- Salih Avcı
- 20.02.2023
Kur’ân-ı Kerîm, sünnet ve Risale-i Nur perspektifinde detaylı inceleme
Kâinata dikkatle baktığımızda her tarafta hayatın muhteşem tecellileriyle karşılaşırız. Toprağın altında filizlenen bir tohum, çiçeklerin üzerinde dolaşan bir arı, gökyüzünde uçan bir kuş, denizlerin derinliklerinde yaşayan bir balık, anne rahminde gelişen bir bebek ve insan bedenindeki sayısız hücre, hayatın farklı şekillerde ortaya çıkışını gösterir.
Bu canlıların büyüklükleri, şekilleri, yaşadıkları ortamlar ve vazifeleri birbirinden farklıdır. Fakat hepsinin ortak bir özelliği vardır: Hayat sahibi olmaları.
Hayat, maddî unsurların bir araya gelmesinden ibaret değildir. İslâmî iman nazarında hayat, Allah’ın ilim, irade, kudret ve rahmetinin tecellisiyle yaratılan büyük bir nimettir.
Bir taş ile canlı bir tohumun maddî yapıları arasında farklılıklar vardır. Ancak asıl dikkat çekici husus, tohumun uygun şartlarda gelişmesi, beslenmesi, büyümesi ve kendi türünün devamına vesile olmasıdır.
Bütün bunlar insanı şu sorular üzerinde düşünmeye davet eder:
Hayatı kim yaratmaktadır? Canlılara hayatlarını sürdürecek kabiliyetleri kim vermektedir? Bir hücreye kendi vazifesini yerine getirecek düzeni kim kazandırmaktadır? Bir ağacın köklerinden yapraklarına kadar işleyen hayat sistemini kim kurmaktadır?
Kur’ân-ı Kerîm bu sorulara cevap verirken bizi Allah’ın El-Hayy ismini tanımaya yönlendirir.
El-Hayy, Allah Teâlâ’nın Esmâ-i Hüsnâ’sından biridir.
El-Hayy: Daima diri olan, hayatı ezelî ve ebedî bulunan, varlığı hiçbir sebebe bağlı olmayan, ölümden, yokluktan, acizlikten, uyku ve gafletten münezzeh olan Allah demektir.
Allah’ın hayatı, yaratılmışların hayatına benzemez.
İnsan doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Hayvanlar dünyaya gelir, bir müddet yaşar ve hayatları sona erer. Bitkiler filizlenir, gelişir, kurur ve ölür.
Fakat Allah’ın hayatının başlangıcı ve sonu yoktur.
Allah hayatı sonradan kazanmış değildir. O'nun hayatı hiçbir maddî unsura, organa, zamana veya mekâna bağlı değildir.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
“Allah, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.”
Bakara suresi, 255. ayet
Bu ayette iki büyük ilâhî isim birlikte zikredilir:
El-Hayy: Hayatı ezelî ve ebedî olan.
El-Kayyûm: Varlığı kendinden olan, bütün varlıkları ayakta tutan ve onların devamını sağlayan.
Bu iki isim arasındaki münasebet son derece önemlidir.
Allah mutlak hayat sahibidir. Bütün yaratılmışlar ise O’nun yaratması, kudreti ve devam ettirmesiyle varlıklarını sürdürür.
Dolayısıyla Allah’ın hayatı hiçbir şeye muhtaç değildir; fakat bütün canlılar her an O’na muhtaçtır.
Kur’ân-ı Kerîm, hayatı Allah’ın varlığını, birliğini, kudretini ve yeniden diriltmeye muktedir olduğunu gösteren önemli delillerden biri olarak takdim eder.
“Sen, ölmeyen ve daima diri olan Allah’a tevekkül et.”
Furkân suresi, 58. ayet
Bu ayet, insanın güvenmesi gereken en büyük hakikati bildirir.
Dünyadaki her canlı fanidir.
En güçlü insan, en büyük hükümdar, en zengin kimse ve en bilgili âlim bir gün ölür.
Fakat Allah bâkidir.
Bu sebeple insanın kalbi, fanilere dayanmakla gerçek huzura kavuşamaz. Kalbin nihai dayanağı, hiçbir zaman ölmeyen ve kudreti sona ermeyen Allah olmalıdır.
“Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz O, ölüleri de diriltecektir.”
Rûm suresi, 50. ayet
Kış mevsiminde kurumuş gibi görünen yeryüzü, bahar geldiğinde yeniden canlanır.
Toprağın altında bekleyen tohumlar filizlenir. Ağaçlar yapraklanır. Çiçekler açar. Böcekler ve başka canlılar faaliyetlerini artırır.
