18px

ASHÂB-I UHDÛD KISSASINDAN İBRETLİ VE HİKMETLİ DERSLER


ASHÂB-I UHDÛD KISSASINDAN İBRETLİ VE HİKMETLİ DERSLER

 

ASHÂB-I UHDÛD KISSASINDAN İBRETLİ VE HİKMETLİ DERSLER

Giriş: İman Uğruna Ateşe Atılan Müminler

Kur’ân-ı Kerîm’de bazı hadiseler çok uzun ayrıntılarla değil, birkaç güçlü ayetle anlatılır. Çünkü Kur’ân'ın maksadı yalnızca tarih öğretmek değil; insanın imanını kuvvetlendirmek, hak ile bâtıl arasındaki mücadeleyi göstermek ve her çağın insanına ders vermektir.

Ashâb-ı Uhdûd kıssası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Burûc Sûresi'nde şöyle buyrulur:

“Kahrolsun o hendek sahipleri! Tutuşturulmuş ateşle dolu hendeklerin sahipleri! Hani onlar ateşin başında oturmuşlar ve müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlardan yalnızca mutlak güç sahibi ve övgüye layık Allah'a iman ettikleri için intikam alıyorlardı.”

(Burûc, 85/4-8)

Bu ayetler bize dehşet verici bir zulmü haber verir: İnsanlar yalnızca Allah'a iman ettikleri için ateş dolu hendeklere atılmaktadır.

Fakat kıssanın derin mesajı yalnızca zulmün büyüklüğü değildir.

Asıl mesaj şudur:

Bazen zahiren ateşe atılanlar mağlup değil, hakikatte galiptir; onları ateşe atanlar ise güçlü görünmelerine rağmen ebedî bir mağlubiyete yürümektedir.


1. “Uhdûd” Ne Demektir?

Arapçada “uhdûd”, yerde açılmış uzun ve büyük hendek anlamına gelir.

“Ashâb-ı Uhdûd” ifadesi ise genel olarak:

“Hendek sahipleri”

anlamındadır.

Kur’ân'ın bildirdiğine göre zalimler büyük hendekler kazmış, bunları ateşle doldurmuş ve Allah'a iman eden insanları imanlarından vazgeçirmek için bu ateşlere atmışlardır.

Kur’ân özellikle zulmün sebebine dikkat çeker:

“Onlardan yalnızca Azîz ve Hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.”

(Burûc, 85/8)

Müminlerin suçu hırsızlık, cinayet veya isyan değildi.

Tek “suçları”:

“Rabbimiz Allah'tır.”

demeleriydi.


2. Sahih Hadiste Kral, Genç, Rahip ve Sihirbaz

Sahih Müslim'de Hz. Peygamber'in ﷺ anlattığı meşhur hadis, Ashâb-ı Uhdûd kıssasıyla ilişkilendirilmiştir.

Bir zamanlar zalim bir kral vardı.

Kralın yanında bir sihirbaz bulunuyordu. Sihirbaz yaşlanınca krala:

“Ben artık yaşlandım. Bana bir genç gönder de ona sihir öğreteyim.”

dedi.

Kral bir genç seçti.

Genç, sihirbazın yanına gidip gelmeye başladı.

Fakat yol üzerinde Allah'a iman eden bir rahiple karşılaştı.

Rahibin sözlerini dinledi.

Kalbi hakikate açıldı.

Böylece genç bir tarafta sihirbazın, diğer tarafta rahibin söyledikleri arasında kalmıştı.

Fakat zamanla hakikatin rahibin anlattığı iman yolunda olduğunu anladı.

Burada kıssanın ilk büyük dersi ortaya çıkar:

Hakikat bazen insanın hayatına hiç beklemediği bir karşılaşmayla girer.


3. Genç Hakikati Nasıl Anladı?

Bir gün insanların yolunu büyük bir hayvan kapattı.

Genç kendi kendine:

“Bugün rahibin mi yoksa sihirbazın mı daha üstün olduğunu anlayacağım.”

dedi.

