- Salih Avcı
- 20.02.2023
Kur’ân-ı Kerîm, Sünnet-i Seniyye, sahih hadisler, İmam Gazâlî ve Risale-i Nur perspektifinden kapsamlı bir inceleme
İnsan, yaratılışı itibarıyla sonsuzluğu isteyen bir varlıktır. Dünyanın en güzel nimetlerine kavuşsa bile onların sona ermesini istemez. Sevdiği insanların ölmesini, gençliğinin ihtiyarlığa dönüşmesini, sağlığının bozulmasını ve mutluluğunun bitmesini arzu etmez.
İnsanın kalbinde öyle derin bir ebediyet arzusu vardır ki dünyanın bütün güzellikleri bir araya getirilse bile bu arzuyu bütünüyle tatmin edemez.
İşte İslâm inancına göre Cennet, insanın bu sonsuzluk arzusuna Allah'ın rahmetiyle verilen ebedî cevaptır.
Cennet yalnızca güzel bahçelerden, akan nehirlerden, muhteşem köşklerden ve lezzetli yiyeceklerden ibaret değildir. O, aynı zamanda:
Ölümün bulunmadığı ebedî hayat yurdudur.
Hastalığın, ihtiyarlığın ve yorgunluğun olmadığı sıhhat âlemidir.
Korkunun, hüznün, pişmanlığın ve ayrılığın sona erdiği huzur yurdudur.
İnsanların kalplerindeki kin, kıskançlık ve düşmanlığın temizlendiği kardeşlik âlemidir.
Allah'ın rızasına ve müminler için en büyük nimetlerden biri olan cemâlini görme saadetine kavuşulan mükâfat yurdudur.
Kur'ân'ın Cennet tasvirleri, insanın anlayabileceği örneklerle gayb âleminden haber verir. Ancak Cennet'in gerçek mahiyeti, dünyadaki tecrübelerimizin çok ötesindedir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
“Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen nimetler hazırladım.”
Kaynak: Buhârî, Bed'ü'l-Halk; Müslim, Cennet, 2824.
Bu hadis, Cennet'in dünyadaki güzelliklerle yalnızca sınırlı biçimde anlatılabileceğini göstermektedir.
Yüce Allah şöyle buyurur:
“Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer kadar olan, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış Cennet'e koşun.”
Âl-i İmrân, 3:133 (mealen).
Bu ayette Cennet'in genişliği özellikle vurgulanmaktadır.
Dünya üzerinde yaşayan bir insan için büyük bir saray, geniş bir bahçe veya muhteşem bir ülke son derece kıymetli görünebilir. Fakat Kur'ân, Cennet'in genişliğini gökler ve yer üzerinden anlatarak insanın hayal gücünü aşan bir büyüklüğe işaret eder.
Bu ifadeden Cennet'in kesin fiziksel ölçülerini çıkarmak doğru değildir. Ayetin asıl vurgusu, Allah'ın hazırladığı mükâfatın büyüklüğü ve insan idrakini aşan genişliğidir.
Risale-i Nur açısından: Bediüzzaman Said Nursî'nin haşir ve âhiret hakkındaki izahlarında, kâinatı yaratan sonsuz kudret sahibinin ebedî bir saadet yurdu yaratmasının kudretine ağır gelmeyeceği üzerinde durulur.
Dünyada milyarlarca canlıya rızık veren, her baharda yeryüzünü yeniden canlandıran ve sayısız varlığı hikmetle idare eden Allah için Cennet'i yaratmak imkânsız değildir.












Temsilî doğa görselleri. Cennet'in gerçek mahiyeti dünyadaki görüntülerle tam olarak tasvir edilemez.
Kur'ân-ı Kerîm'de Cennet'in en çok tekrar edilen özelliklerinden biri, altından ırmaklar akan bahçelerdir.
“İman edip salih ameller işleyenlere, içlerinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele.”
Bakara, 2:25 (mealen).