Bu hadise, El-Hayy isminin tecellilerini düşünmek için büyük bir ibret levhasıdır.
Burada önemli bir incelik vardır: Her bitki kışın tamamen ölmez. Birçok bitki canlılığını gizli veya durgun bir hâlde sürdürür. Buna rağmen baharda hayatın yeniden görünür hâle gelmesi, Kur’ân’ın dikkat çektiği diriliş manasını anlamak için güçlü bir örnektir.
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.”
Mülk suresi, 2. ayet
Bu ayette hayat ve ölümün birlikte zikredilmesi dikkat çekicidir.
Hayat bir imtihan meydanıdır.
İnsana verilen akıl, irade, vicdan, kalp, duygular ve kabiliyetler bu imtihanın vasıtalarıdır.
Hayatın kıymeti yalnızca uzun yaşamakta değil, Allah’ın rızasına uygun güzel amellerle onu değerlendirmektedir.
Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’un özellikle Otuzuncu Lem’a’daki İsm-i Hayy bahsinde hayatın kâinat içerisindeki yüksek makamına dikkat çeker.
Bu yaklaşımda hayat, yalnızca biyolojik faaliyetlerden ibaret görülmez. Hayat, kâinatın yaratılış hikmetlerini gösteren, pek çok ilâhî ismin manalarını bir araya getiren ve varlıkları Yaratıcılarına işaret eden büyük bir hakikat olarak ele alınır.
Risale-i Nur’daki bu bahislerden hareketle hayatın bazı temel özelliklerini inceleyelim.
Kâinatta sayısız varlık bulunmaktadır.
Güneş, yıldızlar, gezegenler, dağlar, denizler, toprak, hava ve su muhteşem bir düzen içerisinde yaratılmıştır.
Bütün bu varlıklar, yeryüzündeki hayatın meydana gelmesi ve devam etmesi bakımından da önemli vazifeler görür.
Güneş, yeryüzünün temel enerji kaynaklarından biridir.
Su, canlıların biyolojik faaliyetleri için vazgeçilmezdir.
Hava, birçok canlının solunumuna ve hayatın devamını sağlayan çeşitli süreçlere hizmet eder.
Toprak, bitkilere mineral ve fiziksel destek sağlar.
Bu büyük sistemler içerisinde küçücük bir canlı meydana gelir.
Mesela bir kelebek, yıldızlardan çok daha küçük olmasına rağmen hayat sahibi olması bakımından son derece dikkat çekici bir sanat eseridir.
Çünkü kelebekte beslenme, hareket, çevreye tepki verme, büyüme ve çoğalma gibi hayat faaliyetleri bulunur.
Risale-i Nur’un nazarında hayat, kâinatın büyük düzeninin hikmetlerini gösteren en parlak neticelerden biridir.
Canlı bir varlık üzerinde yalnızca El-Hayy ismi değil, pek çok ilâhî isim birlikte okunabilir.
Örneğin bir kuşu düşünelim.
Kuşun yaratılışında:
El-Hayy: Hayatın verilmesi.
El-Alîm: İlim ve ölçünün görünmesi.
El-Kadîr: Kudretin tecellisi.
El-Hakîm: Organlarının hikmetli vazifelerle donatılması.
Er-Rezzâk: Rızkının hazırlanması.
Er-Rahîm: İhtiyaçlarına uygun nimetlerin verilmesi.
El-Musavvir: Kendine mahsus şeklinin oluşturulması.
El-Hafîz: Hayatının korunmasına hizmet eden sistemlerin yaratılması.
gibi manalar görülür.
Bir kuşun kanatları, gözleri, solunum sistemi, tüyleri, kasları ve sinir sistemi birbirinden bağımsız ve gelişigüzel çalışan parçalar değildir.
Hepsi bir bütünün içerisinde vazife görür.
Bu birlik, tefekkür eden mümin için Allah’ın isimlerini tanıtan bir işaret hâline gelir.


İnsan bedeni, hayatın ne kadar ince ölçülerle sürdürüldüğünü gösteren büyük bir tefekkür alanıdır.
İnsan bedeni trilyonlarca hücreden meydana gelir.
Her hücrenin yapısı ve görevi aynı değildir.
Sinir hücreleri bilgi iletiminde, kas hücreleri hareketin meydana gelmesinde, alyuvarlar oksijen taşınmasında, bağışıklık hücreleri ise vücudun savunulmasında vazife görür.
Hücrelerin içerisinde enerji üretimi, protein sentezi, madde taşınması ve onarım gibi karmaşık biyokimyasal faaliyetler gerçekleşir.
