- Salih Avcı
- 20.02.2023
Kur’ân-ı Kerîm, sünnet ve Risale-i Nur perspektifinde detaylı inceleme
Kâinata baktığımızda her şeyin bir düzen içerisinde varlığını sürdürdüğünü görürüz.
Güneş ışık ve enerji yayar. Dünya kendi ekseni etrafında döner. Gezegenler belirli yörüngelerde hareket eder. Atmosfer yeryüzündeki hayatın devamına hizmet eder. Denizler, nehirler, dağlar, ormanlar ve bütün canlılar birbirleriyle bağlantılı sistemler içerisinde bulunur.
İnsan bedeni de bu düzenin küçük fakat son derece dikkat çekici bir örneğidir.
Kalp çalışır, kan dolaşır, hücreler beslenir, akciğerler oksijen alışverişini gerçekleştirir ve beyin çeşitli faaliyetleri düzenler.
Bütün bunlar şu büyük soruyu düşündürür:
Varlıkları kim ayakta tutmaktadır? Kâinattaki düzenin devamını sağlayan kimdir? Bütün canlıların ihtiyaçlarını karşılayan ve varlıklarını sürdüren kimdir?
İslâm inancına göre bu soruların nihai cevabı Allah’ın El-Kayyûm isminde bulunmaktadır.
El-Kayyûm ismi, yalnızca kâinatın ilk yaratılışını değil, yaratılmışların varlıklarını devam ettirmelerini de anlamamıza yardımcı olur.
Risale-i Nur’da özellikle Otuzuncu Lem’a’nın İsm-i Kayyûm bahsinde, bütün varlıkların Allah’ın kudretiyle ayakta durduğu ve hiçbir varlığın kendi başına mutlak bir bağımsızlığa sahip olmadığı hakikati üzerinde durulur.
El-Kayyûm, varlığı kendinden olan, var olmak için hiçbir şeye muhtaç bulunmayan, bütün varlıkları ayakta tutan, onların devamını sağlayan ve bütün kâinatı idare eden Allah demektir.
Bu isim iki temel hakikati bildirir.
Birincisi: Allah’ın varlığı kendindendir.
Allah yaratılmış değildir. Varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. O, hiçbir sebebe, zamana, mekâna veya başka bir varlığa muhtaç değildir.
İkincisi: Bütün varlıklar Allah’a muhtaçtır.
Kâinatta hiçbir şey mutlak anlamda kendi kendine yeterli değildir.
İnsan beslenmeye, suya ve havaya muhtaçtır.
Bitkiler ışığa, suya, uygun sıcaklığa ve besin maddelerine muhtaçtır.
Gezegenler, yıldızlar ve diğer gök cisimleri Allah’ın yarattığı fizik kanunları çerçevesinde hareket eder.
Bütün bu varlıklar kendi mahiyetleri bakımından sınırlı, yaratılmış ve Allah’a muhtaçtır.
El-Kayyûm ismi bize şu hakikati öğretir:
Allah hiçbir şeye muhtaç değildir; fakat her şey var olmak ve varlığını sürdürmek için Allah’a muhtaçtır.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
“Allah, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy’dır, Kayyûm’dur. O’nu ne bir uyuklama tutar ne de bir uyku.”
Bakara suresi, 255. ayet
Âyetü’l-Kürsî’nin başlangıcında El-Hayy ve El-Kayyûm isimlerinin birlikte zikredilmesi son derece manidardır.
El-Hayy, Allah’ın ezelî ve ebedî hayat sahibi olduğunu bildirir.
El-Kayyûm ise bütün varlıkların O’nun kudretiyle ayakta durduğunu ifade eder.
Allah’ın kâinatı idare etmesi için uyumaya, dinlenmeye veya herhangi bir yardımcıya ihtiyacı yoktur.
İnsan ise bir müddet çalıştıktan sonra yorulur.
Uyumak zorundadır.
Beslenmek ve dinlenmek zorundadır.
Çünkü insanın hayatı sınırlıdır.
Allah ise bütün bu eksikliklerden münezzehtir.
“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutmaktadır.”
