- Salih Avcı
- 21.02.2023
Üzerinde yürüdüğümüz Dünya bize çoğu zaman hareketsiz ve sıradan görünür. Oysa gerçekte Dünya, son derece hareketli ve dinamik bir gezegendir.
Kendi ekseni etrafında döner, Güneş'in çevresinde yol alır; atmosferinde rüzgârlar eser, okyanuslarında büyük akıntılar dolaşır, yer altında erimiş kayaçlar hareket eder, su sürekli buharlaşıp yağmur olarak geri döner ve milyonlarca canlı birbiriyle bağlantılı ekosistemler meydana getirir.
İnsan açısından bakıldığında bütün bunların dikkat çekici tarafı şudur:
Hayat, tek bir şartın değil, çok sayıda fiziksel, kimyasal ve biyolojik şartın birlikte işlemesi sayesinde devam eder.
Kur'ân-ı Kerîm insanı göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünmeye davet eder:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için deliller vardır.”
(Âl-i İmrân, 3/190)
Dünya bu bakımdan yalnızca yaşadığımız bir gezegen değil; tefekkür edildiğinde insanı ilimden hayrete, hayretten şükre götüren büyük bir yaratılış kitabıdır.
Dünya, Güneş Sistemi'ndeki sekiz gezegenden biridir ve Güneş'e uzaklık bakımından üçüncü sıradadır.
Güneş'ten ortalama uzaklığı yaklaşık:
150 milyon kilometredir.
Bu mesafe Dünya'nın enerji dengesinde büyük önem taşır.
Dünya'nın yüzeyinde sıvı suyun uzun süre bulunabilmesine imkân sağlayan şartların oluşmasında yalnızca uzaklık değil;
atmosfer,
atmosfer basıncı,
sera etkisi,
gezegenin kütlesi,
yörüngesi,
dönüşü,
kimyasal yapısı
gibi birçok unsur birlikte rol oynar.
Bu yüzden “Dünya doğru mesafededir” demek tek başına yeterli değildir. Daha dikkat çekici olan, çok sayıda şartın birlikte hayatı mümkün kılan bir ortam meydana getirmesidir.
Dünya'daki hayatın büyük bölümünün temel enerji kaynağı Güneş'tir.
Güneş'ten gelen enerji sayesinde:
Dünya aydınlanır.
Yeryüzü ısınır.
Su buharlaşır.
Yağmur döngüsü işler.
Rüzgâr sistemleri meydana gelir.
Bitkiler fotosentez yapar.
Besin zincirlerinin büyük kısmı beslenir.
Bir ağacın yaprağında gerçekleşen fotosentezi düşünelim.
Bitki;
ışık + su + karbondioksit
kullanarak organik maddeler üretir ve oksijen açığa çıkarır.
İnsan ve hayvanlar ise doğrudan veya dolaylı olarak bitkilerin ürettiği organik maddelerden yararlanır.
Böylece milyonlarca kilometre uzaktaki Güneş'te ortaya çıkan enerji, bir süre sonra bir elmanın, buğday tanesinin veya ağacın bünyesinde kimyasal enerji hâlinde karşımıza çıkabilir.
Dünya kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü yaklaşık 24 saatte tamamlar.
Bunun en belirgin sonucu:
Dünya'nın dönüşü olmasaydı bugün bildiğimiz anlamdaki günlük aydınlık-karanlık düzeni bulunmazdı.
Gece-gündüz döngüsü yalnızca ışığın değişmesi değildir.
Canlıların büyük bölümünde biyolojik saatler bulunur.
Uyku, uyanıklık, hormonların salgılanması, bitkilerin çiçek açması, hayvanların beslenme davranışları gibi birçok faaliyet günlük ışık-karanlık döngüsüyle ilişkilidir.
Kur'ân'da şöyle buyrulur:
“Geceyi sizin için bir örtü, uykuyu bir dinlenme, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.”