Bir hücreyi mikroskop altında incelediğimizde, hayatın son derece düzenli bir yapıyla devam ettiğini görürüz.
Bu düzenin biyolojik mekanizmaları bilim tarafından araştırılır ve açıklanır. İmanî tefekkür ise bu mekanizmaların varlığını ve işleyişini Allah’ın yaratması açısından değerlendirir.
Bir hücrenin hayatını sürdürebilmesi için birçok şartın birlikte gerçekleşmesi, mümine El-Hayy ismini hatırlatır.
İnsan kalbi, özel elektriksel ileti sistemi sayesinde ritmik olarak kasılır.
Kalp, kanı dolaşım sistemine göndererek dokulara oksijen ve besin taşınmasına katkıda bulunur.
İnsan çoğu zaman kalbinin çalıştığını düşünmez.
Uyurken de kalp çalışmaya devam eder.
Kalp atışlarını bilinçli olarak tek tek yönetmek zorunda değildir.
Bu durum, insanın kendi hayatı üzerinde ne kadar sınırlı bir hâkimiyete sahip olduğunu gösterir.
İnsan kendi kalbini yaratmamıştır.
Onun temel çalışma düzenini de kendisi kurmamıştır.
Bu hakikat, insanı aczini anlamaya ve kendisine hayat veren Rabbine şükretmeye yönlendirir.
İnsan beyninde milyarlarca sinir hücresi bulunur.
Bu hücreler arasında çok büyük bir iletişim ağı vardır.
Görme, işitme, hareket, öğrenme, hatırlama ve düşünme gibi faaliyetler beynin farklı bölgeleri ve ağlarıyla ilişkilidir.
İnsan bir çiçeği gördüğünde, gözünden gelen bilgiler sinir sistemi vasıtasıyla işlenir.
Bir sesi duyduğunda, kulaktaki mekanik titreşimler sinirsel sinyallere dönüştürülür.
Bütün bu faaliyetler insan hayatının ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğunu gösterir.
Burada hayatın yanında ilim, hikmet ve kudret manaları üzerinde de tefekkür edilir.
İnsan hayatının gelişim safhaları, El-Hayy ismini düşünmek için son derece dikkat çekicidir.
Tek bir döllenmiş hücreden başlayan gelişim sürecinde hücreler çoğalır, farklılaşır ve çeşitli dokular meydana gelir.
Zamanla kalp, beyin, akciğerler, sindirim sistemi ve diğer organlar gelişir.
Anne rahmi, bebeğin gelişmesi için özel bir ortam sağlar.
Plasenta vasıtasıyla anne ile bebek arasında oksijen, besin ve atık maddelerin alışverişi gerçekleşir.
Bu süreçte insan, hayatının başlangıcından itibaren ne kadar çok nimete muhtaç olduğunu fark eder.
Kur’ân-ı Kerîm’in insanın yaratılış safhalarına dikkat çekmesi, mümini bu gelişmeler üzerinde düşünmeye davet eder.



Bir tohumun içerisinde saklı olan hayat kabiliyeti, üzerinde düşünülmeye değer büyük bir hakikattir.
Küçücük bir elma çekirdeğini ele alalım.
Bu çekirdek uygun sıcaklık, nem, oksijen ve diğer şartları bulduğunda çimlenmeye başlayabilir.
Önce kök gelişir.
Ardından gövde ve yapraklar meydana gelir.
Bitki zamanla büyür, çiçek açar ve meyve verir.
Bu süreçte fotosentez, su taşınması, mineral alımı ve hücresel büyüme gibi pek çok biyolojik mekanizma görev yapar.
İman nazarında bütün bu mekanizmalar Allah’ın yarattığı sebepler ve kanunlar olarak değerlendirilir.
Bazı tohumlar uygun şartlar oluşuncaya kadar uzun süre canlılıklarını koruyabilir.
Bu, El-Hafîz ismini hatırlatırken, hayatın korunması bakımından El-Hayy isminin tecellilerini de düşündürür.
Küçük bir fidanın büyük bir ağaca dönüşmesi, hayatın büyüme ve gelişme kabiliyetini gösterir.
Ağacın kökleri, gövdesi, dalları ve yaprakları birbirini tamamlayan bir sistem meydana getirir.
Bir meyve ağacı yalnızca kendi hayatını sürdürmez.
Aynı zamanda başka canlıların beslenmesine hizmet eden meyveler meydana getirir.
Çiçekleri böceklere besin sağlayabilir.
Dalları kuşlara barınma imkânı sunabilir.
Yaprakları fotosentez yoluyla ekosistemin işleyişine katkıda bulunur.