Fâtır suresi, 41. ayetin anlamından
Bu ayet, Kayyûmiyet hakikatinin en açık delillerinden biridir.
Göklerin ve yerin varlığını sürdürmesi, Allah’ın kudret ve iradesinden bağımsız değildir.
Kâinattaki fiziksel düzenin bilimsel açıklamaları bulunmaktadır. Mesela gök cisimlerinin hareketleri kütle çekimi ve hareket kanunlarıyla açıklanır.
Ancak imanî bakış açısında bu kanunlar Allah’tan bağımsız yaratıcı güçler olarak görülmez.
Onlar Allah’ın yarattığı kâinatta işleyen düzenin ifadeleridir.
Dolayısıyla bilim, olayların nasıl gerçekleştiğini araştırırken imanî tefekkür, bu düzenin nihai yaratıcısını ve hikmetini düşünür.
“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç olmayan, övülmeye layık olandır.”
Fâtır suresi, 15. ayet
Bu ayet, Kayyûmiyetin insan hayatındaki karşılığını açıkça bildirir.
İnsan ne kadar güçlü, zengin, bilgili veya başarılı olursa olsun kendi varlığının mutlak sahibi değildir.
Kendi kalbini yaratmamıştır.
Gözlerine görme kabiliyetini kendisi vermemiştir.
Soluduğu havayı ve içtiği suyu kendisi yaratmamıştır.
Bütün bunlar Allah’ın nimetleridir.
Bediüzzaman Said Nursî, Otuzuncu Lem’a’nın İsm-i Kayyûm bahsinde bütün varlıkların Allah’ın kudretiyle varlıklarını sürdürdüğünü anlatır.
Bu bahis, varlıkların yalnızca başlangıçta yaratılmış olmadığını, devamlarının da Allah’ın irade ve kudretine bağlı bulunduğunu vurgular.
Bir ağacı düşünelim.
Ağaç toprağa, suya, havaya, güneş ışığına ve uygun çevre şartlarına muhtaçtır.
Bu şartlardan bazıları ortadan kalktığında ağacın hayatı zarar görebilir veya sona erebilir.
İnsan da böyledir.
Bir müddet susuz kalırsa hayatı tehlikeye girer.
Oksijensiz kaldığında kısa sürede ağır zarar görür.
Kalbi veya diğer hayatî organları işlevlerini yerine getiremediğinde yaşayamaz.
Bu örnekler, canlıların kendi kendilerine yeterli olmadıklarını gösterir.
Risale-i Nur’un Kayyûmiyet yaklaşımında ise bu muhtaçlık daha geniş bir anlam taşır.
Yalnızca canlılar değil, bütün yaratılmış varlıklar varlıklarını Allah’a borçludur.
Bir varlığın mevcut olması başka, varlığını bağımsız olarak devam ettirebilmesi başkadır. Yaratılmış hiçbir varlık ikinci manada mutlak bağımsızlığa sahip değildir.
İnsan çoğu zaman yaratılışı geçmişte gerçekleşmiş bir olay gibi düşünür.
Bir ağaç yaratılmıştır.
Bir insan dünyaya gelmiştir.
Bir yıldız meydana gelmiştir.
Fakat Kayyûmiyet hakikati, varlıkların devamı üzerinde de düşünmemizi ister.
Bir insanın kalbi her gün çalışmaktadır.
Hücreleri sürekli çeşitli faaliyetler gerçekleştirmektedir.
Bedeninde yenilenme ve onarım süreçleri devam etmektedir.
Dünya hareketini sürdürmektedir.
Güneş enerji üretmeye devam etmektedir.
Bütün bu devamlılık, iman nazarında Allah’ın kudretinden bağımsız değildir.
Bu sebeple Kayyûmiyet, yalnızca ilk yaratılışla değil, yaratılmışların bütün varlık süreciyle ilgilidir.

The solar system: Facts about our cosmic neighborhood | Live Science

Warum Planeten mit Leben so selten sind - Einfache Sprache

The sun: Facts about the bright star at the center of the solar system | Live Science
Güneş sistemi, Kayyûmiyet üzerinde tefekkür etmek için büyük bir örnektir.