Bu ayette iki önemli hakikat bulunmaktadır.
Birincisi, Cennet nimetleri iman ve salih amelle ilişkilendirilmiştir. İkincisi, insanın dünyada sevdiği su, ağaç, meyve ve bahçe gibi güzellikler âhiret saadetinin anlatılmasında kullanılmıştır.
Dünyada su hayatın kaynağıdır. Susuz kalan toprak kurur, bitkiler solar, canlılar hayatlarını sürdüremez.
Cennet'te ise nehirler, Allah'ın kullarına ikram ettiği sürekli nimetler arasında anlatılır.
Muhammed Suresi 15. ayette dört çeşit nehir zikredilir:
Bozulmayan, tadı ve kokusu değişmeyen su nehirleri.
Tadı değişmeyen süt nehirleri.
İçenlere lezzet veren, sarhoşluk ve zarar taşımayan Cennet içkisi nehirleri.
Süzülmüş bal nehirleri.
Bu tasvir, Cennet'in yalnızca maddî ihtiyaçların karşılandığı bir yer olmadığını, aynı zamanda lezzet ve ikram yurdu olduğunu da gösterir.
Dünyadaki su kirlenebilir, süt bozulabilir, balın niteliği değişebilir. Cennet nimetleri ise dünyadaki bozulma ve eksilme kanunlarına tâbi değildir.
Yüce Allah şöyle buyurur:
“Orada onlar için diledikleri meyveler vardır.”
Yâsîn, 36:57 (mealen).
Vâkıa Suresi'nde Cennet ehlinin dikensiz ağaçlar, meyveler, gölgeler ve akan sular içinde bulunacağı anlatılır.
Dünyada bir meyvenin yetişmesi için toprak, su, güneş, hava, zaman ve pek çok sebep gerekir.
Bir elmanın meydana gelmesinde dahi sayısız hikmetli süreç vardır. İnsan tohumu toprağa bırakır; fakat tohumun içinde o ağacın bütün yapısını, meyvesinin tadını ve kokusunu yaratan Allah'tır.
Risale-i Nur'un tefekkür anlayışıyla bakıldığında, dünyadaki meyveler Allah'ın rahmetini, keremini ve sanatını tanıtan işaretlerdir.
Cennet meyveleri ise bu rahmet ve ikramın ebedî hayattaki tecellileri olarak anlaşılabilir.
Burada önemli bir fark vardır:
Dünya nimetleri geçicidir; Cennet nimetleri ise ebedîdir.












Kur'ân'da bildirilen güzel meskenleri düşünmeye yardımcı temsilî mimari tasvirler.
İnsan dünyada kendisine ait güvenli, huzurlu ve güzel bir ev ister. Bu istek, insanın fıtratına yerleştirilmiş önemli arzulardandır.
Kur'ân'da Cennet ehline güzel meskenler vaat edilir.
“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içlerinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir.”
Tevbe, 9:72 (mealen).
Zümer Suresi'nin 20. ayetinde de Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için üst üste yapılmış yüksek köşklerden söz edilir.
Bu meskenlerin dünyadaki evlerden önemli farkları vardır.
Dünya evleri eskir, yıkılır, tamir gerektirir. İnsan en güzel sarayda yaşasa bile ölüm ve ayrılık korkusundan kurtulamaz.
Cennet meskenlerinde ise bu geçicilik söz konusu değildir.
İmam Gazâlî'nin âhiret hayatına ilişkin ahlâkî yaklaşımı açısından meseleye baktığımızda şu anlam öne çıkar:
İnsanın dünyada sahip olduğu mal ve mülk, onun kalbini Allah'tan uzaklaştırıyorsa bir imtihan vesilesidir. Fakat Allah'ın rızası için yaşanan hayatın karşılığı olarak verilen Cennet nimetleri, ilahî rahmetin tecellileridir.
Böylece dünya mülkü imtihan, Cennet mülkü ise mükâfat niteliği taşır.