Bir taş aldı ve:

“Allah'ım! Eğer rahibin işi Senin katında sihirbazın işinden daha sevimli ise bu hayvanı öldür.”

diye dua ederek taşı attı.

Hayvan öldü ve insanlar yollarına devam ettiler.

Genç rahibe gidip hadiseyi anlattı.

Rahip ona çok önemli bir söz söyledi:

“Evladım! Bugün sen benden daha üstün bir mertebeye ulaştın. Sen mutlaka imtihan edileceksin.”

Bu ifade iman hayatının önemli bir hakikatini gösterir:

İman kuvvetlendikçe imtihan tamamen ortadan kalkmayabilir.

Bazen tam tersine insanın taşıyabileceği sorumluluk büyür.

Kur’ân şöyle buyurur:

“İnsanlar, ‘İman ettik.’ demekle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?”

(Ankebût, 29/2)


4. Gencin Duasıyla Hastaların İyileşmesi

Allah'ın izniyle genç bazı hastalıkların iyileşmesine vesile olmaya başladı.

Fakat genç insanlara açıkça şunu söylüyordu:

“Ben kimseyi iyileştirmiyorum. Şifayı veren Allah'tır.”

Bu, tevhidin çok önemli bir dersidir.

Doktor sebeptir.

İlaç sebeptir.

Tedavi sebeptir.

Fakat gerçek şifa Allah'tandır.

Kur’ân'da Hz. İbrahim'in sözü şöyledir:

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.”

(Şuarâ, 26/80)

Demek ki mümin sebepleri reddetmez.

Doktora gider.

İlaç kullanır.

Tedavi olur.

Fakat kalbini sebeplere bağlamaz.

Sebebe müracaat eder, neticeyi Allah'tan bilir.


5. Kralın Adamının İman Etmesi

Kralın yakınlarından kör bir kişi gence geldi.

Ona çok sayıda hediye getirerek:

“Beni iyileştirirsen bunların hepsi senindir.”

dedi.

Genç:

“Ben kimseyi iyileştirmem. Şifayı veren Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen, ben de Allah'a dua ederim; O da sana şifa verir.”

dedi.

Adam iman etti.

Allah ona şifa verdi.

Sonra kralın yanına döndü.

Kral onun gözlerinin iyileştiğini görünce:

“Gözlerini sana kim geri verdi?”

diye sordu.

Adam:

“Rabbim.”

dedi.

Kral:

“Senin benden başka rabbin mi var?”

deyince adam:

“Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah'tır.”

dedi.

İşte tevhidin zalim otoriteleri rahatsız eden tarafı burada ortaya çıkar:

Tevhid insanı Allah'tan başkasının önünde kulluktan kurtarır.

Gerçek iman insana:

“Mutlak hâkimiyet Allah'ındır.”

şuurunu verir.


6. İşkence Karşısında İman

Kral adamı işkenceye tâbi tuttu.

Sonunda adam genci söyledi.

Genç getirildi.

O da rahibi söyledi.

Rahip getirildi.

Rahibe imanından vazgeçmesi emredildi.

Kabul etmeyince korkunç şekilde öldürüldü.

Kralın adamı da imanından dönmedi ve öldürüldü.

Burada çok ağır fakat önemli bir ders vardır:

Hakikat bazen bedel ister.

Her iman imtihanının bedeli can değildir.

Fakat insan zaman zaman:

  • menfaatinden,

  • makamından,

  • rahatından,

  • çevresinin takdirinden,

  • nefsinin arzusundan

Allah'ın rızası için vazgeçmek zorunda kalabilir.


7. Kral Genci Öldürmek İstiyor

Kral genci öldürmek istedi.

Adamlarına:

“Onu dağın tepesine çıkarın. Dininden dönerse bırakın; dönmezse aşağı atın.”

dedi.

Dağa çıktıklarında genç dua etti:

“Allah'ım! Dilediğin şekilde beni bunlardan kurtar.”

Dağ sarsıldı.

Kralın adamları düştüler.

Genç kurtuldu.

Fakat kaçıp saklanmadı.

Tekrar kralın karşısına çıktı.

Kral şaşırdı:

“Yanındaki adamlara ne oldu?”