Böylece bir ağacın hayatı, başka hayatlarla bağlantılı büyük bir sistemin parçası hâline gelir.
Bir canlıya verilen hayat, çoğu zaman yalnızca o canlının kendisine değil, başka canlıların hayatına da hizmet eder.



Hayvanlar âlemi, hayatın ne kadar farklı şekillerde yaratıldığını gösteren geniş bir tefekkür kitabıdır.
Karada, havada, denizlerde ve toprağın altında sayısız canlı türü bulunmaktadır.
Her tür, kendine mahsus biyolojik özelliklerle donatılmıştır.
Bal arısı küçücük bedenine rağmen son derece karmaşık davranışlar sergiler.
Çiçeklerden nektar toplar.
Kovan içerisinde diğer arılarla iletişim kurar.
Peteklerin yapılmasına ve koloninin ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunur.
Arılar aynı zamanda birçok çiçekli bitkinin tozlaşmasında önemli rol oynar.
Kur’ân-ı Kerîm’de Nahl suresinin 68 ve 69. ayetlerinde arıya dikkat çekilmesi, bu küçük canlının hayatını tefekkür etmeye davet eder.
Arının hayatında El-Hayy ismiyle birlikte El-Hakîm, Er-Rezzâk ve El-Alîm isimlerinin manaları üzerinde düşünülür.
Bir kuşun yumurtadan çıkması, büyümesi, beslenmesi ve uçmayı öğrenmesi hayatın farklı safhalarını gösterir.
Bazı kuş türleri binlerce kilometre göç eder.
Bazıları yuvalarını büyük bir ustalıkla inşa eder.
Bazıları yavrularını uzun süre besler ve korur.
Bu davranışların biyolojik ve davranışsal açıklamaları bulunur. Mümin, bu yaratılış özelliklerini Allah’ın ilim ve hikmetinin işaretleri olarak da okuyabilir.
Denizlerin derinliklerinde birbirinden farklı şartlarda yaşayan canlılar bulunmaktadır.
Bazı canlılar güneş ışığının ulaşmadığı derinliklerde yaşayabilir.
Bazı türler biyolüminesans denilen biyolojik ışık üretme kabiliyetine sahiptir.
Bazı balıklar çok düşük sıcaklıklara veya yüksek basınca uyum sağlayan özellikler taşır.
Hayatın böylesine farklı çevrelerde devam etmesi, canlıların yaratılışındaki çeşitlilik üzerinde düşünmeye vesile olur.
Allah’ın El-Hayy isminin yaratılmışlardaki tecellileri aynı şekilde görünmez.
Bir bitkinin hayatı ile bir hayvanın hayatı arasında farklılıklar vardır.
Bir hayvanın hayatı ile insanın hayatı arasında da önemli farklılıklar bulunur.
Bitkilerde büyüme, beslenme, üreme ve çevreye tepki verme gibi faaliyetler görülür.
Hayvanlarda bunlara ek olarak farklı derecelerde duyusal algı, hareket ve öğrenme kabiliyetleri bulunur.
İnsan ise akıl, irade, ahlâkî sorumluluk ve kendi varlığı üzerinde bilinçli tefekkür gibi özelliklerle farklı bir makamda değerlendirilir.
Ancak burada önemli bir hakikati unutmamak gerekir:
Hayatın dereceleri ve yaratılmışlardaki görünüşleri farklı olsa da Allah’ın El-Hayy ismi tek ve mutlak bir ilâhî isimdir.
Allah’ın hayatı parçalara ayrılmaz.
Canlıların hayatı, Allah’ın hayatından bir parça değildir.
Onlar Allah’ın yarattığı, sınırlı ve O’na muhtaç hayatlara sahiptir.
Bu ayrım, tevhid inancını doğru anlamak bakımından son derece önemlidir.
Risale-i Nur’un tevhid delillerinden biri, varlıkların birbirleriyle olan münasebetleridir.
Bir insanın hayatını ele alalım.
İnsan yalnızca kalbine veya beynine muhtaç değildir.
Soluduğu havaya, içtiği suya, yediği gıdaya, güneşten gelen enerjiye ve yaşadığı çevrenin uygun şartlarına da muhtaçtır.
Bir insanın hayatı, yeryüzündeki çok sayıda sistemle bağlantılıdır.
Aynı şekilde bir ağacın hayatı da toprak, su, hava, güneş ışığı ve başka canlılarla ilişkilidir.
Bu ilişkilerden hareketle Risale-i Nur’un tevhid yaklaşımı şu manaya dikkat çeker:
Bir canlının hayatı, yalnızca kendi bedenindeki düzeni değil, onunla bağlantılı geniş bir yaratılış düzenini de düşündürür.