Güneş, sistemin merkezindeki yıldızdır.
Dünya ve diğer gezegenler, kütle çekimi ve hareket kanunları çerçevesinde Güneş etrafında dolanır.
Dünya'nın Güneş'e uzaklığı, atmosferi, suyun varlığı ve diğer birçok özelliği, bildiğimiz hayatın devamı bakımından önemlidir.
Güneş, nükleer füzyon yoluyla enerji üretir.
Bu enerji yeryüzüne ışık ve ısı olarak ulaşır.
Bitkilerin fotosentez yapmasına imkân sağlar.
İklim sisteminin işleyişinde temel rol oynar.
Su döngüsünün gerçekleşmesine katkıda bulunur.
Güneş'in bu vazifeleri, imanî tefekkür açısından Allah’ın yarattığı düzenin hikmetli bir parçası olarak değerlendirilir.
Dünya kendi ekseni etrafında döner.
Aynı zamanda Güneş etrafında dolanır.
Bu hareketler, Dünya'nın eksen eğikliğiyle birlikte gece-gündüz ve mevsim düzeninin oluşmasında rol oynar.
İnsan bu düzen içerisinde yaşar.
Günlük hayatını bu ritimlere göre sürdürür.
Kur’ân-ı Kerîm’in gece ve gündüzün yaratılışına dikkat çekmesi, bu hadiseler üzerinde düşünmeye davet eder.
Gezegenler gelişigüzel hareket etmez.
Hareketleri fizik kanunlarıyla açıklanabilen düzenli yörüngeler izler.
Risale-i Nur perspektifinde bu kanunlar, kâinatın Allah’ın ilim ve kudretiyle yaratıldığını gösteren bir düzen olarak okunur.
Buradaki önemli nokta şudur:
El-Kayyûm ismi, fizik kanunlarının yerine konulan bir açıklama değildir; bu kanunların ve onların işlediği varlık âleminin Allah’a bağlı olduğunu ifade eden imanî bir hakikattir.

Cardiovascular | Overview | Medical EPSS

Scientists just mapped the brain architecture that underlies human intelligence – Lifeboat News: The Blog

Human respiratory system. Lungs Anatomy. Trachea, Right lung and Left lung.
İnsan bedeni, birbirine bağlı çok sayıda sistemden meydana gelir.
Dolaşım, solunum, sindirim, sinir, bağışıklık ve boşaltım sistemleri birbirleriyle ilişkili olarak çalışır.
Bu sistemlerin her biri diğerlerinin faaliyetlerinden etkilenir.
Kalp, kanın vücutta dolaşmasını sağlayan temel organdır.
Kanın taşıdığı oksijen ve besin maddeleri dokuların hayatını sürdürmesine yardımcı olur.
Kalbin kendi elektriksel ileti sistemi vardır.
Bu sistem sayesinde kalp ritmik olarak kasılır.
İnsan kalbinin her atışını bilinçli şekilde yönetmek zorunda değildir.
Uyurken de kalbi çalışmaya devam eder.
Bu durum, insanın hayatının ne kadar çok mekanizmaya bağlı olduğunu gösterir.
Kayyûmiyet tefekküründe bütün bu mekanizmalar Allah’ın yarattığı ve devamını sağladığı düzen içerisinde değerlendirilir.
İnsan nefes alırken hava akciğerlere ulaşır.
Akciğerlerde oksijen kana geçer ve karbondioksit vücuttan uzaklaştırılır.
Bu alışveriş, hücrelerin enerji üretimi için büyük önem taşır.
Bir nefes, insanın hayatındaki sayısız nimetten biridir.
İnsan çoğu zaman nefes almanın kıymetini düşünmez.
Ancak nefes almakta zorlandığında bu nimetin değerini daha iyi fark eder.
El-Kayyûm ismi, insana kendi hayatının ne kadar çok şarta bağlı olduğunu hatırlatır.
Beyin, vücuttaki birçok faaliyetin düzenlenmesinde görev alır.
Solunumun kontrolünden hareketlerin koordinasyonuna, hafızadan duyusal algıya kadar pek çok işlev sinir sistemiyle ilişkilidir.