(Nebe', 78/10-11)
İnsan gece uyurken bile Dünya dönmeye, atmosfer hareket etmeye ve vücudundaki sistemler çalışmaya devam eder.
Dünya, Güneş çevresindeki bir turunu yaklaşık:
365 gün 6 saatte
tamamlar.
Fakat burada çok önemli başka bir özellik vardır:
Bu eğiklik yaklaşık 23,4 derecedir.
Mevsimlerin meydana gelmesinin temel sebebi Dünya'nın Güneş'e bazen yaklaşıp bazen uzaklaşması değildir.
Asıl sebep:
Dünya'nın eksen eğikliği ve Güneş çevresindeki hareketidir.
Bu nedenle yıl içerisinde farklı bölgelerin aldığı Güneş ışığının açısı ve gündüz süreleri değişir.
Sonuçta:
🌱 İlkbahar
☀️ Yaz
🍂 Sonbahar
❄️ Kış
döngüsü meydana gelir.
Mevsimler tarımdan hayvan göçlerine, bitkilerin gelişiminden su kaynaklarına kadar çok geniş bir sistemi etkiler.
Dünya'nın çevresinde görünmeyen fakat hayati öneme sahip büyük bir gaz tabakası vardır:
Kuru havanın yaklaşık olarak:
%78'i azot,
%21'i oksijen
olup geri kalan küçük bölümde argon, karbondioksit ve başka gazlar bulunur. Su buharının miktarı ise yere ve zamana göre değişir.
Atmosferin görevleri son derece fazladır.
Atmosfer:
Solunum için gerekli oksijeni sağlar.
Fotosentez için karbondioksit içerir.
Dünya'nın sıcaklık dengesine katkıda bulunur.
Su döngüsünün gerçekleşmesini sağlar.
Zararlı morötesi ışınların önemli bölümünün engellenmesinde rol oynar.
Küçük göktaşlarının önemli kısmının yüzeye ulaşmadan parçalanmasına yardımcı olur.
Dolayısıyla nefes aldığımız hava yalnızca “boşlukta bulunan gaz” değildir.
Hayatın devamındaki büyük sistemlerden biridir.
Güneş hayat için gereklidir; fakat Güneş'ten gelen bütün elektromanyetik ışınım canlılar açısından aynı derecede faydalı değildir.
Özellikle bazı ultraviyole ışınlar canlı dokulara zarar verebilir.
Stratosferde bulunan ozon tabakası, zararlı ultraviyole ışınımın önemli bir kısmını soğurur.
Böylece Dünya atmosferi bir bakıma seçici bir filtre gibi davranır.
Hayat için gerekli ışık yeryüzüne ulaşırken, bazı zararlı ışınımların önemli bölümü atmosfer tarafından tutulur.
Dünya'nın görünmeyen başka bir koruma sistemi daha vardır:
Dünya'nın dış çekirdeğindeki elektriksel olarak iletken sıvı demirin hareketleri, gezegenin büyük ölçekli manyetik alanının oluşmasında temel rol oynar.
Bu alan Dünya'nın çevresinde manyetosfer denilen bölgenin oluşmasına katkı sağlar.
Güneş sürekli olarak uzaya yüklü parçacıklar gönderir.
Buna:
Güneş rüzgârı
denir.
Manyetosfer bu parçacıkların büyük bölümünün hareketini saptırarak Dünya'yı uzay ortamının etkilerinden koruyan önemli sistemlerden biri olur.
Kutup ışıkları da Güneş'ten gelen yüklü parçacıklarla Dünya'nın manyetik alanı ve atmosferi arasındaki etkileşimin muhteşem sonuçlarından biridir.
Dünya yüzeyinin yaklaşık %71'i suyla kaplıdır.
Ancak Dünya'daki suyun büyük bölümü tuzlu okyanus suyudur.