Bütün bu düzeni Allah’ın birliğinin delili olarak okumak, müminin tefekkürünü derinleştirir.
Bu bakımdan küçücük bir canlı, iman nazarında büyük kâinatın bir özeti gibi değerlendirilebilir.
El-Hayy ismi, diğer birçok ilâhî isimle birlikte tefekkür edilebilir.
|
İlâhî isim |
Hayatla münasebeti |
|---|---|
|
El-Hayy |
Hayatın yaratıcısı olan mutlak diri Allah |
|
El-Kayyûm |
Canlıların varlığını ve hayatını devam ettiren |
|
El-Muhyî |
Hayatı veren ve dirilten |
|
El-Mümît |
Ölümü yaratan |
|
El-Hâlık |
Canlıları yaratan |
|
El-Musavvir |
Canlılara şekil ve suret veren |
|
Er-Rezzâk |
Canlıların rızkını yaratan |
|
El-Hakîm |
Hayat sistemlerini hikmetli yaratan |
|
El-Alîm |
Her canlının bütün hâllerini bilen |
|
Er-Rahîm |
Canlılara merhametiyle muamele eden |
|
El-Hafîz |
Canlıları koruyan ve muhafaza eden |
Bu isimlerin birbirleriyle münasebetini bir insanın hayatı üzerinde düşünelim.
Allah insanı yaratır: El-Hâlık.
Ona hayat verir: El-Muhyî.
Hayatını devam ettirir: El-Kayyûm.
Rızkını yaratır: Er-Rezzâk.
Bedenini ölçülü ve hikmetli bir şekilde düzenler: El-Hakîm.
Onu çeşitli tehlikelerden koruyacak sistemler yaratır: El-Hafîz.
Hayatının sona ereceği vakti takdir eder: El-Mümît.
Ahirette yeniden diriltir: El-Muhyî.
Bütün bunların temelinde ise mutlak hayat sahibi olan El-Hayy ismi bulunmaktadır.
Hayat üzerinde tefekkür eden insan, kaçınılmaz olarak ölüm hakikatiyle de karşılaşır.
Çünkü dünyada yaratılmış her canlı fanidir.
İnsan ne kadar güçlü, sağlıklı ve zengin olursa olsun ölümden kurtulamaz.
Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
Âl-i İmrân suresi, 185. ayet
Ölüm, Allah’ın El-Hayy ismine bir eksiklik getirmez.
Çünkü Allah’ın hayatı ezelî ve ebedîdir.
Ölüm, yaratılmışların dünyadaki hayatının sona ermesidir.
İslâm inancına göre insanın varlığı ise dünya hayatından ibaret değildir.
Ölümden sonra berzah hayatı, yeniden diriliş, hesap ve ahiret vardır.
Bediüzzaman Said Nursî, özellikle Haşir Risalesi’nde bahardaki yenilenmeyi ahiretteki dirilişin anlaşılmasına yardımcı olan büyük bir delil olarak ele alır.
Her baharda sayısız bitki yeniden gelişir.
Pek çok canlı üreme ve gelişme faaliyetlerine başlar.
Yeryüzünde hayatın çeşitliliği yeniden görünür hâle gelir.
Bütün bunlar, Allah’ın kudretini tefekkür eden mümin için yeniden dirilişin mümkün olduğunu gösteren işaretlerdir.
Burada bahardaki biyolojik yenilenmeyle ahiretteki dirilişin aynı olay olmadığına dikkat edilmelidir.
Bahar, yeniden dirilişi anlamaya yardımcı olan bir benzetme ve imanî delildir.
Ahiretteki diriliş ise Allah’ın vaadi olan farklı bir yaratılış hadisesidir.
İnsanın hayatı yalnızca bedenî faaliyetlerden ibaret olarak değerlendirilmez.
İslâmî anlayışta insanın ruhu, kalbi, aklı, vicdanı ve manevî kabiliyetleri de büyük önem taşır.
İnsan yalnızca yaşamak istemez.
Hayatının anlamını da öğrenmek ister.
Nereden geldiğini, niçin yaratıldığını ve ölümden sonra ne olacağını merak eder.
Bu sorular insanı imanî tefekküre yönlendirir.
Akıl, insana verilen büyük nimetlerden biridir.
İnsan aklıyla kâinatı araştırır.
Canlıların yapılarını inceler.
Sebep-sonuç ilişkilerini anlamaya çalışır.
Fakat aklın en yüksek vazifelerinden biri de yaratılış üzerinde tefekkür ederek Allah’ı tanımaya çalışmasıdır.