Beyindeki sinir hücreleri arasında karmaşık iletişim ağları bulunur.
Bu ağların düzenli faaliyetleri, insanın günlük hayatını sürdürmesini sağlar.
Bütün bu sistemlerin birbirine bağlı olması, bedenin bütünlüğü üzerinde düşünmeye vesile olur.
İnsan bedenindeki hücreler sürekli çalışır.
Bazıları enerji üretir.
Bazıları protein sentezler.
Bazıları zarar görmüş yapıları onarır.
Bazıları bağışıklık savunmasında görev yapar.
Hücrelerin tamamı aynı hızda yenilenmez. Bazıları sık yenilenirken bazıları çok uzun süre varlığını sürdürebilir.
Bu farklılıklar, bedenin işleyişindeki çeşitliliği gösterir.
Risale-i Nur perspektifinde insan bedeninin bütün bu düzeni, Allah’ın ilim, kudret ve kayyûmiyetinin işaretleri olarak tefekkür edilir.








Canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri için beslenmeleri gerekir.
Her canlı türünün beslenme biçimi farklıdır.
Bitkiler fotosentez yoluyla organik maddeler üretir.
Otçul hayvanlar bitkilerle beslenir.
Etçil hayvanlar başka hayvanları tüketir.
Ayrıştırıcı canlılar ölü organik maddelerin parçalanmasına katkıda bulunur.
Böylece ekosistemlerde birbirleriyle bağlantılı besin ağları oluşur.
Er-Rezzâk ismi, rızkı yaratan ve veren Allah’ı tanıtır.
El-Kayyûm ismi ise canlıların hayatlarını devam ettirmelerinin Allah’a bağlı olduğunu bildirir.
Bu iki isim arasında güçlü bir münasebet vardır.
Bir kuşun beslenmesi, yalnızca kuşun kendi faaliyetlerine bağlı değildir.
Yediği besinlerin meydana gelmesine, yaşadığı çevreye ve çok sayıda ekolojik ilişkiye de bağlıdır.
Bir insanın sofrasına gelen ekmek de birçok aşamadan geçer.
Toprak, su, güneş, buğday, çiftçinin emeği, öğütme ve pişirme gibi süreçler birbirini takip eder.
İmanî bakış açısında bütün bu sebepler, Allah’ın rızıklandırma fiilinin gerçekleşmesine vesile olan yaratılmış unsurlardır.
Bu hakikat insana hem şükretmeyi hem de sebepler içerisinde emek vermeyi öğretir.
Kayyûmiyet yalnızca büyük varlıkların devamıyla ilgili değildir.
Maddenin en küçük ölçeklerinden gök cisimlerine kadar bütün yaratılmışlar Allah’a muhtaçtır.
Atomlar çekirdek ve elektronlardan meydana gelir.
Atom çekirdeğinde protonlar, çoğu atomda ise nötronlar bulunur.
Atomların yapısı ve davranışı, elektromanyetik etkileşimler ve kuantum fiziği gibi bilimsel çerçevelerle açıklanır.
Atomların bir araya gelmesiyle moleküller meydana gelir.
Moleküller canlı ve cansız maddelerin yapısında görev alır.
Bu düzenin varlığı, tefekkür eden insan için yaratılışın inceliklerini düşünmeye vesile olur.
Yıldızlar, kütle çekimi ile iç basınç arasındaki denge gibi fiziksel süreçlerle belirli evrelerde varlıklarını sürdürür.
Güneş gibi yıldızlarda nükleer füzyon gerçekleşir.
Yıldızların da bir oluşum, gelişim ve sonlanma süreci vardır.
Dolayısıyla yıldızlar sonsuz ve değişmez varlıklar değildir.
Onlar da yaratılmıştır.
El-Kayyûm ismi, büyük veya küçük hiçbir yaratılmışın Allah’tan bağımsız olmadığını öğretir.
Tevhid, Allah’ın birliğine iman etmektir.
Kayyûmiyet ise bu birliğin kâinatın varlığını sürdürmesindeki anlamını düşünmeye yardımcı olur.
Kâinattaki varlıklar birbirleriyle bağlantılıdır.