Genç:

“Allah beni onlardan kurtardı.”

dedi.


8. Denizde İkinci Ölüm Teşebbüsü

Kral tekrar adamlarını çağırdı.

Bu defa:

“Onu bir gemiye bindirin, denizin ortasına götürün. Dininden dönmezse denize atın.”

dedi.

Genç yine dua etti:

“Allah'ım! Dilediğin şekilde beni bunlardan kurtar.”

Gemi devrildi.

Kralın adamları boğuldu.

Genç yine kurtuldu.

Ve tekrar kralın yanına döndü.

Bu hadiseler bize çok önemli bir tevekkül ölçüsü öğretmektedir:

Tevekkül, tehlikenin bulunmadığını düşünmek değildir.

Tevekkül:

Tehlikenin içinde Allah'ın kudretinin bütün tehlikelerden daha büyük olduğunu bilmektir.


9. Gencin Büyük Stratejisi

Genç sonunda krala şaşırtıcı bir şey söyledi:

“Benim sana söyleyeceğim şeyi yapmadıkça beni öldüremezsin.”

Kral:

“Nedir?”

diye sordu.

Genç şöyle bir plan anlattı:

Halkı büyük bir meydanda toplayacaktı.

Genci bir ağaca bağlayacaktı.

Gencin oklarından birini alacaktı.

Sonra:

“Bu gencin Rabbi olan Allah'ın adıyla.”

diyerek oku atacaktı.

Kral bunu yaptı.

Ok gence isabet etti.

Genç öldü.

Kral:

“Genci öldürdüm!”

diye düşünüyordu.

Fakat tam o anda bütün plan tersine döndü.


10. Halkın Topluca İman Etmesi

Gencin ölümünü gören insanlar hep birlikte:

“Gencin Rabbine iman ettik!”

dediler.

Kral bir kişiyi susturmak isterken binlerce insanın imanına vesile olmuştu.

İşte kıssanın en muhteşem noktalarından biri budur:

Bâtıl, hakkı yok etmeye çalışırken bazen hakkın yayılmasına hizmet eder.

Kral gencin bedenini öldürmüş fakat gencin davasını bütün halka duyurmuştu.

Bu sebeple gencin ölümü zahiren ölüm, hakikatte büyük bir tebliğ zaferiydi.


11. Ateş Dolu Hendeklerin Kazılması

Kral halkın iman ettiğini görünce öfkelendi.

Yolların kenarlarına hendekler kazdırdı.

İçlerine büyük ateşler yaktırdı.

İnsanlara:

“Dininden dön!”

deniliyordu.

Dönenler bırakılıyor, imanında sebat edenler ateşe atılıyordu.

İşte Kur’ân'ın:

Ashâb-ı Uhdûd

olarak anlattığı büyük zulüm böyle ortaya çıktı.


12. Çocuğuyla Ateşin Önüne Gelen Anne

Hadisin en dokunaklı sahnelerinden biri bir anneyle ilgilidir.

Bir kadın bebeğiyle ateşin önüne getirildi.

Anne bir an tereddüt etti.

Çünkü kendisi ölmeye razı olsa bile bebeğinin ateşe atılmasına dayanmak çok zordu.

Allah'ın izniyle çocuk konuştu:

“Anneciğim! Sabret. Çünkü sen hak üzeresin.”

Anne böylece imanında sebat etti.

Bu sahne bize gösteriyor ki:

Sabır, acı hissetmemek değildir.

Sabır:

Acıya rağmen Allah'a sadakat göstermektir.


13. Kur’ân'ın Dikkat Çektiği Korkunç Psikoloji

Kur’ân şöyle buyurur:

“Hani onlar ateşin başında oturmuşlar ve müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.”

(Burûc, 85/6-7)

Burada zulmün başka bir boyutu vardır.

Zalimler yalnızca insanları öldürmüyorlardı.

Yaptıkları zulmü seyrediyorlardı.

Bu durum kalbin ne kadar katılaşabileceğini gösterir.

Günah küçük görüldükçe kalp hassasiyetini kaybedebilir.