İnsan kalbi sevmeye, bağlanmaya ve güvenmeye ihtiyaç duyar.
Fakat dünyada sevdiği her şey fanidir.
Bu sebeple insanın kalbi yalnızca fanilere bağlandığında ayrılık ve kayıp korkusuyla karşılaşabilir.
El-Hayy ismini tanıyan mümin ise sevdiği bütün güzelliklerin Allah’ın yarattığı nimetler olduğunu düşünür.
Böylece nimetlerden nimeti verene yönelir.
İnsan uzun yaşamak, sevdiklerinden ayrılmamak ve güzelliklerin devam etmesini ister.
Risale-i Nur perspektifinde insanın ebediyet arzusu, onun ahiret hayatına olan ihtiyacını anlamak bakımından önemli bir tefekkür konusudur.
Bu arzu tek başına ahiretin bilimsel ispatı değildir; fakat Kur’ân’ın ahiret vaadiyle birlikte değerlendirildiğinde insanın yaratılış gayesine dair manevî bir işaret olarak görülür.
İnsan hayatının devamı için sayısız şarta muhtaçtır.
Bir nefes havaya muhtaçtır.
Bir yudum suya muhtaçtır.
Beslenmeye, uyumaya, korunmaya ve sağlıklı bir çevreye muhtaçtır.
İnsan kendi bedenindeki bütün faaliyetleri kontrol edemez.
Gelecekte başına gelecek hadiseleri de bütünüyle bilemez.
Bu durum insanın aczini ve fakrını gösterir.
Fakat bu acz, mümini ümitsizliğe sevk etmemelidir.
Çünkü insan, her şeye kudreti yeten ve daima diri olan Allah’a dayanabilir.
Kur’ân’ın “Ölmeyen ve daima diri olan Allah’a tevekkül et” emri, tam da bu hakikati öğretir.
Tevekkül, sebepleri terk etmek değildir.
İnsan hastalandığında tedavi olur.
Acıktığında çalışır ve rızkını arar.
Tehlikeler karşısında tedbir alır.
Ancak neticeyi yaratanın Allah olduğunu bilerek kalbini O’na bağlar.
El-Hayy ismini tanıyan insan, hayatın kendisine ait mutlak bir mülk olmadığını; Allah tarafından verilmiş bir emanet olduğunu anlar.
Hayat, insana karşılıksız verilmiş büyük bir nimettir.
İnsan bu nimetin gerçek sahibi değildir.
Kendi doğum zamanını belirlememiştir.
Hangi ailede dünyaya geleceğini seçmemiştir.
Bedenindeki organları kendisi yaratmamıştır.
Hayatının ne zaman sona ereceğini de kesin olarak bilemez.
Bütün bunlar, hayatın insanın elinde geçici bir emanet olduğunu gösterir.
Bu emaneti taşıyan insanın bazı temel sorumlulukları vardır.
İnsan kendisine verilen hayat nimetine karşı şükretmelidir.
Şükür yalnızca dil ile “Elhamdülillah” demek değildir.
Hayatı Allah’ın rızasına uygun kullanmak da şükrün önemli bir parçasıdır.
İnsanın yaratılış gayesi Kur’ân’da şöyle bildirilir:
“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Zâriyât suresi, 56. ayet
İbadet, insanın kendisine hayat veren Rabbini tanıması ve O’na kulluk etmesidir.
Namaz, dua, zikir, oruç ve diğer ibadetler bu kulluğun tezahürleridir.
Hayat Allah’ın emaneti olduğundan insan kendi hayatını ve başkalarının hayatını korumakla sorumludur.
İslâm’da canın korunması temel değerlerdendir.
İnsanlara zarar vermemek, hastalara yardımcı olmak, ihtiyaç sahiplerini gözetmek ve canlılara merhamet göstermek bu anlayışın gereğidir.
İnsan yalnızca yaşamakla yetinmemelidir.
Kendisine verilen hayatın manasını da düşünmelidir.
Bir çiçeğe baktığında onun yaratılışını, bir kuşun sesini duyduğunda hayatın çeşitliliğini, kendi kalbinin atışını hissettiğinde Allah’ın nimetlerini hatırlamalıdır.
Dünya hayatı geçicidir.
Bu sebeple insan, kendisine verilen ömrü ebedî hayatı için bir hazırlık fırsatı olarak değerlendirmelidir.
İyilik yapmak, adaleti gözetmek, kul hakkından sakınmak ve güzel ahlâk sahibi olmak bu hazırlığın önemli parçalarıdır.
El-Hayy ismini öğrenmek yalnızca onun sözlük anlamını bilmek değildir.