Tatlı su miktarı çok daha sınırlıdır ve bunun da önemli kısmı buzullarda veya yer altında bulunur.
Su, hayat için olağanüstü özelliklere sahip bir moleküldür.
Su:
Maddeleri çözebilir.
Besinlerin taşınmasına yardımcı olur.
Hücrelerdeki kimyasal reaksiyonların ortamını oluşturur.
Vücut sıcaklığının düzenlenmesine katkı sağlar.
Bitkilerde madde taşınmasına yardım eder.
İklimin düzenlenmesinde büyük rol oynar.
İnsan vücudunun da önemli bir bölümü sudan meydana gelir.
Bir damla suyun yolculuğunu düşünelim.
Okyanusta bulunan su Güneş enerjisiyle buharlaşır.
⬆️ Buharlaşma
Su buharı atmosfere yükselir.
☁️ Yoğunlaşma
Uygun şartlarda küçük damlacıklar veya buz kristalleri oluşarak bulutları meydana getirir.
🌧️ Yağış
Su yağmur veya kar şeklinde yeryüzüne döner.
🏔️ Akış ve sızma
Bir kısmı toprağa geçer, bir kısmı yer altı sularına katılır, bir kısmı dereler ve nehirlerle yeniden denizlere ulaşır.
Sonra süreç tekrar eder.
Kur'ân'da suyun hayatla ilişkisine dikkat çekilir:
“Her canlı şeyi sudan yarattık.”
(Enbiyâ, 21/30)
Bir insanın içtiği bir bardak su bile çok büyük bir küresel döngünün küçük bir parçasıdır.
Bulutlar yalnızca gökyüzündeki güzel görüntüler değildir.
Atmosferdeki suyun taşınması ve yağışın meydana gelmesinde önemli rol oynarlar.
Hava hareketleri sayesinde su, okyanuslardan ve diğer yüzeylerden buharlaşarak başka bölgelere taşınabilir.
Böylece denizlerden uzak bölgeler dahi yağış alabilir.
Bir bakıma atmosfer:
devasa bir su taşıma sistemi
gibi çalışır.
Okyanuslar yalnızca büyük su kütleleri değildir.
Dünya'nın iklim sisteminin en önemli parçalarındandır.
Okyanuslar:
Büyük miktarda ısı depolar.
Isının gezegen üzerinde taşınmasına katkı sağlar.
Su döngüsünün önemli kaynağıdır.
Çok büyük ekosistemlere ev sahipliği yapar.
Karbon döngüsünde rol oynar.
Okyanus akıntıları sayesinde tropikal bölgelerden yüksek enlemlere doğru önemli miktarda enerji taşınabilir.
Böylece Dünya'nın iklimi, atmosfer ile okyanuslar arasındaki sürekli etkileşim sonucunda şekillenir.
Bir ağacın yaprağına baktığımızda küçük, yeşil bir yüzey görürüz.
Fakat hücresel ölçekte son derece karmaşık biyokimyasal faaliyetler gerçekleşmektedir.
Bitkiler fotosentez sırasında Güneş enerjisinden yararlanarak karbondioksit ve sudan organik moleküller üretir.
Bunun sonucunda oksijen de açığa çıkar.
Bu faaliyet:
🌞 Güneş
⬇
🌿 Bitki
⬇
🍎 Besin
⬇
🐄 Hayvan
⬇
👨 İnsan
şeklinde düşünülebilecek büyük enerji ve besin ağlarının temelini oluşturur.
Elbette gerçek ekosistemler bundan çok daha karmaşıktır.
Toprak çoğu zaman yalnızca kahverengi bir madde gibi görülür.
Oysa sağlıklı bir toprakta:
bakteriler,
mantarlar,
solucanlar,
böcekler,
organik maddeler,
mineraller,
su,
hava
bir arada bulunabilir.
Toprak;
bitkilere kök ortamı sağlar, suyun tutulmasına katkıda bulunur ve besin elementlerinin döngüsünde önemli görevler üstlenir.