Zulüm normalleştıkça insan başkasının acısından etkilenmemeye başlayabilir.

Bu nedenle mümin kalbinin merhametini korumalıdır.


14. Gerçek Suçları Neydi?

Kur’ân bunun cevabını açıkça verir:

“Onlardan yalnızca Azîz ve Hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.”

(Burûc, 85/8)

Bu ayet hak ile bâtıl arasındaki mücadelenin temel sebeplerinden birini gösterir.

Mümin:

“Allah'tan başka ilah yoktur.”

dediğinde yalnızca teorik bir cümle söylemez.

Aynı zamanda:

“Allah'tan başkasını mutlak otorite kabul etmiyorum.”

demiş olur.

Bu nedenle gerçek tevhid insanı mânen özgürleştirir.


15. Ashâb-ı Uhdûd Gerçekten Kaybetti mi?

Dışarıdan bakıldığında:

Kral hayatta.

Ordusu var.

Ateşi var.

İktidarı var.

Müminler ise öldürülüyor.

O halde kim kazandı?

Kur’ân'ın ölçüsüyle cevap farklıdır.

Müminler imanlarını koruyarak Allah'ın huzuruna gittiler.

Zalimlerin zulmü ise kıyamete kadar Kur’ân'da lanetle anılır hâle geldi.

Demek ki:

Başarı yalnızca dünyadaki sonucu kazanmak değildir.

Asıl başarı:

Allah'ın huzuruna imanla çıkabilmektir.


16. Risale-i Nur Perspektifinden Bakıldığında

Bediüzzaman Said Nursî'nin eserlerinde üzerinde durduğu önemli hakikatlerden biri dünyanın bir imtihan meydanı oluşudur.

İnsan dünyaya yalnız rahat etmek için gönderilmemiştir.

Dünya:

dârü'l-hizmettir; ücret ve mükâfat yeri ise esas itibarıyla âhirettir.

Bu ölçü Ashâb-ı Uhdûd kıssasını anlamada çok önemlidir.

Eğer bütün hesap yalnız dünya hayatında görülecek olsaydı, ateşe atılan müminlerin durumunu açıklamak zorlaşırdı.

Fakat âhiret perspektifinden bakıldığında tablo tamamen değişir.

Zalim birkaç yıllık iktidar kazanabilir.

Mazlum ise ebedî saadet kazanabilir.

Böylece geçici dünya ile ebedî âhiret karşılaştırıldığında gerçek kazanan ortaya çıkar.


17. Musibet İmanın Değersiz Olduğunu Göstermez

İnsan bazen şöyle düşünebilir:

“Allah beni seviyorsa neden sıkıntı yaşıyorum?”

Ashâb-ı Uhdûd bunun yanlış bir ölçü olduğunu gösterir.

Allah'a en sadık kullar da ağır imtihanlardan geçebilir.

Peygamberler bunun en açık örneğidir.

Hz. Eyyûb hastalıkla,

Hz. Yusuf zindanla,

Hz. İbrahim ateşle,

Hz. Musa Firavun'la,

Hz. Muhammed ﷺ Mekke müşriklerinin eziyetleriyle

imtihan edilmiştir.

Dolayısıyla:

Musibetin varlığı Allah'ın kulunu terk ettiğinin delili değildir.

Bazen musibet insanın imanının ortaya çıkmasına vesile olan bir imtihan olabilir.


18. Sebeplerin Arkasındaki Kudreti Görmek

Genç:

“Beni dağ kurtardı.”

demedi.

“Şans eseri kurtuldum.”

demedi.

“Allah beni onlardan kurtardı.”

dedi.

Risale-i Nur'un tevhid anlayışında da sebepler bağımsız güç sahibi değildir.

Sebep vardır fakat yaratıcı değildir.

İlaç vardır fakat şifayı yaratamaz.

Toprak vardır fakat tohumu kendi başına hayata getiremez.

Güneş vardır fakat bitkiye hayat veremez.

Bütün sebepler Allah'ın kudretinin perdeleri ve vazifedarlarıdır.

Mümin:

sebeplere müracaat eder fakat sebeplere kulluk etmez.