İslâm inancına göre Cennet hayatı yalnızca ruhların yaşadığı soyut bir mutluluk değildir. Âhirette bedenlerin diriltilmesi ve insanların ruh ve beden bütünlüğü içerisinde mükâfatlandırılması, Ehl-i sünnet inancının temel esaslarındandır.
Dünyada insan bedeni sürekli değişmektedir.
Çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık birbirini takip eder. İnsan acıkır, yorulur, hastalanır ve sonunda ölür.
Cennet hayatında ise dünyadaki bu eksiklikler bulunmaz.
Sahih Müslim'de Cennet ehline ebedî sağlık, hayat ve gençlik müjdesi verildiği bildirilir (Müslim, Cennet, 2837).
Buna göre Cennet'te:
Hastalık ve bedensel çöküş bulunmaz.
İhtiyarlık ve ölüm gerçekleşmez.
Dünya hayatındaki yorgunluk ve eziyetler yaşanmaz.
Ebedî hayat, Allah'ın ihsanıyla devam eder.
Buradaki temel hikmet şudur: Dünya bedeni imtihan şartlarına uygun yaratılmıştır. Cennet hayatı ise ebedî saadete uygun olacaktır.
Kur'ân'da şöyle buyrulur:
“Orada bize hiçbir yorgunluk dokunmaz.”
Fâtır, 35:35 (mealen).
Dünya hayatında uyku, bedenin ihtiyaçlarından biridir. İnsan yorulduğu için dinlenmeye muhtaç olur.
Cennet'te ise yorgunluğun bulunmayacağı açıkça bildirilmiştir.
Bu sebeple Cennet hayatının dünyadaki uyku ve dinlenme düzenine ihtiyaç duymadığı anlaşılır. Bununla birlikte âhiretin bütün biyolojik ayrıntılarını dünya şartlarıyla açıklamak mümkün değildir.

İnsanın dünyadaki en büyük mutluluklarından biri sevdiği insanlarla beraber olmaktır.
Bir anne evladını, bir baba ailesini, bir insan sevdiği dostlarını kaybetmek istemez.
Ancak dünya hayatında ayrılık kaçınılmazdır.
İşte Cennet'in en büyük müjdelerinden biri, iman ve salih amel üzere bulunan sevdiklerin Allah'ın rahmetiyle yeniden bir araya gelebilmesidir.
Ra'd Suresi'nin 23. ayetinde, salih kimselerin atalarından, eşlerinden ve nesillerinden uygun olanlarla birlikte Adn cennetlerine girecekleri bildirilir.
Tûr Suresi'nin 21. ayetinde ise iman edenlerin, imanla kendilerine tâbi olan nesilleriyle buluşturulmasından söz edilir.
Bu ayetler, Cennet'te aile bağlarının bütünüyle yok olmayacağını göstermektedir.
Fakat burada önemli bir ölçü vardır: Her aile ferdinin, sırf akrabalık sebebiyle kesin olarak Cennet'e gireceği söylenemez. Hüküm Allah'a aittir.
Yüce Allah şöyle buyurur:
“Biz onların göğüslerindeki kini söküp attık. Artık kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar.”
Hicr, 15:47 (mealen).
Bu ayet son derece dikkat çekicidir.
Dünyada insanlar arasında anlaşmazlıklar, kıskançlıklar, kırgınlıklar ve düşmanlıklar meydana gelir.
Cennet'te ise kalpler bu olumsuz duygulardan arındırılır.
Böylece insan yalnızca güzel bir çevrede yaşamaz; aynı zamanda iç dünyasında da huzura kavuşur.
Cennet'in güzelliği yalnızca dışındaki bahçelerde değil, insanların temizlenmiş kalplerinde de tecelli eder.
Dünya hayatındaki bütün mutlulukların üzerinde ölümün gölgesi bulunmaktadır.