Bir avuç verimli toprak, gözle görülemeyecek kadar küçük çok sayıda canlı organizmaya ev sahipliği yapabilir.
Bir yaprak ağaçtan düşer.
İlk bakışta görevini tamamlamış görünür.
Fakat süreç bitmez.
Bakteriler, mantarlar ve başka ayrıştırıcı canlılar ölü organik maddeleri parçalar.
Maddeler yeniden toprağa ve çevredeki döngülere katılır.
Bitkiler bunlardan tekrar yararlanabilir.
Sonra hayvanlar bitkileri yer.
Ölümler ve ayrışmalarla maddeler tekrar çevreye döner.
Böylece tabiatta:
üretim → tüketim → ayrışma → yeniden kullanım
şeklinde büyük madde döngüleri vardır.
Ekosistemlerde canlılar birbirinden tamamen bağımsız değildir.
Örneğin çiçekli bitkiler ile bazı böcekler arasında çok dikkat çekici ilişkiler bulunur.
Arı çiçeğe gelir ve nektar toplar.
Bu sırada polenler vücuduna yapışabilir.
Arı başka çiçeğe geçtiğinde polenlerin taşınmasına yardımcı olur.
Böylece:
🐝 Arı besin kazanır.
🌸 Bitkinin üremesine katkı sağlanır.
İnsan da bu sistemden dolaylı olarak faydalanır.
Tabiatta buna benzer sayısız karşılıklı ilişki bulunmaktadır.
Dünya yalnızca yüzeyde hareketli değildir.
İç yapısı genel olarak:
kabuk,
manto,
dış çekirdek,
iç çekirdek
şeklinde incelenebilir.
Dünya'nın içindeki ısı ve madde hareketleri gezegenin jeolojik faaliyetlerinin temel kaynaklarındandır.
Levha tektoniği sonucunda:
kıtalar hareket eder,
dağlar oluşabilir,
depremler meydana gelir,
volkanik faaliyetler görülür,
okyanus tabanları yenilenebilir.
Bu süreçler insan açısından bazen yıkıcı sonuçlar doğursa da gezegenin jeolojik gelişiminin temel parçalarıdır.
Karbon, canlılığın temel elementlerinden biridir.
Atmosfer, okyanuslar, toprak, kayaçlar ve canlılar arasında sürekli dolaşır.
Bitkiler atmosferdeki karbondioksiti fotosentez sırasında kullanır.
Hayvanlar bitkilerden veya başka hayvanlardan karbon içeren organik maddeler alır.
Solunum, ayrışma, okyanus-atmosfer alışverişi, volkanizma ve insan faaliyetleri karbonun farklı rezervuarlar arasında hareket etmesine neden olur.
Dolayısıyla Dünya'nın atmosferi, canlıları, okyanusları ve taşları birbirinden tamamen bağımsız sistemler değildir.
İnsan birkaç hafta yiyeceksiz, birkaç gün susuz yaşayabilir; fakat oksijensiz ancak çok kısa süre hayatta kalabilir.
Her nefeste atmosferden oksijen alırız.
Hücrelerimiz bu oksijeni enerji üretim süreçlerinde kullanır.
Bitkiler, algler ve bazı mikroorganizmalar ise fotosentez sırasında oksijen üretimine katkıda bulunur.
Böylece atmosfer ile canlılar arasında büyük bir madde alışverişi devam eder.
Dünya Güneş'ten enerji alırken uzaya da enerji yayar.
Atmosferde doğal olarak bulunan su buharı, karbondioksit, metan gibi sera gazları yayılan ısının bir bölümünün atmosferde tutulmasına katkı sağlar.
Doğal sera etkisi hayat için gereklidir.
Fakat insan faaliyetleri nedeniyle sera gazlarının miktarının artması enerji dengesini değiştirerek küresel ısınmaya yol açmaktadır.