19. Gencin Tebliğ Metodu

Gencin hayatındaki önemli noktalardan biri de tebliğ anlayışıdır.

İnsanlar onun elinden olağanüstü hadiseler gördüklerinde genç kendisini öne çıkarmadı.

“Ben yaptım.”

demedi.

Tam tersine:

“Şifayı veren Allah'tır.”

dedi.

Bu, günümüz hizmet ve tebliğ insanı için çok büyük bir derstir.

İnsanların kendisine değil Allah'a yönelmesine çalışmalıdır.

Çünkü gerçek mürşid kendisine bağlayan değil:

Allah'a ulaştırandır.


20. İhlasın Zirvesi

Genç, sonunda kendi ölümünün insanların imanına vesile olacağını anlamış görünmektedir.

Kendi hayatından vazgeçerek hakikatin geniş kitlelere ulaşmasına vesile olmuştur.

Burada ihlasın çok yüksek bir mertebesi görülür:

“Ben ne olacağım?” değil, “Hakikat nasıl duyulacak?”

Bu tavır insanın nefsini değil Allah'ın rızasını merkeze koymasının güçlü bir örneğidir.


21. Korku ile İman Arasındaki Mücadele

Kralın temel silahı korkuydu.

Dağdan atılmak.

Denize atılmak.

İşkence.

Ateş.

Ölüm.

Fakat iman insana ölümün son olmadığını öğretir.

Kur’ân şöyle buyurur:

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Bilakis onlar diridirler...”

(Bakara, 2/154)

Âhirete iman kuvvetlendikçe dünyevî tehditlerin insan üzerindeki mutlak hâkimiyeti kırılır.


22. Zulmün En Büyük Düşmanı: Hakikate İnanmış İnsan

Kralın ordusu vardı.

Gencin ordusu yoktu.

Kralın makamı vardı.

Gencin makamı yoktu.

Kralın silahları vardı.

Gencin silahı yoktu.

Fakat gençte bir şey vardı:

İman.

Ve sonunda kralın korktuğu gerçekleşti.

Halk:

“Gencin Rabbine iman ettik.”

dedi.

Bu bize şunu öğretir:

Hakikat, maddî güçle ölçülemez.

Bazen samimi bir insanın söylediği doğru bir söz binlerce insanın hayatını değiştirebilir.


23. Zulüm Bazen Kendi Sonucunu Hazırlar

Kral genci öldürmekle iman hareketini bitireceğini düşünüyordu.

Fakat gencin ölümü halkın imanına vesile oldu.

Bu tarih boyunca tekrar tekrar görülen bir hakikattir.

Hakikat baskıyla tamamen yok edilemez.

Çünkü:

Fikir öldürülemez; hakikat ateşte yakılamaz.


24. Anne ve Bebeğin Verdiği Büyük Ders

Anne ateşe yaklaşınca tereddüt etti.

Bu durum onun imansız olduğunu göstermez.

Bu, annelik şefkatinin doğal sonucudur.

Bebeğinin:

“Anneciğim, sabret; sen hak üzeresin.”

demesi ise kıssanın en dokunaklı mesajlarından biridir.

Bazen insan hak üzerinde olduğunu bilir fakat dayanma gücü azalır.

İşte böyle zamanlarda:

bir ayet,

bir dua,

bir dostun sözü,

bir nasihat,

bir hatırlatma

insana yeniden güç verebilir.


25. Günümüz İnsanına 30 İbretli Ders

Ashâb-ı Uhdûd kıssasından şu temel dersler çıkarılabilir:

  1. İman bazen bedel ister.

  2. Hakikat çoğunluğa göre belirlenmez.

  3. Zulmün güçlü olması onu haklı yapmaz.

  4. Maddî kuvvet gerçek zaferin ölçüsü değildir.

  5. Allah dilerse zayıf görünen bir genci büyük bir davanın vesilesi yapabilir.

  6. Hidayet Allah'ın büyük nimetidir.

  7. İlmi hakikati öğrendikten sonra yaşamak gerekir.