İnsan çok zengin olabilir, sağlıklı olabilir, güzel bir aileye sahip olabilir. Fakat bütün bunların bir gün sona ereceğini bilir.
Cennet'in en önemli özelliklerinden biri bu korkunun tamamen ortadan kalkmasıdır.
Peygamber Efendimiz, Cennet ve Cehennem ehlinin yerlerine yerleşmelerinden sonra ölümün sona erdirileceğini ve artık ölüm olmayacağının ilan edileceğini bildirmiştir.
Kaynak: Buhârî, 6548; Müslim, 2850.
Bu hadis üzerinde düşündüğümüzde önemli bir hakikat ortaya çıkar:
Dünyada insanın en büyük korkularından biri, sevdiği güzelliklerin kaybolmasıdır.
Cennet'te ise bu korku bulunmayacaktır.
Çünkü orada mutluluğun ardından ölüm, kavuşmanın ardından zorunlu ayrılık ve gençliğin ardından ihtiyarlık gelmeyecektir.
Kur'ân ve hadislerde Cennet'in derecelerinden söz edilir.
Bu, bütün Cennet ehlinin makam ve mükâfatlarının aynı olmadığına işaret eder.
Mü'minûn Suresi'nin 1-11. ayetlerinde kurtuluşa eren müminlerin özellikleri anlatılır. Bu kimselerin Firdevs'e vâris olacakları bildirilir.
Peygamber Efendimiz de Allah'tan Cennet istendiğinde Firdevs'in istenmesini tavsiye etmiştir.
Kaynak: Buhârî, 2790.
Buradan şu ders çıkar:
İnsan yalnızca Cennet'e girmeyi istemekle yetinmemeli, Allah'ın rızasını kazanacak güzel amellerle yüksek derecelere ulaşmaya çalışmalıdır.
Ancak Cennet'in dereceleri dünyadaki makam rekabeti gibi değerlendirilmemelidir. Cennet ehlinin kalplerinden kıskançlık ve huzursuzluk kaldırılacaktır.
Cennet'in maddî güzellikleri Kur'ân'da ayrıntılı biçimde anlatılır. Ancak bütün bu nimetlerin üzerinde çok daha büyük bir saadet vardır.
O da Allah'ın rızasına kavuşmaktır.
Tevbe Suresi'nin 72. ayetinde Cennet nimetleri anlatıldıktan sonra Allah'ın rızasının hepsinden daha büyük olduğu bildirilir.
Bu ayet, Cennet'in gerçek değerini anlamak bakımından temel bir ölçüdür.
Kıyâme Suresi'nin 22-23. ayetlerinde bazı yüzlerin o gün aydınlık olacağı ve Rablerine bakacağı bildirilir.
Ehl-i sünnet âlimleri bu ayetleri, müminlerin âhirette Allah'ı göreceklerine delil olarak değerlendirmiştir. Bunun nasıl gerçekleşeceği ise dünya şartlarıyla açıklanamaz.
Diyanet Kur’an Platformu
Burada Allah'ın herhangi bir cisme benzediği veya mekânla sınırlandığı düşünülmemelidir.
Allah'ın görülmesi, O'nun yaratılmış varlıklara benzetilmesini gerektirmez.
Peygamber Efendimiz'in bildirdiğine göre Allah, Cennet ehline kendilerinden razı olduğunu ve artık onlara gazap etmeyeceğini müjdeleyecektir.
Kaynak: Müslim, 2829 olarak da numaralandırılan rivayet; bazı numaralandırmalarda 2849b.
Sunnah
Düşünelim:
Bir insan bütün nimetlere kavuşsa fakat kendisini yaratan Rabbinden uzak olduğunu düşünse, gerçek huzuru nasıl tamamlanabilir?
İşte Cennet'in en yüksek saadeti, yalnızca nimetlere kavuşmak değil, o nimetleri veren Allah'ın rızasına erişmektir.

