîm:
Allah'ın rahmetinden ümit kesmiyorum.

Mâliki yevmiddîn:
Hayatımın hesabının bulunduğunu biliyorum.

İyyâke na'budu:
Hayatımın merkezine Allah'ın kulluğunu koyuyorum.

Ve iyyâke nestaîn:
Kendi gücüme güvenip gururlanmıyor, Rabbimden yardım istiyorum.

İhdinassırâtal müstakîm:
Her gün yeniden hidayet istiyorum.

Sırâtallezîne en'amte aleyhim:
Hakikati yaşayanların yolunu örnek alıyorum.

Ğayril mağdûbi aleyhim:
Doğruyu bilip terk etmekten Allah'a sığınıyorum.

Ve le'd-dâllîn:
Bilgisizlikle ve yanlış yollarla hakikatten uzaklaşmaktan Allah'a sığınıyorum.


Sonuç: Fâtiha'yı yalnız okumak değil, yaşamak

Fâtiha Sûresi yedi âyetlik kısa bir sûre görünür; fakat insanın bütün hayatını kuşatan büyük hakikatleri ihtiva eder. Diyanet tefsirinin ifadesiyle Kur'ân'ın temel maksatlarını öz olarak taşır; İşârâtü’l-İ‘câz perspektifinde ise Kur'ân'ın tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadet eksenli temel maksatlarına açılan bir kapı olarak okunabilir.

Fâtiha bize öğretir ki:

Nimet varsa → şükret.

Sıkıntı varsa → rahmete sığın.

Günah varsa → hesabı hatırla ve tövbe et.

Başarı varsa → kendinden bilip gururlanma.

Çaresizlik varsa → Allah'tan yardım iste.

Kararsızlık varsa → hidayet iste.

Doğruyu biliyorsan → yaşa.

Bilmiyorsan → öğren.

Yolunu kaybettiysen → yeniden Rabbine dön.

Risale-i Nur'un iman ve tefekkür anlayışı açısından Fâtiha'nın verdiği büyük derslerden biri şöyle özetlenebilir:

İnsan sahipsiz değildir, kâinat başıboş değildir, nimetler tesadüfün eseri değildir, hayat gayesiz değildir ve ölüm son değildir.

Bu yüzden mümin Fâtiha'yı her okuyuşunda yalnız geçmişte indirilmiş bir sûreyi tekrar etmiş olmaz.

Adeta yeniden:

“Rabbim, Seni Rabbim olarak tanıyorum; yalnız Sana kulluk etmek, yalnız Senden yardım istemek ve hayatımın sonuna kadar Senin gösterdiğin dosdoğru yolda yürümek istiyorum.”

demiş olur.

Fâtiha'nın belki de günümüze bakan en büyük dersi budur:

İnsan dünyada yolunu kaybetmemek için her gün Rabbinden yeniden hidayet istemelidir.

 

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hurûf-ı Mukattaa
  • Salih Avcı
  • 23.08.2026
Hurûf-ı Mukattaa
BAKARA SURESİ 1–5. AYETLER
  • Salih Avcı
  • 01.10.2026
BAKARA SURESİ 1–5. AYETLER
BAKARA SURESİ 6–10. AYETLER
  • Salih Avcı
  • 01.10.2026
BAKARA SURESİ 6–10. AYETLER