  8. Tebliğ eden insan kendisini değil Allah'ı göstermelidir.

  9. Şifayı hakikatte Allah verir.

  10. Sebepler kullanılmalı fakat netice Allah'tan bilinmelidir.

  11. İman insanı kula kulluktan kurtarır.

  12. Zalimlerin en büyük korkularından biri insanların hakikati öğrenmesidir.

  13. Sabır pasiflik değildir.

  14. Tevekkül sebepleri terk etmek değildir.

  15. Ölüm mümin için mutlak yokluk değildir.

  16. Âhiret inancı insana büyük cesaret verir.

  17. Bir insanın samimiyeti binlerce insana tesir edebilir.

  18. Hakikat uğrunda çekilen sıkıntılar boşa gitmez.

  19. Zalimlerin zulmü sonsuza kadar sürmez.

  20. Dünya nihai hesap yeri değildir.

  21. Gerçek adalet âhirette tam olarak gerçekleşecektir.

  22. Mümin neticeyi değil vazifesini esas almalıdır.

  23. Allah bazen düşmanın planını hakikatin yayılmasına vesile yapar.

  24. İnsanların alkışı değil Allah'ın rızası esas olmalıdır.

  25. Korku geldiğinde iman hakikatleri hatırlanmalıdır.

  26. Çocuklara küçük yaştan itibaren iman şuuru verilmelidir.

  27. Anne-babaların iman ve ahlâkı çocuklar üzerinde derin iz bırakır.

  28. Merhametin kaybolması insanı zulme götürebilir.

  29. Günah ve zulüm normalleştirilmemelidir.

  30. En büyük başarı imanla yaşamak ve imanla Allah'ın huzuruna çıkmaktır.


26. Kıssanın En Büyük Mesajı

Ashâb-ı Uhdûd kıssasının merkezindeki soru şudur:

İnsan imanını ne karşılığında satar?

Mal için mi?

Makam için mi?

Can korkusu için mi?

Toplum baskısı için mi?

Rahatını kaybetmemek için mi?

Ashâb-ı Uhdûd bize cevap verir:

İman bütün dünyadan daha kıymetlidir.

Çünkü dünya geçicidir.

İman ise insanın ebedî hayatını ilgilendirir.


27. Kur’ân'ın Zalimlere Uyarısı

Burûc Sûresi yalnız geçmişteki zalimleri anlatmaz.

Bütün zamanların zalimlerine seslenir:

“Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip sonra tövbe etmeyenler için cehennem azabı ve yakıcı azap vardır.”

(Burûc, 85/10)

Burada dikkat çekici bir rahmet kapısı da vardır:

“Sonra tövbe etmeyenler...”

Yani bu kadar büyük zulmün ardından dahi samimi tövbenin kapısı hatırlatılmaktadır.

Bu, Allah'ın rahmetinin büyüklüğünü gösterir.

Fakat tövbe edilmezse ilahî adalet mutlaka tecelli edecektir.


28. Müminlere Verilen Müjde

Hemen sonraki ayette ise:

“İman edip salih amel işleyenlere, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.”

(Burûc, 85/11)

buyrulur.

Dikkat edilirse Kur’ân başarı tarifini kendisi yapmaktadır:

“İşte büyük kurtuluş budur.”

Büyük başarı;

çok para,

yüksek makam,

şöhret,

iktidar

değildir.

Büyük başarı:

Allah'ın rızasını ve ebedî cenneti kazanmaktır.


29. Ashâb-ı Uhdûd ve Günümüz Mümini

Bugün çoğumuz ateş dolu hendeklerin önünde değiliz.

Fakat imanımız daha küçük imtihanlarla sürekli sınanabilir.

Haram kazanç karşısında,

kul hakkı karşısında,

yalnız kaldığımızda,

menfaat çatışmasında,

öfke anında,

namaz vakti geldiğinde,

bir haksızlığa şahit olduğumuzda,

doğruyu söylemenin bedeli olduğunda...

insan küçük çapta aynı soruyla karşılaşabilir:

“Allah'ın rızası mı, nefsimin menfaati mi?”