Asıl gaye, bu ismin kâinattaki işaretleri üzerinde düşünerek marifetullahı artırmaktır.
Sabah uyandığımızda yeni bir güne kavuşmamız üzerinde tefekkür edebiliriz.
Su içerken suyun bedenimizdeki hayatî vazifelerini düşünebiliriz.
Bir ağaç gördüğümüzde onun büyümesini ve beslenmesini sağlayan sistemleri inceleyebiliriz.
Bir bebeğin gelişimini gördüğümüzde yaratılışın inceliklerini hatırlayabiliriz.
Bir hastanın iyileşmesine şahit olduğumuzda bedenin onarım kabiliyetleri üzerinde düşünebilir ve şifayı Allah’tan bilebiliriz.
Bir yakınımızı kaybettiğimizde ise dünyanın faniliğini ve Allah’ın ebedî hayat sahibi olduğunu hatırlayabiliriz.
Böylece günlük hayatın sıradan görünen hadiseleri, insan için birer iman ve tefekkür dersine dönüşür.
El-Hayy ismini doğru anlamak için üzerinde özellikle durulması gereken bir mesele vardır.
Allah’ın hayatı ile yaratılmışların hayatı mahiyet bakımından aynı değildir.
İnsanın hayatı sonradan yaratılmıştır.
Allah’ın hayatı ezelîdir.
İnsanın hayatı sınırlıdır.
Allah’ın hayatı sonsuzdur.
İnsanın hayatı beslenmeye, uygun çevre şartlarına ve bedenî sistemlere muhtaçtır.
Allah’ın hayatı hiçbir şeye muhtaç değildir.
İnsan uyur, yorulur, hastalanır ve ölür.
Allah uyumaktan, yorulmaktan, hastalıktan ve ölümden münezzehtir.
Bakara suresinin 255. ayetinde Allah hakkında şöyle buyrulur:
“O’nu ne bir uyuklama tutar ne de bir uyku.”
Bu ayet, Allah’ın hayatının yaratılmışların hayatına benzemediğini açıkça bildirir.
El-Hayy isminin canlılarda tecelli etmesi, Allah’ın zatının canlıların içerisine girmesi veya onlardan bir parça olması demek değildir.
Tecelli, yaratılmışlarda Allah’ın isimlerini tanıtan eserlerin ve işaretlerin görünmesi manasında anlaşılmalıdır.
Bu ayrım, İslâm’ın tevhid ve tenzih esaslarını korumak bakımından son derece önemlidir.
Marifetullah, Allah’ı isimleri, sıfatları ve fiilleriyle tanımaya çalışmaktır.
Muhabbetullah ise Allah’a duyulan sevgidir.
El-Hayy ismi bu iki hakikate önemli bir kapı açar.
İnsan kendisine verilen hayatın kıymetini düşündüğünde, bu nimetin sahibini tanımaya yönelir.
Kendisine verilen gözleri, kulakları, aklı, kalbi ve diğer nimetleri düşündüğünde şükür hissi gelişir.
Başka canlılara verilen hayatı gördüğünde Allah’ın rahmetinin genişliğini tefekkür eder.
Bütün canlıların faniliğini düşündüğünde ise kalbini ebedî olan Allah’a bağlamanın önemini anlar.
Risale-i Nur’un genel yaklaşımında kâinattaki sanat eserleri, insanı sanatkârını tanımaya yönlendiren işaretlerdir.
Bu bakımdan hayat sahibi her varlık, iman nazarında Allah’ın isimlerini tanıtan bir mektup gibi okunabilir.
Bir çiçeğin güzelliği, bir kuşun sesi, bir bebeğin gülümsemesi ve bir ağacın meyvesi yalnızca maddî hadiseler olarak görülmez.
Aynı zamanda Allah’ın rahmetini, hikmetini, kudretini ve hayat verme fiilini hatırlatan nimetler olarak değerlendirilir.
Bu tefekkür, insanın Allah’a olan sevgisini ve şükrünü artırabilir.
Kur’ân-ı Kerîm’de El-Hayy ve El-Kayyûm isimleri birlikte zikredilir.
Bu iki isim, dua ve zikir hayatında da önemli bir yere sahiptir.
Peygamber Efendimizden (s.a.v.) rivayet edilen dualardan biri şöyledir:
Arapça:
يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ
Türkçe okunuşu:
Yâ Hayyu, Yâ Kayyûm, bi-rahmetike esteğîs.
Anlamı:
“Ey daima diri olan! Ey her şeyi ayakta tutan! Senin rahmetinle yardım diliyorum.”