İmam Gazâlî (1058–1111)
Gazâlî, özellikle İhyâü Ulûmi'd-Dîn adlı eserinde insanın kalp terbiyesine, nefsin arındırılmasına, dünya sevgisinin sınırlandırılmasına ve âhiret saadetine büyük önem verir.
İmam Gazâlî'nin yaklaşımını anlayabilmek için Cennet'i yalnızca maddî nimetler üzerinden değerlendirmemek gerekir.
Onun düşüncesinde insanın kalbi, Allah'ı tanımaya ve sevmeye yöneldikçe hakiki saadete yaklaşır.
Gazâlî'nin ahlâk anlayışında dünya nimetleri bütünüyle kötü değildir.
Asıl tehlike, insanın geçici nimetleri hayatının nihai amacı hâline getirmesidir.
Mal, makam, güzellik ve şöhret insanı Allah'tan uzaklaştırıyorsa kalbin önünde bir perdeye dönüşebilir.
Buna karşılık aynı nimetler şükür, infak ve hayırlı işler için kullanıldığında âhiret saadetine vesile olabilir.
Gazâlî'nin düşüncesinden hareketle Cennet'e hazırlanmayı dört temel esasla açıklayabiliriz:
Birincisi: Kalbin temizlenmesi. Kibir, haset, riya, kin ve gösteriş gibi kötü huylarla mücadele edilmelidir.
İkincisi: Allah sevgisinin geliştirilmesi. İbadet yalnızca mükâfat kazanma aracı olarak görülmemeli, Allah'a yakınlaşma niyetiyle yapılmalıdır.
Üçüncüsü: Günahlardan tövbe edilmesi. İnsan hata yapabilir; önemli olan hatasında ısrar etmemesi ve Allah'ın rahmetine yönelmesidir.
Dördüncüsü: Güzel ahlâkın kazanılması. Merhamet, doğruluk, sabır, adalet ve tevazu insanın manevi olgunlaşmasına hizmet eder.
Gazâlî'nin genel düşüncesinde Allah'ı tanıma, sevme ve O'na yakınlık, insanın en yüksek manevi gayeleri arasındadır.
Bu sebeple Cennet'in en büyük değeri yalnızca orada bulunan nimetler değildir.
O nimetlerin arkasındaki ilahî rahmeti tanımak ve Allah'ın rızasına kavuşmaktır.
Bu değerlendirme, Gazâlî'nin eserlerinin ana düşüncelerinden çıkarılmış bir özettir; doğrudan alıntı değildir.

Bediüzzaman Said Nursî (1878–1960)
Risale-i Nur'da âhiret ve Cennet konusu özellikle Onuncu Söz (Haşir Risalesi), Yirmi Dokuzuncu Söz ve Yirmi Sekizinci Söz gibi bölümlerde ele alınır.
Risale-i Nur'un Cennet'e bakışı, Allah'ın isimleri, kâinattaki hikmet ve insanın ebediyet arzusu etrafında şekillenir.
Dünyaya baktığımızda sayısız canlıya rızık verildiğini görürüz.
Bir kuşun yavrusuna besin taşıması, bir annenin çocuğuna şefkat göstermesi, toprağın sayısız bitkiye kaynaklık etmesi Allah'ın rahmetini düşündüren örneklerdir.
Risale-i Nur'un haşir delillerinde bu rahmetten hareketle âhiretin varlığına dikkat çekilir.
Buradaki akıl yürütme şöyledir:
Allah dünyada sayısız canlıya merhamet etmekte ve ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
İnsana ise yalnızca kısa süreli ihtiyaçlar değil, sonsuz hayat arzusu da verilmiştir.
Böyle bir arzunun varlığı, ilahî rahmet ve hikmet açısından ebedî hayatın varlığı üzerinde düşünmeye sevk eder.
Bu, Risale-i Nur'un imanî ve felsefî delillendirme yöntemidir; fiziksel bir deneyin sonucu olarak sunulmaz.
Dünyada her iyiliğin karşılığı tam olarak verilmez.