Su döngüsü atmosfer, yeryüzü ve güneş enerjisiyle ilişkilidir.
Bitkilerin hayatı su, ışık ve minerallere bağlıdır.
Hayvanların hayatı bitkiler ve başka canlılarla ilişkilidir.
İnsan hayatı da bütün bu sistemlerle bağlantılıdır.
Risale-i Nur’un tevhid yaklaşımında bu karşılıklı münasebetler, kâinatın bir bütün olarak Allah’ın yaratması ve idaresi altında bulunduğunu düşündürür.
Bir ağacın hayatını yalnızca ağacın kendisiyle açıklamak, onun çevreyle olan ilişkilerini göz ardı etmek olur.
Aynı şekilde insanın hayatı da bütün kâinatla bağlantılıdır.
Bu bakımdan Kayyûmiyet, insanı yalnızca kendi bedenine değil, bütün yaratılış düzenine bakmaya davet eder.
Bütün varlıklar birbirine muhtaçtır; fakat Allah hiçbir varlığa muhtaç değildir.
|
İlâhî isim |
Kayyûmiyetle münasebeti |
|---|---|
|
El-Hayy |
Ezelî ve ebedî hayat sahibi olan |
|
El-Kayyûm |
Bütün varlıkları ayakta tutan |
|
El-Hâlık |
Bütün varlıkları yaratan |
|
El-Bâkî |
Varlığının sonu olmayan |
|
El-Kadîr |
Her şeye gücü yeten |
|
El-Alîm |
Her şeyi bilen |
|
El-Hakîm |
Her şeyi hikmetle yaratan |
|
Er-Rezzâk |
Canlıların rızkını veren |
|
El-Hafîz |
Varlıkları koruyan |
|
El-Müdebbir |
Kâinatı idare eden; Allah’ın tedbir fiilini ifade eden vasıf |
|
Es-Samed |
Hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu |
Bu isimler birbirinden bağımsız ilâhî güçleri ifade etmez.
Hepsi tek olan Allah’ın kemal sıfatlarını ve fiillerini tanıtır.
Bir insanın yaratılışında El-Hâlık ismi tefekkür edilir.
Hayatının verilmesinde El-Muhyî ismi hatırlanır.
Rızıklandırılmasında Er-Rezzâk ismi görülür.
Varlığının devamında El-Kayyûm ismi düşünülür.
Bütün bu isimlerin sahibi bir olan Allah’tır.
İnsan güçlü olabilir.
Bilim öğrenebilir.
Teknoloji geliştirebilir.
Büyük eserler meydana getirebilir.
Fakat bütün bunlar onun yaratılmış ve sınırlı bir varlık olduğu gerçeğini değiştirmez.
İnsan hastalanabilir.
Yaşlanabilir.
Ölümden kaçamaz.
Kendi bedenindeki bütün faaliyetleri kontrol edemez.
Bu hakikat insana kibirden uzaklaşmayı öğretir.
El-Kayyûm ismini tanıyan insan, bütün varlıkların Allah’ın kudretiyle ayakta durduğunu düşünür.
Bu düşünce onun tevekkülünü güçlendirir.
Ancak tevekkül, çalışmayı ve tedbir almayı terk etmek değildir.
İnsan vazifesini yerine getirir, sebeplere başvurur ve neticeyi Allah’tan bilir.
Her nefes bir nimettir.
Her kalp atışı bir nimettir.
Görmek, işitmek, yürümek ve düşünmek birer nimettir.
İnsan bu nimetlerin kıymetini anladıkça şükür duygusu gelişir.
Hayat geçicidir.
İnsana verilen zaman sınırlıdır.
Bu sebeple insan ömrünü yalnızca geçici arzuların peşinde tüketmemelidir.
İbadet, ilim, iyilik, güzel ahlâk ve insanlara faydalı olmak hayatın değerini artıran amellerdir.
Dünyadaki bütün insanlar fanidir.
En güçlü devletler değişebilir.
En büyük servetler tükenebilir.
En sağlam görünen yapılar yıkılabilir.
Fakat Allah bâkidir.