Bu önemli bir ayrımdır:
Doğal sera etkisi hayat için gereklidir; güçlendirilmiş sera etkisi ise iklim sisteminde ciddi değişikliklere yol açabilir.
Dünya'nın doğal uydusu Ay'ın da gezegenimiz üzerinde önemli etkileri vardır.
En belirginlerinden biri:
Ay'ın ve daha küçük ölçekte Güneş'in kütleçekim etkileri okyanuslardaki gelgit olaylarının oluşmasına neden olur.
Ay ayrıca uzun zaman ölçeklerinde Dünya'nın eksen eğikliğinin davranışının daha kararlı olmasına katkıda bulunur.
Bu nedenle Ay yalnızca geceleri gördüğümüz güzel bir gök cismi değildir; Dünya sisteminin önemli bir parçasıdır.
Dünya'nın kütleçekimi sayesinde biz yeryüzünde kalırız.
Fakat kütleçekiminin etkisi bununla sınırlı değildir.
Atmosferin Dünya çevresinde tutulmasında, okyanusların gezegen üzerinde kalmasında ve birçok fiziksel süreçte kütleçekimi temel rol oynar.
Bir yağmur damlasının yere düşmesinden Dünya'nın Güneş çevresindeki hareketine kadar kütleçekimi evrensel ölçekte işleyen temel fizik yasalarından biridir.
Dünya'yı tek bir sistem gibi düşünmek yerine birkaç büyük sistemin birlikte çalışması şeklinde anlamak mümkündür:
Atmosfer: Hava sistemi
Hidrosfer: Su sistemi
Litosfer/jeosfer: Kayaçlar ve katı Dünya
Biyosfer: Canlılar dünyası
Kriyosfer: Buzullar ve donmuş su bölgeleri
Fakat bunların hiçbiri tamamen bağımsız değildir.
Örneğin bir yanardağ patlaması atmosferi etkileyebilir.
Atmosferdeki değişim yağışı etkileyebilir.
Yağış toprağı etkiler.
Toprak bitkileri etkiler.
Bitkiler hayvanları etkiler.
Hayvanlar ve mikroorganizmalar yeniden toprağı etkiler.
Böylece Dünya:
birbirine bağlı sistemlerden oluşan büyük bir bütün
olarak karşımıza çıkar.
Dünya'da hayatın devamı birçok değişkenin belirli aralıklarda kalmasına bağlıdır.
Bunlardan bazıları:
Güneş'ten gelen enerji,
atmosferin yapısı,
sıvı suyun bulunması,
yüzey sıcaklıkları,
gezegenin kütlesi,
kütleçekimi,
manyetik alan,
karbon döngüsü,
su döngüsü,
ekosistemler,
biyolojik çeşitlilik,
okyanus-atmosfer etkileşimidir.
Buradaki önemli nokta şudur:
Hayatın devamı yalnızca tek bir “mükemmel değer”e değil, çok sayıda sistemin birbirleriyle etkileşmesine bağlıdır.
Tefekkür açısından insan bu uyum karşısında şu soruyu sorabilir:
Bu kadar farklı sistemin aynı gezegende birlikte çalışması bize ne anlatıyor?
Kur'ân insanı yalnızca gökyüzüne değil, yeryüzündeki olaylara da bakmaya davet eder:
“Yeryüzünde kesin olarak inananlar için nice deliller vardır. Kendi nefislerinizde de. Hâlâ görmeyecek misiniz?”
(Zâriyât, 51/20-21)
Bu bakış açısında yağmur yalnızca meteorolojik bir olay değildir.
Ağaç yalnızca biyolojik bir organizma değildir.
Toprak yalnızca minerallerden oluşan bir madde değildir.
Bunların nasıl çalıştığını bilim araştırır; insan ise bu bilgiden hareketle onların anlamı ve hikmeti üzerinde ayrıca düşünebilir.