Bazen mazlum insanlar büyük sıkıntılar yaşar. Bazen zalimler dünyada cezalarını görmeden ölür.
İnsan vicdanı ise adaletin tamamlanmasını ister.
Risale-i Nur'un haşir izahlarında Allah'ın mutlak adaletinin, dünya hayatıyla sınırlı olmayan bir hesap ve mükâfat âlemini gerektirdiği savunulur.
Cennet bu açıdan yalnızca nimetler yurdu değildir; iman, sabır, fedakârlık ve salih amelin mükâfatlandırıldığı ebedî saadet yurdudur.













Dünyadaki güzellikleri düşünelim.
Bir çiçeğin rengi, bir meyvenin lezzeti, bir kuşun sesi, yağmurdan sonraki toprağın kokusu ve bir çocuğun gülümsemesi insana ayrı ayrı mutluluk verir.
Risale-i Nur'un tefekkür anlayışına göre bütün bu güzellikler Allah'ın isimlerinin tecellilerini gösterir.
Rahmân: Bütün varlıkları kuşatan rahmeti hatırlatır.
Rahîm: Kullara yönelik hususi merhameti düşündürür.
Kerîm: İkram ve cömertliği gösterir.
Cemîl: Güzelliğin ilahî kaynağına işaret eder.
Hakîm: Yaratılıştaki hikmet ve düzeni hatırlatır.
Bâkî: Ebediyetin gerçek sahibinin Allah olduğunu bildirir.
Bu bakış açısıyla dünya nimetleri, âhirette vaat edilen daha büyük nimetleri anlamamıza yardımcı olan işaretler olarak değerlendirilebilir.
İnsan yalnızca bugünü düşünmez.
Geleceğini, ailesini, ölümden sonrasını ve sonsuzluğu merak eder.
Risale-i Nur'da insanın ebediyet arzusu önemli bir tefekkür konusudur.
İnsanın sınırlı bir dünyada sonsuzluk istemesi, onun yalnızca maddî ihtiyaçlardan ibaret olmadığını düşündürür.
Bediüzzaman'ın yaklaşımında bu arzu, insanın ebedî saadet için yaratıldığına işaret eden delillerden biri olarak değerlendirilir.
Hadislerde Cennet'in sekiz kapısından söz edilir.
Buhârî ve Müslim'de yer alan rivayetlerde namaz, oruç ve diğer hayırlı amellerle ilgili kapılardan bahsedilir. Oruçlulara mahsus kapının adı Reyyân olarak bildirilmiştir.
Bu kapılar, ibadetlerin ve hayırlı amellerin Allah katındaki değerini hatırlatır.
Ancak halk arasında dolaşan sekiz kapının tamamına ilişkin isim listelerinin her biri aynı derecede sağlam rivayetlere dayanmamaktadır. Bu nedenle sahih hadislerde açıkça bildirilenlerle sonradan yaygınlaşan isimlendirmeler birbirinden ayrılmalıdır.
Cennet'in derecelerinin bulunması da ilahî adalet ve mükâfatın farklılığıyla ilişkilendirilebilir.
Bu, insanların en çok merak ettiği sorulardan biridir.
Dünyada zamanın geçişi değişimlerle hissedilir.
Güneş doğar ve batar. İnsan yaşlanır. Günler, aylar ve yıllar geçer.
Cennet'te ise dünya hayatındaki ölüm, ihtiyarlık ve yorgunluk bulunmaz.
Kur'ân'da Cennet ehlinin sabah-akşam rızıklandırılmasından söz edilir (Meryem, 19:62). Fakat bu ifadeden Cennet'te dünyanınkiyle tamamen aynı gece-gündüz düzeninin bulunduğu kesin olarak çıkarılamaz.
Âhirette zamanın fiziksel mahiyetinin nasıl olacağını kesin biçimde bilmiyoruz.