Bu sebeple mümin, dünyadaki sebepleri kullanırken kalbinin nihai güvenini Allah’a yöneltir.
Ölüm, insanın dünyadaki hayatının sona ermesidir.
Kayyûmiyet hakikati ise insana hayatının başlangıcının ve devamının Allah’a bağlı olduğunu hatırlatır.
Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
“Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı bâki kalacaktır.”
Rahmân suresi, 26–27. ayetler
Bu ayetler, yaratılmışların faniliği ile Allah’ın bekası arasındaki farkı bildirir.
İnsan ölür.
Hayvanlar ölür.
Bitkiler ölür.
Yıldızlar da belirli fiziksel süreçler sonunda mevcut yapılarını kaybeder.
Fakat Allah’ın varlığının sonu yoktur.
İslâm inancında ölüm, insanın bütünüyle yok olması anlamına gelmez.
Ölümden sonra berzah ve ahiret hayatı vardır.
İnsanı ilk defa yaratan Allah, onu yeniden diriltmeye de kadirdir.
Bu bakımdan El-Kayyûm ismi, insanın hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını Allah’ın kudretiyle ilişkilendirir.
Allah’ın El-Kayyûm ismi, dua ve ibadet hayatında önemli bir yere sahiptir.
Kur’ân’da El-Hayy ve El-Kayyûm isimleri birlikte zikredilir.
Bu birliktelik, Allah’ın hem mutlak hayat sahibi olduğunu hem de bütün varlıkları ayakta tuttuğunu bildirir.
Peygamber Efendimizden (s.a.v.) rivayet edilen dualardan biri şöyledir:
Arapça:
يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ وَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ
Türkçe okunuşu:
Yâ Hayyu, Yâ Kayyûm, bi-rahmetike esteğîs. Aslih lî şe’nî küllehû ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete ayn.
Anlamı:
“Ey daima diri olan! Ey her şeyi ayakta tutan! Senin rahmetinle yardım diliyorum. Bütün işlerimi düzelt ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime bırakma.”
Bu dua, Kayyûmiyet hakikatinin insanın manevî hayatındaki karşılığını çok güzel ifade eder.
İnsan Allah’a muhtaçtır.
Yalnızca yaratılışında değil, hayatının her anında O’nun yardımına muhtaçtır.
Bu sebeple mümin, kendisine verilen kabiliyetlere güvenip Allah’ı unutmaz.
Çalışır, gayret eder ve dua eder.
Marifetullah, Allah’ı tanımaktır.
Muhabbetullah ise Allah’ı sevmektir.
El-Kayyûm ismi bu iki hakikate önemli bir kapı açar.
İnsan kendisinin ve bütün varlıkların Allah’a muhtaç olduğunu düşündüğünde, Allah’ın kudretini ve büyüklüğünü daha iyi anlamaya çalışır.
Kâinattaki düzeni gördüğünde Allah’ın hikmetini tefekkür eder.
Kendisine verilen nimetleri düşündüğünde şükür hisseder.
Hayatının Allah’ın kudretiyle devam ettiğini düşündüğünde tevekkülü güçlenir.
Böylece Kayyûmiyet hakikati yalnızca zihinde kalan teorik bir bilgi olmaktan çıkar.
İnsanın ibadetine, ahlâkına, duasına ve günlük hayatına tesir eden bir iman dersine dönüşür.
Risale-i Nur’un temel gayelerinden biri de budur:
Kâinatı Allah’ın isimlerini tanıtan bir kitap gibi okumak ve bu tefekkür vasıtasıyla imanı kuvvetlendirmek.
Allah’ın varlığı kendindendir. O hiçbir şeye muhtaç değildir.
Bütün varlıklar Allah’a muhtaçtır. Hiçbir yaratılmış mutlak anlamda bağımsız değildir.
Kâinatın devamı Allah’ın kudretine bağlıdır. Yaratılış yalnızca başlangıçla sınırlı düşünülmemelidir.
Canlıların hayatları çok sayıda sisteme bağlıdır. Bu bağlantılar yaratılış üzerinde tefekkür etmeye vesile olur.
Fizik kanunları Allah’tan bağımsız yaratıcı güçler değildir. İman nazarında onlar yaratılmış düzenin işleyişini ifade eder.