Bu duanın daha uzun rivayetinde kişinin bütün işlerinin düzeltilmesini istemesi ve bir an bile kendi nefsine bırakılmaması talebi de yer alır.
Bu dua, insanın kendi aczini ve Allah’a olan ihtiyacını ifade eder.
El-Hayy ismini zikrederken insan şu manaları düşünebilir:
Allah daima diridir.
Allah hiçbir zaman ölmez.
Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.
Benim hayatım O’nun yarattığı bir nimettir.
Benim hayatım geçicidir, fakat Allah bâkidir.
Bu sebeple kalbimin en büyük dayanağı O olmalıdır.
Birinci: Hakiki, ezelî ve ebedî hayat sahibi yalnızca Allah’tır.
İkinci: Bütün yaratılmışların hayatı Allah’ın yaratmasıyla meydana gelir.
Üçüncü: Hayat, Allah’ın ilim, kudret, hikmet ve rahmetini gösteren büyük bir tefekkür alanıdır.
Dördüncü: Canlıların birbirleriyle bağlantılı hayat sistemleri, tevhid üzerinde düşünmeye vesile olur.
Beşinci: İnsan kendi hayatının mutlak sahibi değil, emanetçisidir.
Altıncı: Her canlı, Allah’ın isimlerini tanıtan farklı işaretler taşır.
Yedinci: Dünya hayatının geçici olması, insanı ahiret hayatına hazırlanmaya yönlendirir.
Sekizinci: Allah’ın hayatı yaratılmışların hayatına benzemez.
Dokuzuncu: El-Hayy ismini tanımak, insanın tevekkülünü, şükrünü ve kulluk şuurunu güçlendirir.
Onuncu: Hayatın en büyük gayelerinden biri, insana hayatı veren Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmektir.
Kâinatta gördüğümüz bütün canlılar, hayatın farklı şekillerde yaratıldığını gösterir.
Bir hücrenin faaliyetlerinden bir ağacın büyümesine, bir arının çalışmasından bir insanın düşünmesine kadar hayatın her merhalesinde muhteşem bir düzen bulunmaktadır.
Risale-i Nur perspektifinde bu düzen, tesadüfe bırakılmış manasız hadiseler olarak değil, Allah’ın isimlerini tanıtan hikmetli yaratılış eserleri olarak okunur.
El-Hayy ismi bize, bütün canlıların hayatlarının Allah’ın yaratmasıyla meydana geldiğini, O’nun ise hiçbir şeye muhtaç olmayan mutlak hayat sahibi olduğunu öğretir.
İnsan bu hakikati kavradıkça kendi hayatının kıymetini daha iyi anlar.
Kendisine verilen nimetlere şükreder.
Diğer canlılara merhametle yaklaşır.
Ömrünü faydalı ve güzel işlerle değerlendirmeye çalışır.
Ölümün kaçınılmaz olduğunu bilerek ahirete hazırlanır.
Ve en önemlisi, fanilerin hayatına değil, ebedî hayat sahibi olan Allah’a dayanır.
El-Hayy isminin insana verdiği en büyük ders şudur:
Ey insan! Sana hayat veren Allah’tır. Hayatını devam ettiren O’dur. Seni ölümden sonra yeniden diriltmeye kadir olan da O’dur. Öyleyse sana verilen hayatı O’nu tanımak, O’na şükretmek ve O’nun rızasını kazanmak için değerlendir.
Bu makale doğrudan bir Risale-i Nur metninin kelimesi kelimesine aktarımı değil; Kur’ân ayetleri, İslâmî inanç esasları ve Risale-i Nur’daki ilgili bahisler ışığında hazırlanmış açıklamalı bir tefekkür yazısıdır.
Kur’ân-ı Kerîm: Bakara 2:255; Âl-i İmrân 3:185; Nahl 16:68–69; Furkân 25:58; Rûm 30:50; Mülk 67:2; Zâriyât 51:56.
Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Otuzuncu Lem’a, İsm-i Hayy bahsi.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Onuncu Söz (Haşir Risalesi).
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Otuz Üçüncü Söz (Pencereler Risalesi).
Tirmizî, Deavât, “Yâ Hayyu Yâ Kayyûm” duasıyla ilgili rivayetler.
Talim-i Esmâ serimizin ilk dersi: El-Hayy tamamlandı. Bir sonraki dersimizde El-Kayyûm ismini, kâinatın ayakta tutulması, varlıkların devamı, zerrelerden yıldızlara kadar ilâhî kayyûmiyetin tecellileri ve Risale-i Nur’daki Kayyûmiyet hakikati çerçevesinde ayrıntılı olarak inceleyebiliriz.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.