Kesin olarak bildirilen husus, Cennet hayatının ebedî olduğudur.
İnsan dünyada uzun süren bir mutluluğun ardından sıkılabilir. Fakat Cennet hayatını dünyadaki psikolojik ve bedensel sınırlamalarla değerlendirmek doğru değildir.
Kur'ân'da Cennet ehlinin oradan başka bir yere geçmek istemeyecekleri bildirilir (Kehf, 18:108).
İnsan dünyada ne kadar güzel bir şeye sahip olursa olsun onun eksilmesi veya kaybolması mümkündür.
En güzel çiçek solar.
En lezzetli meyve tükenir.
En sağlam bina eskir.
En uzun ömür sona erer.
Cennet ise Allah'ın ebedî kıldığı bir mükâfat yurdudur.
Ra'd Suresi'nin 35. ayetinde Cennet'in yiyeceklerinin ve gölgesinin sürekli olduğu bildirilir.
Bu, Cennet nimetlerinin dünyadaki gibi tükenme ve bozulma kanunlarına bağlı olmadığını gösterir.
Risale-i Nur'un bakışıyla ifade edersek:
Dünyadaki bütün güzellikler Allah'ın kudretiyle meydana gelir. O güzellikleri yaratan kudret, onları âhirette ebedî olarak devam ettirmeye de kadirdir.
Cennet yalnızca üzerinde düşünülmesi gereken bir konu değil, insanın hayatını yönlendiren bir iman hakikatidir.
Kur'ân ve Sünnet'ten hareketle Cennet yolunda şu esaslar öne çıkar:
|
Esas |
Hayatımıza yansıması |
|---|---|
|
İman |
Allah'a ve âhirete samimiyetle inanmak |
|
Namaz |
Allah'a kulluğu ve manevi bağı korumak |
|
Tövbe |
Günahlardan dönmek ve bağışlanma istemek |
|
Kul hakkı |
Başkalarına zulmetmemek, haklarını gözetmek |
|
Güzel ahlâk |
Doğru, merhametli ve güvenilir olmak |
|
İnfak |
Muhtaçlara yardım etmek |
|
Sabır |
Zorluklarda Allah'a güvenmek |
|
Şükür |
Nimetlerin kıymetini bilmek |
Burada önemli bir husus daha vardır.
Peygamber Efendimiz, hiçbir kimsenin yalnızca ameli sayesinde Cennet'e giremeyeceğini; bunun Allah'ın rahmetiyle mümkün olacağını bildirmiştir (Buhârî, 6463; Müslim, 2816).
Bu hadis, ibadetlerin gereksiz olduğu anlamına gelmez.
Aksine insanın amel işlemesi, Allah'ın emirlerine uyması ve aynı zamanda kendi ameline güvenerek kibirlenmemesi gerektiğini öğretir.
İnsan çalışır, ibadet eder, iyilik yapar; fakat nihai kurtuluşu Allah'ın rahmetinden bekler.
|
Kaynak |
Öne çıkan yaklaşım |
|---|---|
|
Kur'ân-ı Kerîm |
Cennet'in gerçekliğini, nimetlerini, ebedîliğini ve Allah'ın rızasını bildirir. |
|
Sünnet ve sahih hadisler |
Cennet ehlinin hayatı, nimetleri, dereceleri ve ebedî saadeti hakkında açıklamalar yapar. |
|
İmam Gazâlî |
Kalbin arındırılması, Allah sevgisi ve manevi saadetin önemini vurgular. |
|
Risale-i Nur |
Cennet'in varlığını Allah'ın rahmeti, adaleti, hikmeti, kudreti ve insanın ebediyet arzusu üzerinden temellendirir. |
Bu dört yaklaşım birbirinin alternatifi değildir.
Kur'ân ve sahih Sünnet dinî bilginin temel kaynaklarıdır. Gazâlî ve Bediüzzaman'ın eserleri ise bu kaynakların anlaşılmasına yönelik ilmî ve manevi yorumlar sunar.