Risale-i Nur'da kâinat sık sık kitap, saray, misafirhane, sergi ve fabrika gibi benzetmeler üzerinden tefekküre konu edilir.
Bu yaklaşımda varlıkların yalnızca kendilerine değil, gösterdikleri manalara bakılması istenir.
Bir çiçeğe baktığımızda yalnızca:
“Ne güzel bir çiçek!”
demek yerine;
Bu renk nasıl meydana geliyor?
Bu koku nasıl üretiliyor?
Bu canlı topraktan bu maddeleri nasıl seçiyor?
Güneş ışığını nasıl kullanıyor?
Tohumun içine gelecek neslin bilgisi nasıl taşınıyor?
soruları sorulur.
Bilim bu süreçlerin mekanizmalarını araştırırken tefekkür bunların anlamı üzerinde düşünür.
Bediüzzaman'ın yaklaşımında kâinat, Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellilerinin okunabileceği büyük bir kitap olarak ele alınır.
Bu bakışla Dünya:
okunması gereken büyük bir yaratılış kitabıdır.
Bir yağmur damlasını düşünelim.
Onun oluşması için:
Güneş okyanusları ısıtır.
⬇
Su buharlaşır.
⬇
Atmosfer hareketleri su buharını taşır.
⬇
Hava uygun şartlarda soğur.
⬇
Su yoğunlaşır.
⬇
Bulut damlacıkları ve buz kristalleri gelişir.
⬇
Yağış meydana gelir.
⬇
Su toprağa ulaşır.
⬇
Bitki kökleri sudan yararlanır.
⬇
Bitki gelişir.
⬇
İnsan ve hayvanlar ondan faydalanır.
Tek bir damlanın arkasında bile:
☀️ Güneş
🌊 okyanus
🌬️ atmosfer
☁️ bulut
🌍 kütleçekimi
🌱 toprak
🌳 bitki
gibi birçok sistem birlikte çalışmaktadır.
Bir elmayı elimize aldığımızı düşünelim.
O elmanın oluşması için:
Toprak gerekir.
Su gerekir.
Mineraller gerekir.
Atmosfer gerekir.
Karbondioksit gerekir.
Güneş ışığı gerekir.
Fotosentez gerekir.
Kök sistemi gerekir.
Yapraklar gerekir.
Çiçeklenme gerekir.
Tozlaşma gerekir.
Uygun sıcaklık gerekir.
Ekosistem gerekir.
Yani insan eline bir elma aldığında aslında Dünya'nın çok sayıda sisteminin ortak sonucunu tutmaktadır.
Bu açıdan bir meyve yalnızca besin değil, tefekkür için de büyük bir penceredir.
İnsan Dünya'nın sahibi gibi davranabilse de biyolojik açıdan onun sistemlerine tamamen bağımlıdır.
Atmosfer olmadan yaşayamayız.
Su olmadan yaşayamayız.
Toprak olmadan büyük ölçekte tarım yapamayız.
Bitkiler ve diğer fotosentetik canlılar olmadan bugünkü ekolojik sistem sürdürülemez.
Ekosistemler olmadan besin ağları çöker.
Bu gerçek insana önemli bir sorumluluk yükler.
Kur'ân'da:
“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”
(A'râf, 7/56)
buyrulur.
Çevreyi korumak bu bakımdan yalnızca ekonomik veya bilimsel bir mesele değil; insana verilen nimetlere karşı sorumluluk olarak da değerlendirilebilir.
Bilim bize:
“Bu olay nasıl gerçekleşiyor?”
sorusunun cevabını araştırmada yardımcı olur.
Tefekkür ise:
“Bu düzen bana ne anlatıyor?”
sorusunu gündeme getirir.
Örneğin bilim suyun moleküler özelliklerini açıklar.
Meteoroloji yağmurun nasıl oluştuğunu inceler.
Biyoloji bitkinin suyu nasıl kullandığını araştırır.