Ashâb-ı Uhdûd'un mesajı burada günlük hayatımıza girer.

Büyük kahramanlıklar küçük sadakatlerle hazırlanır.


30. Risale-i Nur Perspektifinden Son Bir Ölçü: Vazife ve Netice

Risale-i Nur'da kuvvetle vurgulanan hizmet düsturlarından biri, insanın kendi vazifesini yapmakla yükümlü olması; neticeyi ise Allah'a bırakmasıdır.

Gencin hayatında bunun çok çarpıcı bir örneğini görürüz.

O:

“Bütün halk mutlaka iman edecek.”

garantisiyle hareket etmedi.

Hak bildiğini söyledi.

Allah'a tevekkül etti.

Sonunda onun hiç beklenmedik şekilde ölümü dahi binlerce insanın hidayetine vesile oldu.

Bu sebeple mümin:

Vazifesini yapar, neticeyi Allah'a bırakır.

Tohumu eker.

Fakat tohumu çatlatan Allah'tır.

Tebliğ eder.

Fakat hidayeti yaratan Allah'tır.

Tedavi olur.

Fakat şifayı veren Allah'tır.

Çalışır.

Fakat muvaffakiyeti veren Allah'tır.


Sonuç: Ateşin İçinden Gelen Zafer

Ashâb-ı Uhdûd kıssasına yalnız dışarıdan bakarsak ateş görürüz.

Biraz daha derinden bakarsak zulüm görürüz.

Fakat iman gözüyle baktığımızda çok daha büyük bir hakikat görürüz:

Sadakat.

Kral genci öldürdü fakat onun mesajını öldüremedi.

Müminleri ateşe attı fakat imanlarını yakamadı.

İnsanların bedenlerini ortadan kaldırdı fakat tevhid hakikatini ortadan kaldıramadı.

Aradan asırlar geçti.

Kralın saltanatı yok oldu.

Ordusu yok oldu.

Serveti yok oldu.

Sarayları yok oldu.

Fakat ateşe atılan müminlerin imanları bugün Kur’ân okunurken milyonlarca insan tarafından hatırlanmaktadır.

İşte kıssanın en büyük dersi budur:

Hak uğrunda ölmek mağlubiyet olmayabilir; hakikati bırakıp dünyayı kazanmak ise gerçek zafer olmayabilir.

Mümin için esas mesele:

Ne kadar yaşadığı değil, ne uğrunda yaşadığıdır.

Ne kadar dünyalık kazandığı değil,

Allah'ın rızasını kazanıp kazanmadığıdır.

Ve Ashâb-ı Uhdûd'un ateşlerin içinden bütün çağlara ulaşan mesajı sanki şöyledir:

“Dünya geçer, zulüm geçer, korku geçer, ateş söner; fakat Allah için gösterilen iman, sabır, ihlas ve sadakatin mükâfatı ebedî kalır.”

Dua

Allah'ım!

Ashâb-ı Uhdûd'un imanından bize de nasip eyle.

İmtihan karşısında sabır, korku karşısında tevekkül, menfaat karşısında ihlas, bâtıl karşısında hakka sadakat ihsan eyle.

Kalplerimizi sebeplere değil Sana bağla.

Bizi hakkı hak bilip ona tâbi olan, bâtılı bâtıl bilip ondan sakınan kullarından eyle.

Son nefesimize kadar imanımızı muhafaza eyle ve bizleri iman-ı kâmil ile huzuruna kabul eyle.

Âmin.

 

Yorumlar:

Yorum Yazabilirsiniz.

Mail adresiniz gizli kalacaktır. Lütfen bütün alanları doldurun. *


Benzer Bloglar

Hz Eyyub Aleyselam Kısası
  • Salih Avcı
  • 18.01.2025
Hz Eyyub Aleyselam Kısası
Hz Salih Aleyhisselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Salih Aleyhisselam
Hz Yunus Aleyhiselam
  • Salih Avcı
  • 18.08.2026
Hz Yunus Aleyhiselam
Hz. İlyas Aleyhisselâm
  • Salih Avcı
  • 21.08.2026
Hz. İlyas Aleyhisselâm