İnsan kendi hayatının mutlak sahibi değildir. Hayatı kendisine verilmiş bir emanettir.
Kayyûmiyet, tevhid hakikatini kuvvetlendirir. Bütün kâinat bir olan Allah’ın yaratması ve idaresi altındadır.
Kayyûmiyet, tevekkülü öğretir. İnsan sebeplere başvurur fakat kalbini Allah’a bağlar.
Kayyûmiyet, şükrü gerektirir. Her an devam eden hayat nimetleri Allah’ın ihsanıdır.
Kayyûmiyet, insanı ahirete hazırlar. Dünya hayatının geçiciliğini ve Allah’ın ebedî kudretini hatırlatır.
Kayyûmiyet hakikatinin en önemli yönlerinden biri, insanın kendi varlığı üzerindeki düşüncesini değiştirmesidir.
İnsan çoğu zaman kendi hayatını kendisine ait zanneder.
Sağlığını, gücünü, aklını ve kabiliyetlerini kendi mülkü gibi görür.
Fakat biraz düşündüğünde bunların hiçbirini kendisinin yaratmadığını fark eder.
İnsan gözlerini yaratmamıştır.
Kalbini yaratmamıştır.
Beynini yaratmamıştır.
Kendi bedenindeki hayat sistemlerini kurmamıştır.
Hatta bu sistemlerin büyük bir kısmı, insanın bilinçli müdahalesi olmadan çalışmaktadır.
Bu hakikat insana iki önemli ders verir.
Birincisi, insanın aczini anlamasıdır.
İkincisi, Allah’ın rahmet ve kudretini tanımasıdır.
İnsan aczini anladıkça Allah’a olan ihtiyacını daha iyi kavrar.
Allah’a olan ihtiyacını kavradıkça dua ve tevekkülün manasını daha derinden hisseder.
Bu sebeple Kayyûmiyet, yalnızca kâinatın ayakta tutulmasıyla ilgili bir hakikat değildir.
Aynı zamanda insanın kulluk şuurunu geliştiren büyük bir iman dersidir.
El-Kayyûm ismi, kâinatın yaratılışındaki ve devamındaki ilâhî kudreti tanıtır.
Güneş'in enerji üretmesinden Dünya'nın hareketine, bir ağacın büyümesinden insan kalbinin çalışmasına kadar bütün varlıklar Allah’ın yarattığı düzen içerisinde varlıklarını sürdürür.
Risale-i Nur perspektifinde bu düzen, Allah’ın kayyûmiyetini gösteren büyük bir tefekkür alanıdır.
İnsan bu hakikati kavradığında kendi aczini ve Allah’a olan ihtiyacını daha iyi anlar.
Kibirden uzaklaşır.
Şükrü artar.
Tevekkülü güçlenir.
Hayatını Allah’ın rızasına uygun değerlendirmeye çalışır.
Ve bütün fanilerin üzerinde, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bütün varlıkları ayakta tutan Allah’ın bulunduğunu bilir.
El-Kayyûm isminin insana verdiği en büyük ders şudur:
Ey insan! Sen kendi kendine var olmadın. Hayatını kendi kudretinle devam ettirmiyorsun. Seni yaratan, yaşatan, rızıklandıran ve varlığını devam ettiren Allah’tır. Öyleyse kendi aczini bil, Rabbine güven, nimetlerine şükret ve hayatını O’nun rızasını kazanmak için değerlendir.
Bu makale, Risale-i Nur’un ilgili bahislerinden hareketle hazırlanmış açıklamalı bir tefekkür yazısıdır; eserlerden kelimesi kelimesine aktarım değildir.
Kur’ân-ı Kerîm: Bakara 2:255; Âl-i İmrân 3:2; Tâhâ 20:111; Fâtır 35:15, 41; Rahmân 55:26–27.
Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Otuzuncu Lem’a, İsm-i Kayyûm bahsi.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Otuz Üçüncü Söz (Pencereler Risalesi).
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Onuncu Söz (Haşir Risalesi).
Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, tevhid ve ilâhî kudretle ilgili bahisler.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.