Ekoloji suyun canlı toplulukları üzerindeki etkisini inceler.
Tefekkür eden insan ise bütün bu bilgileri birlikte değerlendirerek yaratılışın hikmeti üzerinde düşünür.
Dolayısıyla sağlam bilimsel bilgi, tefekkürü azaltmak zorunda değildir.
Tam tersine ayrıntıları öğrendikçe hayret artabilir.
Dünya'nın sistemlerini incelediğimizde bazı temel dersler ortaya çıkar:
1. Düzen:
Tabiat olayları belirli fiziksel kanunlar içerisinde gerçekleşir.
2. Bağlılık:
Atmosferden toprağa kadar sistemler birbirine bağlıdır.
3. Ölçü:
Hayatın devamı birçok fiziksel ve kimyasal şartın belirli aralıklarda bulunmasına bağlıdır.
4. Döngü:
Su, karbon ve diğer maddeler sürekli dolaşır.
5. Yardımlaşma:
Ekosistemlerde canlılar arasında karmaşık karşılıklı ilişkiler vardır.
6. Yenilenme:
Ölü organik maddeler ayrıştırılarak yeniden madde döngülerine katılır.
7. Koruma:
Atmosfer, ozon tabakası ve manyetosfer gibi sistemler Dünya yüzeyindeki hayatın korunmasına katkı sağlar.
8. Rızık:
Güneş, su, toprak ve canlı sistemlerinin ortak faaliyetiyle sayısız besin ortaya çıkar.
9. Sorumluluk:
İnsan bu sistemlerden faydalanırken onları bozmayacak şekilde davranmakla yükümlüdür.
10. Tefekkür:
Dünya'nın işleyişini öğrenmek, insanın yaratılış üzerinde daha derin düşünmesine vesile olabilir.
Bir an için Dünya'ya uzaydan baktığımızı düşünelim.
Karanlık uzayın ortasında mavi bir küre…
Üzerinde okyanuslar, kıtalar ve bulutlar vardır.
Fakat biraz yaklaştığımızda çok daha büyük bir düzen görürüz.
🌍 Dünya dönüyor.
☀️ Güneş enerji gönderiyor.
🌊 Okyanuslar ısı taşıyor.
💧 Su buharlaşıyor.
☁️ Bulutlar oluşuyor.
🌧️ Yağmur yağıyor.
🌱 Tohumlar filizleniyor.
🌳 Ağaçlar büyüyor.
🐝 Arılar çiçekleri ziyaret ediyor.
🦠 Mikroorganizmalar maddeleri dönüştürüyor.
🫁 İnsan nefes alıyor.
❤️ Kalp atıyor.
Ve bütün bunlar aynı gezegende birbirleriyle bağlantılı şekilde devam ediyor.
İşte tefekkür burada başlar.
İnsan, alışkanlık perdesini kaldırıp dünyaya yeniden baktığında sıradan gördüğü pek çok şeyin aslında araştırılmaya ve hayret edilmeye değer olduğunu fark eder.
Kur'ân'ın ifadesiyle:
“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır.”
(Câsiye, 45/13)
Dünya bu açıdan yalnızca üzerinde yaşadığımız bir toprak parçası değildir.
Atmosferiyle, suyuyla, Güneş'le ilişkisiyle, toprağıyla, bitkileriyle, hayvanlarıyla ve milyarlarca canlısıyla her an faaliyet hâlinde bulunan muazzam bir hayat sistemidir.
Risale-i Nur'un tefekkür anlayışıyla bakıldığında ise bu büyük sistem; kudreti, ilmi, hikmeti, rahmeti ve sanatı gösteren büyük bir yaratılış kitabı olarak okunabilir.
İnsana düşen yalnızca bu dünyadan faydalanmak değil;
onu araştırmak, anlamak, korumak, nimetlerine şükretmek ve yaratılışı üzerinde tefekkür etmektir.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.