Bu makalede ele aldığımız bütün konuları bir araya getirdiğimizde Cennet'in yaratılış hikmetine ilişkin beş temel anlam üzerinde durabiliriz.
Birincisi: Allah'ın rahmetinin tecellisi. Cennet, Allah'ın kullarına vaat ettiği büyük rahmet ve ikram yurdudur.
İkincisi: İlahi adaletin gerçekleşmesi. Dünyada karşılığı tam olarak görülmeyen iyilikler, fedakârlıklar ve sabırlar âhirette karşılık bulur.
Üçüncüsü: İnsanın ebediyet arzusunun karşılanması. İnsan, dünyada sürekli kaybettiği güzelliklere Cennet'te Allah'ın lütfuyla ebedî biçimde kavuşur.
Dördüncüsü: Allah'ın isimlerinin tanınması. Cennet nimetleri, ilahî rahmet, kerem, güzellik ve kudret üzerinde tefekküre vesile olur.
Beşincisi: Allah'ın rızasına kavuşmak. Cennet'in en yüksek saadeti, yalnızca yaratılmış nimetlerden faydalanmak değil, bütün nimetlerin sahibi olan Allah'ın rızasına erişmektir.
İnsan bu dünyaya gelir, büyür, öğrenir, sever, çalışır, sevinir, üzülür ve sonunda ölür.
Fakat İslâm inancına göre ölüm, insanın bütünüyle yok olması değildir. Dünya hayatından âhiret hayatına geçiştir.
Cennet ise Allah'ın rahmetiyle kurtuluşa eren kullar için hazırlanmış ebedî saadet yurdudur.
Orada ölüm yoktur.
İhtiyarlık yoktur.
Hastalık yoktur.
Kalpleri yaralayan kin ve düşmanlık yoktur.
Nimetlerin tükenmesi ve saadetin sona ermesi yoktur.
Hepsinden önemlisi, Allah'ın rızasına kavuşma müjdesi vardır.
İnsanın dünya hayatındaki en büyük kazancı, yalnızca mal, makam veya şöhret elde etmek değildir. İmanını koruyarak, güzel ahlâkla yaşayarak ve Allah'ın rahmetini umarak ebedî hayata hazırlanmaktır.
Kur'ân'ın Cennet tasvirleri insana iki büyük hakikati öğretir: Dünya hayatı geçicidir; Allah'ın vaat ettiği âhiret hayatı ise ebedîdir.
Kur'ân-ı Kerîm: Bakara 2:25; Âl-i İmrân 3:133; Ra'd 13:23, 35; Hicr 15:47; Kehf 18:108; Mü'minûn 23:1–11; Fâtır 35:35; Muhammed 47:15; Tûr 52:21; Vâkıa 56:10–40; Rahmân 55:46–76; Tevbe 9:72; Kıyâme 75:22–23; İnsân 76:5–22.
Hadisler: Sahih-i Buhârî, Rikâk ve Cennet ile ilgili rivayetler; Sahih-i Müslim, Kitâbü'l-Cenne.
İmam Gazâlî: İhyâü Ulûmi'd-Dîn, özellikle tövbe, sabır, şükür, Allah sevgisi, dünya sevgisinin yerilmesi ve ölüm ile âhiretin hatırlanması konuları.
Bediüzzaman Said Nursî: Sözler, Onuncu Söz, Yirmi Sekizinci Söz ve Yirmi Dokuzuncu Söz.
Diyanet İşleri Başkanlığı: Kur'ân-ı Kerîm Meali ve Tefsiri.
Not: Makaledeki ayet ifadeleri yer yer anlamı öne çıkaran meal aktarımlarıdır. Gazâlî ve Risale-i Nur'a ilişkin açıklamalar ise açıkça belirtilmedikçe doğrudan alıntı değil, eserlerin temel fikirlerinden hareketle yapılmış yorumlardır.
Yorumlar:
Yorum Yazabilirsiniz.